2. Bölüm

Vaveyla Yazarı: melisanli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 2. Bölüm

Öyle bir dünya kur ki, sadece sana ait olsun. Yalnızlık senin için dinlemekten zevk aldığın bir melodiye dönüşsün. Öyle bir hayal kur ki, başka kimse gözlerini kapattığında senin gördüklerini göremesin.
Öyle bir hırs ile, dört el ile sarıl ki bu dünyaya, sana yetemeyen dünya kederlensin. Belki bu dünyaya ait değilsin ama bu dünyanın kaderisin.
Bir kış akşamı, sıcak banyo sonrası bakıcısı saçlarını tararken söylemişti bu sözleri ilk defa. O günden sonra ise bu sözler ile daha sık karşılaştı. Polly, ben neden öfkeyim, diye sormuştu bir keresinde bakıcısına. Ne yaşlı kadının ne de dünyada yaşayan hiçbir insanın buna verecek bir cevabı yoktu oysa.
Öfke her zaman kötü bir şey değildir, Eva. Öfke bazen bize sonunu görmek istediğimiz işleri devam ettirme gücü verir.
Belki de bakıcısının dediklerini daha çok uygulamalıydı.
Nora'ya bu kadar değer vermemiş olsaydı belki de Cory ve diğer herkes gibi General Kane'in sözlerine inanacaktı ya da gerçekleri umursamayacaktı ve böylece yaşadığı, yaşayacağı hiçbir şey başına gelmemiş olacaktı.
"Olanları duydunuz mu?" Eva duyduğu heyecanlı ses ile gözlerini kış güllerinden aldı ve ilgisini yan banktaki genç kızların yanına koşarak gelen sarışın kıza verdi.
"Rolleston olayını mı?" dedi kızlardan diğeri. Diğerlerinden biraz daha büyük görünüyordu, en fazla yirmi yaşında olmalıydı, hizmetçilerin giydiği mavi elbiselerden birini giyiyordu. Yüzü Eva’ya yabancı değildi.
"Bilmeyen kaldı mı ki? Kız intikam uğruna koca bir ülke liderini onlarca insanın içinde öldürdü." Kızlar kendi aralarında sanki bu komik bir olaymış gibi gülünce genç kadın omurgasından aşağı inen soğuk hisle doğruldu.
Eva keskin bakışlarını genç kızlara döndürdü. Üzerindeki kabarık, korseli elbisesinin nazikliğinin aksine gözlerinde savaşa hazır, sert bir bakış vardı şimdi.
Kızların konuşmasının devamını merak etmeseydi çoktan yanlarına giderdi.
Eva, sarayın bahçesinde oturduğu banka çivilenmiş gibiydi. Cory ile buluşmasının gecesinde bir dakika uyuyamamış, sabahın ilk ışıkları ile kendini bahçeye atmıştı. Neredeyse bir hafta geçmişti ve Nora ile görüşmesine izin verilmiyor oluşu onu içten içe yiyip bitiriyordu.
Tüm hafta boyunca aramadığı yer, çalmadığı kapı kalmamıştı. Düşünmekten uyuyamıyordu. Ona nasıl yardım edebileceği, nasıl masum olduğunu kanıtlayabileceği ve hatta masum değilse bile onu nasıl kaçırabileceğini düşünüp durdu. Adam akıllı yemek bile yemiyordu.
Senelerdir saraydaki Shulamların ve General Kane’in geleneği haline gelmiş akşam yemeklerine bile katılmıyordu. General Martin’in gerçek katilinin masasına Nora olmadan oturma fikri midesini bulandırıyordu.
Her akşam aynı saatlerde kapısının önünde bir tepside yemekler beliriyordu ama gelen yemekleri yediği de söylenemezdi.
Nora’yı görmeliydi.
Ona yardım edemese de en azından onu görmeliydi. Onu görmeye ihtiyacı vardı.
Nora’nın tüm ısrarlarına rağmen eğitimini bırakıp onunla Dryn’a seyahate çıkmayı reddettiği gece Nora ona çok bencil olduğunu söylemişti. Bu arkadaşlıklarındaki ilk ve son kavgalarıydı.
