8. bölüm / 11
Mutluluğun Peşinde7. Bölüm
Bölümler 11Şu an: 7. Bölüm
- 1 Giriş3.486 kelime
- 2 1. Bölüm2.008 kelime
- 3 2. Bölüm2.098 kelime
- 4 3. Bölüm2.386 kelime
- 5 4. Bölüm2.620 kelime
- 6 5. Bölüm2.500 kelime
- 7 6. Bölüm3.009 kelime
- 8 7. Bölüm3.262 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 8. Bölüm2.704 kelime
- 10 9. Bölüm4.273 kelime
- 11 10. Bölüm3.789 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece yarısı saat ikide herkes pazar yerinin arkasındaki korulukta, tam da Eva’nın dediği gibi at arabasını bekliyordu.
Axel yeniden saatine baktı ardından hafifçe yana, Eva’ya doğru eğildi. "Senin araba gelmeyecek galiba?" diye fısıldadı alayla karışık bir sesle. Eva da uzanıp Axel'in elindeki saate baktığında saat neredeyse ikiydi.
"Gelecek." diye homurdandı Eva keskin bir tavırla, kaşları yine çatılmıştı. Lafını bitirmesinden birkaç saniye sonra pazar yerinden atların ayak sesleri duyuldu. "Ben işimi sağlama alırım, Koren." dedi Eva, Axel'in önünden geçip giderken.
Axel önünden geçip giden kadının arkasından gülümserken hafifçe iç çekebildi sadece.
At arabası koruluğun girişindeki patikada durdu. Arabayı süren genç dizginleri bırakıp arabadan indi ve Eva'nın yanına geldi. Axel, hava karanlık olsa da çocuğun gözlerinin heyecanla parladığını görebilmişti. Gözlerindeki kendini kanıtlayabilme, beğendirebilme arzusu adeta somut bir obje gibi oradaydı.
"Merhaba, Bayan Ivanow. Her şey istediğiniz gibi, kimsenin haberi yok." dedi genç çocuk heyecanla. Eva hafifçe gülümsedi. "Teşekkürler, Timothy. Bundan sonrasını ben hallederim." Elini hafifçe Timothy’nin omzuna koydu ve parmak uçlarında kalkarak genç adamın yanağına tüy gibi bir öpücük bıraktı.
Bu Eva için bir bilet değerinde olsa da Timothy belki de bu anı hayatının sonuna kadar hatırlayacaktı.
Axel hafifçe öksürdü. Keskin bakışlarını genç adama yöneltmişti ve öylece bakıyordu. Nabzının hızlandığını hissetti.
Kimseyi onun yanına yakıştıramıyordu.
Sanki Eva camdan yapılmış, nadide bir eserdi ve ona uzanan her el onu kırmak niyetiyle oradaydı. Birinin onun canını yakması fikri bile Axel için bunaltıcıydı
"Ivanow." dedi Axel aksi bir sesle. "Gidelim artık."
Eva, Axel'e bakmadan Timothy'ye bir kez daha gülümsedi ve omzunu sıvazladı. "Tekrardan teşekkür ederim." Timothy kafasını yere eğdi. Suratında silemediği, şapşal bir gülümseme ile arkasını döndü ve birkaç kere omuzunun üstünden genç kadına bakarak pazar yerinden ayrıldı.
Eva ise arkasını döndüğü an yüzündeki gülümsemeyi silmişti.
"Gözüm bu çocuğu tutmadı." dedi Axel, Timothy'yi kast ederek. Yüzünde tiksindiğini gizlemediği bir ifadeyle kollarını önünde bağladı. "Aklı bir karış havada gibi görünüyor. Ağzını tutabileceğinden emin misin?"
Eva omuzlarını silkmek ile yetindi. "Tutmasına gerek yok. General Kane'e kafa dinlemek için biraz uzaklaşacağım bilgisini ilettim. Şehirden ayrılacağımı biliyor."
Cory konuşmaya dahil oldu. "Peki ya biz?" Eva yanındaki siyah atın kafasını okşarken özet ile anlattı. "Dediğim gibi Herald salgın hastalık sebebi ile raporlu, Cliff zaten herhangi biri tarafından sorgulanmayacaktır, kimsesi yok çünkü."
