3. Bölüm

Vaveyla Yazarı: melisanli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 3. Bölüm

Gürültülü mekânın küçük camları, içerideki yoğun sigara dumanından ve tozdan, neredeyse koyu bir sarı rengine dönüşmüştü. Kalabalık içerisinde göz gözü görmüyor denilebilirdi. Yine de cam bardakların, kartların ve kahkahaların sesi oldukça net geliyordu.
Sahnede orta yaşlı keman çalan bir adam, dans eden iki kadın vardı. Oldukça eski olduğu belli olan keman ile çalınan eğlenceli şarkı bu durumda Axel'i pek de eğlendirmiyordu.
Bunun birden fazla sebebi olabilirdi. Yüksek sesten pek hoşlanmazdı, kalabalığı da çok sevmezdi. Ama başlıca nedeni üzerindeki tüm parayı yatırdığı oyunu neredeyse kaybediyor oluşuydu.
Sahip olduğu son iki kartı da koymadan önce eline daha öncesinde geçen kartları bir kez daha düşündü. Kartları, sağındaki adamın da elindekileri koyması ile koca bir yığına dönüşen kartların üstüne sakince koydu. "İki sekizli." dedi donuk bir sesle.
Blöftü. Oysa blöfte hiçbir zaman iyi olmamıştı. Masadaki diğer üç çift göz birbirlerine şüphe ile baktı. Axel düşüncelerini belli etmemek için önündeki bardaktan bir yudum daha aldı. Birası iyice ısınmış, ekşimeye başlamıştı ama bunu çok da umursamadı.
Sol çaprazında oturan, iyi giyimli, iri yarı adam elini yavaşça ortadaki kartlara uzattı. Açmaya cesareti yoktu ama yanında oturan genç adamın blöf yaptığından neredeyse emindi.
Axel yenileceğini az çok biliyordu. Belki de adam kartları açmadan oyundan çekilirse, en azından parasının yarısını geri alabilirdi. Hadi, Tom. Çek o elini, diye düşündü bir yudum daha alırken. Tom, Axel'in yüzüne baktı. Eğer endişeye dair en ufak bir şey görseydi bir an bile tereddüt etmeden kartları açacaktı.
Ama Axel içinde ne kadar tedirginse, dışında o kadar donuktu. Tom hafifçe ofladı. "Axel." dedi bıkkınlıkla. Küçük bir çocuğu azarlar gibi muzip çıkmıştı sesi. Parmakları kartlara dokundu. Açacaktı. Eziyet gibi gelen birkaç saniye kulübün üst katından gelen bir adamın bağırışı ile son buldu.
Bir an için müzik kesildi ve herkes dikkatini üst katın merdivenlerinden apar topar inen genç adama verdi. Axel oturduğu yerden dikleşti ve buz mavisi gözlerini kısarak dumanların arasından inen kişiye daha dikkatli bakmaya çalıştı.
"Cory?" diye mırıldandı sessizce, sesi kendisine bile beklediğinden daha şaşkın gelmişti. Simasını tanıdığı genç adamın Cory olduğundan emin olduğunda memnun bir gülümseme takındı ve hızla ayağa kalktı.
Masadan ayrılmadan önce, masanın üzerindeki kartları eliyle hafifçe, sanki panikle kalkarken eli çarpmış gibi dağıttı ve en son koyduğu kupa ası ve kupa üçünün diğer kartlara karışmasını sağladı.
"Üzgünüm, beyler. Kendisi kardeşim gibidir. Bensiz devam edin." Olayın şoku ile kafa sallayan üç adamın önünden altın saatini ve iki tomar parasını alarak cebine attı ve hızla oradan uzaklaştı.
Yalan söylüyordu.
