1. bölüm / 11
Mutluluğun PeşindeGiriş
Bölümler 11Şu an: Giriş
- 1 Giriş3.486 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 1. Bölüm2.008 kelime
- 3 2. Bölüm2.098 kelime
- 4 3. Bölüm2.386 kelime
- 5 4. Bölüm2.620 kelime
- 6 5. Bölüm2.500 kelime
- 7 6. Bölüm3.009 kelime
- 8 7. Bölüm3.262 kelime
- 9 8. Bölüm2.704 kelime
- 10 9. Bölüm4.273 kelime
- 11 10. Bölüm3.789 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kafna'da kış festivalinin ortasıydı. Yağmur ile karışık yağan karın ıslak zeminde bıraktığı kayganlıktan etkilenen atlar huzursuzdu. Atların huzursuzluğunun aksine lüks at arabalarında yolculuk eden soylu aileler, yağan yağmurun oluşturduğu atmosferden ve dışarıdaki müziğin sesinde oldukça hoşnutlardı.
Güzel giyimli, her bir hareketinden soyluluğunu belli eden orta yaşlı bir kadın elini at arabasının camından uzattı ve kısa bir hareket ile sürücüye arabayı durdurmasını emretti. Elinin dışarıda olduğu birkaç saniyede zarif, vişne rengi deri eldivenlerine birkaç yağmur damlası düşmüştü.
Kadın uzun burnunu kırıştırarak damlaları sildi ve sürücünün onun için kapıyı açmasını bekledi. Kısa süre içerisinde kendisine şemsiye tutan genç adam ile birlikte bu gece burada olmalarına sebebiyet veren balonun düzenlendiği General Kane'in şatafatlı, adeta bir şatoyu andıran malikanesine girdiler.
"Git atları kuru bir yere götür." Kadın, genç çocuğa bakmadan çatık kaşları ile ilerlemeye başladı, bir yandan da hala hoşnutsuzca üzerine düşen birkaç kar tanesini silkeliyordu. Elbisesinin kabarık uçlarının çamur olmasına homurdanırken elindeki geniş zarfı girişteki valenin önüne attı. "İyi eğlenceler, Bayan Sanchez." diye mırıldandı soyluların kibirli davranışlarına artık bağışıklık kazanmış genç oğlan.
Bayan Sanchez ana salona yaklaştıkça artan müzik sesine, salonun ortasında dans eden çiftlere ya da koyu kırmızı kadife örtülerle bezenmiş şatafatlı açık büfeye aldırmadan, kendinden emin adımlarını generallerin ve eşlerinin bulunduğu masaya yönlendirdi. Elindeki ufak, işlemeli çantasını masaya bıraktıktan sonra hafifçe gülümsedi.
"İyi akşamlar." Sesi ne kadar yumuşaksa bir yılanınkileri andıran gözleri o kadar keskindi. Gözlerini masada duran rütbeli askerler ve eşlerinden alarak General Kane'e döndü.
"Başgeneral Kane." Kafası ile hafif bir selam verdi, dudaklarının bir köşesi ağzından çıkan unvanın ardından arsızca kıvrılmıştı. Masanın bir kısmı huzursuzca gözlerini kaçırırken, diğerleri açık açık kınayan bakışlarla Bayan Sanchez’i baştan aşağı süzdüler.
General Kane ise tepki vermemeyi tercih etti.
"Hoş geldiniz, Bayan Sanchez. Sizi aramızda görmekten onur duydum." General Kane'in eşi samimi sayılabilecek bir gülümseme ile Bayan Sanchez'i sohbete dâhil etmişti, bu samimiyet yalnızca damarlarında akan alkolün etkisi de olabilirdi. “Sizi bu kadar uzun süre uzakta tutan şey büyük bir sorun değildir umarım.”
Herkes Bayan Kane’in General Kane’in ikinci eşi olduğunu biliyordu, bu sebepten ötürü anlamsız bir ötekileştirilmenin içerisindeydi.
Zayıf, hastalıklı görünecek kadar çökük ve sivri yüz hatları olan bir kadındı Bayan Maria Kane. Sarayda bir ruh gibi gezerdi, günlerinin çoğunu bilincini kaybedecek kadar sarhoş geçirirdi.