“Sizin çevreniz sizi sizden çok düşünen insanlar ile dolu! Benim için durum böyle değil. O yüzden benim en çok kendimi düşünmem lazım!” demişti Eva bir keresinde Nora’ya. Henüz on beş yaşında, iki genç kızken. Nora’nın aksine bir ailesi yoktu. Onu seven bir arkadaş grubu ya da akrabaları da yoktu.
Kendisinden başka kimsesi yoktu Eva’nın. Hep buna inanmıştı.
O günden sonra Nora, Eva’yı o kadar çok sevdi, o kadar çok düşündü ki, Eva söylediği her şeyi mahcubiyetle yutmak zorunda kalmıştı. Nora ona hem bir aile, hem iyi bir dost olmuştu.
Şimdi ise dünya üzerinde sahip olduğu tek şeyi kaybetme fikri onu mahvediyordu. Üstüne üstelik bir de her yerde Nora hakkında böyle sözler duymak bu durumu daha da kötü hale getiriyordu.
"Hayır, hayır," dedi sarı saçlı, diğerlerinden küçük görünen kız heyecan ile. "Onu demiyorum. Bayan Rolleston bu sabah tutulduğu odadan kaçmış!" Diğer kızlardan yüksek bir şaşırma nidası geldi.
Ancak Eva'nın yüzünde oluşan şaşkınlığın yarısı kadar bile değildi. Sadece bir gece. Sadece bir gece şu lanet olasıca saraya gitmemişti.
"Duruşması bugündü. Kaçtığına göre suçlu ilan edileceğini biliyor olmalı.” dedi kızlardan biri, sesi üzgün olduğunu gösteriyordu. “Yazık olmuş. Saraydaki Shulamlardan bir o samimi ve kibirden yoksun geliyordu bana.”
Diğer kızlardan da onaylar sesler çıkarken esmer kız devam etti. “Eski General öldükten sonra kendini bir yere kapatmış ve Herald'dan başkası ile görüşmemiş. Görüştüğü tek insan da o olduğuna göre kafayı yemesine şaşırmamalı."
Kızların gülüşmeleri duyulduğunda Eva konuşmanın geri kalanını dinlemedi.
Oturduğu yerden ayaklanıp sert bir duvar gibi güneş ile aralarında durdu, üzerlerine düşen gölgesiyle beraber kızlar konuşmayı aniden kesti.
“Bayan Ivanow.” Esmer kız hızlıca Eva’yı selamlarken diğer kızlar da kafalarını eğerek eşlik ettiler. Eva statü farklarından ne kadar nefret ediyor da olsa bu gibi durumlarda işini kolaylaştırmasını sevmediğini söyleyemezdi.
“Ne olayıymış bu? Ben de merak ettim doğrusu. Bu kadar eğlendiğinize göre, keyifli bir şeyler olmalı.” Eva kızlara bir adım daha yaklaşıp gözlerini kıstı.
“Generallerinizden birinin ölmesine ya da ömrünü sizi korumaya adamış bir Shulamın tutuklanmış olmasına gülmüyorsunuzdur herhalde?” dedi Eva mesafeli sesiyle, şaşırmış gibi. Kendisi de dışarıya yansıttığı imajın farkındaydı. Muhtemelen karşısındaki üç genç kız onu yürüyen bir kibir abidesi olarak görüyordu.
“Hayır, efendim.” diye mırıldandı esmer kız bakışlarını kaçırarak. “Biz sadece…” Genç kızlar gerginlik ile birbirlerine baktığında Eva kollarını önünde bağlayıp kaşlarını kaldırdı. “Dinliyorum.” Genç kadının otoriter sesi, genç kızın irkilmesine sebep oldu.
“Bayan Rolleston’un kaçtığını duyduk, efendim. Kendi aramızda bunu konuşuyorduk.” dedi sarışın kız dürüstlükle. Mahcup olduğu kızaran yanaklarından belliydi. “Ancak alay etmek gibi bir amacımız yoktu, gerçekten.”