Cory ile hayatında adam akıllı bir kere sohbet bile etmemişti. Sarayda karşılıklı odalarda kalmaları ve akşamları büyük masada General Kane ile beraber yemek yemeleri dışında hiçbir bağları yoktu. Masaya arkası dönük olsa da üç çift gözün tam sırtında olduğunu hissediyordu. Adımlarını endişeliymişçesine hızlandırdı ve Cory'nin yanına gitti.
Cory yüzünü Axel'e çevirdiğinde ve göz göz geldiklerinde katlanan korkusuyla adımlarını hızla çıkışa doğru yönlendirdi.
Axel'in burada ne işi olabilirdi ki? Sarayda yaşayan kimsenin böyle bir yerde işi olmayacağını düşünüyordu. Beni yakalamaya geldi, diye düşündü içinden. Yoğun bir dehşet duygusu etrafını sardı. Ayakları birbirine dolanarak kulübün kapısını açtı ve kendini dışarı attı.
Axel bulunduğu yerden ok gibi fırladı ve kulübü terk eden Cory'den yalnızca birkaç saniye sonra kendini dışarında buldu. Cory kalabalığın içinde ne kadar hızlı gitmeye çalışsa da başaramıyordu. Axel ile aralarında yalnızca birkaç insan vardı. İnsanların arasından sıyrılarak geçen Axel bu mesafeyi kısa bir sürede kapattı ve Cory'yi kolundan yakaladı.
Birilerinin peşinden gitmek Axel'in sık yaptığı bir aktivite değildi. Hatta genelde işler tam tersi olur, onu arayan insanlar ona asla ulaşamazdı, ki bunlar çoğunlukla borcu olduğu insanlardı.
Sarayda yaşıyor da olsa gününün neredeyse tamamını Gedik adındaki bu köhne handa geçiriyordu. Sebebinin aşağı yukarı para kazanmak olduğunu söylemek çok da yanlış olmazdı. Paraya ihtiyacı var mıydı?
Muhtemelen hayır.
Yine de Cory'nin peşinden koşmuştu.
"Bırak beni! Lanet olsun!" Cory korku ile kolunu kurtarmaya çalışırken Axel onun bu korku dolu haline yüzünü buruşturarak kolunu iyice sıktı. "Kendine gel be!" diye mırıldandı genç adamı hafifçe sallarken, sesinde iğrentiye yakın bir tını vardı.
Cory'nin kolunu iterek onu serbest bıraktığında Cory etrafına bakındı. Hala kaçmak gibi birkaç planı olsa da Axel'in boş bakan gözlerinden ona karşı bir art niyeti, hatta muhtemelen bilgisi olmadığını anladı.
"Derdin ne senin? Önce kulübü birbirine katıyorsun, sonra alacaklı gibi kaçıyorsun..." Axel yüzünü buruşturdu. Ne diyecekti ki ona. Bu hiç senlik değil mi? Senelerdir hiçbirinizle konuşamama rağmen her şeyinizi biliyorum ve sen belaya bulaşacak birisi değilsin mi? Sadece sessiz kaldı.
"Beni takip et. Belli ki başın belada." dedi sadece donukça. Neden dediği hakkında bir fikri yoktu. Cory'yi arkadaşı olarak mı görüyordu? Sadece yardıma ihtiyacı var, dedi kendi kendine. Kafasının içinde başka bir ses kendi tezini çürüttü. Ne zamandır yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım etmeye başladık?
Axel arkasını dönüp kulübe doğru ilerlemeye başladı. Çekingen bir tavır ile de olsa Cory'nin kendisini takip ettiğini gördüğünde adımlarınızı hızlandırdı. Kulübün ahşap, ağır kapısını ipinden çekti ve geçmesi için işaret verdi. "Sol köşedeki masaya otur.” dedi eliyle cam kenarından diğer masalara nazaran daha uzak olan, bordo örtü serili masayı göstererek.
"Birazdan geleceğim." Cory kafası allak bullak, neden Axel’in dediklerini dinlediğini bilmez bir halde işaret ettiği masaya doğru ilerledi. Axel ise adımlarını hancı kadına yönlendirdi.
