5. Bölüm

Vaveyla Yazarı: melisanli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 5. Bölüm

Cliff Dekker bir şairden çok daha fazlasıydı. Sivri zekası ile bir tabur askeri alt edebilir ya da herhangi birisi gözünü açıp kapayana kadar iz bırakmadan ortadan kaybolabilirdi.
Ancak sessiz bir yol arkadaşı olduğunu kendi dahil kimse savunamazdı.
Gedik Kulübüne yaklaştıklarında dakikalardır sorduğu sorulara bir soru daha ekledi. "Neden buraya geldik?" dedi etrafına bakarken. Eski, yıkık dökük binaları tiksinerek izliyordu. Cliff ne kadar meraklı ve konuşkan ise Herald o kadar sessiz ve donuktu. Adeta mesleğini, komutanı Eva'ymış gibi, icra etmeye devam ediyordu.
"Kiminle buluşacağız demişti?" Cliff, Eva'dan yanıt alamayacağını kabullendiğinde sorularını Herald'a yönlendirdi. "Axel Koren ile." dedi Herald kısaca. Cliff'e yabancı gelen bu isim, kafasında daha fazla soru oluşmasına neden oldu. "Tanıyor musun?"
"Tam olarak değil. Sarayda yaşadığını biliyorum sadece." diye cevapladı Herald. "İlginç. Siz askerlerin saraydaki herkesi çok iyi tanıdığını sanıyordum."
Cliff’in sesi aşağılayıcı çıksa da Herald buna takılmadı ve omuzlarını silkti. "Tam olarak sarayda yaşıyor da sayılmaz. Sadece bazı geceler gelir ve kalır."
Sadece salıları ve cumartesileri, diye geçirdi içinden Eva. Konuşmaya dahil olmasa da dinliyordu.
“Garip bir tip.”
Axel'in adının geçmesi her zamanki gibi ilgisini çekmişti. Dikkatinin dağıldığını fark ettiğinde hafifçe öksürdü ve metal kaplamasının dışında kabartmalı kırlangıç işlemesi olan köstekli saatine baktı. "Geldik."
Gedik Kulübünün ahşap kapısının önünde durduklarında Eva, Herald ve Cliff'e döndü. "Saat akşam dört. Sol arka köşedeki bordo örtülü masada, birasını içiyor olmalı. Konuşmayı ben yapacağım. Eğer sigara ve birasını içiyorsa konuşmaya dahil olabilirsiniz, eğer elinde sigarası ya da önünde birası yok ise katılmanızı önermem. Muhtemelen oynadığı saçma sapan oyunlardan birinde kaybetmiştir."
Elbisesinin eteklerini tutup kaldırdı ve aşağı doğru inen üç ahşap basamağı dikkatle indi. Sürekli yağmurda ıslanmasından dolayı çürüyen ve yosun tutan basamaklar adımlarının altında esnedi. Cliff çekingen adımlar ile Eva'yı takip etti. Eva krem rengi uzun eldivenlerinin kirlenmesine aldırmadan ağır kapıyı itti ve kulübe ilk adımı attı.
Kapı açılır açılmaz yoğun bir duman ve sıcak bir hava yüzlerine doğru esti. İçerisi yoğun olarak ter, sigara dumanı ve ucuz içki kokuyordu.
Cliff midesinin bulandığını hissetti. Herald'ın ifadesiz yüzüne baktığında ise çok daha pis ortamlarda bulunmuş olduğunu düşündü. Eva ise bu kadar bilgi sahibi olduğuna göre daha önce buraya gelmiş olmalıydı.
Ama Eva gibi saygın ve zengin bir soylu neden böyle bir yere gelirdi ki?
Düşüncelerinden kurtulduğunda kalabalığın içinde tek başına kaldığını fark etti. Bir süre gözleri Eva ile Herald'ı arasa da onları bir türlü görememişti. Sol arka köşedeki bordo örtülü masa, diye geçirdi içinden. Gözleri o masayı bulduğundan gerçekten Herald ile Eva'yı o masaya ilerlerken gördü.
