4. Bölüm

Vaveyla Yazarı: melisanli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 4. Bölüm

Herald, yanında yürüyen askerlerin ağır botlarının, beton zeminde çıkardığı sesleri gerginlik ile dinliyordu. Yine de bu ritmik sesler onun düşüncelerini bastıramıyordu. Eva'nın sözlerine sevinebileceğini aklının ucundan bile geçirmezdi. Ama içinde barınan bencil bir yanı onu neredeyse gülümsetiyordu.
Beni terk etmedi.
Bu düşünce kendinden utanmasına sebep oldu. Sevdiği kadın kaçırılmış olabilirdi.
Canı yanıyor olabilirdi daha da kötüsü ölmüş olabilirdi. Herald bu düşünceyi derhal kovmak istedi. Her şeyden öte, Nora'ya duyduğu hislerden de öte, o bir askerdi. Herhangi bir görev başındayken duygularına yenilmemesi gerektiğini çok sert şartlar altında öğrenmişti.
Ancak bu sefer duygularını arka plana atmak, her zamanki gibi kolay olmamıştı.
Eva neden General Kane'e yalan söylemesini istemişti? Nora gerçekten kaçırılmış mıydı? Herald ile Nora'nın görüştüğünü nasıl öğrenmişlerdi ve sadece görüştüklerini mi biliyorlardı?
"General Kane seni içeride bekliyor asker. İyi şanslar." Tabur komutanı resmi bir sesle Herald'a içeri girmesini belirtti. Herald da tek düze bir ses tonuyla cevapladı. "Sağ ol!"
Ahşap kapı önündeki askerler tarafından açıldığında Herald geniş salona ilk adımını attı. Ortadaki geniş masanın etrafında üç general vardı. Başköşedeki sandalyede ise General Kane oturuyordu. Herald ahşap zemin üzerinde hızlı adımlar ile ilerledi ve generaller ile arasındaki mesafeyi hızla kapattı. "Herald Niemi. Emredin, efendim!"
Eliyle hızlı bir selamda bulundu ve hazır ola geçti. "Rahat, asker." General Kane kafası ile Herald'ı selamladı. Herald ne kadar rahat konumunda da olsa aslen hiç de rahat değildi. İnce gömleğinin altında sırtından aşağı akan teri hissediyordu. Üniformasının yakasındaki düğme onun ezeli düşmanı olmuştu. Adeta nefes alamıyordu.
"Oturun, baylar." General Kane diğer generallere oturmaları için buyurdu ve diğerleri de onu ikiletmeden masadaki yerlerini aldılar.
Masanın diğer ucunda, General Kane'in tam karşısında duran Herald hızlıca gözlerini diğer generallerde gezdirdi. Rosta, Dryn ve Vignar'ın generallerinin hepsi yaşça General Kane'den çok daha büyüktü. Rosta'nın lideri General Raymond elindeki dosyaları açarak kalemini çıkardı. "Herkes burada olduğuna göre sorguya geçebiliriz herhalde."
General Kane kafası ile onay verdiğinde General Raymond, Herald'a döndü. "Herald Niemi, neden burada olduğunu biliyor musun?" Herald tam olarak emin olmasa da en azında Nora yüzünden burada olduğundan emindi. Kafasını salladı. "Evet, efendim."
Dryn lideri General Heller bir şahin dikkati ile Herald'ın ağzından çıkan her kelimeyi dinlemeye ve not etmeye hazırdı.
"Burada olma sebebin tutuklu Nora Rolleston'un sabah saatlerinde tutulduğu odadan firar etmiş olması. Doğruluğu hakkında tam bir fikrimiz olmasa da aranızdaki ilişkiye dair söylentilere dayanarak seni sorgulamayı uygun gördük. Sorduğum sorulara net ve doğru cevaplar verdiğin sürece, sorguyu elimizden geldiğince kısa tutacak ve seni taburuna iade edeceğiz." General Raymond hafifçe öksürdü.
"Öncelikle bize Bayan Rolleston ile aranızdaki münasebetin ne olduğundan bahset, asker. Kısa ve öz." Herald derin bir nefes aldı. Nihai an gelmişti.
Karşısında ailesine karşı duyduğundan bile daha fazla saygı duyduğu dört insan vardı. Öbür yanda ise yalnızca birkaç kez yüzünü gördüğü Shulam, Eva Ivanow. Eva için değil. Nora için.
