11. bölüm / 11
Mutluluğun Peşinde8. Bölüm
Bölümler 11Şu an: 8. Bölüm
- 1 Giriş3.486 kelime
- 2 1. Bölüm2.008 kelime
- 3 2. Bölüm2.098 kelime
- 4 3. Bölüm2.386 kelime
- 5 4. Bölüm2.620 kelime
- 6 5. Bölüm2.500 kelime
- 7 6. Bölüm3.009 kelime
- 8 7. Bölüm3.262 kelime
- 9 8. Bölüm2.704 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 9. Bölüm4.273 kelime
- 11 10. Bölüm3.789 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herald, Cory ve Cliff neden Bayan Polly'nin evini acele ile terk ettiklerinden habersizlerdi. At arabası toprak yolda hızla ilerlemeye devam ederken Cory ilk konuşan oldu. "Neden peşimizde atlı var gibi kalktık, bir tahmininiz var mı?" Herald kafasını iki yana sallamak ile yetindi.
Hiçbir zaman dost canlısı olmamıştı. Hele ki şu durumda sıcakkanlı yaklaşıp arkadaş edinmek, istediği son şey bile değildi.
"Günlükte okudukları bir şeyle alakalı olmalı." dedi Cliff kafasını izlediği camdan Cory'ye çevirirken. "Sonuçta günlüğü bulmak için üst kata çıktılar, değil mi?"
"Nora'nın günlüğünü okumuş olmaları hoşuma gitmiyor." dedi Herald dürüstçe. "İnsanların okumasını isteseydi gazetede yayınlardı." Günlüğün içerisinde Nora ile ikisi arasında geçenlerin yazılı olabileceği fikri boynuna kadar kızarmasına sebep olmuştu.
"Haklısın." dedi Cliff anlayışla. "Ama şu vaziyette ahlaki yönden düşünmek pek de mantıklı olmazdı. Sonuçta o kayıp ve biz onu bulmaya çalışıyoruz. Eminim bunu yaparken günlüğünü okuduğumuz için bize kızmaz, aksine teşekkür eder."
"Başkent Yalom'a mı dönüyoruz dersiniz?" dedi Cory camdan dışarıya bakmaya devam ederek. "Bayan Ivanow’un planına sadık kalıyorsak muhtemelen General Kane'in malikanesine gidiyoruz demektir." dedi Herald fikrini belirterek.
"Size de biraz fazla gizli gelmiyor mu?" dedi Cliff tekrar içeridekilere dönerek. "Yani tamam güvendik ve yola çıktık ama ne yaptığımıza dair hiçbir fikrim yok. İşin kötü yanı onların da olduğunu zannetmiyorum."
Herald sessizliğini bozdu ve mekanik bir sesle cevapladı. "Bayan Ivanow'a güveniyorum."
Cory, Herald’ın sadakati komik bir şakaymış gibi alayla güldü. "Onu henüz birkaç gündür tanıdığın için seni yargılamak istemem ama onu on üç yıldır tanıyan biri olarak söyleyebilirim ki, Eva'ya güvenmek havaya bir para atıp yazı gelmesini beklemek ile eş değer."
"Yani sen güvenmiyorsun?" dedi Cliff kaşlarını çatarak. "Hayır." dedi Cory bir saniye bile düşünmeden. "Eva'ya güvenmiyorum. Hele Axel’e hiç güvenmiyorum. Ama ikisini de tanıyorum ve Eva’nın Nora'yı bulmak için her şeyi yapacağına güveniyorum. Yani bir planı olduğundan eminim. Belki fark etmişsinizdir, Eva ve Axel özünde aynı kişiler." diye ekledi Cory alayla, ardından dramatik bir şekilde gözlerini devirdi.
"Biri plan yapmadıysa sebebi diğerininkine uyuyor olmasıdır. Plan yapmadan yemek masasına bile oturmaz onlar." Diye homurdandı genç adam.