“Kimden duydunuz bunu?” dedi Eva genç kızın açıklamasını es geçerek. Kızlar tekrardan birbirlerine baktı ve aralarında en genç görünen kararsızlıkla cevapladı. “Ablam sarayda çalışıyor, efendim. Bu sabah Bayan Rolleston’a yemek götürmek için görevlendirilmiş ama odasında bulamamışlar. Bu kadarını biliyorum, yemin ederim.”
Eva kaşlarını çatarak birkaç saniye genç kıza dümdüz bakmaya devam etti. “Emin misin, küçük hanım?” dedi gözlerinin içine bakmaya devam ederken. “Yalan söylediğini öğrenirsem ağır sonuçları olabilir, ablanın saraydaki işinin son bulması gibi masum bir şey olmaz bu.”
Genç kız sertçe yutkunarak destek istercesine arkadaşlarına bakındı ama bu çaresiz ve karşılıksız bir çabaydı. Kimse onun için kendisinden çok daha üstün statüdeki biri ile karşı karşıya gelmek istemezdi.
“Benim bildiğim bu, efendim. Yemin ederim.” diye yineledi kız kafasını eğerek. Eva kızlarda gözlerini son bir kez gezdirdikten sonra derin bir nefes verip göğsünde bağladığı kollarını çözdü ve arkasını döndü. “İşiniz başına dönün ve bundan sonra haddiniz olmayan şeylere burnunuzu sokmayın.”
“Bayan Ivanow!” Eva birkaç adım ilerlemişti ki genç kız tekrardan kendisinin yanına geldi. “Bir de…” Genç kızın yanakları al al oldu. “Alt birliklerden Herald Niemi adındaki bir askerin birazdan sorguya götürüleceğini duydum. Kendisi Bayan Rolleston’un… sevgilisiymiş galiba.” diye mırıldandı genç kız utanarak.
Eva’nın kaşları çatıldı. Bir an kendine hakim olamayıp genç kızın kolunu sertçe kavradı. “Nereden duyuyorsunuz bu saçmalıkları?” diye neredeyse tısladı sıktığı dişlerinin arasından. “Dedikoduyu kesip işinizi yapmanız için illa dudaklarınızı birbirine dikmem mi lazım?”
Genç kızın iri mavi gözleri kolundaki acı ve Eva’nın sözleri ile mümkünmüş gibi daha da irileşti. “Özür dilerim! Diğer hizmetçiler konuşurken duydum! Bayan Rolleston’un inzivaya çekildiği eve sık sık erzak götürüyormuş!”
Eva genç kızın gerçekten korktuğunu görünce tutuşunu gevşetti. Çocuğa zarar vermek ya korkutmak istememişti oysa.
Eva genç kızın kolunu bıraktıktan sonra yalnızca birkaç saniye düşündü ve ardından elbisesinin eteklerini sıkıca tutup arkasını dönerek taş avluda koşmaya başladı.
Anahtar kişi bahsettiği asker olabilir miydi?
Kızların şaşkınlıkla ona baktıklarını hayal meyal gördü. Annesinin sesi bir an için kafasının içinde yankılandı. Düzgün yürü, Eva. Koşmak bir kıza hiç yakışmıyor. Bu düşünceden kaçmak istercesine daha hızlı koştu. Koşma dedim, Eva! Daha da hızlandı.
Nora kaçmış mıydı sahiden?
Bir an için aklına kaçmasından daha kötü bir durumun gelmesi ile ayakları birbirine dolandı. Kalın botları kara battığında düşecek gibi oldu, soğuk hava ciğerlerine battı.
Nora kaçırılmış olabilir miydi?
Duruşma bugündü. Birkaç saat sonra Generallerin önüne çıkacak ve adil bir şekilde yargılanacaktı. Generaller, Nora'nın babası Başgeneral Rolleston'a karşı sonsuz bir saygı ile tutuşuyorlardı. Üstelik ortada yalnızca Bayan Sanchez'in yalan ifadesi varken, ağır bir cezaya çarptırılması neredeyse imkansızdı.