Gittikleri masada beş kişi oturuyordu. İkisi yaşça genç olsa da kalan dördü kendinden oldukça büyüktü. Cliff, kendi yaşına kısmen yakın görünen çocuklardan birini tanıyordu.
Cory Rozman, babasının otopsisi yapılırken o odada idi. Biraz büyümüştü, saçları daha uzundu ve kilo vermişti ama Cliff'in o yüzü unutması mümkün değildi. Yanındaki diğer çocuğu ise daha önce hiç görmemişti. Masaya yaklaştıkça loş ışığın yansıdığı buz mavisi gözlerini gördü.
Ortaya atılan kartları pür dikkat takip ediyordu. Kuzgun siyahı saçlarından alnına düşen parçayı geriye doğru taradı ve parmaklarının arasındaki sigarasından derin bir nefes aldı. Axel bu olmalı, diye düşündü.
Eva omzundaki ağır kürk montunu çıkardı ve kenardaki sandalyeye koyduktan sonra sessiz adımlar ile Axel'in oturduğu koltuğun arkasına geçti. Masanın etrafında bir ruh gibi dolaşıyordu, dolaşırken gölgesi kimsenin üstüne düşmemişti. Herkesin elini tek tek incelemişti. Sanki kimse orada olduğunun farkında değildi bile.
Bu Shulam’ların güçlerinden birisi miydi?
Cliff bir an neyi beklediklerini merak etti. Ortada böylesine ciddi bir problem varken, Axel'in oyununun bitmesini mi bekliyorlardı sahiden?
Eva ise son derece sakindi. Yüzüne düşen saçları kulağının arkasına sıkıştırdı, dirseklerini sandalyeye yasladı ve öne eğilerek Axel'in elindeki kartları incelemeye başladı.
Cory, Eva'yı fark ettiğinde gözleri fal taşı gibi açıldı. Eva tek gözünü kırparak selamladı Cory’yi, genç adamın rengi soldu.
Bu komik bir görüntüydü çünkü Eva’nın yüzünde Cory’nin telaşını görmesi ile alaylı bir ifade oluşmuştu ve bu Cory’nin küçük bir çocuk gibi yerinde sallanmasına neden oldu. Ayağa kalkmak için hareketlendiğinde masadaki adamlardan biri kabaca bağırdı.
"Yancına söyle, yerinde dursun. Dikkatimi dağıtıyor." Axel uyarır bir ses tonuyla tane tane konuştu ama sesinde bariz bir keyif vardı. "Otur, Cory. Oyun daha bitmedi." Cory destek aldığı masadan elini çekse de gözlerini Eva'dan çekmemişti. Axel ise kafasını çevirmeye tenezzül etmedi. Sanki kimin geldiğini biliyor gibiydi. Sanki bu anı bekliyor gibiydi.
Eva hafifçe eğilip, Axel’in kulağına kimsenin duymadığı birkaç kelime fısıldadı. Genç kadının omzundan dökülen saçları belli belirsiz okşadı Axel’in yüzünü. Genç adam gözlerinin kısılmasını sağlayan yarım bir gülümseme ile masaya doğru eğildi.
Bir saniye bile düşünmeden, çekinmeden elindeki son üç kartı masadaki kartların üzerine koydu ve yavaşça arkasına yaslandı. "Üç vale." Defalarca kaybetmiş olmasına rağmen yine blöf oynuyordu. Bu durum Eva'yı istemsizce gülümsetti.
Cliff, Axel'in attığı kartları görmüştü. İki üçlü ve bir sinek valesi vardı. Masadaki adamlardan biri yüzünü ovuşturdu. Eli kartlara uzandı. Cliff, Axel'in tepkisini görmek için büyük bir gayret ile öne uzansa da Axel'in yüzündeki donukluk onu hayal kırıklığına uğratmıştı.
"Kartları daha iyi takip etmelisin, ihtiyar." dedi Eva kısık bir sesle. Kaşları kalkık, karşısındaki kendinden yaşça büyük adam küçümseyici bakışlar ile bakıyordu. Hayal kırıklığına uğramış gibi.