Herald saatlerdir oturmaktan uyuşan bacaklarını uzatmaya çalışarak geriye yaslandı. "Peki sen neden buradasın, Cory?" dedi Herald hafif bir alayla. İlk defa kendini tutamamıştı. Belki de günlerdir sürekli bıçak sırtında yürüyor gibi hissetmek onun da dengesini alt üst etmişti. "Canını kurtarmaktan başka bir sebebin var mı?"
Cory dediklerine hiç bozulmadan öne eğildi ve Herald'ın gözlerinin içine baktı. Aksine kendi ile gurur duyuyor gibi görünüyordu.
"Nerede bir kurtuluş yolu görürsem, oraya saparım, Herald. Sana da aynısını yapmanı öneririm. Şu an savunmasını yapmak için tutuştuğun Eva, en tekin çıkmazda senden vazgeçince verdiğim bu tavsiye belki işine yarayabilir."
Herald derin bir nefes verip ellerini kısa siyah saçlarında gezdirdi ve daha dik oturarak Cory'ye yaklaştı. "Sence Bayan Ivanow senin mükemmel eleştirilerin olmadan bu görevi başaramaz mı? Neler planladığını çok öncesinde biliyordun, saatli bir bomba gibisin. Seni ortadan kaldırmak isteseydi otopsi raporunu General Kane'e ulaştıramaz mıydı?"
Herald, Cory'nin gözlerindeki anlık tereddüttü gördüğünde üzerine gitmeye devam etti. "Neden buradasın Cory?" Yavaşça arkasına geri yaslandı, dudakları acelesiz ve gönülsüzce kıvrıldı.
"Ben sana söyleyeyim neden burada olduğunu. Çünkü hiçbir suçun olmadığı halde seni monoton, sıkıcı hayatından söküp alan bu olaya dahil olduğun için öfkeni çevrendekilerden çıkarmaya çalışsan da oldukça belli ediyorsun, Bayan Ivanow'a gerçekten değer veriyorsun."
Cory bir şeyler söylemek için kendini hazırlarken araya Cliff girdi. "Tamam, yeter bu kadar. Görünüşe göre bir süre daha bir aradayız. O yüzden lütfen birbirinize bu kadar yüklenmeyin." Cory kendini savunmak için kafasında art arda sıraladığı cümleleri yuttu ve ağzını kapatarak arkasına yaslandı. Şu an aralarında en olgun davranan kişinin on yedi yaşında bir çocuk olması canını sıkmıştı.
Herald zafer kazanmış bir bakışla onu taklit etti.
Cliff uzun süre camdan dışarı bakmayı sürdürünce Herald sonunda sebebini sormak üzere doğruldu.
"Neye bakıyorsun?" Cliff çatık kaşları ile dışarı bakmaya devam ederken cevapladı. "Yalom'a gitmiyoruz." dedi kısık bir ses ile.
Herald kaşlarını çatıp Cliff ile beraber dışarı bakmaya başlayınca Cory kollarını önünde birleştirdi ve alayla arkasına yaslandı. "Merak etme, Niemi. Bayan Ivanow'a güven sadece." dedi onun sesini taklit eden, muzip bir sırıtış ile.
Herald gözlerini devirdi ve Cory ile muhatap olmamayı seçerek Cliff'e döndü. "Emin misin?"
Cliff kafasını salladı. "Buraları biliyorum. Yalom'a gitmemiz için geçtiğimiz patikadan sola dönmemiz gerekiyordu." Herald, mesleğinin getirdiği rahatlık ile gözü kapalı gittikleri yere kadar bekleyebilirdi. Cory tam anlamıyla nereye gittiklerini umursamıyordu. Cliff ise ikisinin de aksine yerinde duramıyordu.
Sonunda dayanamayıp arabanın kapısını açtı ve oturduğu yerin başlığından destek alarak dışarı sarktı. İlerlerken düşmemeye özen göstererek at arabasının ön tarafına doğru eğildi. "Bayan Ivanow?" Atların ayak seslerinden kendisini duymadığını fark ettiğinde daha gür bir sesle sorusunu tekrarladı.