Cliff yüzünü buruşturduğunda Cory elini hafifçe Cliff’in omzuna koydu. "Öyle demek istemedi. Eva böyle işte, düşünmeden konuşur."
"Cory, sen de Vignar'a anneni görmeye gittin. Bir süredir yoksun. Şehirde olmadığın için General Martin'in otopsisi Doktor Ackles tarafından yapıldı. Son bir haftadır fare deliğinde saklanır gibi insan içine çıkmaman bir işe yaradı baksana." Cory yüzünü buruşturdu. "Beni mi gözetliyordun? Sapık mısın sen?" Eva cevap vermeden atları sevmeye devam etti.
Eva'nın kendisinden hiç bahsetmediğini fark eden Axel gülümsememek için dudaklarını birbirine bastırdı ve kaşlarını kaldırdı. Eva kafasını başka yöne çevirdi ve derin bir nefes aldı.
Yüce Velisar! Bu çocuk neden böyle davranıyordu?
"Peki ya ben, Ivanow? Ben neredeyim?" Eva, Axel'in de Cliff gibi Kafna'da kimsesi olmadığını biliyordu. Yine de sarayda kaldığı için uzun süre ortada olmamasının dikkat çekeceği kesindi.
"Nerede olmak istiyorsan orada ol, Koren." dedi Eva kısık ama sinirli bir ses ile.
"Kafa dinlemeye gelmiş olayım. Seninle beraber." dedi Axel eğlenir bir tonda. Eva ile uğraşmayı seviyordu. Genç kadının tepkilerini izlemek onun için kitap okumak gibiydi.
Eva gözlerini abartı ile devirdi. "Kimse tatile seninle çıkacağıma inanmaz."
Axel keyifle gülmek ile yetindi.
"Arabaya geçin." dedi Eva sürücü koltuğuna binmek için ip basamaktan destek alırken. Kendini tek seferde yukarı çekti ve üzerindeki takım elbisenin kalıp kumaşına rağmen rahat bir şekilde yerleşti. "Sen mi süreceksin?" dedi Cory şaşkınlıkla.
"Evet, Cory. Ben süreceğim. Hadi binin artık, ne bekliyorsunuz elinizi tutup içeri eşlik etmemi mi?" diye cevapladı Eva aksi bir tavırla. Axel’in sinirlerini bozmak için böyle davrandığını biliyordu ve başarıyor olması daha da büyük bir problemdi.
Ruh hali ve atmosfere yayılan gerginliği ile herkesi tek cümlesi ile arabaya binmeye ikna etmişti. Axel iplerden destek alarak Eva'nın yanına çıktı ve oturdu.
"Gidelim bakalım…” Eva’ya dönüp sahte bir masumlukla göz kırptığında genç kadın bunun uzun bir yolculuk olacağını anlamıştı. “…tatilimize."
XXX
Sabahın ilk ışıkları, at arabasının yanından geçtiği nehrin üzerini bir ayna gibi parlatırken Eva gözlerini sol tarafında uyuyan Axel'e çevirdi. Genç adam yolun yarısına kadar inatla, gözlerini bir an bile kaçırmadan kendisini izlemişti. Eva hayatında daha önce böylesine gerildiğini hatırlamıyordu. Bu sabah aynaya baktığında saçlarında beyazlar görürse şaşırmazdı.
Senelerce yediği yemekten dinlediği müziğe kadar, her aktivitenin içindeyken kendisini izlemişti, izlediğini biliyordu ama böylesi hiç başına gelmemişti. Axel'in inatçı ve baskıcı bakışları sanki ona yol boyunca bir şey anlatmak istemişti, Eva ise yol boyunca tüm bu sözlere kulaklarını, bakışlara gözlerini kapatmıştı.
Nora'nın evine yaklaştıklarında uyurken Axel'in üzerine örttüğü frak ceketine uzandı ve onu uyandırmamaya özen göstererek yavaşça üzerinden çekmeye yeltendi. Ancak bu hareketini engelleyen bir el sertçe bileğini tuttu.
Axel'in aniden yarım açılan mavi gözleri güneşin solgun ışığı ile birkaç ton daha sertleşmişti sanki. Eva eli ile beraber ceketini onun tutuşundan kurtarmaya çalışırken kafasını yola çevirdi.