“Bu oyun için biraz yaşlı değil misin?” Adamın eli havada dondu kaldı. Kimse Eva'nın Axel'i tanıdığını bilmiyordu. Cliff, Cory ve Herald bile ikilinin iletişiminin ne boyutta olduğu hakkında herhangi bir fikre sahip değildi.
Eva onlar için sadece oyunu izleyen meraklı gözlerden biriydi.
Yaşlı adam gözlerini Eva'ya çevirdi. Önce Eva'nın yüzünü, sonra eğilmesi ile elbisesinin içinden çıkıp boynundan sallanan kolyeyi inceledi. Gözleri bir süreliğine genç kızın dekoltesine kaysa da bu durumdan çekinerek hızlıca gözlerini kaçırdı.
"Üzücü. Üstelik elinde iki kart kalmışken." diye ekledi Eva dudaklarını hafifçe büzerek. Sonra oyuna ilgisini kaybetmiş gibi dirseklerini çekti ve doğruldu. Orta yaşlı adama yarım bir gülümseme sergiledi, dışarıdan bakan birisi onun için gerçekten üzüldüğünü düşünürdü.
Adamın dikkatini dağıtmıştı, üstelik kafasının karıştığından da oldukça emindi. Adam elini yavaşça geri çekti ve elindeki iki karttan birini attı. "Tek vale." Axel elindeki kartların bitmesi ve blöfünün üstünün kapatılması ile ayağa kalktı, elini iki kez masaya vurdu ve büyük bir zevkle arkasını döndü. “Bittim.”
O an kendisinin tam arkasında duran Eva ile yüz yüze gelmişlerdi. Eva'nın iri kahverengi gözlerini hiç bu kadar yakından görmemişti. Uzaktan göründüğünden çok daha parlak ve güzel görünüyordu. Genç adam ona daha yakından bakabilmek için çekinmeden kafasını eğdi ve utanmaz bakışları Eva’nın yüzünde dolaşmaya başladı. Dudağının bir kısmı ağır ağır yukarı doğru kıvrıldı.
Eva rekabetçi ruhuna yenik düşüp uzun bir süre gözlerini çekmemeye, kafasını eğmemeye çalıştı. Bu anı uzun süredir kafasında planlıyordu. Her şey hemen hemen düşündüğü gibi gerçekleşse de verebileceği tepkiler hakkında planlamadığı birkaç şey vardı.
Kendini bu kadar gergin hissedeceğini, Axel'in ortamdaki gerginliğe rağmen kendisine bakmaya devam edeceğini ve bu aralarında geçen bakışmanın ona neler hissettireceğini düşünememişti.
Axel'in yoğun, baskıcı mavi gözlerine birkaç saniye daha baktıktan sonra genç adamın geri çekilemeyeceğini anlayan Eva, yenilgi ile boğazını temizleyerek birkaç adım geri çekildi. "Daha sakin bir yere geçelim." dedi gözlerini yerden kaldırmadan.
Herald şaşkınlık ile önce Cliff'e, sonra Cory'ye döndü. İkisini de hiç tanımamasına rağmen kendince onların da şaşırıp şaşırmadığını kontrol etmek istemişti. Tanıdığı en patavatsız kadın, az önce gözlerini kaçırmıştı. Eğer Nora’sı yanında olsaydı o da buna şaşırırdı. Hata beraber günlerce bunun dedikodusunu yapabilirlerdi. Tabii Herald’a göre yine bu sadece bir ‘olay değerlendirmesi’ olurdu.
Axel’in yarım gülümsemesi tüm yüzüne yayılıp dudaklarının köşeleri aşağı doğru sivrilirken cevap vermeden arkasını döndü ve omzunun üstünden arkasındakilere baktı. Bu bir nevi onu takip etmelerini belirten bir jestti.