"Bayan Ivanow?" Araba yavaşladığında Eva kafasını arkaya çevirdi. "İhtiyaç molası değilse içeri gir, indiğimizde anlatacağım." dedi aksi bir ses ile. Cliff derin bir nefes alıp sakin kalmaya odaklandı. "İhtiyaç molası."
Eva dizginleri çekerek atların durmasını sağladı. Arabaya yön vererek yolun kenarına çektikten sonra arabaya iki kere vurarak inmelerini işaret etti. Herald ve Cory uyuşan bacaklarını dinlendirme fırsatını kaçırmayarak hızlıca arabayı terk ettiler. Cliff de açık olan kapıdan aşağı atladı ve atları besleyen Eva'nın yanına ilerledi. Cory ve Herald da arkasındaydı.
"Axel nerede?" dedi Cory etrafına bakınarak. "Debbs'de buluşacağız." dedi Eva kısaca. Herald kafasının karışmasına rağmen konuşmamak için direndi.
Neyse ki aklından geçen hemen hemen her şeyi Cliff ya da Cory mutlaka soruyordu. "Nereye gidiyoruz?" dedi Cliff sakin bir sesle. Eva kaşlarını çattı.
"İhtiyaç molası değilse inince konuşuruz demiştim. Birbirimize yalan mı söyleyeceğiz?" Genç kadının sesi öfkeliydi, ama Cory de Cliff de öfkenin kendisini bu konuda suçlayamayacaklarını gayet iyi biliyorlardı.
"Birbirimize hiçbir şey söylememekten iyidir, değil mi?" diye mırıldandı Cliff, sevimli yüzünün avantajını kullanmaya çalışarak masumca gülümsedi Eva’ya.
Eva derin bir nefes alıp ellerini havaya kaldırdı.
"Tamam, haklısınız." Açıklama yapmaktan nefret ettiğini anlamaları için yeterli bir mimik ile anlatmaya başladı. "Nora'nın odasında bir resim bulduk. Balodan önceki akşam çizmiş ve yanına bir not… bırakmış."
Söyleyip söylememek arasında kararsız kaldığı bir şey varmış gibi bir süre sessiz kalsa da tekrar devam etti. "General Martin'in cinayetini neredeyse birebir resmetmiş. Üzerine de beni kurtaracağını yazmış." Genç kadının sesi giderek kısıldı.
Herald şaşkınlık ile öne atıldı. "Ne?" Bu şaşırtıcı bir tepki değildi tabii, Eva’nın da resmi gördükten sonra kendine gelmesi ve Axel ile ne yapacaklarını kararlaştırmaları dakikalarını almıştı.
"Günlüğünün içindeydi, biz de bilmiyoruz." diyebildi Eva yüzünü ovuştururken.
Cory'nin sessizliğini fark eden Eva ona yöneldi. "Bu mümkün mü?" Eva’nın sesi yola çıktığından beri ilk defa kararsız ve çekingen gelmişti kulağına.
Cory kafası karışmış bir şekilde kekeledi. "Bilmiyorum. Yani duymuştuk ama hiç... Denk gelmedim."
Herald daha fazla dayanamadı. "Ne mümkün mü? Bayan Ivanow, lütfen." Herald’ın sesi çaresizce kırıldı. Neler oluyor, neyden bahsediyorlar hiçbir fikri yoktu ve son on beş dakikadır gömleğinin yakalarının kendisini boğazlamaya çalıştığından neredeyse emindi.
"Nora bir Regona, biliyorsunuz." diye mırıldandı Eva, Herald’ın çaresiz tavrına kayıtsız kalamamıştı. "Özel Shulamların, Regona ve Meigaların, nesneler aracılığı ile güçlerini kullanabildiklerini duymuştuk daha önce. Şarkı söyleyerek ya da bir şiir kaleme alarak birini öldürebildiklerini..."