Eva'nın içini dökülen mürekkep gibi kapkara bir şüphe doldurdu. Nora böylesine düşüncesizce bir hareketi yapmış olamazdı. Ayrıca nasıl kaçabilirdi ki? Muhafızlarla dolu koca bir saraydan tek başına kaçabilmesi mümkün müydü? Evet, Nora zeki bir kız ve yetenekli bir Shulamdı. Ancak bunlar saray güvenliğini aşmak için yeterli olamazdı.
Eva, bunun General Kane'in bir oyunu olduğundan emindi. Duruşmada kendini dürüstçe ifade edeceğini ve Generallerin de ona inanacağını biliyor olmalıydı.
Nora'yı kaçırttı ve asla konuşamayacağından emin olduğu bir yere götürdü onu, diye düşündü Eva sarayın arkasındaki askeri avluya koşmaya devam ederken.
Nora'nın bir süre yalnız kalmak istediğini söylemesinin ardından Eva, onun için zor da olsa, bu durumu saygı ile karşılamış ve nerede kalacağını sormamıştı bile. General Kane de dahil kimse Nora'nın bunca zaman nerede kaldığını bilmiyordu.
Belki gerçekten kaçmış ve oraya saklanmıştı. Ölüm korkusu ile bir anlığına aptalca bir karar vermiş, bir şekilde kaçmayı başarmış ve oraya saklanmış olabilirdi. O evin yerini bilen birini bulmak onun için büyük bir şans olmuştu.
Askerler ile dolu avluya sonunda girdiğinde durup derin bir nefes aldı. Uzun uzun soluklanacak vakti yoktu. Eğer gerçekten kaçtıysa onu duruşma saatinden önce geri dönmeye ikna edebilirdi. Belki de kaçmasına yardımcı olurdu.
General Kane bulmadan önce genç kızın bahsettiği Herald'ı bulmalıydı.
Avludaki yeşil çimler boylu boyunca kar ile kaplanmıştı. Bembeyaz bir çarşaf gibi görünen kar güneşin ışığı ile ince ince parlıyordu. Karda topuklu botları ile yürümek Eva için zor olmuştu.
Avluda gördüğü ilk askere durması için eliyle işaret yaptı. Saraydaki rütbe sistemine göre Eva, Generallerden sonra en yüksek rütbeye sahip olan kişilerden biriydi. Sarayın yetiştirdiği üç Shulamdan biri olması bu durumu oldukça normal kılıyordu. Bu yüzden işaret verdiği asker hemen durdu, hazır ola geçti ve saygı ile kendisini selam verdi.
"Rahat, asker." dedi Eva düz bir sesle. "Herald Niemi adında bir askeri arıyorum. Tanıyor musun?" Asker giydiği lacivert üniformanın içinde, soğuğa rağmen terlemeye başlamıştı. Altın sarısı saçlarının kapladığı alnı adeta boncuk boncuk ter ile doluyordu.
"Cevap versene asker!" diye bağırdı Eva sinirle. Etrafa emirler yağdırıp durursan kimse seni sevmez, Eva.
Genç adam birkaç saniye kelimeleri ağzında gevelese de sonunda neredeyse fısıltı ile konuştu. "General Kane onunla konuşmak istiyor, bu yüzden sarayın güney kanadına çağrıldı, efendim." Eva geç kalmış olabileceğini biliyordu. Yine de duruşunu bozmadı.
"Ne zaman oldu bu? General Kane onu ne zaman çağırdı?" Asker eli ile üniformasının yakasını çekiştirdi ve terli avuçlarını üstüne sildi. "Birkaç dakika önce. Tahminimce taş havuzun oralardadır."
Eva kafasını salladı ve son bir soru sordu. "Yalnız mı gitti, General Kane'in gönderdiği askerler ile mi?" Asker biraz kekeleyerek de olsa bu sefer sorusunu hızlıca yanıtladı. "Askerler ile." Eva sorduğu soruların yanıtlarını aldığında kafası ile hafifçe işaret verdi. "İyi nöbetler." Asker rahatlamıştı. Derin bir nefes alıp yüksek sesle bağırdı. "Sağ ol!"