Dediğini yapmalı mıydı? Bunca zaman inandığı her şeye sırtını dönüp belki de gerçekten kaçırılmış olan Nora'ya yardım etmeli miydi? Edebilir miydi?
"Nora Rolleston ile babası sayın merhum General Rolleston'un ölümünden kısa bir süre sonra tanıştık, efendim. Kendisi yerleşmek üzere gideceği bir ev olduğunu söylemişti. Sonraki günlerde Bayan Rolleston ile hep ilk karşılaştığımız yerde buluştuk."
Söylediği şeylerin neredeyse hepsi yalandı. Herald tarafını seçmişti. Nora’sını seçmişti.
"Söylenenle doğruydu yani. Nora ile aranızda bir şeyler vardı?" dedi General Kane kaşlarını çatarak. Yüzünde bu durumdan açıkça hoşlanmayan bir ifade vardı. Herald bunu inkar etmedi.
"Evet, efendim." General Heller Herald’ın ağzından çıkan her şey gibi bunu da not aldı. Yüzünde ise tedirgin bir ifade vardı. Herald bir an kendi adına endişelendi.
"Bayan Rolleston'un geçtiğimiz yılda nerede kaldığını biliyor musun?" Herald sakince kafasını iki yana salladı. "Hayır, efendim. Dediğim gibi. Biz ormanlık alanın girişinde buluşurduk hep.”
Bu bir yalandı. Herald, Nora'nın evini gözü kapalı bulabilirdi. Neredeyse koca bir yılın her gününü o yollarda geçirmişti. General Raymond'un yüzünde kuşkucu bir ifade oluştu.
"Bayan Rolleston'un nereye kaçmış olabileceği hakkında bir fikrin var mı?" Tüm gözler aniden ona döndü. Hatta konunun dikkatini pek çekmediği çok bariz belli olan Vignar lideri General Gelfman bile ilgisini ona yöneltmişti.
"Babasının mülklerinden bahsetmişti. Onlardan birinde saklanıyor olabilir." dedi zorla yutkunarak ve şuursuzca verdiği cevabın doğru olabileceği ihtimali ile ani bir vicdan azabı duydu. "Ancak oraları arayacağınızı biliyor olmalı. Belki de Kafna'yı çoktan terk etmiştir." diye ekledi alelacele.
Şanslıydı ki generaller sesindeki endişeyi sezecek kadar fikirlerine önem vermiyorlardı. "Bayan Rolleston ile en son ne zaman görüştünüz ve bize bu görüşmenin içeriğinden bahset. General Martin cinayetini planlı mı işledi?" Herald bu konuda tamamen dürüst olmayı seçti.
"Balo öncesi ona eşlik etmek üzere merkezdeydim. En son o zaman görüştük. General Martin’e karşı cinayet işleyecek kadar nefret beslemediğine eminim." General Kane ile göz göze geldiğinde tüyleri ürperdi. Sözleri onu nede bu kadar rahatsız etmişti? Nora'nın suçlu olmasını mı istiyordu?
"Sadece eski yaşadığı yere dönmenin onun için ne kadar zor olduğunu ve General Kane'e bunu hissettirmek istemediğinden bahsetti. Babasının yerinde olduğunuz için size kızgın olmadığını bilmenizi istiyordu, efendim." diye mırıldandı Herald, General Kane ile göz teması kurmak istemiyordu.
General Kane huzursuzca arkasına yaslandı. "General Martin'e sinirliydi, nitekim bunu asla reddetmediğine eminim. Babasını savaş alanında bırakıp gittiği, asla geri dönmediği gerekçesi ile ölümünden onu sorumlu tutuyordu.” dedi General Kane, elinde döndürdüğü dolma kaleme dalgınlıkla bakarken.
“Ama onu öldürecek kadar büyük bir sinir, öylesine bir nefret değildi." Herald kendini tutamadan önce kelimeler dudaklarını terk etti. Neyse ki General Kane bu çıkışını göz ardı etti ve masaya doğru hafifçe eğildi. Elindeki dolma kalemi sakince bıraktı.
"Mahkeme öncesi seninle hiç irtibata geçti mi?"
