27. bölüm · My Hero -Minsung-

27. Bölüm: Reçelden bahsetmiyorum

luna ✿

(03.30)

Gözlerimi kapı açılıp kapanma sesleriyle açtım. Yanıma baktığımda Minho yoktu.

Daha uyanamamış halimle yatakta oturur pozisyona geldim.

Jisung: Minho?

Sesim uykulu ve cılız çıkmıştı. Minho'dan cevap gelmeyince zar zor ayağa kalktım ve odanın dışına çıktım. Bir kez daha Minho'ya seslendim.

Jisung: Minho?

Bu sefer sesim daha duyulabilir çıkmıştı. Ama Minho hala cevap vermiyordu.

Yatak odasının yanındaki odaya -kütüphane gibi olan yere- girdim. Minho oradaydı. Kitaplıkta bir şeyler arıyordu.

Jisung: Minho?

Sesimi duyunca bana baktı. Yüzü nedense endişeli gözüküyordu.

Minho: Jisung uyandın mı? Üzgünüm ben uyandırdım sanırım.

Jisung: Önemli değil. Ne arıyorsun bu saatte?

Minho: Ufak bir işim var da onunla ilgili bir belgeyi arıyorum. Birazdan evden çıkmam lazım. Sen uyu istersen.

Jisung: Çok geç gelir misin?

Minho: Uyandığında yanında olacağım Jisung. Hadi yat sen.

Jisung: Tamam.

Minho 'belgeyi' aramaya geri döndü ve ben de odadan çıktım. Yatak odasına geri döndüm. Yatağa yattım ama aklım sürekli Minho'daydı.

Bir türlü uyuyamıyordum. Kısa bir süre sonra zaten dış kapının açılıp yeniden kapanma sesi duyuldu. O zaman Minho'nun gittiğini anladım.

Beni tek başıma bırakıp gitmişti. O belgede ne olabilirdi ki? Bu saatte beni bu evde yalnız başıma bırakıp gidecek kadar önemli olan şey neydi?

Normalde böyle şeylere çok takılmam. Sürekli ilgi meraklısı olan biri de değilim ama bu nedense beni gerçekten üzmüştü. Bu sanırım aşkın etkisiydi.

Uykum kaçtığı için yataktan kalktım ve oturma odasına doğru ilerledim. Koltuğa oturdum ve televizyon kumandasını elime aldım. Televizyonu açtım ve kanallarda tek tek gezinmeye başladım. En sonunda cinayet belgeseli olan bir kanalda durdum ve belgeseli izlemeye başladım.
(Belgesel deniyordur inş)

...

Saate baktığımda 05.00 oluyordu. Hava yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştı. Ama Minho hala ortalarda yoktu. Onun için endişelenmeye başlamıştım.

Saatlerdir ortalıkta yoktu ve bana sadece uyandığımda yanımda olacağını söylemişti.

Canım çok sıkıldığı için yumuşak topu elime aldım. Hafif hafif sıkmaya başladım.

Bir yandan topu sıkıyor bir yandan da Minho'yu düşünüyordum. Neden hala gelmemişti..?

Topu bir kenara koydum ve kütüphane gibi olan odaya girdim. Kitaplara tek tek göz gezdirmeye başladım. Çoğunluğu polisiye tarzıydı. Aralarda romanlar vardı ve paranormal kitaplar... Tarzlarımız birbirine uyuyordu. Gözüme bir kitap çarptı. İnce bir kitaptı ve Japon bir yazara aitti.

Osamu Dazai - İnsanlığımı Yitirirken

Bu kitabı bir çok kez duymuştum. İnternette arada karşıma da çıkıyordu. Kitabı elime aldım ve tekli koltuğa oturdum. Yan taraftaki lambayı açıp kitabı okumaya başladım.

(09.00)

Baya uzun zamandır bu kitabı okuyordum ama hala bitmedi. Ve Minho'da hala gelmedi. Cidden endişelenmeye başlamıştım. Koltuktan kalktım ve kitabın sayfasını kaybetmemek için yüz üstü bir şekilde koltuğun üstüne bıraktım.

Yatak odasına gittim ve telefonumu elime aldım. Direkt Minho'yu aradım. Telefon uzun bir süre çaldıktan sonra açıldı.

Jisung: Alo Minho?

Minho: Efendim Jisung?

Jisung: Neden hala gelmedin? Senin için endişelendim.

Minho: Özür dilerim işlerim baya bir uzadı. Ama sana söz veriyorum yarım saat sonra evde olacağım tamam mı?

Jisung: Tamam.

Minho: Seni seviyorum. Görüşürüz.

Jisung: Bende. Görüşürüz.

Telefon kapandı. Telefonu yatağa atıp kendim de atladım. Zaten dağınık olan yatak daha da dağıldı. O sırada bu kıyafetlerle rahat edemediğimi fark ettim.

Yataktan kalktım ve Minho'nun dolabını açtım. İçinde genelde tişört, pantolon ve şortlar vardı.

Kahverengi ye benzeyen bir renk düz tişört çıkardım. Altına da siyah bir şort. Üstümdekileri çırkadım ve Minho'nun kıyafetlerini giydim.

Gerçekten bana çok büyük olmuşlardı. Tişörtün yaka kısmı büyük olduğu için omuzum birazcık açıkta kalıyordu. Aynı zamanda tişört altıma giydiğim şortu da kapatıyordu. Üstüme resmen elbise giymiş gibi oldum.

Kendi kıyafetlerimi katlayıp bir köşeye koydum. Daha sonra yatağa uzandım. Ben nasıl olduğunu anlamadan uykuya dalmıştım bile.