“Eva?” Axel şaşkınlık dolu, boğuk sesiyle genç kadının sesini bir dua gibi mırıldandı ve Eva bileğindeki baskının anında kaybolduğuna şahit oldu.
Axel uykulu gözleri ile bir süre etrafına bakındıktan sonra gözlerini tekrar sıkıca yumup açtı. Gözleri Eva’nın bileğinde dolaştı. “Özür dilerim. Canını yaktım mı?” diye mırıldandı kısık bir sesle.
Eva sorusunu duymamış gibi dizginleri tutmaya devam etti. "Geldik." Ceketi omuzlarına attı ve göz ucuyla oturuşunu düzelten Axel'e baktı. "Günaydınlar, beyefendi. Uyandırdım kusura bakma."
Axel cevap vermek yerine yüzünü ovuşturarak etrafı incelemeye devam ediyordu. Yüzünü ekşiterek esnedi. "Tüm gece yolda mıydık?" Eva kafasını sallamak ile yetindi.
"Tutuldun mu?" dedi alayla. “Sana güvenip yola çıkan yolda kalırmış demek ki.” Axel gözlerini devirmek ile yetindi. Genç kadının ceketinden üzerine sinen koku rüzgarın esintisi ile ciğerlerine doluyordu. Taze bahar çiçekleri ile tatlı meyveleri anımsattı bu koku ona. Farkında bile olmadan derin bir nefes aldı.
"Ne kadar kaldı?" diye mırıldandı Axel, yaptığının aptalca olduğunu düşünüp biraz utandığı belliydi.
Eva çenesi ile ilerideki küçük evi gösterdi. "Herald'ın tarif ettiğine göre burası olmalı."
Kendilerine doğru heyecanla koşan, tüylü kuyruğunu pervane gibi sallayan köpeği gördüklerinde Eva iyice yavaşladı. "Kontes?" Eva gelen köpeğe sevecen bir tonda seslenirken Axel de gelen köpeğin Nora'nın köpeği olduğunu biliyordu. Hastalanıp da tedavisi için çitliğe gönderilene kadar sarayda, Nora ile kalıyordu yaşlı köpek Kontes. Şimdi ise arabaya yetişip usul usul atları takip etmeye başlamıştı, sağlığı yerinde görünüyordu.
Eva, küçük, tek katlı eve iyice yaklaştıklarında arabayı durdurdu ve seri bir hareketle atlayarak indi. Kısa boyu ve kassız vücuduna göre yine de hareketleri çevik ve kontrollüydü. "İçeridekileri uyandır. Ben de atlara yiyecek ve içecek getireceğim. Sonra eve gireriz." Axel onaylarcasına kafasını salladı.
"Nora içeride mi merak etmiyor musun?" diye mırıldandı genç adam. Eva kafasını hiç şüphe duymadan iki yana salladı.
"Değil." dedi Axel’e bakmadan. İletişimden ve temastan tamamen kaçınıyor, bunu da gizlemeden yapıyordu. Axel genç kadının aralarına çizdiği hayali sınırları geçmeye zorlamadı, bunun yalnızca kötü sonuçlanacağını bilecek kadar tanıyordu Eva’yı.
Axel arkasını dönüp uzaklaştıktan kısa bir süre sonra Eva atlara su ve yem verirken herkesin dışarıda olduğunu gördü. Onlar da yeni uyanmış olmalıydı. Oysa yol boyunca Eva'nın gözüne uyku girmemişti. Gerginlikten ve Nora'nın başına bir şey gelmiş olabileceği ihtimalinden neredeyse gözünü bile kırpmamıştı. Axel ona yol boyunca eşlik etmeye ne kadar niyetlense de kanındaki alkol ve günlerdir süren uykusuzluğun esiri olarak sızmıştı.
Genç adam uzun süredir böylesine rahat ve uzun uyumamıştı. Oysa saatlerdir soğukta, bir tahtanın üzerinde, sarsıntılı bir yolculuktaydı. Böylesine uzun bir uyku çekebilmesinin sebebini biliyordu.
Her zaman biliyordu.