Herald kafasını iki yana salladı. "Onu görmek için tutulduğu odaya girmek istedim ama en yakınları dahil kimseyi içeri almadıklarını öğrendim."
General Raymond cevapların not alındığından emin olmak için General Heller'a baktı. General Heller neredeyse bir daktilo kadar hızlıydı.
Herald duruşunu bozmadan dikilmeye devam etti. General Kane'in bir kötülük yapmış olabileceğine hala inanmak istemiyordu.
"Sanırım bu kadar?" General Raymond diğer Generallere dönerek onay aldı. Kimsenin ekleyecek sözü olmadığından emin olduğunda ilgisini geri Herald'a yönlendirdi.
"Herald Niemi, yüce mahkeme ve Generallerinin önünde verdiğin cevapların doğru olduğuna şerefin ve canın üzerine yemin edebilir misin?" Herald cevaplarının yanlış olduğu öğrenilirse meslekten men edileceğini, tüm ülkeye maskara olacağını daha da kötüsü ölüm ile cezalandırılacağını biliyordu. Yine de bu onu âşık olduğu kadını fütursuzca koruma isteğinden alıkoyamadı.
"Yemin ederim."
Generaller topluca ayağa kalktı. General Kane’in yüzünde gördüğü hayal kırıklığı Herald’ın yutkunmakta zorluk çekmesine sebep olmuştu. Sanki genç adamın yalan söylediğini biliyor ve bundan dolayı hüzün duyuyordu.
"Sayın generallerim, General Kane, General Heller ve General Gelfman, soruşturmanın sonucuna duygularınızı karıştırmadan, tamamen tarafsız olarak ve dürüstlük ile varacağınıza vazifeniz, şerefiniz ve canınız üzerine yemin edebilir misiniz?"
"Ederim." dedi General Heller beyazlamış, şekilli saçlarından bir tutamın alnına düşmesine sebep olacak kadar sertçe kafasını sallayarak.
"Yemin ederim." dedi General Gelfman tok bir sesle. Duruşmanın bitmesi için can attığı belliydi.
"Ederim." dedi General Kane en son. Bir şeylerden rahatsız olduğu yüzünden okunuyordu ama kimse onu sorgulamadı. "Ben de ederim." dedi General Raymond elindeki dosyayı kapatırken. "Duruşma sona ermiştir. Çıkabilirsin asker, vazifene geri dön." Herald hazır ola geçip eli ile selam verdi. "Sağ ol!"
Arkasını döndü ve hızlı adımlarla duruşma salonunu terk etti.
Ayakları ondan habersiz çoktan çeşmenin bulunduğu yere, geniş avluya yönelmişti. Kafasında ise tek bir düşünce vardı. Arkana bakma, artık orası ile işin bitti.
Herald askerlikten atıldığında yaşlı annesinin ne kadar üzüleceğini düşündü. Hayatını küçük çiftliklerinin bahçesinde hayvanları otlandırıp, sebzeler yetiştirerek kazanmıştı. Babası General Rolleston ile aynı savaşta hayatını yitirmişti.
O günden sonra hem annesinin ona hem onun annesine bakması gerekiyordu. Herald ise şimdi tüm çabalarını tek kalemde silmişti. Ancak içinde pişmanlığın zerresi yoktu. Çünkü annesi ona her zaman yanlışın karşısında durmayı öğretmişti.
Bir insanın onurundan daha değerli hiçbir şeyi yoktur, onursuz adamların cepleri ne kadar dolu olursa olsun, kalpleri o kadar boş olur.
Herald sonunda saraydan geniş avluya açılan kapının önüne geldiğinde, çeşmenin yanında duran Eva'yı görebiliyordu. Uzaktan gözü net olmasa da Eva'nın elinde parlayan nesneyi seçti. Herald, genç kadının kafasında neler döndüğünü merak etti.
Herald onun çok iyi bir müttefik olabileceği saraya ilk girdiği anda kestirmişti. Nora’dan dinlediği hikayeler, her ay gazetede okuduğu, Eva’nın isminin büyük puntolar ile yazıldığı manşetler ve kulaktan kulağa gelen dedikodular ile az çok tanımıştı genç kadını. Ancak onun ile düşman olmanın nasıl bir şey olacağını tahmin etmek istemiyordu.
Evet, Eva onu korkutuyordu.