Elbiseleri hep sade ve özensizdi, sanki hepsi bir hanımefendi için dikilen şatafatlı elbiselerden artan kumaşlarla dikilmiş, baştan savma elbiselerdi. Bazı hizmetçiler özel günler haricinde bu özensiz giysileri bile giymediğini, günlerini beyaz saten gecelikleriyle ve elinde bir kadeh şarapla hastalıklı bir ruh gibi şöminenin başında geçirdiğini söylerlerdi.
Bayan Sanchez samimiyetten çok uzak bir gülümseme ile karşılık verdi. "Annem bir süredir hasta olduğu için ailemin yanında, Rosta'daydım. Annemin sağlığının düzelmesi ile evime dönmek istedim." dedi ve yanından geçen garsonun elindeki şampanyalardan birine uzandı.
Uzun parmakları kadehin ince gövdesine dolanırken masadan gözlerinin ayrılması, davet edilen ama gelmesi beklenmeyen bir misafir ile ilk göz teması kuran kişinin kendisi olmasına sebep olmuştu.
Bayan Sanchez masadakilerin dikkatini üzerine çekmek için hafifçe öksürdü ve çenesi ile ufak bir işaret vererek masalarına yaklaşan genç kızı gösterdi.
"Nora?" General Kane şaşkınlıkla elindeki kadehi masaya bıraktı ve masadaki konuşulan her şey önemini kaybetmişçesine tüm ilgisini yanlarına gelen genç kıza verdi.
Genç kız uzun lacivert elbisesinin dantel işlemeli kabarık eteklerinden tutup hafifçe eğilerek selam verdi. Başını kusursuz bir selamlama ile eğdiğinde uzun, altın şeritler gibi parlayan sarı saçları yüzünü bir duvak gibi örttü.
"General Kane," Hafif bir gülümseme ile General Kane’in aşina olduğu, Başgeneral unvanını taşımak için fazla yumuşak hatlara sahip yüzünde gezdirdi. Onu son gördüğünden bu yana yalnızca bir sene geçmemiş gibi adamın sakallarına aklar düştüğünü fark etti. Yaşlanmıştı.
. Buz mavisi gözleri General Kane’in yanındaki adama döndüğünde gülümsemesi donuklaştı, uçup gitti. Geriye ip gibi gerilmiş, birbirine bastırılmış pembe dudaklarının hoşnutsuz görüntüsü kaldı.
"General Martin." diye selamladı Nora General’i, sesi buz gibi soğuk ve düzdü. Gözleri hala General Martin’i bir atmaca gibi süzerken beyaz saten eldivenli elini kendi konumundaki genç bir hanımefendiye yaraşır şekilde General Kane’e uzatmıştı.
General Martin genç kızdan gözlerini gizleyemediği bir suçluluk duygusu ile kaçırırken General Kane genç kızın kendisine uzattığı elini saygı ile hafifçe öptü. Ardından öpücüğü, Nora’nın beklemediği şefkatli bir kucaklama takip etti.
Generalin kolları genç kızın zayıf vücudunu babacan bir sevgiyle sarmaladı. Birçok soylu bunu uygunsuz bulurdu ama kim müstakbel Başgeneral’i kınayabilirdi ki?
"Seni aramızda görmeyeli uzun zaman oldu, Nora. Bu gece buraya gelerek beni ne kadar sevindirdiğini tahmin dahi edemezsin." Genç kızı değerli, camdan yapılmış kırılgan bir şeymiş gibi dikkatle bırakırken samimiyeti sesine ve gülümsemesine yansımıştı.
Nora kafasını eğerek hafifçe gülümsedi. "Babamın kaybını atlatmam uzun zamanımı aldı. Lütfen kusuruma bakmayın." diye mırıldandı zorlukla. Hala bu konudan bahsetmekten hoşlanmıyordu. Hele ki General Martin ile aynı masadayken…
General Kane burukça gülümsedi. "Başgeneral Adam Rolleston'un ölümü hepimizi derinden yaraladı. Ben de dâhil hiçbir general bu ülkeye babanız kadar iyi hizmet edemeyecek.” Hüzünlü sayılabilecek bir iç çekişten sonra devam etti. “Savaşın korkunç yanları… Hepimiz onun ülkesi için vermiş olduğu savaştan yana borçlu ve gururluyuz."
Nora’nın bakışları sessiz bir öfke ile General Martin'e döndü. "Babamın canını alan savaş değildi, General. İhmalkârlıktı." General Kane, Nora'nın kime baktığını fark ettiğinde konuyu değiştirmek üzere masadaki şampanyalardan birini aceleyle genç kızın eline tutuşturdu.