"İçeride biri var mı bilmiyorum ama siz her ihtimale karşı hazırlıklı olun." dedi Eva belindeki altıpatları çıkarırken. Herald şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Eva’nın silah taşımasını beklemiyor olmalıydı.
Eva muzip bir gülümseme ile karşılık verdi. "Bu kadar şaşırma, sevgilinin silahı, benim değil." Axel ikilinin arasında geçen diyalogdan uzak kalarak sessizce evi gözetliyordu. "İçeride sadece yaşlı bir kadın var." dedi ince tül perdenin ardında hareket eden silueti fark ettiğinde. Diğer tüm odalar son derece cansız duruyordu.
"Silahını yerine koy, Ivanow. Sanırım ona ihtiyacın olmayacak." Eva, Axel'in haklı olduğunu anladığında dediğini ikiletmeden silahını kaldırdı ve Kontes'in başını okşayarak ilerlemeye başladı.
"İçeride kimin olduğunu biliyor musun?" dedi Axel, Herald'a bakmadan. Herald'ın sorunun kendisine sorulduğunu anlaması birkaç saniyesini anladı. "Bayan Polly. Bakıcısı kalıyordu Nora'nın yanında. Hem Nora'nın gölge öğretmeniydi hem de evin işlerini yapardı." Eva kafasını salladı. Sakin çıkarmaya çalıştığı sesi ile Herald'ı cevapladı.
"Bayan Polly'yi tanıyorum. Kendisi biz küçükken Nora ve bana bakıcılık yapardı. Sonrasında hiç görüşmedik neredeyse.” Eva’nın kaşları belli belirsiz çatıldı. “Nora ile hala iletişimde olduklarını bilmiyordum." Axel, Eva'nın sesindeki kırgınlığı duymuştu.
Bayan Polly'nin, Eva için değerini biliyordu.
Annesinin Eva'ya yaşattığı travmaların hepsini Bayan Polly'nin iyileştirdiğini, Eva'nın onu annesi gibi gördüğünü, Bayan Polly şehirden ayrılacağını söylediğinde Eva'nın günlerce yemek yemediğini, uyumadığını, odasından çıkmadığını biliyordu.
O an karşısında beraber büyüdüğü o güçlü kadın yoktu. Karşısında ailesinden alınıp başka bir hayata uyum sağlaması istenmiş, şimdi edindiği aileyi de kaybetmiş o küçük kız çocuğu vardı.
Ona destek olabilirdi.
Eva'nın kendisinin söyleyeceği herhangi bir şeye önem vereceğini biliyordu.
Yine de kelimeler ağzından çıkmadı.
"Nora'nın burada olmadığından eminsek buraya neden geldik?" dedi Cliff yol boyunca ilk defa konuşma kararı alarak. "Olayların nasıl geliştiğini anlayabilmek için en başından başlamalıyız." dedi Eva çok açık bir şeyi ifade ediyormuş gibi bir rahatlıkla.
"Tüm yaşananları gözden geçiriyoruz. Buraya geldik çünkü Nora'nın neden baloya geldiğini, ne zaman evden ayrıldığını, nasıl karar verdiğini, kısacası balodayken nasıl bir ruh halinde olduğunu anlamamız lazım." Eva açıklamaya devam ederken çoktan evin verandasına ulaşmışlardı.
Evin ahşap duvarındaki kırlangıç yuvasını gördüğünde Eva kaşlarını çatarak bakışlarını kaçırdı. Kırlangıçlardan hoşlanmıyordu.
Cory kaşlarını çattı.
"Olay örgüsüne göre mekanları ziyaret edeceksek bu bir sonraki uğrak noktamızı General Kane'in malikanesi yapmaz mı?" Eva umursamazca omuzlarını silkti. "Bunu sonra konuşuruz. Önce geldiğimiz şeyi halledelim."
Evin küçük, mint yeşili kapşısına geldiklerinde Axel, Eva'nın adımlarının yavaşladığını görmüştü. Genç kadın derin bir nefes aldı ve elini yumruk haline getirerek ahşap kapıya iki kere vurdu.
"Bayan Polly?" Mutfaktan gelen sesler aniden kesildi, kadının siluetinin evin içinde hareket ettiğin perdelerin ardından görebiliyorlardı. Kısa bir sürenin ardından saçları beyazlamış, ufak tefek bir kadın kapıda göründü.