Herald irileşen gözleri ve aralanan dudakları ile etrafındakilere bakındı. Birinin aklındaki soruyu sormasını bekliyordu.
Çok gecikmeden Cliff herkesin aklından geçen soruyu dile getirdi. "General Martin'i gerçekten Nora öldürmüş olabilir yani, öyle mi?"
Eva bir süre cevap vermedi.
"İşte bunu öğrenmek için planda ufak bir değişiklik yaptık. Singov'a gideceğiz." Cory ciddiyetle konuşmaya dahil oldu.
"Neden diye sormalı mıyım?" Eva bu sefer açıklamaktan çekinmedi. "Singov'da bize yardımcı olabileceğini düşündüğüm bir Shulam var. Lena Adams. Daha önce duydun mu?"
Sorunun Cory'ye ithafen olduğunu herkes anlamıştı. "Şahsi olarak tanışmadım ama ünlü bir falcı olduğunu duydum. Nora'yı çay fincanındaki semboller ile bulmayı planlamadığına inanmayı seçtiğim için duymadım diyeceğim."
Eva hafifçe gülümsedi. Cory onu daha önce kendisine hiç içtenlikle gülümserken görmediğini fark etti.
"Falcı olmasının yanı sıra, dediğim gibi bir Shulam. Ayrıca bir Regona. Daha önce şarkı söyleyerek birilerini öldürebildiğini duymuştum ama inanmamıştım.” Eva gözlerini kendinden gereksizce uzun üç oğlanda gezdirdi. “Bize yardımcı olabilir diye düşünüyorum. Axel de benimle aynı fikirde olunca direkt yola koyulalım dedik."
Herkes açıklama ile tatmin olduğunu belli eden jestler yapınca Eva eli ile arabayı gösterdi. "Devam edelim mi?" Cory arabaya ilerlerken aklındaki soruyu yöneltti.
"Axel neden Debbs'de?" Eva sürücü koltuğuna çıktıktan sonra cevapladı. "Singov'a en hızlı şekilde nasıl gidebiliriz dediğimde bir gemi ayarlayabileceğini söyledi, Debbs'de bağlantıları varmış. İddiasına göre biz Ivory'ye vardığımızda gemi hazır olacakmış." Sesinde hafif küçümseyici bir alay tınısı sezen Cory kaşlarını çattı.
"Bulamayacağını düşünüyorsan neden Debbs'de vakit kaybediyoruz, Eva? Aranızdaki şu inatlaşma yüzünden yakalanabileceğimiz fikri hiç aklınıza gelmiyor mu?" Cory ilk defa çocukça davranan kendisi olmadığı için içten içe heyecanlanmıştı.
Eva dizginleri avucuna dolarken keyifle sırıttı.
Cory, Eva her gülümsediğinde aynı şaşkınlık ifadesini takınıyordu. Eva'nın yüzünde bir gülümsemeyi yalnızca ya istediği bir şeyi yaptırmaya çalışırken ya da blöf yaparken görüyordu ve bu gülümseme baştan aşağı yapmacık oluyordu. Gerçekten gülümseyen bir Eva ona çok yabancıydı ve içinde bulundukları berbat duruma rağmen Eva son sıralarda oldukça fazla gülümsüyordu.
"Bulacaktır, Cory. Aramızdaki o inatlaşma sayesinde bir gemi bulamazsa, biz gidene kadar yeni bir tanesini inşa edecektir eminim." dedi Eva önündeki siyah atın yelesini okşarken.
"Doğru, Axel yenilgiden hoşlanmaz." Cory gülerek kafasını salladı.
Eva'nın da yüzündeki gülümseme genişledi. "Elbet bir gün." dedi keyifle. Çoktan Axel’i yendiği günün hayalini kuruyordu.
Herald arabaya dışarıdan vurulması ile diken üzerindeki uykusundan uyandı.
"Günaydın, uyuyan güzel." Gözlerini ovuşturarak açtığında karşısında onu yarım ağız gülümseyerek, alayla izleyen Cory'yi buldu. Yanında ise dışarı çıkmak için diğerlerinin ilerlemesini bekleyen, her zamanki gibi somurtkan Cliff duruyordu.