"Sonunda." Ne ara kapıdan çıkıp Eva'nın yanına geldiğini fark etmemişti. Eva elindeki bir gözü andıran taşlı kolyeyi boynuna geri bırakıp elbisesinin içine sakladı. "Dediklerimi yaptın mı?" Herald usulca kafasını salladı. "Nora'nın nerede kaldığını bilmediğimi söyledim ancak yine de onu bulacaklardır. Planınız ne?"
Eva oturduğu çeşmenin mermer kenarından kalktı ve Herald'ın onu takip etmesini işaret ederek ilerlemeye başladı. "Nora kaçmadı. Ben bundan eminim.” Omzunun üstünden Herald’a kısa bir süre baktı ve derin bir iç çekip ilerlemeye devam etti. “Sen içerideyken uzun uzun düşündüm. General Kane tarafından kaçırıldığını düşünüyorum."
Herald daha fazla şaşırabileceğini düşünmemişti fakat şimdi yanıldığını anlıyordu. "General Kane mi? Nasıl yani?"
Eva cebindeki köstekli saatini çıkarıp bir süre saate baktı. "Herkese tek tek anlatacak vaktimiz yok. Vazife adamısın sen, sorgulamak yok. Bana güveniyor musun? Sadece bunu söyle."
Herald belli belirsiz kafasını salladı. "Güveniyorum, Bayan Ivanow,"
Eva köstekli saatini cebine koyup ilerlemeye devam etti. "Eva." diye düzeltti.
"Ancak tahmin edebilirsiniz ki kafam allak bullak oldu. Ufak bir açıklama beni tatmin edecektir." Eva önlerindeki sıska, sarışın çocuğa doğru ilerlerken kafasını çevirmeden Herald'ı yanıtladı. "General Kane bir sır saklıyor, Herald. Ve Nora bu sırrı biliyor. Bu sır her neyse onun canına sebep olabilecek bir şey."
Herald sessiz kaldı ve öğrendiği bilgileri sindirmek için kendine biraz zaman tanıdı. Her şeyin ne kadar alelacele geliştiğini düşündü ve hafif bir panik dalgası ile sarsıldı.
"Cliff Dekker?" Eva yanına geldikleri sarı saçlı çocuğun önünde durdu ve teyit etmek istercesine adını seslendi. Genç çocuk kafasını kaldırıp önce birkaç saniye boş gözlerle Eva’ya baktı.
Yalnızca birkaç saniye sonra, karşısında kim olduğunu anladıktan sonra yerden destek alarak telaşla ayağa kalktı ve elindeki defter ile kalemi hızla küçük kumaş çantasının içine sakladı.
"Evet," Hafifçe öksürdü. "Evet, benim." Eva sakince elini öne uzattı. Genç çocuk şaşırsa da elini tuttu ve hafifçe sıktı. "Memnun oldum. Eva Ivanow." Eva yalın bir sesle kendini tanıttı.
Cliff kafasını hararet ile birkaç kere salladı. "Sizi tanıyorum." Eva memnun olmuşçasına, belli belirsiz gülümsedi. "Güzel. Tanışmak ile vakit kaybetmeyeceğiz.” Cliff tedirgin olmuştu, saklamaya da çalışmıyordu. Güneşte bal gibi parlayan açık kahverengi gözleri sürekli Herald ve Eva arasında gidip geliyordu.
“Yardımın lazım, Cliff.” dedi Genç kadın, hiç lafı uzatmaya gerek duymamıştı.
Cliff hayatına tercihen kimseyi almazdı. Onun tek ilgi odağı kalemi ile dünyanın problemlerini ele almaktı. Sahip olduğu tek yöntem ile, kötülüklere karşı kendi çapında bir savaş başlatmıştı. Beladan hiçbir zaman uzak kalamazdı. Kendini de çoğu zaman bir bela mıknatısı olarak nitelendirirdi.
"Nasıl bir yardım?"
Eva köstekli saatini bir kez daha kontrol etti. Gözlerini tam olarak Cliff'in gözlerine yönlendirdi ve kafasını kaldırdı. Cliff oldukça uzun ve zayıf bir çocuktu bu yüzden tam anlamı ile göz göze gelebilmesi için bunu yapmalıydı. "Aileni General Raymond’un öldürdüğünü biliyorum, Cliff." Genç kadının ağzından çıkan kelimeler ile Cliff aniden kaşlarını çattı.