"Eva?" Eva, Bayan Polly'ye dimdik bakmayı sürdürürken kafasını salladı. "Cory? Axel? Ne işiniz var burada çocuklar? Nora nerede?" Yaşlı kadının yüzü büyüttüğü çocukları bir arada görmesi ile aydınlanmıştı. Tombul yanaklarına her an gözyaşları düşmek üzere gibiydi
"Kayıp." dedi Eva kısaca.
Axel uyarıcı bir bakışla Eva'ya döndü. "Ivanow," diye fısıldadı uyarır bir tonda. Eva ensesinde Axel'in nefesini hissedebiliyordu. Sırtı dikleşti, nefesini tuttu. Verdiği tepkilerin hiçbiri Axel'in gözünden kaçmamıştı. "Yapma." dedi sadece Eva'nın duyabileceği kadar kısık bir sesle.
"Sinirlisin, anlıyorum ama şimdi değil." Eva, Axel'e dönme gereği bile duymadan şaşkınlıkla mutfak eşiğine yaslanan Bayan Polly'nin yanına gitti. Bir elini yaşlı kadının beline yerleştirip diğeri ile elini tuttu. "Gelin oturun, her şeyi tek tek konuşalım."
Bayan Polly titreyen bacaklarına aldırmadan Eva'nın da desteği ile oturma odasındaki krem rengi kanepelerden birine oturdu, toz pembe kırlentleri bir kenara iten Eva yanına sıkıştı.
"Anlat bana kızım. Nora nerede?" Eva'nın duymayı beklediği cümlelerin bunlar olmadığı apaçık ortadaydı.
Ne bekliyordu?
Belki nasıl olduğunu sormasını, onu özlediğini söylemesini? Öylece ağzı açık kalakalmıştı.
"Eva? Nora nerede kızım?" Bayan Polly kesintili nefes alışverişlerinin arasında sorusunu yineledi. Eva, ona bir süre bomboş bakmaya devam etti.
"Birkaç gün önce talihsiz bir suçlamaya maruz kaldı." dedi Axel yaslandığı kapının eşiğinden omzuyla destek alarak düzelirken. Yavaş adımlar ile yanlarına gitti ve koltuğun karşısındaki koyu ahşap sehpanın üzerine oturdu. "Nora'nın katıldığı baloda General Martin öldürüldü ve suçlunun Nora olduğu düşünülüyor. Biz de buna inanmadığımız için Nora'yı kurtarmaya çalışıyoruz. Sizin de bize yardım edebileceğinizi düşündük."
Bayan Polly, Herald'ın getirdiği bardağa uzanırken kırışmış, sıcak elini Eva'nın elinden çekti. Eva'nın eli öylece boşluğa düşerken Axel, Eva'nın yüzünde sinirli bir ifade oluştuğunu görebilmişti. Sinirinin Bayan Polly'ye olmadığını biliyordu.
"Noracığım, kar tanem... Yapmamıştır. O kimseye zarar vermez." Eva dizlerinden destek alarak ayağa kalktı ve cam kapıya doğru ilerledi. Sırtını dönüp dışarıya bakmaya başladığında omuzları çökmüştü, Axel ilgisini Bayan Polly'ye yöneltmeye çalıştı.
"Biz de öyle düşünüyoruz, Bayan Polly. Bize yardım edebilecek misiniz?" Bayan Polly bardağı masaya geri koyarken hızla kafasını salladı. "Ederim tabii, elimden ne gelirse."
Axel iç cebinden bir mendil çıkarıp Bayan Polly'ye uzattı. İhtiyar kadın gözyaşlarını silse de tombul yüzü hiç kuru kalmıyor, ardı sıra gelen yaşlar ile yeniden ıslanıyordu. "Baloyu nasıl öğrendiği ile başlayalım o zaman." dedi Axel kollarını geriye yaslayıp arkaya eğilerek.
"Bay Niemi söylemişti." dedi Bayan Polly göz ucu ile Herald'a bakarak. Axel Herald'a döndüğünde, Herald kafası ile doğruluğunu onayladı. "Bana gelmeyeceğini söylemişti sonradan fikrini değiştirmiş olmalı. Sebebini bilmiyorum." diye ekledi. Sözü hemen Bayan Polly devraldı.