Orta yaşlı kadın kendisine doğru yürüyen genç adamı görünce yüzünde küçümseyici bir gülümseme belirdi. "Axel? Arkadaşını sakinleştirebildin mi?" dedi kadın alayla. Axel kaşlarını kaldırdı, gözleri ağır ağır kadına kaydı. "Ne konuşuyorsun sen yine?" dedi bıkkınlıkla. Kadının suratındaki alay ifadesi sekteye uğramadan daha da artarken Axel derin, sabredercesine bir nefes aldı.
Tanıdığı ilk günden beri sevmezdi bu kadını.
Sakin, tekdüze bir sesle aklındakileri sordu. "Olay neymiş? Neden bağrışma olmuş?" Hancı kadın ona bir şey sormasına şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı. Elindeki bardağı ahşap masaya koydu ve bukleli, ateş kızılı saçlarını geriye attı.
"Biliyorsun, bilgiler de en az içkiler kadar pahalı." Axel bir süre kadının yüzüne boş boş baktı. Senelerdir kadını görüyordu ve senelerdir ondan nefret ediyordu. Karşısındaki kadın laflarını düşünmeden konuşan, kendisine bile saygısı olmayan, basit bir insandı. Axel karar vermişti. Evet, ona beş dakikadan fazla tahammül edemiyordu.
“Parayı gerçekten seviyorsun değil mi?” diye mırıldandı Axel yüzünde beliren aşağılayıcı gülümseme ile. "Para demişken,” Genç adamın dolgun dudaklarında alaycı, sivri ve samimiyetten uzak bir gülümseme yeşerdi. “Yeni mesleğinde başarılar dilerim. En kısa sürede kocanı tebrik etmeye gideceğim.”
Axel kadının bir süredir birden fazla müşteri ile görüştüğünü biliyordu, günlerinin neredeyse tamamını bu köhne handa geçirdiği için öğrenmesi zor bir bilgi olmamıştı bu. Hatta öğrenmeye çalışmamıştı bile. Kocasının ise bilmediğinden adı gibi emindi.
Axel blöf yapamazdı... Bunun senelerdir müşterisi olan Axel'in kaybettiği tek kumar olduğunu bilen hancı kadın kar gibi bembeyaz kesildi.
"Sen şereften yoksun bir adamsın, Axel." dedi kadın öfkeyle sıktığı dişlerinin arasından. Genç adam sakince omuzlarını silkti, hakaretlerden çok nadir etkilenirdi ve bu onlardan biri değildi.
"En azından karımı birden fazla insan ile aldatmıyorum." diye mırıldandı Axel frak ceketinin cebindeki gümüş rengi, üzerinde kabartmalı bir kırlangıç işlemesinin olduğu tabakasını çıkarırken. Metal kutunun içinden ince beyaz kağıda sarılmış bir sigarayı sakince dudaklarının arasına yerleştirdi ve ahşap masaya yaslandı.
"Senin bir karın yok." Kadının sesi kafası karışmış gibi geliyordu, karşısında umursamazca oturan genç adamı küçümseyerek gözlerini kıstı.
“O da olur.” dedi Axel ağzının içinden, dudaklarının bir köşesi belli belirsiz kıvrıldı.
"Sen insanların hayatlarına burnunu sokup onları mahvetmekten başka bir şey bilmeyen, aptal bir çocuksun. Bu kadar." Axel tekrardan omuzlarını silkerek yarım ağız gülümsedi. "Hayatını mahvetmek için bana ihtiyacın yok, tatlım. Kendin çok güzel hallediyorsun." Kadın gözlerini devirerek elindeki nemli bezle ahşap masayı silmeye devam etti.
"İki bira alayım." Genç adam dudaklarındaki sigaranın ucunu tutuşturdu ve dumanını derince içine çekti. "Ee, neden bağrışmışlar?" Hancı kadın elindeki bardağı sildiği ahşap masaya dikkatle yerleştirdi.