Eva'nın patavatsızlığına onları kenardan izleyen Herald bile şaşırmıştı. "Sana taziyelerimi iletmeye gelmedim tabii." Eva üzerindeki montun iç ceketinden bir gazete kupürü çıkardı.
"Geçen gün bir gazetede General Raymond hakkında dehşet verici gerçekleri ortaya çıkaran uzun bir yazı okudum. General’in Dekker ailesini nasıl katlettiğini anlatıyordu." Cliff gözler görülür bir şekilde rahatsız olmuştu. Herald ise Eva'nın ne söyleyeceğini büyük bir merak ile izliyordu.
"Güçlü bir kalem. Ağır bir yazım dili var, ayrıca pek korku sezemediğimi söylemeliyim. Yazıyı yazan kişi, Geralt Gibson."
Cliff'in verdiği tepkiler Herald'ın gözünden kaçmadı. Sanki Cliff, Eva'nın nereye varmaya çalıştığının farkındaydı.
"Gibson. Annenin evlenmeden önce kullandığı soyadı. Ve Geralt. Büyük babanın ismi, değil mi? Güzel bir takma isim ama biraz üzerine düşülmesi ile seni kolayca ortaya çıkarabilecek bir isim aynı zamanda." Eva ellerini önünde birleştirdi ve kollarını ovaladı. Hava gerçekten soğuktu ve üzerindeki yün elbise bile onun üşümesini engelleyemiyordu.
“Tabii dünyada bir sürü Geralt Gibson olabilir.” diye mırıldandı Eva avuç içlerine sıcak hava üflerken.
"Geçen sene bir şiir yarışmasında kazanan şiir saray gazetesinde yayınlanmıştı." diye devam etti Eva. Herald tamamen konudan uzaktı, Eva’nın nereye varmaya çalıştığını anlamaya uğraşıyordu.
"Sen kazanmıştın yanlış hatırlamıyorsam." Cliff zorla yutkunarak kafasını salladı. "Güzel bir şiirdi. Okurken bana neler hissettirdiğini dün gibi hatırlıyorum." Herald kısılmış gözlerini Cliff'in kızarmış yüzünden alıp Eva'nın zehir gibi parlayan gözlerine çevirdi. Bu kadar bilgiyi bu kadar kısa sürede nasıl toplamış olabilirdi?
"Şayet o şiirin dizeleri aklımda kalmamış olsaydı ve okuduğum yazı ile benzerlik kuramamış olsaydım Geralt Gibson'ın gerçek bir insan olduğunu varsayabilirdim." Cliff sonunda konuşmaya karar verdi.
"General Kane'e söylemek istiyorsanız, gidin, söyleyin. Eğer Generallerden korkuyor olsaydım böyle bir işe en başından kalkışmazdım zaten. Beni canım ile tehdit etmenizin hiçbir anlamı yok." Cliff çenesini gururla kaldırdı ve genç kadına üstten bir bakış attı. Aralarında bir kafadan fazla boy farkı olduğu için bu çok zor olmamıştı.
Eva uyuşuk bir şekilde, hafifçe güldü. Burnunun ucu ve yanakları çoktan soğuğun etkisi ile kızarmıştı ve dudağındaki pembe renk ile ahenk içindeydi.
"General Kane gazete okumaz, Cliff. Önüne gelen evrakları bile okumaz o, kendisi manevi babam sayılır. Gerçi sen zaten biliyor olmalısın. Yazında bana da yer vermiştin." diye mırıldandı Eva kafasını hafifçe kendi omzuna yatırırken.
Cliff bu sefer gerilmedi. Çünkü yazısında Eva hakkında tek bir kötü söz söylememişti. Herkes biliyordu ki Eva her zaman General Kane'e muhalefet olma cesaretini gösteren tek kişiydi. Bu ayak diretmesi ve ters düşüncelerinin ufkunu genişlettiğin savunan General Kane, Eva'ya bu yüzden daha da düşkündü.
"Her neyse, seni tehdit etmeye gelmedim buraya." Herald, Eva'nın bu konuşmayı kafasında daha önce planladığına yemin edebilirdi. Olası tüm sonuçlara göre farklı konuşmalar hazırladığından emindi. Genç adam, boyu göğsüne bile ulaşmayan bu genç kadına tedirgin yan bakışlar attığını fark ettiğinde kendinden utandı.