"Balo olduğunu öğrendiği gece eve çok üzgün geldi. Baloya gitmeyi çok istediğini, Eva'yı çok özlediğini ama eski hayatına dönmeye, General Martin ile karşılaşmaya hazır olmadığını söyledi." dedi Bayan Polly arkası dönük Eva'ya bakmayı sürdürürken.
"Seni çok özlemişti Eva." Eva cevap vermeden önünü döndü ve sırtını cama yasladı.
“Sonra balodan bir önceki gün akşam eve döndüğünde birden fikrinin değiştiğini, gideceğini söyledi.” Eva’nın kaşları çatıldı. “Seninle buluştu mu o gün?” diye sordu Eva omzunun üstünden Herald’a bakarak. Herald kafasını olumsuz anlamda salladı.
"Nora günlük tutuyordu. En son görüştüğümüzde yani. Hala tutuyor mu?" diye sordu Eva kısık bir sesle. Bayan Polly kafasını belli belirsiz salladı. "Yani günlük mü emin değilim ama bazı geceler elinde pembe bir defter olurdu." Cory kaşlarını kaldırarak kafasını Eva'ya çevirdi. Anlamadığı belliydi.
"Bir günlüğün bize ne gibi bir yardımı olabilir ki?" Eva omuzlarını silkti. "Nora'yı bulmamızda mı, muhtemelen olmaz. Ama onun suçsuz olduğunu kanıtlamamızı sağlayabilir. Nora’yı bulmak yolun yarısı, ben masum olduğunu da kanıtlamak istiyorum."
Eva üst kat merdivenlerine doğru ilerlemeden önce Axel'e döndü. "Sorgulamaya devam edersin. Ben günlüğü bulayım." Bayan Polly yerinden oturduğu koltuk kendisini ısırmış gibi sıçradı ve iri ela gözleri Eva'ya döndü.
"Sorgulamada mıyım? Eva, güzel kızım, benden şüphelenmiyorsunuz değil mi? Ölürüm de Nora'ya zarar verecek bir şey yapmam!" Eva histerik bir gülüş ile tırabzanları tuttu. Merdivenleri çıkarken dönmeden mırıldandı. "Biliyorum."
Axel, Eva'nın hızla merdivenleri çıktığını gördüğünde huzursuz olmuştu. Yanına gitmek istiyordu. Haddi olmayarak ona destek olmak istiyordu.
"Konumuza dönelim." dedi sert bir sesle, tüm düşüncelerini bastırmak istercesine. "Baloya gitmeye nasıl ikna oldu, bir fikriniz var mı?" Bayan Polly kafasını ellerinin arasına aldı.
"Bana General Martin ile yüzleşemeyeceğini, onu görmek istemediğini söyledi. Ben de ona kaçınılmaz sonu erteleyemeyeceğini, sizin de orada olduğunuzu, ona destek olacağınızı söyledim." Cory odadakilere tek tek baktı.
"İşin kötü yanı o gece baloda yalnızca Eva ve ben vardık. Değil mi?" dedi sessizce. "Sen neredeydin Axel?"
Axel, Cory'ye dönmeden cevapladı. "Nora aradığı desteği benden bulamayacağını biliyordur, Rozman."
"O baloya gitme sebebi General Martin ile yüzleşmekti diye düşünüyorum, hesap soracaktı kendince." dedi Bayan Polly çatallaşan sesiyle. Axel'in verdiği mendil ile gözlerini bir kere daha sildi.
"Evden saat kaçta ayrıldı peki?" diye sordu Cliff kaşlarını çatarken. Bayan Polly birkaç saniye düşündü. "Öğleye doğruydu. Eve bir at arabası geldi ve onu aldı."
"At arabasını kim gönderdi peki, burayı Herald'dan başka kim biliyor?" diye sordu Cliff kollarını önünde bağlarken. Bayan Polly omuzlarını silkti. "Bilmiyorum. Yemin ederim." Axel oturduğu masaya iki kere vurarak ayağa kalktı ve diğerlerine döndü. "Siz devam edin. Ben Ivanow'u kontrol edeceğim. Bakalım ne bulmuş."