"Bu gece tatsız konuları konuşmayalım.” Boğazını temizleyerek yönünü diğer tarafa döndü. “Lütfen, benimle kadeh kaldırın." Şimdi yüzünde kocaman, sahte bir gülümseme vardı. O da bu durumdan açıkça hoşnut değildi.
Anonsundan sonra koyu mavi gözleri tanıdık yüzler üzerinde gezindi. Askerleri, diğer ülkelerden gelen elçiler ve soylular… Hepsinin bakışları şimdi üzerindeydi.
"Bugün beni, sizler için düzenlediğim Kış Balosundan daha fazla mutlu eden birisinin aramızda olduğunu söylediğimde lütfen bana gücenmeyin.” dedi General Kane muzip bir gülümseme takınırken.
“Merhum Başgeneral’imizin biricik emaneti, krallığımızın altın ışığı, değerli Shulamımız Nora Rolleston’u yeniden aramızda görmenin sevinci ile sarhoş olmuş bulunmaktayım.” Kalabalıktan General’in oyuncu konuşmasına karşılık ufak bir kahkaha yükseldi.
Nora yutkunmakta zorlandığını hissetti. Her şey yabancı hissettiriyordu.
“Değerli konuklarım, kadehimi aramıza yeniden katılan bu güzel, genç kadın için kaldırırken bana eşlik edin.”
Salondakiler kadehlerini kaldırıp Nora'yı selamlarken, Nora da elinden geldiğince samimi bir gülümseme ile karşılık verdi, elindeki kadehi belli belirsiz havaya kaldırdı.
Kemanların ve piyanonun sesi bir noktada kalabalığınkini bastıracak kadar yükselmişti. Nora midesinin bulandığını hissetti.
"Yalnız olduğunu düşünmeni istemiyorum, Nora. Lütfen bu gece burada, bu masada bize eşlik et." dedi General Kane genç kıza teselli dolu bir gülümseme ile bakarken.
Nora elindeki kadehi masaya koyarken isteksizce gülümsedi. "Şeref duyarım, efendim." General Kane aldığı cevaptan mutlu olduğunu belli eden bir tavır ile gönülsüzce diğer Generaller ile olan sohbetine dönerken Nora bir çift keskin bakışın hedefinde olduğunu hissetti.
Kafasını kaldırdığında karşılaştığı keskin ama donuk bakan mavi gözler, Bayan Sanchez'e aitti.
Nora o an kadının gözlerindeki hırsı, rekabet tutkusunu gördü ve bu tüylerinin diken diken olmasına sebep oldu. Bu kadında çocukluğundan beri onu hep rahatsız eden, açıklayamadığı bir şey vardı. Sanki bir nedenden ötürü, tüm dünyadan, özellikle saraydaki Shulamlardan nefret ediyordu.
"Singov'un kuzeyinde, Perez kıyılarında izciler kaçarken üç kişiye daha rastlamışlar. Sayıları git gide artıyor, halk korkmaya başladı." Nora yanında konuşulan konunun dikkatini çekmesi ile bakışlarını dikkatle Bayan Sanchez'den kaçırdı.
General Kane ciddiyetle kadehinden bir yudum aldı. O sevecen tavrı yoktu, sanki yumuşak yüz hatları bile birden keskinleşmişti.
"Korkması gerekenin halk olduğunu zannetmiyorum, Yüzbaşı. Generallerin peşindeler." diye mırıldandı kadehine doğru, yüzündeki alaylı gülümseme ile. Yine de Nora, Generalin bastırmaya çalıştığı memnuniyetsizliğini açıkça görebiliyordu.
Bayan Kane'e dönerek konuşulanlar hakkında bilgi almaya karar verdi. Nora’ya göre Bayan Kane, trajik bir romandan fırlamış gibi, tanıdığı en tarafsız ve saf kadınlardan biriydi.
"Affedersiniz," Bayan Kane, Nora’nın kadife sesini duyduğunda gülümseyerek ona döndü, Nora bu uyuşuk gülümsemeden cesaret alarak konuşmaya başladı.
"Yanlışlıkla Generallerin konuşmasına kulak misafiri oldum. Uzun süredir insan içine çıkmıyorum o yüzden gelişmelerden pek haberim yok..." diye mırıldandı Nora biraz mahcubiyetle.