Eva, Cliff ve Herald'a dönerek kafasını salladı ve Axel'i takip etmeye başladı. Kulübün duvarı boyunca örtülü olan koyu yeşil, kadife perdeyi kaldıran Axel herkese içeri geçmesini işaret etti.
Cliff, Cory ve Herald'ın içeri girdiğinden emin olan Eva, Axel ile göz teması kurmamaya özen göstererek kafasını eğdi ve Axel’in kolunun altından onlar için açtığı yere girdi. Uzunca bir merdivenden aşağı indiklerinde içki mahzenine varmışlardı. Yukarıdaki ses buraya neredeyse hiç ulaşmıyordu. Etraf elma, üzüm ve mahzenin kendine özgü rutubeti gibi kokuyordu.
Mahzenin ortasında küçük bir masa vardı. Etrafındaki hiç sağlam görünmeyen dört ahşap tabure gelişi güzel masanın etrafına bırakılmıştı. Masanın üzerinde sönük ışığıyla bir gaz lambası ve birkaç dağınık kağıt rulosu vardı. Dökülen mürekkep masada ince bir yol oluşturarak yere akmaya başlamıştı.
Axel merdivenleri seri adımlarla inip gaz lambasının ayarını arttırdı. Şimdi çok daha gür bir ışık saçan gaz lambası mahzenin büyük bir kısmını aydınlatıyordu. Genç adam sandalyelerden birini çekip oturdu ve eli ile diğer sandalyeleri işaret etti.
Cory ve Cliff birbirlerine bir saniye bakıp hızlıca üç sandalyeden oturmak için birer sandalye kaparken Herald incelik ile Eva'ya döndü ve oturmasını bekledi. Eva oturmayacağını belirten bir işaretle ellerini havada sallayınca Herald reddetmedi. Uzun bir süre yürümenin ve günün getirdiği duygusal yorgunluk ile kendini sandalyeye attı.
"Buraya neden geldiğimi biliyor musun?" diye sordu Eva gözlerini yerden kaldırıp Axel'e yöneltirken. İri gözleri gaz lambasının loş ışığı ile iki altın hareye benziyordu.
Axel usulca kafasını salladı. "Biliyorum." Sesi kulağa neredeyse melodik gelmişti.
Cliff ortamdaki gerginliğin neden bu kadar fazla olduğunu bilmiyordu. Hayatında ilk defa böyle bir şeyin parçası olmuştu ve şimdiden sorgular haldeydi. Gözleri Axel ile Eva arasında mekik dokuyordu. Eva'nın bakışları ne kadar durgunsa, Axel'inkiler o kadar keyifli görünüyordu.
İkisi de bu konuşmayı kafalarında defalarca yapmışlardı ve farklı sonlar ile bitirmişlerdi sanki.
"Ben yine de anlatayım." dedi Eva, Herald ve Cliff'e verdiği sözü tutarak.
"Balo akşamı Nora haksız yere suçlanırken ben de oradaydım. General Martin düştükten yalnızca birkaç saniye sonra Nora'nın salona girdiğini gördüm. Batı kanadı ile salon arasındaki mesafe göz önünde bulundurulduğunda Nora'nın yapmadığını anlamak çok zor değildi zaten.” Eva sakince omuzlarını silkti.
“Nora'nın masum olduğunu o an fark ettim. Ama ne yazık ki herkes Nora'nın ne zaman salona girdiğini görmedi." diye mırıldandı ardından.
Axel dirseklerini masaya yasladı ve çenesini birleştirdiği ellerine yaslayarak pür dikkat, genç kadın bir masal anlatıyormuş gibi izlemeye başladı.
"Ama bu kadarı yeterli değil, tabii. Ben de kanıt toplamaya karar verdim.” Yüzünü ovalayarak derin bir nefes aldı, yüzüne düşen koyu kahve saçları geri itti ve devam etti. Neyi neden düşündüğünü açıklamayı sevmiyordu. Herkes sadece baksın ve anlasın istiyordu. Axel’in anladığı gibi.