Axel merdivenleri ikişerli çıkıp üst kadar geldiğinde kapılardan birinin aralık olduğunu gördü ve oraya yöneldi. Toz pembe ve krem renginin ağırlıklı olduğu parlak oda, bir yatak ve bir dolaptan ibaretti. Eva yatağa uzanmış, sırtını başlığa dayamış elindeki defteri okuyordu.
Ayak seslerini duyduğunda iri kahverengi gözleri kapının eşiğinde durup onu izleyen Axel'e kaydı. Axel beklediğinden hızlı yakalandığında hafifçe öksürüp gözlerini kaçırdı ve sakin adımlarla yanına ilerledi. Ne demesi gerektiğini bilmiyordu.
"Günlüğü bulduğunu varsayıyorum." diye geveledi. Eva elindeki defteri hafifçe sallayarak onaylamıştı.
"Sayfalarca General Martin'e nefretini yazmış. Bu günlük onu daha da suçlu göstermekten başka bir işe yaramayacak görünüşe bakılırsa." dedi Eva bıkkınlıkla defteri kendine çektiği bacaklarına koyarken.
Axel birkaç adım atarak yatağın yanına geldi ve sadece birkaç saniye düşündükten sonra Eva'nın yanındaki boş yere oturdu.
Dikkatle elini uzatıp defteri aldı ve göz atmaya başladı. Eva'nın bakışlarını üzerinde hissediyordu. İkisi de saraya getirildikleri günden beri birbirlerini gözlemlerdi ancak son zamanlarda bunun çok açık olması ikisini de rahatsız eder olmuştu. Uzaktan izlendiğini bildiğinde her şey daha kolay oluyordu.
Şimdi ise Axel, aldığı nefesin bile düzenli olması için kendini kastığını fark etti. Gevşemeye çalışarak derin bir nefes aldı ve Eva'nın bakışlarını görmezden gelmeye çalışarak günlüğün sayfalarını karıştırmaya devam etti.
"Balodan üç gün öncesinde kaldım." dedi Eva parmağı ile tarihi göstererek. Yaslandığı yerden doğrulmuştu. Şimdi hemen hemen Axel'in dibindeydi. Önüne düşen saçları kulağının arkasına sıkıştırdı ve Axel'in omzundan günlüğü okumak için eğildi.
Genç kadından ona doğru gelen ferah yasemin kokusunu alabiliyordu, biraz da şeftali gibiydi. Bu koku Axel için hem çok yabancı hem de oldukça tanıdıktı. Axel merakına yenik düştü, kafasını genç kadına çevirdi ve Eva'nın iri gözlerine baktı. Eva ise Axel'in kendisine döndüğünün farkında bile olmadan anlatmaya devam etti.
"Buraya kadar General Martin'in babasını savaş alanında nasıl yaralı bıraktığını, yardım çağırmak için geri dönmeden kaçtığını, babasının onun yüzünden öldüğünü, babasının yerinde onun olması gerektiğini anlatıp durmuş."
Axel gözlerini Eva'dan çekip tekrar günlüğe yöneltti. "Hiç olumlama yok yani?" Eva kafasını hafifçe iki yana salladı. "Yaptığı tek olumlama General Martin'in ölümünün babasınınki kadar acı verici olmasını istememesi sanırım."
Axel alayla gülümsedi. "Nora bir karıncayı bile incitmez." dedi kinayeli bir sesle. Eva kafasını geri çekip kaşlarını çattı.
"Düşünceler ve eylemler arasında çok büyük farklar var, Koren. Sen düşündüğün her şeyi yapar mısın?" dedi Eva kendini hızla savunmaya çekerken.
"Hayır." dedi Axel kısık bir sesle. Nefesi titremişti. "Yapmam." Ama isterim. Çok isterim.
Eva’nın bakışları bir süre Axel’in mavi gözlerinde mekik dokudu. Elini kaldırsa dokunabileceği kadar yakınında duran pürüzsüz yüzünün hissiyatını merak etti bir an için.