Herald, Cory'yi görmezden gelerek toparlandı ve arabadan indi. Dışarıda son derece memnuniyetsiz, asık suratıyla onları bekleyen Eva'yı görmek, Herald'da bir an için geri arabaya binme isteği uyandırmıştı. Onun ile göz teması kurmamaya özen göstererek diğerlerini takip etti.
"Geldik mi?" dedi Cliff etrafına bakınırken. Eva huysuzca kafasını salladı. "Seyise not bıraktım, Timothy at arabasını buradan geri alacak. Kalan yolu yaya olarak devam edeceğiz." diye cevapladı çantasını eyerden alırken.
"Buradan Ivory'ye yayan olarak gitmek çok vaktimizi alacaktır." dedi Herald fikrini gizlemeden.
"Bir planım var, merak etmeyin onu sonra konuşuruz. Bu gece buradayız." Eva pantolonunun paçalarını çırparken üçünün de kendisini izlediğini fark etti ve hafifçe doğruldu. "Hadi gidelim. İleride küçük bir kulüp var. Sahil kasabası olduğu için her yer buram buram insan kaynıyor olacak. Gözden daha uzak, biraz pis bir yer ama işimizi görür." Ceketinin iç cebinden köstekli saatini çıkardı ve mırıldandı. "Axel bizi orada bekliyor olmalı."
Ahşap evlerin arasındaki yokuştan aşağı indikleri Arnavut kaldırımlarının sonunda yıkık dökük bir bina vardı. Sokak ana caddeye oranla çok daha sessizdi. Önüne geldikleri bina da sokak gibi, ruhsuzdu. İçeride hareket eden birkaç siluet ve kapının önünde purosunu tüttüren, dumandan sararmış sakalları birbirine dolanmış yaşlı adam olmasa, binanın terk edilmiş olduğunu düşünebilirlerdi.
Eva arkasındaki üç erkeğe dönüp tek tek baktı. "Yeterince erkeğe benziyor muyum?" Ani gelen soru ile birbirlerine baksalar da hiçbiri cevap vermedi. Herald hafifçe kafasını sallasa da yanlış bir şey yapıyor olduğu fikri ile utanarak jestini yarıda kesti. Bir kadına erkeğe benzediğini söylemek doğru gelmemişti.
“İyi. Bu şimdilik yeterli.” dedi Eva şapkasını geri takarak. “Ancak ufak bir problemim var,” Genç kadın yüzünü ovuşturarak sıkıntılı bir iç çekti. Sanki evrenin tüm kötü şansı bir süredir kendisiyleydi. “Pantolonum düşüp duruyor.” diye mırıldandı bıkkınlıkla.
Cory anlık bir kahkaha atsa da Herald ve Cliff, Eva’nın ters tepkisine denk gelmekten çekindikleri için gülme isteklerini bastırdılar.
“Herald, Cliff içeri girerken bana lavaboya kadar eşlik edebilirseniz, problemimi çözeceğim.”
İçeri girdikleri an planlı bir şekilde ayrıldılar.
Cory, onları arka masalardan birinde bekleyen Axel'in yanına giderken, Herald ve Cliff, Eva'ya siper olarak lavaboya gitmek üzere eşlik etmeye başladılar. İçerinin kalabalık olmaması onların aleyhineydi. Herald oldukça önemli bir vazifeymişçesine kendini Eva'ya siper ederken, Cliff kafasını sürekli sağa sola çeviriyor, etrafı kolaçan ediyordu.
Kısa boyu ile dikkat çekmeyen Eva, durumdan son derece memnun bir edayla onları takip etti. Fark edilmemek için sarf ettiği efor yüzünden etrafı incelemeye vakit bulamamıştı.