“Öncelikle ortaya bir fikir sürdüm. General Martin ve Nora'nın aynı ortamda bulunmasının bir sebebi olmalıydı. Nora batı kanadına odasını görmek için girmiş olmalı. Başka bir ihtimal gelmiyor aklıma.” Omuzlarını silkti ve devam etti. “General Martin ise Nora'yı takip ediyordu. Muhtemelen vicdanını rahatlatmak için Nora'ya üzgün olduğunu söyleyecekti. Belki de çoktan söylemişti. Bilmiyorum."
Herald bir yandan Eva'yı dinlerken diğer yandan odadakilerin tepkisini ölçüyordu. Axel hala aynı pozisyonda Eva’yı dinliyordu. Cliff ara sıra kafasını anladığını belirtircesine sallarken Cory ise küçük bir çocuk gibi somurtmakla meşguldü.
"General Kane ve Bayan Sanchez işi pişirmek için insanların uğramaya çekinecekleri bir yer seçtiler. Önce annesini sonra babasını kaybetmiş, çok saygı gören bir yetimin odasını. Nora'nın.” Eva ellerini iki yana açıp boş bir gülümseme takındı.
“Başta suçlamayı yapan General Kane ve savunmayı yapan Bayan Sanchez olunca durumun aralarındaki ilişkiye şahit olunması olduğunu düşündüm,” Kafasını Cory’ye çevirdi ve hafifçe, yine mutluluktan uzan bir tebessüm etti. "Aynı senin gibi Cory."
Cory çenesini sıvazlarken daldığı yerden gözlerini kaldırdı ve kafasını salladı. "Ama sarayda sizden daha fazla vakit geçirdim ve insanların uzun süredir tek konuştuğu şey bu yasak ilişki. İnanın bana. Ortada başka bir şey var."
Axel hafifçe arkasına yaslandı. Vücudunun hareketleri ne kadar rahatsız görünse de gözlerinde çok bariz bir keyif ve gizli bir heyecan vardı. Eva'yı dinlemekten hoşlanıyordu.
"Nora yalnızca sarayda değil, ülke çapında, hatta tüm diyarda çok seviliyor. General Martin ise uzun süredir yoğun bir baskının ve suçlamanın altında. Bu yüzden onu gözden çıkardılar ama aynısını Nora'ya yapamadılar.” Eva kalçasını masaya yasladı ve açıklamaya devam etti.
“Nora'ya işlemediği bir suçu, ortaya sahte bir bahane koyarak yığdılar ve insanların neredeyse hepsi General Rolleston ve General Martin arasında yaşananları bildiği için bu suçlamayı mantıklı buldu. Böylece Nora'yı tepki çekmeden ortadan kaldırabileceklerdi ama duruşma yüce mahkemeye taşındı. Bu da planları bozdu."
Eva eli ile Cory'yi gösterdi. "O sabah Cory'nin odasına girene kadar kendimi duygulardan uzak düşünmeye zorladım ve Nora'nın suçlu olabileceği ihtimaline odaklandım. Ama otopsi sonuçlarında suçlunun Nora olmadığına dair çok net kanıtlar vardı. Bu bir cinayet evet ama katil Nora değil."
Axel oturduğu yerde dikleşti. "Kane." dedi başka bir ihtimal yokmuşçasına. Eva kafasını salladı. "Evet. Ve bu sır her neyse onu, Nora'yı kendi odasından kaçırtıp, kaçmış görüntüsü verecek, yüce mahkemede sahte ifade anlatacak kadar korkutuyor." Eva sonunda anlatmak istediği yere vardığında derin bir nefes aldı. "Nora'yı bulmak ve sırrın ne olduğunu öğrenmek için yardımınıza ihtiyacım var. Hepinizin."
Herald ile Cliff kafalarını salladı. "Elimden ne gelirse." dedi Cliff mırıltı ile, hala çok işe yarayacağına ikna olmamıştı. Herald da ona katıldı ve onaylayan bir ses çıkardı. Cory oturduğu yerden ayağa kalktı ve beyaz gömleğinin birkaç düğmesini daralmış gibi açtı.
