PORSELEN GÖLGE kitap kapağı

18. bölüm / 25

Bölüm 18: Çarşıdaki Çehre ve Kesişen Kılıç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Bölüm 18: Çarşıdaki Çehre ve Kesişen Kılıç
  1. 1 Bölüm 1: Silinen Çehre, Çalınan İpek1.498 kelime
  2. 2 Bölüm 2: Zehirli Çay Töreni1.349 kelime
  3. 3 Bölüm 3: Rollerin Takası ve Gölgedeki İğne1.236 kelime
  4. 4 Bölüm 4: Porselen Zırhın Ağırlığı816 kelime
  5. 5 Bölüm 5: Mermer Kafes ve Yağmurun Tadı877 kelime
  6. 6 Bölüm 6: İnatçı Kökler ve Gölgedeki Usta612 kelime
  7. 7 Bölüm 7: Eğreti Taht ve Çatı Katındaki Huzur745 kelime
  8. 8 Bölüm 8: Çatlak Sırça ve Kanayan İpek1.051 kelime
  9. 9 Bölüm 9: İmza Töreni ve Gölgedeki İttifak710 kelime
  10. 10 Bölüm 10: İmparatorluk Mührü ve Gölgelerin Savaşı986 kelime
  11. 11 Bölüm 11: Çarşıdaki Gölge ve Kapalı Kapılar803 kelime
  12. 12 Bölüm 12: Kıyıdaki Fırtına ve Hazırlıksız Hamle797 kelime
  13. 13 Bölüm 13: Sırça Masadaki Soğuk Kumar665 kelime
  14. 14 Bölüm 14: Zehrin Aynası ve İki Başlı Ejder1.112 kelime
  15. 15 Bölüm 15: Kasanın Karnı ve Sabah Baskını715 kelime
  16. 16 Bölüm 16: Demir İrade ve Çürüyen Taç1.034 kelime
  17. 17 Bölüm 17: Çürüyen Suret ve Sırça Kafesin Efendisi762 kelime
  18. 18 Bölüm 18: Çarşıdaki Çehre ve Kesişen Kılıç836 kelime · Okuduğun bölüm
  19. 19 Bölüm 19: Çatlayan Aynalar ve Çarşının Gölgesi986 kelime
  20. 20 Bölüm 20: Kırık Aynadaki Serap930 kelime
  21. 21 Bölüm 21: Kan Bağı ve Kırılan Sırça853 kelime
  22. 22 Bölüm 22: Çözülen Düğümler ve Meydan Okuma846 kelime
  23. 23 Bölüm 23: Sırça Kafesin Çöküşü727 kelime
  24. 24 Bölüm 24: Küllerin Ardındaki Şafak697 kelime
  25. 25 Bölüm 25: Ayazın Sildiği İzler531 kelime

Tokyo’nun üzerine çöken pastırma yazı, Asakusa sokaklarını kavrulmuş susam, taze sedir talaşı ve kuruyan nehir yosunlarının keskin kokusuyla doldurmuştu.

Chiyo, sabahın erken saatinde konağın mutfak alışverişi bahanesiyle kapıdan çıkmış; elindeki kaba hasır sepetle ahşap sundurmalı dükkânların, baharatçıların ve kumaş boyacılarının arasına karışmıştı. Sırtında ne ciğerlerini ezen keten sargılar vardı ne de adımlarını kısıtlayan dar saray etekleri. Lacivert, yamalı pamuklu kimonosunun kollarını dirseklerine kadar sıvamış; kemikli, güçlü bileklerini serin sonbahar güneşine bırakmıştı.

Fakat çarşıda alışılmadık bir hava vardı.

Chiyo bir tezgâhtan diğerine geçerken, etraftaki kalabalığın uğultusu onun yaklaştığı yerlerde hafifçe kesiliyor; ardından meraklı, hayranlık dolu fısıltılar halinde arkasından sürükleniyordu.