Bayan Kane hafifçe kafasını salladı. Genç kızın sormak istediği soruyu anlamıştı. Solgun dudaklarına yine yumuşak bir gülümseme yerleştirdi. Bu gülümseme Nora’da hep ağlama isteği uyandırıyordu.
"Birkaç senedir tüm eyaletlerin yaşadığı bir sıkıntı var. Yakın zamanda Rosta'nın bir taburu açıklanamayan bir şekilde, kan dondurucu bir saldırıya uğradı. Arama ekipleri ailelere teslim edilecek cesetlerin bazı parçalarını hala bulamadı.” Bayan Kane üzgün bir ifade ile iç çekti, elindeki şaraptan büyük bir yudum daha aldı. Ölen askerler için gerçekten yas tuttuğunu anlamak zor değildi.
“Saldırganların kadim büyüler ile uğraşan bir grup olduğunu tespit ettiler.” Kaşları bu durum onu tedirgin ediyormuş gibi çatıldı. “Kendilerinin Shulamlardan olduklarını iddia ediyorlar ama sen daha iyi biliyorsun ki Shulamların soyu yıllar önce tükendi.”
Nora, Bayan Kane’den gelen ağır içki kokusu ile yüzünü buruşturmamaya çalışarak saçlarını omzundan geriye attı. Kadını dinlerken çatılan kaşlarını serbest bırakmayı denese de bu imkansız gibi bir şeydi.
Shulamlar. Shulamlardan bahsediyorlardı.
“Yani ya bir takım sahtekar Krallığı tehdit etmeye çalışıyor ya da biz başka tarafa bakarken taşın altındaki böcekler gibi çoğalmışlar." diye mırıldandı Bayan Kane dudakları hala kadehin ağzında oyalanırken.
Nora anlamadığını belli etmek istercesine, rahatsızlıkla kaşlarını kaldırdığında Bayan Kane bir an duraksadı. Sanki Nora’nın da bir Shulam olduğunu bir an için unutmuştu.
Söylediklerinin farkına varınca telafi etmek istercesine sıcak bir gülümseme ile genç kızın omzunu sıvazladı. Kanındaki alkolden dolayı hareketleri sürekli sekteye uğruyordu. "Böyle şeyleri erkekler düşünsün, boş ver. Büyük bir tehdit olduklarına inanmıyorum ben. Zaten her ihtimale karşı kelle avcıları sürekli devriyede, her birininki için çok büyük ödüller var. Bilirsin, para her zaman en iyi motivasyon kaynağıdır."
Nora kafasının karıştığını gizlemeye gerek duymadı. "Shulamların nasıl katledildiğini gayet iyi biliyorum." dedi aksi bir sesle omzunu kadının gereğinden sıcak elinden çekerken. "Sadece… Böyle bir şey nasıl mümkün oldu?” Dudaklarından şaşkın bir nefes döküldü. “Krallık taburunu alt edebilecek kadar nasıl güçlenmiş olabilirler?"
Bayan Kane gözler görülür bir rahatsızlık ile gülümsedi ve omuzlarını silkti. “Velisar’ın kudreti.” Ardından kendi dediğine öyle beklenmedik bir şekilde, gür bir kahkaha attı ki Nora bir an için irkildi.
Bayan Kane’in dudaklarındaki şarap elbisesine döküldüğünde, kadın bunu hiç umursamamış gibiydi. Yanağına bulaşan birkaç damla şarabı elinin tersi ile silerken Nora’ya dönü.
“Çaresizce Shulamları katletmeye çalışırken dualarımızda hala onların tanrısı Velisar’a yalvarmamız sence de çok ironik değil mi?” Tekrardan ufak bir kahkaha attı. “İkiyüzlüler!” diye hırladı sıktığı dişlerinin arasından, gülmek ile ağlamak arasında, hırıltılı bir sesti.
Nora kadını şaşkınlık ve korkuya yakın bir ifade ile izliyordu. Sanki Bayan Kane çoktan onun burada olduğunu unutmuş da kendi kendine konuşuyor gibiydi. Kadının konuşma tarzından da konuşmanın içeriğinden de hoşlanmamıştı Nora. Köşede kendisine bakan figürün hafifçe kafası ile işaret vermesi üzerine yavaşça hala kendi kendine gülen kadından uzaklaştı.