"Arkadaşın, sabah uyandığında yatağında Leslie'yi görmüş. Leslie kendisine biraz yanaştığında da çığlık atarak odayı terk etmiş. Bu kadar." Laflar ağzından tükürürmüşçesine çıkmıştı. Axel’in istediği herhangi bir şeyi ona vermiş olmanın yenilgisini yaşıyordu.
Axel için ise bilgiyi aldıktan sonra nasıl aldığının pek bir önemi yoktu. Elini oradaki işinin bittiğini belirterek iki kere masaya vurdu, biraları aldı ve acele etmeden arkasına döndü.
Cory hala arka masada, tam olarak söylediği yerde, öylece oturuyordu. Axel yanına geldiğinde ise mümkünmüş gibi daha da gerildi. Axel elindeki biraları masaya koyup Cory'nin yanına otururken sigarasını hala dudaklarının arasında tutmaya çalışıyordu, duman gözüne gelmesin diye gözlerini hafifçe kısmıştı.
Dudaklarındaki sigarayı parmaklarının arasına aldığında sonunda bakışları Cory’e döndü.
"Leslie'den neden kaçtın?" Axel'in rahatsız edici huylarından biri de son derece patavatsız olmasıydı. Söylediği şeyi karşısındaki insanı alıştırarak söylemezdi. Hele teselli etmekte kesinlikle berbattı.
Tüm insani yönlerini tek bir insana layık görüyordu.
Cory gözlerini devirerek önüne koyulan biraya uzandı ve susuz kalmış gibi büyük yudumlar ile içmeye başladı. "Leslie kim bilmiyorum ama sabah odamda gördüğüm kadını diyorsan, her sabah odamda bir yabancı ile uyanmıyorum." dedi Cory huysuzca.
Axel bir şeylerin üstünü örtmeye çalıştığını hemen anlamıştı. Neyin üstünü örtmek istediğini ise aslında az çok biliyordu. “Kadınlara ilgi duymadığın için mi kaçtın?” Cory’nin yutmak üzere olduğu yudumu boğazında kalırken sertçe öksürmeye başladı.
Axel üzerine sıçrayan biraya iğrenerek baktı ve masadan bir peçete alarak pantolonunu silmeye başladı. “İğrenç.” diye homurdandı kumaşı temizlerken.
Cory öksürüklerini bastırmaya çalışırken beyaz teni kıpkırmızı olmuştu, Axel ise hala sakince pantolonunu siliyordu.
“Ne?” diye öksürüklerinin arasından sonunda konuştu Cory tiz bir sesle. Öksürmekten sesi kısılmıştı.
"Yaklaşık altı yıldır biliyorum." dedi Axel elindeki peçeteyi buruşturup masaya bırakırken. Sigarasından bir duman daha çekti içine. Cory'nin kaşları iyice çatıldı.
"Neyden bahsediyorsun sen?" dedi Cory sinirle. Axel'in biliyor olması mümkün değildi. Kimsenin biliyor olması mümkün olmamalıydı.
"Erkeklere ilgi duyduğunu biliyorum Cory.” dedi Axel dümdüz bir sesle. Bunu Kafna’ya kar yağması ya da gökyüzünün mavi olması gibi sıradan bir şeymiş gibi söylemişti.
“İnan bana zerre kadar umurumda değil, merak ettiğim de Leslie'ye neden ilgi duymadığın değil.” diye ekledi Cory’nin uzun süre sessiz kaldığını fark ettiğinde. “Neden kaçtığını merak ediyorum. Kaçmanı gerektirecek ne yaptın?" Cory genç adam konuşmayı bitirince alayla güldü, gülüşü endişe ile titredi.
"Erkeklere ilgi duymuyorum. İnsanlardan laf almakta da berbatsın." Axel kafasını onaylarcasına salladı. "Kesinlikle.” Hiç çekinmeden Cory’nin sözlerine katıldı. “Çok yalan da söyleyemem, hala üzerinde çalışıyorum ama inan bana çok iyi bir gözlemciyimdir."