Genç adamın gözleri neden ruhunu deliyormuş gibi hissettiriyordu? Eva zorlukla yutkundu. Neden böyle bir anda, böyle kalmak durumundaydı? Daha birkaç gün öncesine kadar iki yabancı gibi davranıyorlardı… Şimdi neden her şey tepetaklak olmuştu?
Eva aralarındaki uzun soluklu sessizliği bozmak için günlüğü Axel'den aldı ve okumaya devam etti. Diğer sayfaya geçtiğinde Axel, Eva'nın yüzündeki belli belirsiz gülümsemeyi yakalamıştı. "Ne yazıyor?" diye mırıldandı genç adam.
Eva derin bir nefes alıp okumaya başladı.
"Babamın ölümü için General Martin'i suçlamıyorum aslında. Onun yerinde başka birisi olsa, muhtemelen o da babamı bırakıp giderdi. Ağır yaralıydı ve saldırı altındalardı. General Martin yalnızca hayatta kalmaya çalışıyordu. Onu anlıyorum. Gerçekten anlıyorum. Ama içimdeki öfkeyi dindirmiyor. Her şeye, herkese çok öfkeliyim. Başta bunun sebebinin Eva olduğunu düşündüm. Ama ondan uzak kalmak da içimdeki öfkenin kaybolmasını sağlamadı. Belki de mutluluk Eva olmalıydı, çünkü ondan bile, öfkenin kendisinden bile öfkeli olduğuma eminim."
Axel kaşlarını çatmış onu dinliyordu. "Benden bu yüzden apar topar kaçtı demek." dedi Eva kısık bir sesle. Parmakları kelimelerin üzerinde gezerken düşüncesini dışından söylemişti.
Axel konuyu dağıtmak için hafifçe öksürdü. "En azından General Martin ile alakalı düşüncesinin yazılı olduğu, tarihli bir yazı bulduk. Bu mahkemede işine yarayacaktır." Eva da düşüncelerini toparladı ve kafasını salladı.
"Balodan önceki günün sabahı yazmış bu yazıyı." dedi Eva kaşlarını çatarak. "Bu kadar mı?" Axel günlüğe bakarken hayal kırıklığına uğramış gibiydi. "Başka bir şey yok mu?" Eva sayfaları karıştırırken günlüğün geri kalanının boş olduğunu gördü.
"Sanırım bu kadar." Axel elini Eva'nın günlüğü tutan elinin üzerine koydu ve kapatmasını engelledi. "Dur." Eva şaşkınlıkla elini tutan Axel'e döndü. Kendini ona sert, saldırgan bir cevap yetiştirmeye hazırlıyordu ki Axel'in günlüğe odaklandığını fark etti. "Birkaç sayfa geriye git. Bir şey gördüm sanırım."
Eva kaşları derince çatılıp alnında çukur oluştururken sayfaları dikkatlice geriye doğru çevirdi. Birkaç sayfa geride katlanıp araya sıkıştırılmış beyaz bir parşömen kağıdı gördü ve sayfaların arasından çıkarıp Axel'e uzattı. Axel parşömen kağıdını Eva'nın elinden aldı ve hızla açıp aralarına, yatağın üstüne koydu. Bileği ile kağıdı düzleştirdikten sonra geri çekilip incelemeye başladı. Bu bir çizimdi. Öfkeyle karalanmış bir çizim.
Eva, şaşkın ama çoğunlukla bir cevap ararmışçasına Axel’e baktı. Birinin şu an ona bunun bir halüsinasyon ya da ona kapılan kötü bir şaka olduğunu söylemesi gerekiyordu.
Çizimde üniformalı bir adam kalabalığın içinde öylece yerde yatıyordu. Yukarıdaki tırabzanların arkasında yine üniformalı bir adam aşağıdakilere bir şeyler anlatıyor olmalıydı
Bu çizim, General Martin'in cinayet gününün bir fotoğrafı gibiydi. Sağ üst köşesinde ise balodan önceki günün akşam saati, tarih olarak yazılmıştı ve küçük bir not bırakılmıştı. Seni kurtaracağım, Eva.
Eva yıllardır Nora'nın yaptığı resimleri görürdü. El yazısını bilirdi.
Bu çizimin ve notun Nora'ya ait olduğunu ilk bakışta anlamasının sebebi belki de buydu.
Bölüm etkileşimi