Nora yokluğunda bir şeylerin korkunç bir hızda değiştiği düşüncesine kapılmıştı. Babası öldükten sonra bir yılını şehirden uzakta, sahil kenarı kasabalarından biri olan Libre'de geçirmişti. Şöyle bir etrafına baktığında ise bu bir yıl yokluk, beş yıl gibi hissettiriyordu.
Kadınlar artık Nora’nın üstündeki gibi tarlatanlı, kabarık etekli ya da dantelli elbiseler giymiyordu. Neredeyse hepsinin üzerinde vücut kıvrımlarını saran, su gibi kayıp giden ince saten elbiseler, omuzlarında gösterişli kürkler vardı.
Erkekler frak ceketler yerine kalçalarında biten, kısa ceketler giyiyordu. Bordo, fildişi, kobalt mavisi renkli kumaşlar yerini düz siyah ya da karla karışık çamuru andıran çirkin bir griye bırakmıştı. Üstelik neredeyse kimsede eskiden bir centilmenin nişanı gibi yanında taşıdığı fötr şapkaları ya da işlemeli bastonları görmemişti Nora.
İnsanları bile ne kadar değişmiş, diye düşündü kalabalığın arasından geçip malikanenin gösterişli merdivenlerine ilerlerken.
Salondan üst kata çıkan, bordo halılar ile örtülü iki merdiven vardı. Batı ve doğu kanadına çıkan, tırabzanları altın renginde iki ayrı merdiven, hilal gibi kavislenerek büyük salona bağlanıyordu. İki merdivenin tam ortasına denk gelen, salonun üzerine ışıldayan ve binlerce mum ile aydınlatılmış devasa bir avize vardı. Her şey gösterişten ibaretti.
Şimdiden kumsalın yanındaki tek katlı evini özlemişti bile. Bahçesinde sabah akşam koşmaktan yorulmayan köpeği Kontes'i, evin yardımcısı Bayan Polly'i, evin geniş verandasında beslediği kırlangıçlarını özlemişti.
Oliver yine güzel sesi ile ötüyor olmalıydı. Bayan Polly'nin Oliver ile ötmesinden kaynaklı kavga ettiğini hatırladığında buruk bir gülümseme belirdi yüzünde. Belki de bu gece buraya hiç gelmemeliydi.
Nora aşina olduğu, senelerce inip çıktığı malikanenin batı kanadına çıkan merdivenlerini tırmanırken aklından çıkarmaya çalıştığı her şey tekrar kendini belli etti.
Bir zamanlar bu merdivenleri inmesine yardımcı olan annesinin sıcak elleri, babasının ölüm haberini aldığı gün, babasının ölümüne sebep olan General Martin…
Ona son nefesini verdirmeyi nasıl da isterdi ama!
"Nora?" Arkasından gelen mahcup ses onu, kafasında biriken düşüncelerden daha çok rahatsız etmişti. Bir yandan da aramasına gerek kalmadan General ile karşılaştığı için rahatlamıştı. Omuzları hafifçe gerilirken bakışlarının omzunun üstünden General Martin’e çevirdi.
"General." General Martin şapkasını çıkarıp mahcup bir tavırla saçlarını düzeltti. Hala fötr şapka takan birkaç kişiden biriydi.
"Sizi arıyordum, öylece ortadan kayboluverdiniz." dedi General Martin, yaşlılıktan kenarları kırışmaya başlamış acı kahve gözlerini Nora’nın yüzünde gezdirirken.
Nora alaycı bir samimiyetle gülümsedi. "Ne tesadüf, ben de sizi düşünüyordum." Sesi kinaye doluydu. General Martin mahcubiyetle parmaklarını birbirine dolayarak kafasını eğdi.
"Umarım olumlu düşüncelerdir." dedi yaşlı adam kısık bir sesle. Kafasını salladı genç kız.
"Tahmin edersiniz ki değiller."
Nora'nın tavrından çekinen General bir süre daha sessiz kaldı. Ortamda oluşan rahatsız edici atmosferi dağıtmak isteyen kız sözü yeniden devraldı. "Beni neden arıyordunuz?"
Kendisinden onlarca yaş küçük bir kızın karşısında küçük, suçlu bir çocuk gibi duran General Martin, Nora’nın bu soruyu sormasını bekliyormuş gibi derin bir nefes aldı.
"Nora, ben… Ben baban için gerçekten üzgünüm." Nora iki basamak daha inerek General'in önüne geçti ve konuyu kapatmak istediğini belli edercesine keskin bir sesle "Üzgün olmanız onu geri getirmiyor, General." dedi.