Cory, Axel'in gerçekten bir şeyler bildiğini fark etti ve sinirle oturduğu yerde dikleşti. Yüzünde huysuz bir ifade ile kafasını çevirdi.
"Alay et hadi, bekliyorum." Axel sigarasından derin bir duman daha çekti ve bir süre suçlu bir çocuk gibi bakışlarını kaçıran Cory’nin yüzüne baktı. "Cory," Kısa süreli sessizlikte dudaklarından, çektiği sigaranın dumanı çıktı ve aheste aheste yükselmeye başladı. "Gerçekten, umurumda değil.”
Axel arkasına yaslanıp kaşlarını kaldırdı ve sorusunu yineledi. “Leslie'den neden kaçtın?"
Cory daha fazla uzatmaya gerek duymadı. Nasılsa yakında herkes onun ortalıktan kaybolduğunu öğrenecekti. Belki Nora'ya olduğu gibi onun da üstüne işlemediği bir suç atılacaktı ve kaçak olarak aranacaktı. "General Martin'in ölümünü duymuşsundur." dedi Cory sesini alçaltarak. Axel kafasını sallamak ile yetindi.
"Otopsisini bana verdiler ve ben inceleme sırasında bir şeyler buldum. Bulmamayı dileyeceğim şeyler." Cory nasıl devam edeceğini bilemiyordu. Karşısındaki genç adamın hiç şaşırmadığını görmek bir nebze de olsa rahatlamasına sebep oldu.
"Benim cesette yaptığım inceleme ile bulduğum şeyleri benzer saatlerde Eva da tahmin etmiş olmalı ki ofisimi bastı." Axel, Eva'nın ismini duyduğunda oturduğu yerden dikleşti ve masaya doğru eğildi.
"Eva." diye tekrarladı bilinçsizce. İsmi dudaklarından yasak bir kelime gibi, tereddütle dökülmüştü.
Cory kafasını salladı. "Evet, tanıyorsun.” diye mırıldandı şüpheyle. On yılı aşkın süredir beraber sarayda yaşıyor olmalarına rağmen Eva ve Axel’in bir kere bile bireysel olarak sohbet ettiklerini görmemişti. İletişimleri hep ortak bir paydada soru yöneltilmesinden ibaretti.
Ama tanıyordu.
Saraya getirildiği ilk günden bu yana, onu herhangi birinin tanıyabileceğinden çok daha iyi tanıyordu.
İri altın kahve gözleri, koyu renk saçlarının yuvarlak yüzüne, dolgun elmacık kemiklerinin üzerine dökülüşü, kar gibi beyaz teni aklına geldiğine tüm vücuduna sıcak bastığını hissetti. Axel hafifçe öksürerek boğazını temizledi. "Tanıyorum. Devam et." Soğuk birasından büyük bir yudum aldı.
"Eva bu sabah otopsi sırasında odama geldi ve bana Nora'nın masum olduğuna dair düşüncelerini açıkladı. Şöyle ki ben de birkaç dakika öncesinde General Martin'in ölüm sebebinin yüksekten düşmesi olmadığını görmüştüm.”
Cory hızlıca soluklandı ve devam etti. Axel ise artık pür dikkatle onu dinliyordu. "Eva'ya göre General Martin'in öldürülmesi ve Nora'nın yakalanması aynı sebepten ötürü. General Kane'in hükmünün sonunu getirebilecek bir şey."
Axel istemsizce gülümsediğini fark etti. Genç adam senelerdir genç kadının adı geçtiğinde dahi gözlerinin nasıl parladığından bihaberdi.
Eva'nın sivri zekasına hayran olduğunu kabulleneli uzun bir süre olmuştu. Artık kendini bu durumun tersine inandırmaya çalışmıyordu. "Beni bu işi çözerken yanında olmaya davet etti, ya da onu kast etti bilmiyorum. Daha çok tehdit ediyor gibiydi."