Yeterince hızlı koşarsa Herald'a, General Kane'e gitmeden ulaşabilirdi. Sen daha düz yolda yürüyemiyorsun. Bir de erkekler gibi oradan oraya koşuşturuyorsun! Bir daha düşersen seni düştüğün yerden kaldırmayacağım! Eva koyu yeşil elbisesinin kabarık eteklerini bir kez daha tuttu ve derin bir nefes aldı.
Annesinin sözlerini göz ardı edebilmek belki de en iyi olduğu konuydu.
Kar ve yüksek topuklu botlarına rağmen ilerlemeyi başarmıştı havuzu görebiliyordu. Herald denen çocuğun neye benzediğini bilmiyordu. Uzun muydu? Sarışın mıydı yoksa esmer miydi? Herhalde grubun ortasında endişeli edasıyla dikkatleri üzerine çeken kısa siyah saçlı çocuk oydu. Üzerindeki lacivert üniformasından henüz yeni yetme bir er olduğu belli oluyordu. Onu aç aslanlara sunmak üzere olan diğer askerler kadar kıdemli değildi.
Eva hemen hemen onlara yetişmişti. Koşmasını durdurdu ve hızlı adımlar ile ilerlemeye devam etti. Endişeli görünmemeliydi. Henüz kimse onun bir şeyler peşinde olduğunu anlamamıştı.
Güzel, dedi kendi kendine. Her şey olması gerektiği gibi. Askerlere yetiştiğinde sıradan bir günmüş gibi devam etti.
"Herald?"
Kimin Herald olduğunu bilmediği için askerlere doğru gür bir sesle seslendi. Tahmin ettiği gibi ilk siyah saçlı çocuk kafasını hafifçe çevirdi ve Eva ile göz göze geldi.
"Nereye gidiyorsun böyle?" Eva yalnızca birkaç saniye Herald'ın ona kim olduğunu sormasından korktu. Ancak endişesini saklamayı her zamanki gibi başardı.
"General Kane ile bir görüşmem var, efendim." dedi Herald dümdüz bir sesle. Herald'ın onu tanıyor olması çok tuhaf değildi. Onu sarayda tanımayan yoktu.
"Gel, beraber gidelim." dedi Eva, Herald'a iyice yaklaşırken.
"General Kane'in emirleri onu saraya götürmemiz yönünde efendim." dedi askerlerden biri çekinerek. Eva omzunun üstünden askere baktı. "Size eşlik etmemde bir sakınca mı var?"
Olumsuz bir tepki almayacağını bildiği için öne çıkıp nazikçe Herald'ın koluna girdi. "Önden gitmemiz de sorun olmaz herhâlde?” diye ekledi özellikle aksi ve sabırsız bir sesle. Askerler yine seslerini çıkarmaya cesaret edemedi.
Askerler ile aralarına yeterli mesafeyi koyduğundan emin olduktan sonra hafifçe Herald'a eğildi. "General Kane sana Nora'nın kaldığı evi soracaktır. Ona buluşmalarınızı evden uzakta, ormanlık bir alanda yaptığınızı söyle." Herald şaşkınlıkla kaşlarını çatarken Eva hafifçe güldü. Askerlerin üzerindeki gerginliği fark etti ve ettikleri sohbeti sıradan, gündelik bir sohbetmiş gibi göstermeye çalıştı.
"Nora kaçırılmış olabilir Herald. Aranızda bir şeyler olduğunu biliyorum. General Kane'i geçiştir ve benimle taş havuzun orada buluş." Bilmiyordu. Tamamen blöf yapıyordu ki bu, Eva'nın istediği bilgilere ulaşmak için çok sık kullandığı bir yöntemdi.
"Kaçırıldı mı?" Eva, Herald'ın şaşkınlık dolu sesini bastırmak için sesli bir kahkaha attı. "Saçmalama, Herald. Kafna'da yazın bile hava soğuk olur, sanki bilmiyorsun." Herald omzunun üstünden hızlıca askerlere baktı ve mahcup bir ifade ile önüne geri döndü. Gerçekten gizli kapaklı işler yapmakta berbattı.
"Havuzun orada." dedi Eva sarayın girişinde Herald'ın kolundan çıkarken.
"Generali atlat, Herald. Nora için."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.