General Martin'in omuzları çöktü, sanki bir on yıl daha yaşlanmıştı kızın sözleri ile, üstelik üzerine ekleyebileceği bir kelimesi dahi yoktu. Nora da bunu biliyordu. Belki ona bir Generale tereddüt etmeden arkasını dönebilme rahatlığını veren şey bu düşünceydi.
“Nora-“
Genç kadın dönmeden ilerlemeye devam etti.
Malikanenin üst katı, alt katına nazaran çok daha sessizdi. Nora attığı adımlarının tok seslerinin yanında aşağıdan gelen keman seslerini ve kalabalığın gürültüsünü eskisi kadar yüksek olmasa da duyuyordu. Birkaç sene önce yaşadığı evin ne kadar değiştiğini fark etmek onu yıpratmıştı.
General Kane gerçek bir gösteriş budalası, dedi içinden. Evinin döşemelerine altın işletmiş. Üstelik halk bu kadar sefalet içindeyken. Sebepsizce içinde büyüyen nefrete inanamadı. Belki de sadece onu babasının yerinde görmek, kaldıramadığı bir gerçekti. Babası ölmüştü ve şimdi ondan geriye kalan her şey, General Kane'in malıydı. Üstelik hala konumunun kesinleştiği yasal süre dolmadığı halde bazı insanların ona babasının eski unvanı ile, Başgeneral diye seslenmesi canını sıkıyordu.
Aklını çelen kötü düşüncelerin yine çoğaldığını fark ettiğinde adımlarını hızlandırdı. Her şeyin yerinin değişmemiş olduğunu ümit ederek malikanenin batı kanadına yöneldi.
Adımlarını neredeyse sürüyerek ilerlemeye devam etti. Sadece birkaç adım daha.
Eskiden kendisine ait olan odaya yaklaştığında derin, titrek bir nefes aldı. Ahşap beyaz kapısı hala aynı renkteydi, henüz çocukken siyah mürekkep ile çizdiği küçük papatya resmi bile hala orada, sol alt köşedeydi.
Tereddütlü parmakları altın rengi kapı kolunu kavramak üzereyken içerinin dolu olduğunu fark etmesine sebep olan hararetli bir konuşmaya şahit oldu. Tanıdık bir ses "Bıktım artık bu durumdan!" diye haykırdı öfkeyle. Bir kadın sesiydi.
"Her gece buraya gelmemi söylüyorsun. Geldiğimde yüzüme bile bakmıyorsun! En az senin kadar ben de risk alıyorum, bunu biliyorsun." Kadınının sözlerinden sonra bir devrilme sesi duyuldu. Çıkan sese göre bir vazo ya da öyle bir şey olmalıydı.
Sesin kime ait olduğunu tam olarak çıkaramamıştı fakat kadına cevap veren erkek sesini nerede duysa tanırdı.
"Biliyorsun ki Maria'nın gözü sürekli üzerimde!” dedi General Kane, sesi çenesini sıkıyor gibi çıkıyordu.
“Bu durum ortaya çıkarsa heyetteki tüm müttefiklerimi kaybedebilirim. Kısa bir süre daha dayan sadece. Maria’yı, Rosta'ya taşınmaya ikna edeceğim." General Kane'in karısını aldattığını anladığında Nora şaşkınlıkla yüzünü buruşturdu.
“Yarım akıllı karın umurumda değil!” dedi kadın, öncesinden daha öfkeliydi. “Bizi yatakta sarmaş dolaş görse bile o deliye kim inanır?”
"Fiona," General Kane’in sesi tehditkarca sert ve otoriter çıktı. Sanki ne olursa olsun karısından böyle bahsetmesi hoşuna gitmemişti.
Bir süre sessizlik oldu, ardından yeniden General Kane’in sesini duydu. "Asma yüzünü. Çözeceğim, dedim."
Fiona. Fiona Sanchez.
Karşısındaki kadının Bayan Sanchez olduğunu fark edince Nora bu konuşmayı daha fazla dinlememesi, oyalanmaması gerektiğini anında fark etti ve hızlıca arkasını döndü. O kadının adının geçtiği hiçbir konuya dahil olmak istemiyordu.
Ama konuşmaları dinleyen yalnızca o değildi.