Lavabonun girişine geldiklerinde Herald ve Cliff, Eva için gerekli boşluğu sağlayıp içeri girdiğinden emin oldular. Herald girişten kulübü incelemeye başladı. Gedik'e kıyasla yok denecek kadar az insan vardı içeride. Yaşça büyük, sakin ve pek tekin görünmeyen insanlardı.
Birkaçı kendi aralarında sessizce, içeri giren yabancılar hakkında konuşuyordu. Herald konuşulanları duymasa da kendilerine atılan garip bakışlardan bu konuşmaların olumlu olmadığını anlamıştı.
Sürekli aynı kişilerin geldiği, böyle küçük mekanlarda yere düşen iğnenin bile merak konusu olduğunu biliyordu. Takım elbiseler ile içeri giren dört insanın ne kadar dikkat çektiğini tahmin edebiliyordu.
Burada daha fazla oyalanmak istemeyen sadece kendisi değildi.
Cliff saniyede bir kafasını arkaya çevirip, Eva'nın işini bitirip bitirmediğini kontrol ediyordu. Herald üzerindeki kınayıcı bakışlara alışkın olsa da Cliff onun aksine çok uzun süredir bu duruma maruz kalmıyordu.
Onları çok bekletmeyen Eva kısa sürede lavabodan çıktı. Problemi halledip halletmediğini anlamak için genç kızın kalçasını kontrol eden Cliff utanç ile kafasını çevirdi.
"Gidelim." dedi Eva kafasını alayla iki yana sallarken, Cliff’in çocuksu utancını sevimli bulmuştu. Herald, Cliff ile göz göze geldiğinde yüzündeki ifadeyi dağıtmak için ellerini havaya kaldırdı.
Bir nevi jest ile ona destek olmak istemişti ama Cliff neredeyse kabaca sayılabilecek bir hareket ile bu desteği reddedip kulübün içerisinde ilerleyen Eva'yı takip etmeye başladı.
Kısa sürede onları bekleyen Cory ve Axel'in yanına vardılar. Axel göz ucuyla Eva'yı süzdükten sonra kafası ile hafif bir selam verdi. Yüzünde yine o, Eva’nın anlam veremediği tebessüm vardı.
Ona sanki… Sanki kaybettiği bir şeyi yıllar sonra bulmuş gibi bakıyordu.
"Ivanow." diye kısık bir sesle selamladı genç kadını. Eva da benzer bir jest ile karşılık verdi. "Koren."
Cory ise oturduğu dar yerde yana kayarak gelenlere yer açmaya çalışıyordu.
Cliff usulca Cory'nin yanına oturdu. Herald yan masadan çektiği sandalyeye yerleşirken, Eva da Axel'in yanında yerini aldı. Genç kadının aralarına koymaya çalıştığı mesafe yüzünden rahatsız oturuşu oldukça göze çarpıyordu.
"Hallettin mi?" dedi Eva, Axel'e bakmadan. Kafasını çevirirse gereksiz bir yakınlığın içinde bulunacaklardı, böyle bir durumun içinde olmak istemedi.
Axel ise arkasına yaslanıp kolunu koltuğun başlığında Eva'nın arkasına uzattı. Rahat bir tavırla cebindeki tabakasını çıkardı ve kafasını salladı. "Hallettim. İki gün sonra sabah yedi civarı orada olmamız yeterli." Herald, sözleri Eva'nın ağzından almışçasına araya girdi.
"Güvenilir insanlar olduğundan emin misin? Kimse Kafna'yı terk edeceğimizi bilmiyor. Yakalanırsak sonuçları çok kötü olur." Axel sigarasını dudaklarının arasına yerleştirirken omuzlarını silkmek ile yetindi. "Yakalanmak onlara bize verdiğinden daha fazla zarar verir, o yüzden bizi satmayacaklardır."
"Kaçakçılar mı?" dedi Cliff bir tahminde bulunarak. Axel hafifçe kafasını salladı. "Sayılır."
Masada bir süre sessizlik oldu.
"Bunun güvenli olduğundan emin miyiz?" diye sorusunu yineledi Herald saklamaya çalıştığı endişesine yenik düşerek.