(12.00)

Birinin saçlarımı okşamasıyla uyandım. Arkamı dönüp baktığımda bu kişinin Minho olduğunu gördüm.

Jisung: Minho?

Minho: Günaydın bebeğim. Üzgünüm geç kaldım.

Saate baktığında 12'ydi. Yatakta oturur pozisyona geldim.

Jisung: Bu saate kadar ne yaptın?

Minho: Changbin çağırmıştı beni aslında. Onun işlerini halletmeye çalışırdum.

Jisung: Peki.

Minho: Üstündekiler çok yakışmış.

Bir an üstümde ne olduğunu hatırlayamadığım için üstüme göz gezdirdim.

Jisung: Özür dilerim. Sana sormadan giydim.

Minho: Özür dilemene gerek yok. İstediğin kıyafetimi giyebilirsin.

Yüzüme hafif bir gülümseme yayıldı.

Jisung: Teşekkürler.

Minho: Kahvaltı yaptın mı?

Jisung: Hayır.

Minho: O zaman kahvaltı yapalım.

Jisung: Yorgun değil misin? Uykulu falan?

Minho: Hayır bir ara orada kestirmiştim.

Jisung: Emin misin?

Minho: Evet. Sende uyumamış gibi gözüküyorsun.

Jisung: Sen gittikten sonra uyuyamadım. Seninle telefonda konuştuktan sonra uyuya kalmışım.

Minho: Neden uyumadın? Sana uyu demiştim Jisung. Uykusuz kalmanı istemiyorum.

Jisung: Uykum kaçtı sadece.

Minho: Gerçekten seninle başım dertte.

Bacaklarım ve belime kollarını doladı. Ardından beni kucağına aldı.

Minho: 2. kez falan sanırım?

Jisung: Ne?

Minho: İtiraz etmeden seni kucağıma almama izin verdiğin zaman sayısı.

Bunu duyunca ufak bir kahkaha attım.

Jisung: Sanırım bundan sonra itiraz ettiklerimi sayacaksın.

Minho: Ah öyle mi diyorsun?

O da benimle beraber güldü. Beraber mutfağa gelince beni salona doğru olan tezgaha oturttu. Ardından iki elini de yan taraflara koydu ve yüzüme doğru yaklaştı.

Minho: Ne yemek istersin?

Jisung: Bilmem?

Minho cilveli bir şekilde söylüyordu. Ama ben gayet normaldim.

Minho: Dudaklarımla başlamak ister misin?

Duyduğum şey ile yüzümde bir gülümseme oluştu. Ardından Minho ellerini belime sıkıca doladı ve bacak arama girdi.

Minho: İster misin Han Jisung?

Jisung: Olabilir...

Dememle dudaklarıma kapandı. Dün akşamın aksine daha yavaştı. O benim alt dudağımı emerken ben de onun üst dudağını emmeye çalışıyordum.

Bir süre sonra dudağımı ısırmaya başladı. Onun için ağzımı biraz araladım.

Minho bu sırada dilini ağzımın içine göndermişti bile. İkimizin de dilleri uyum içinde hareket ediyordu.

Nefessiz kalmaya başlayınca Minho'nun koluna hafifçe bir kaç kere vurdum. Minho mesajı almıştı.

Dudaklarımızı ayırdı ve eski pozisyonunu geri aldı. Ben ise nedense yine utanmıştım.

Minho: Hadi ama Jisungie~. Geç artık bu utanma işlerini.

Jisung: İstemsizce oluyor.

Ağızımın içine konuşmuştum ama Minho yine de duymuştu.

Minho: Ah peki. Bu arada utanınca çok tatlı oluyorsun.

Dediği şey yine yanaklarımın kızarmasına sebep olmuştu.

Minho: Şu anda daha da tatlılaştın.

Yanaklarımı öpmeye başlamıştı. Arada da dudağımı öpüyordu.

Jisung: Acıktım ben ya.

Minho'dan kaçmak için söyledim bunu tabi ki de. Yoksa saatlerce öpebilirdi.

Minho: Peki bebeğim. Kahvaltına ne istersin?

Jisung: Reçelli ekmek.

Minho: Peki. Neyli reçel olsun?

Jisung: Çilek.

Minho: Tamam.

İlk önce dolabı açtı ve reçeli çıkardı. Sonra da bir çekmeceden ekmek çıkardı ve 2 dilim kesti. O sırada ben hala aynı yerde durup Minho'yu dikkatlice izliyordum.

2 ekmeğin üstüne de reçel sürdü ve bir tabağa koydu. Daha sonra tabağı yanımdaki boş yere koydu. Tam dilimlerden birini alacağım sırada elimi çekti.

Minho: Ben yedirteceğim.

Jisung: Bebek değilim. Kendim yerim.

Minho: Benim bebeğimsin ama.

Dilimlerden birini aldı ve ağzımadoğru götürdü.

Minho: Aç ağzını.

İtiraz etmeden açtım ve büyük bir ısırık aldım. Yüzümde bir gülümseme oluşmuştu.

Jisung: Nereden aldın reçeli? Tadı çok iyi.

Minho cevap vermemişti. Dudaklarıma bakıyordu. Daha sonra yaklaştı ve dudaklarımı yaladı.

Minho: Gerçekten çok iyi tadı.

Biraz şaşırsam da belli etmedim vermedim.

Jisung: Nereden aldın? Bir ara ben de almalıyım.

Minho: Reçelden behsetmiyorum Jisungie.

-Ay bu sıralar sürekli romantik gidiyor. Hadi hayırlısı.-