"Numara yapıyordur." dedi Axel sakin ve kendinden son derece emin bir sesle. Axel blöf yapmayı beceremezdi ama bu Eva'nın ustalık alanıydı.
"Sana General Kane'in peşine düşeceğini, seni öldüreceğini falan söyledi, değil mi?" diye ekledi keyifle. Sigarasından bir duman çekti içine ve gözlerinin önüne gelen yüzle gülümsemesi büyüdü, tüm yüzüne yayıldı ve gözlerine ulaştı.
Eva'yı tanıyordu. Eva'nın bugüne kadar söylediği ve söyleyebileceği tüm cümleler kafasının içinde bir yerdeydi.
"Ve sen de bu başarılı yemi yuttun, korktun, panikledin ve can havliyle kaçtın."
Cory'nin kalan hikâyeyi anlatmasına gerek kalmamıştı. "Tam da onun istediği gibi. Çünkü sonunda ona döneceğini biliyordu. Buna inanmanı sağladı." Cory anlamadığını belli ederek kaşlarını çattı. Bir şey söylemek ister gibi dudakları aralandı ama kelimeler çıkmadı.
"General Kane peşine düşmeyecektir, Cory." dedi Axel fısıltı gibi bir sesle. Sesinde sebepsiz bir memnuniyet ve bolca hayranlık vardı. "Nereden bilebilirsin ki?" dedi Cory sinirle. "Yalan söylediğini nereden bilebilirsin?"
Axel birasından son yudumunu aldı ve arkasına yaslandı. Geniş omuzlarını hafifçe silkti "Çünkü General Kane, rapor doğru ya da yanlış doldurulmuş olsun, resmi kayıtlara geçene kadar senin hakkında işlem yapamaz. Ve muhtemelen o raporu asla görmeyecek. Çünkü inan bana Ivanow seni yanında istediyse, ondan önce kimsenin almasına izin vermeyecektir." dedi Axel kısaca.
Sesi duruma tamamen tezat bir şekilde keyifliydi. Cory'nin kafası iyice karışmıştı.
"Anlamıyorum." dedi Cory öfkeyle. Anlamadıkça daha da sinirleniyordu. Axel'in keyifli haline de yüzündeki aptal gülümsemeye de anlam veremiyordu.
Neye gülüp duruyordu?
"Odana döndüğünde raporun orada olup olmadığını kontrol etmek isteyebilirsin. Eminim Ivanow küçük oyunlarına heyet onaylı o otopsi raporunu dahil etmiştir." Cory'nin gözünde Eva ile arasında geçenler canlandı. En son raporu nerede gördüğünü düşündü.
Evet, en son Eva'nın elinde görmüştü. Ardından ise Eva'nın elinde kalın, gri montu vardı.
Raporu hiç bırakmamıştı. General Kane raporu okumamıştı. Kimse Cory'nin, General Martin'in gerçek katilinin Nora olmadığını bildiğini bilmiyordu.
"Eva'yı bulmam lazım." dedi Cory acele ile ayağa kalkarken. "O raporu General Kane'e teslime etmeden ortadan kaybolmam lazım..." diye fısıldadı kendi kendine.
Axel yarım ağız gülümsedi. "Onu aramana gerek yok." dedi kulübün ahşap kapısına bakarken. "O bizi bulmaya gelecek." Axel kafasını oturduğu koltuğun arkasına yasladı ve keyifle küçük, keyif dolu bir kahkaha attı.
Cory sakince Axel'in yanına oturdu. Genç adamın bu davranışlarına hiçbir anlam yükleyememişti. "Nereden biliyorsun demeye korkuyorum." Axel omuzlarını silkti. Gözleri kapalı sigarasından bir duman daha çekerken kendi kendine mırıldandı.
"İyi bir gözlemciyimdir dedim ya.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.