Bir haftadır yüzüne tek bir damla kurşun tozu değmemişti. Dağ kekiği buğuları, soğuk kuyu suyu masajları ve yabani nilüfer lapaları, yıllarca iltihap toplayan gözeneklerini tamamen temizlemişti.

Yüzü narin bir kadının çıtkırıldım çizgilerini taşımıyordu, evet; elmacık kemikleri dövme çelik gibi geniş, çene hattı köşeli ve bir savaşçı kadar heybetliydi. Fakat tam da bu maskülen kemik yapısı, pürüzsüzleşen o duru bronz tenle ve şakağından yanağına inen o gümüşi kaza iziyle birleştiğinde, Tokyo’nun hiç alışık olmadığı, tekinsiz ve büyüleyici bir asalete dönüşmüştü. Kabuki sahnelerinin o pudralı, soluk bebeklerine benzemiyordu; antik bir tapınak heykelinin taştan yontulmuş, canlı sureti gibiydi. Boyunun uzunluğu, adımlarındaki o tok sükûnet ve kimseye hesap vermeyen derin bakışları, pazardaki tüccarların da sokaktan geçen zabitlerin de dönüp bir daha bakmasına neden oluyordu.

"Şu Takahashi konağının kalfası değil mi?" diye fısıldadı bir terzi kalfası, elindeki ipek topunu indirerek. "Hizmetçi elbisesi giymiş ama duruşuna bak... Yüzündeki o yara izi bile bir kusur gibi durmuyor. Sanki kılık değiştirmiş bir samuray kızı."

Chiyo fısıltıları duyuyordu; fakat umursamıyordu. Yıllarca zehirli boyaların altında nefessiz kalmış biri için insanların bakışları, rüzgârın savurduğu yapraklardan farksızdı.

Bir çay tezgâhının önünde durdu. Hasır sepetini tezgâhın kenarına bıraktı, derin bir nefes alarak dumanı tüten kaba bir seramik kâse çay istedi. Sıcak kâseyi ellerinin arasına alıp ilk yudumu engelsizce çekti.

"Bu kez seramik kâse tercih edilmiş, öyle mi?"

Arkadan gelen tok, disiplinli ses çarşının gürültüsünü bıçak gibi yardı.

Chiyo irkilmeden, ağırbaşlı bir tavırla başını omzunun üzerinden geriye çevirdi.

Karşısında Teğmen Isamu duruyordu.

İmparatorluk Muhafız Alayı’nın o koyu lacivert yün üniformasını giymişti; yakasındaki pirinç kiraz çiçeği brövesi öğle güneşinde parıldıyordu. Sol eli belindeki kılıcın kınını kavramış, şapkasının siperliği altından Chiyo’ya bakıyordu.

Fakat Isamu’nun bakışlarında, o gün Nihonbashi Köprüsü’ndeki mesafeli tavrından çok daha derin, neredeyse nefesini kesen bir donakalmışlık vardı.

Askerin gözleri Chiyo’nun yüzünde kilitlendi. Köprüde, yağmur altında ıslak bir örtüye bürünmüş gördüğü o yabancı kadın; şimdi güpegündüz, bütün hatlarıyla karşısındaydı. O gün fark ettiği yara izi hâlâ oradaydı ama altındaki ten... O ten öyle duru, o köşeli çehre öyle mağrur ve çarpıcıydı ki, Isamu bir an askeri terbiyesini unutarak bakakaldı. Saray salonlarında yüzlerce pudralı, narin leydi görmüştü; fakat karşısındaki bu ham, boyasız ve heybetli kadın bambaşka bir dünyanın hükümdarı gibi dikiliyordu.

Isamu boğazını temizledi, şapkasının kenarına dokunarak kendini toparlamaya çalıştı. "Tekrar karşılaştık, Hanımefendi."