Genç kadının omzu adamın göğsüne çarptığında General Martin hızlıca işaret parmağını dudağına götürüp Nora'ya sessiz olması için kısa bir işaret yaptı ve dikkatini odada konuşulanlara geri yöneltti. Yüzü bir heykelinki gibi kaskatıydı.
Nora o anın gitmesi gerektiği an olduğunu biliyordu. Ama General Kane’in ağzından çıkan bir cümle onu, oraya çakılmış gibi hiç kımıldamadan içeride konuşulanları dinlemeye zorladı.
General Martin ile ara ara göz göze geliyorlardı ve durumun garipliğini konuşmadan tartışıyorlardı.
Birden General Kane ve Bayan Sanchez'in arasındaki konuşma, yasak bir aşk ya da alçak bir aldatma hikayesinden farklı bir boyut aldı. Bayan Sanchez artık naz yapmıyordu, General Kane ise gönül alma çabasından çok uzak bir ses ile fısıldadı.
En azından niyeti kimsenin duymamasıydı. Şayet kapının dışında onu dinleyen iki meraklı kişilik olmasaydı bu niyetini yerine getirebilecekti.
Ancak kapının ardındaki iki kişi de duymamaları gereken bu cümleleri duydular.
İki çift iri göz anında birbirini buldu. İki tarafın da gözlerindeki mahcupluk birbirinin aynası gibiydi. Ancak bu sefer Nora’nın mavi gözlerinde bu duygu daha yoğundu.
Genç kadın duydukları ile onu ayakta tutan bilincini yitirmek üzere olduğunu düşündü. Ancak sonları ikisinin de düşmesine vakit kalmadan gerçekleşmişti.
General Kane'in kapı kolunu aniden indirmesi ve kapıyı aralaması ile kapının ardındaki dehşete uğramış, düşüncelerini tüm çıplaklığı ile belli eden iki insan ölüm fermanlarını imzalamış oldular.
"Nora? General Martin?" General Kane de en az onlar kadar dehşete düşmüştü. Nora istemsizce geri geri giderek kalçasını tırabzanlara yaslandı. Tüm hücreleri o an General Kane ile arasında mesafe koyması gerektiğini bağırıyordu. "Ne zamandır buradasınız?" Generalin sesi şimdi daha soğuktu.
Nora gözlerini bir anlığına kapatıp General Martin'in cevap vermemesi için yalvardı.
"Nora?" General Kane bir kez daha seslendi dehşetten lal olmuş genç kadına.
Bayan Sanchez de odadan çıktığında oluşan atmosfer kıyamet gününü andırıyordu. Bayan Sanchez'in dağılmış saçlarına ve kırışmış elbisesine bakılırsa içeride yalnızca bir konuşma yapılmamıştı. Belki de son duydukları şeyi söylemeyip sadece aralarındaki yasak aşkı duyduklarını iddia ederlerse bu işten kurtulabilirlerdi.
Nora o an bu olasılık için her şeyini feda etmeye hazırdı.
"Biz-" Nora'nın sözünü bitirmesini beklemeyen General Martin ileri atıldı ve güçlü bir hareket ile sağ yumruğunu General Kane’in elmacık kemiğine geçirdi. Dağ gibi adamı sersemletip sırtını duvara vurmasını sağlayacak kadar sağlam bir darbeydi bu.
"Her şeyi duyduk! Seni aşağılık herif!” General Martin’in nasırlı elleri General Kane’i ceketinin apoletlerinden kavradı ve tekrar sırtını duvara vurmasını sağlayacak kadar sert bir şekilde savurdu. “Diğer Generaller bunu duyana kadar beke!" Bir kere daha sarstı kendinden genç, yakında Başgeneral ilan edilecek adamı. “Sen bu diyarın yüz karasısın!”
Nora o an öleceğini anladı. Bu kadardı. Artık var olan ve var olabilecek tüm ihtimaller tükenmişti. General Martin'in itirafı ikisinin de pimini çekecek son sözdü.
Belki kurşuna dizilirdi.
Belki de darağacında asılırdı.
Muhtemelen eski Başgeneral’in kızı olması onu daha onurlu, bomboş bir odada acısız bir zehirle ölme lütfunu bahşederdi.
Ölmeyecekti. Hayır.
Onun istediğini yapmıştı. General Martin’in kendisinin peşinden batı kanadına gelmesini sağlamıştı. Burada durması için başka sebebi yoktu.