"Generallerden haz etmediğini biliyorum.” diye mırıldandı Eva omuzlarını silkerek. “General Kane'in suçlu olduğunu da biliyorum ve elimde ona karşı büyük bir koz olabilir." Cliff elindeki çantasını düşürdüğünde Eva güldü. Eğildi ve yerden Cliff'in çantasını alarak üzerindeki karı birkaç kere çırptı ve ona geri uzattı.
"Neden bu kadar şaşırdın? Senin de dediğin gibi, bu sarayın altın aslanıyım ben, değil mi?" Cliff yazdığı yazıdan alıntı yapıldığını fark edince hafifçe gülümsedi. "Ama bunun için önce Nora Rolleston'u bulmamız gerekiyor. Eğer bana yardım edersen, yazında yazdıklarının gerçekleşmesi için elimden geleni yapacağım." Cliff kuşkuyla Eva'ya bakmayı sürdürdü.
"Eğer niyetinde ciddiysen ve daha iyi bir dünya yaratmak istiyorsan… Müttefik olalım, Cliff.” Eva elini yeniden öne uzatırken genç adamla kurduğu göz temasını bir an bile kesmedi. Bu sefer sesinde herhangi bir resmiyet ya da tehdit yoktu.
Yine de Herald reddetmesi durumunda Eva’nın tek emri ile genç oğlanın boğazını kesmek zorunda kalabileceğini ve Eva’nın bunu neden yaptırdığını Kafna’daki kimsenin sorgulamayacağını biliyordu. Bu onu ürpertiyordu.
Cliff kararsızlıkla genç kadının küçük elini kavradı ve belli belirsiz sıktı. “Sizinleyim ama... Neden benim yardımıma ihtiyacınız var anlamadım." diye sordu kaşları çatılırken.
Herald da bu sorunun cevabını merakla bekliyordu. Kendisi Cliff denen çocuğu ilk defa görüyordu. İkisinden de oldukça genç görünüyordu, en iyi ihtimalle on altı belki on yedi yaşında olmalıydı. Önemsiz biri gibi görünüyordu. Herald gibi düşük rütbeli biri bile onu tanımıyorken sarayın sağ kolu onu nasıl tanıyor olabilirdi?
“İki sene önceki hangar patlamasını hatırlıyor musun?” Cliff’in gözleri hafifçe irileşti. Korku değil saf bir şaşkınlıktı bu. Eva sonunda onu şaşırtmayı başarmıştı.
“Saraya bağlı uzmanlar hala düzeneğin bazı kısımlarını çözemedi. Muhteşem bir plan. Kusursuz bir patlayıcı düzenekti doğrusu.” diye mırıldandı Eva elinde tuttuğu köstekli saati çevirirken. “Sendin o.” Eva kafasını saatten kaldırıp tekrar genç adama baktı. “O bombayı sen yaptın.”
Cliff’in dudakları arasından şaşkınlık ve hayranlık karışımı, histerik bir kıkırdama kaçtı. “Nasıl?”
İki senedir Eva’nın merhametinde yaşadığını fark ettiği an bu andı.
Herald, işte bu konu hakkında bilgi sahibiydi. İki senedir birçok arkadaşının bu konu üzerinde görevde olduğunu, hala suçluyu bulmaya çalıştıklarını biliyordu.
"Bunu nasıl bilebilirsiniz?" diye sorarken buldu kendini Herald. Genç kadından gelen sessiz bir kıkırtı duyuldu. “Bombayı yaparken kullandığın malzemelerin üzerine notlar almışsın. El yazından tanıdım.”
Eva iri kahverengi gözlerini Herald ve Cliff’in üzerinde gezdirdi ve hafifçe omuzlarını silkti. Oğlanların ikisi de şaşırmış ve doğrusu takdir etmiş gibi görünüyorlardı.
"İyi bir gözlemciyim." dedi Eva, çok yakından takip ettiği birinin sözlerini alıntılayarak. Köstekli saatine bir kere daha baktı. "Ama yeterince değil." Omuzlarını düşürerek arkasını döndü.
"Biriyle daha görüşmemiz gerekiyor."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.