Chiyo dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi. O gümüşi yara izi tebessümle birlikte hafifçe kıvrıldı. "Çarşıda devriye gezen teğmenlere pek rastlanmaz asker. Yoksa körfezdeki fırtınanın yorgunluğunu atmak için mi buradasın?"

Isamu bir adım yaklaştı. Tezgâhın ahşap korkuluğuna elini koydu; aralarındaki mesafe kapandığında, Chiyo’dan gelen o temiz kekik ve taze kamelya yağı kokusunu duyabiliyordu. Ne yapay bir Fransız esansı vardı ne de çürük kurşun tozu.

"Körfez fırtınası ağırdı," dedi Isamu, sesini yalnızca Chiyo’nun duyabileceği bir seviyeye indirerek. Gözlerini kadının derin, kehribar ışıltılı gözbebeklerine dikti: "Başbakanın malikânesinde nöbetteydim. O gece o mermer salonun kapısında dururken, köprüde söyledikleriniz aklımdan hiç çıkmadı."

Chiyo’nun gözleri hafifçe kısıldı ama sakinliğini bozmadı. "Öyle mi? Genç bir askerin aklını sokakta gördüğü bir yabancının sözleriyle meşgul etmesi tehlikelidir teğmen."

"Sözleriniz doğruydu çünkü," dedi Isamu, bir adım daha yaklaşarak. Çarşıdaki kalabalığın Chiyo’ya doğru dönen kaçamak bakışlarını işaret etti: "Bakın etrafınıza. Sizin kim olduğunuzu bilmiyorum ama şu an bütün Asakusa bu sokaktan geçen heybetli kadını konuşuyor. İnsanlar bir konağın hizmetçisinde böylesine boyasız, böylesine vahşi bir asalet görmeye alışkın değildir. Çarşıda adınız fısıltıyla yayılıyor. Dikkat çekiyorsunuz."

Chiyo elindeki kâseyi tezgâha bıraktı.

İlk kez gözlerinde o eski, karanlık kumpanya günlerinden kalma tekinsiz bir parıltı belirdi. Başını hafifçe Isamu’ya doğru eğdi; yüzleri birbirine tehlikeli derecede yaklaştı.

"Bazen en güvenli yer, herkesin gözünün önünde durduğunuz yerdir teğmen," dedi Chiyo fısıltıyla. Sesi tok ve derindi: "Bırakın konuşsunlar. Kalabalık hikâyeleri sever. Konuştukça asıl gerçeğin etrafındaki sis daha da kalınlaşır."

Chiyo hasır sepetini koluna taktı. Arkasını dönüp kalabalığa doğru bir adım attı.

"Adınız ne?" diye seslendi Isamu arkasından.

Chiyo durdu, omzunun üzerinden askere baktı. Güneş, şakağındaki gümüşi dikiş izini bir kılıç gibi aydınlattı.

"Ben sadece bir gölgeyim teğmen," dedi Chiyo. "Gölgelerin adı olmaz."

Chiyo çarşının gürültüsüne karışıp uzaklaşırken; Isamu elini kılıcının kabzasında sıkarak kadının arkasından bakakaldı.

Fakat ikisinin de bilmediği bir tehlike, çarşının köşesindeki bir çay evinin ikinci katından onları izliyordu.

Pencerenin ardındaki kafesin gölgesinde oturan Başbakanlık Kâtibi, elindeki kâğıda aceleyle birkaç satır karalıyordu:
"Takahashi konağındaki hizmetkâr... Yüzünde merhum Kont Fujiwara klanının eski kaza izini taşıyan, boyasız, uzun boylu bir kadın çarşıda görüldü. Muhafız Alayı’ndan Teğmen Isamu ile temas halinde."

Takahashi konağında Aoi, çürüyen yüzüne yeni kurşun katmanları sıvar ve kibriyle kavrulurken; Chiyo’nun sokaklara taşan boyasız asaleti, gizlenmeye çalıştıkları o sırça dünyayı temellerinden sarsacak yeni bir fırtınanın fitilini ateşlemek üzereydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…