Ölmeyecekti.
Elinden geldiğince büyük bir hızla arkasını döndü ve merdivenlere ulaşmak için var gücüyle koştu. Bayan Sanchez'in aceleyle arkasından geldiğini görmesi ile kabarık eteklerini dizlerine kadar topladı, yüksek topuklu ayakkabılarını bir köşeye fırlattı ve merdivenleri birkaç basamak atlayarak inmeye başladı.
Yakalanmadan ana salona girebilseydi eğer, oradakilere durumu, duyduklarını açıklayabilseydi… İşte o zaman kurtulurdu!
Biraz daha hızlı koştu ve işte oradaydı. Herkes oradaydı. Generaller, eşleri, askerler, tanıdık birkaç sima, senelerdir görmediği ve bugün burada olmasına sebep olan en yakın arkadaşı Eva, hatta halktan birkaç kişi bile.
Yardım bulma umudu ile toplanmış kalabalığın yanına koştu. "Yardım edin!" Bağırarak kalabalığı yardı ve kendini korumalarını istercesine aralarına girdi.
"Yardım edin," Ciğerleri parçalanırcasına bağırdı. “General Kane-” Ancak kalabalıktan gelen, kendisininkine eş değer çığlıklar ile duraksadı. Lafını bitiremeden yerde kanlar içinde yatan cesedi gördü.
Müzik durmuştu.
Herkes şaşkınlık içerisinde birbirine ve yerde yatan General Martin'in cesedine bakıyordu.
"Kızı yakalayın!" dedi General Kane yukarıdan bağırarak, nefes nefeseydi. "Nora Rolleston, General Arnold Martin'in ölümünden yargılanacaksın."
Kalabalıktan şaşkın, dehşete düşmüş sesler yükseldi. Herkesin gözü kendisi ile yerde kanlar içinde yatan yaşlı General arasında gidip geliyordu.
Nora üzerine doğru gelmeye başlayan askerlerden uzağa, geri geri birkaç adım attı.
"General Kane, bu çok ağır bir suçlama." dedi en yakın arkadaşı Eva, kalabalığı yararak hızla Nora'nın yanına geliyordu. Onu saklamak istercesine kendisinden uzun olan genç kadını arkasına aldı ve hafifçe bileğini sıktı. Buradayım.
Nora o an içinde bulunduğu durum ile hiç alakası olmayarak onu ne kadar özlediğini fark etti, gözlerinin köşeleri anında yaşlar ile parıldadı.
"Bu bir suçlama değil!" Bayan Sanchez'in sahte, dehşete düşmüş, perişan sesi araya girdi. Nora duyduğu tiz sesle gerçekliğe geri döndü.
"Ben yapmadım." dedi kısık bir sesle. "Yemin ederim, Eva. Ben yapmadım." Nora, Eva'nın kolunu sıkı sıkı tuttu. Ona inanacağını biliyordu. "Yemin ederim."
"Az önce lavaboya gitmek için masadan ayrıldım ve Nora'nın peşinden gittim." dedi Bayan Sanchez, Nora'nın kısık sesini duymadan.
"Batı koridoruna çıkan merdivenler kullandığında eski odasına gideceğini fark ettim ve destek olmak için onu takip ettim. General Martin ile orada karşılaştılar. General Martin ona üzgün olduğunu söylerken Nora bağırarak, babasının ölümüne onun sebep olduğunu söyledi ve tırabzanlardan aşağı itti. Ardından da koşarak uzaklaştı. Onu durdurmak için peşinden koştum ama maalesef yetişemedim." dedi bir elini trajik bir tiyatro karakteri gibi göğsünün üstüne yerleştirerek.
Gerçekten nefes nefese ve yorgun görünüyordu ama bunun sebebi Nora'yı kovalaması değildi.
“Siz Nora’nın eski odasının yerini nereden biliyorsunuz peki, Bayan Sanchez?” diye sordu Eva keskin bir sesle. “Ne zamandan beri bu malikaneye odaların yerini ezberleyecek kadar sık gelmeye başladınız?”
Nora da konuşmak istedi, kendini savunmak için öne çıkmak istedi ancak o an gücünün vücudunu terk ettiğini fark etti ve kalabalığın içinde, onlarca insanın arasına düştü. Düşerken köşeden onu izleyen figürün arkasını dönerek uzaklaştığını hayal meyal gördü.
Başladı.
Bölüm etkileşimi