"Güvenli bir yol ilk seçeneğimiz değildi." dedi Axel kulübü inceleyen gözlerini Herald'a çevirerek. Herald ellerini masaya koyarak Eva'ya döndü. Onun da bir şeyler söylemesini bekliyordu.
"Peki bu tanıdıkların," dedi Eva tanıdık kelimesinin üstünde kinayeyle durarak. "Sana neden yardım ediyorlar?" Axel oturduğu yerden vücudunu tamamen Eva'ya çevirdiğinde, Eva huzursuz olarak birkaç santim daha geriledi. Şimdi oturduğu koltuğun ucundaydı.
Tepkisi Axel'i güldürmüştü, bazen soğuk bir kadın gibi değil de küçük bir kız gibi davranması Axel’e komik geliyordu. "Çünkü zamanında onlara yardım ettim ve bana borçlular."
"Boş zamanlarını insanların dileklerini yerine getirerek doldurduğunu bilmiyordum." dedi Cory alayla kaşlarını kaldırırken.
Axel omzunun üstünden Cory'ye döndü ve omuzlarını silkti. "Yatırım demeyi tercih ederim." Aldığı cevap ile ilgisini kaybeden Cory'nin sözünü Eva devraldı. "Emin olmam gereken bir şey daha var."
Meraklı gözler ona dönerken gündelik bir olaydan bahsediyor gibi devam etti. "Eğer bu yolculuk sırasında başıma bir şey gelirse, ölürsem, Nora'yı bulacağınıza söz vermenizi istiyorum."
Cliff ve Herald birbirine endişe ile bakarken, Cory Eva'nın isteği karşısında afallamıştı.
"Böyle bir şey olmayacak." dedi Axel net bir ses ile. "Ama yine de bir kere söz verdik sonuçta, yerin dibine saklamış olsalar bulurum." Eva gözlerini devirirken hafifçe gülümsedi.
"Bu kadar istekli olman için ölmem mi gerekiyor yani?" Sesine yoğun bir alay hakim olsa da minnettarlığını gizleyememişti.
"Ayağımın altında dolanmaman gerekiyor sadece." dedi Axel, dudağının bir kenarı kıvrılmıştı. Birbirlerine hiç bu kadar uzun, tereddüt etmeden ya da pişmanlık duymadan bakmışlar mıydı acaba?
"Bu gece burada mı kalacağız?" Cory'nin ani sorusu ikisi arasındaki bakışmaya bıçak kesiği gibi son verirken tüm gözler ona dönmüştü.
"Sizin de söz vermenizi istiyorum." dedi Eva konunun dağılmasına izin vermeden. Cory'nin sorusunu görmezden geldi.
"Söz veriyorum." dedi Herald tereddüt etmeden.
"Elimden geldiğince yardım edeceğim." dedi Cliff.
"Bakarız." dedi Cory alayla.
"Bu bir seçim değil, Cory. Tam konumunu içeren bir mektubu, yanında her şeyi bilip krallığa karşı demagoji yaptığına dair küçük bir notla beraber General Kane'e gönderirim." dedi Axel düz bir sesle. Yüzü o kadar ciddiydi ki Herald başta Axel'in ciddi olup olmadığını anlayamamıştı.
Eva'nın gözlerini devirerek ayağa kalktığını gördüğünde ortada ciddi bir şey olmadığını anladı ve arkasına yaslandı.
Cory derin bir nefes verdi. "Bu devirde şaka da yapılmıyor." Yüzündeki gülümsemeyi giderip ciddiyet ile Eva'ya döndü. "Söz."
"Evet, burada kalıyoruz." dedi Eva, Cory'nin havada asılı kalan sorusunu cevaplayarak. "Burada kaldığımız iki günü güzel bir plan yaparak geçireceğiz. Sonrasını ise," Masadaki şapkasını alıp kafasına takarken omuzlarını silkti. "Konuşuruz."
Bölüm etkileşimi