"Raporu çaldıktan sonra teslim etmediğin için teşekkür mü etmeliyim bilemedim." diye homurdandı alaycı bir minnettarlıkla.
Eva ani bir şaşkınlık ile Cory'ye döndü. Cory de onu ilk defa gerçekten şaşırırken görüyordu. Raporu aldığını nasıl fark etmişti? Gurur duymasa da yankesicilik Eva'nın kusursuz olduğu konulardan biriydi.
Eva'nın gözleri ısrarla ona bakan mavi gözler ile buluştu. Sanki orada olduğunu, tatlı tatlı onun bulduğunu bağırıyordu kendisine. Şimdi her şey daha mantıklı gelmişti.
Axel’e istediği tepkiyi vermeden Eva derin bir iç çekip Cory'ye döndü. "Tehdit amaçlı değildi." Cory sadece omuzlarını silkti. "Artık bir önemi yok, bana ekstradan birkaç hafta daha vermiş oldun. İki türlü de öleceksem bunu bomboş oturarak yapmak istemem."
"Nora'yı bulduğumuzda hazinemde ne varsa hepinize eşit olarak dağıtacağım. Yaptıklarınız kesinlikle karşılıksız kalmayacak." dedi Eva sakince kafasını sallayarak, yapabileceği en iyi şey buydu. Herkes istemediğine, gerek olmadığına dair mırıltılar çıkarırken Axel yavaşça ayağa kalktı.
"Ülke liderine karşı kuracağımız komplonun bedeli olarak bize sunabileceğin kadar değerli ne var hazinende?” dedi tek gözünü kırparken. Derdi para değildi. En azından o an için.
Axel paragözdü, paraya dünya üzerindeki çoğu şeyden fazla değer verirdi, oysa Eva bir yerlerde harcayamayacağı kadar parasının olduğuna yemin edebilirdi. Sadece Eva'yı zorlamak istiyordu.
Genç adam kollarını önünde bağlayarak kendinden kısa olan genç kadına doğru, yüzünde muzip bir tebessüm ile eğildi. “Hmm, Ivanow?” Keyifle mırıldandı.
Eva cevap vermek yerine yutkunarak yaslandığı yerden doğruldu, ellerini saçlarına götürdü ve bir omzunda topladı. Saçlarından bir kısmı hızlıca ensesine geri düşse de kolyesini çıkarmasına engel olmamıştı.
Eva boynundan çıkardığı iri bir göze benzeyen taşlı kolyeyi avucuna aldı. Axel'in yüzündeki alaylı gülümsemenin yavaşça solduğuna şahit oldu. Axel o kolyenin Eva için hayati önemini, Eva da Axel'in bunu bildiğini çok iyi biliyordu. Bu aralarında sessiz bir anlaşma gibiydi.
Eva kafasını eğdi ve uzanıp Axel'in kemikli elini kavradı, önünde bağladığı kollarını çözmesini sağladı. Genç adam, Eva'nın bu beklenmedik hareketi ile öylece donup kalmıştı. Eva'nın kendisininkine göre küçük elleri buz gibiydi.
Böyle hayal etmemişti.
Parmakları Axel'in parmaklarından geçti ve avucunun ortasına kolyeyi bırakıp elini kapattı.
"Kırlangıcın Gözü." diye mırıldandı Axel anlamlandıramayarak. "Kolyeyi çıkarmaman gerektiğini sanıyordum." dedi kaşlarını çatarken. Bakışları tekrardan genç kadının yüzüne döndüğünde bu sefer gözlerinde kolyeyi umursamazca çıkardığı için beliren ufak bir sinir de vardı. “Öfkeyi nasıl kontrol edeceksin?”
Axel'in bahsettiği öfke, insani bir öfke değildi. Yeri ve göğü yarattığı inanılan dört kadim histen biriydi. Eva öfkenin kendisiydi. Ve gücünü kontrol edemediği her an, hayatından saatlere, belki de günlere mâl oluyordu.
Kolyeyi çıkardığı andan itibaren Eva'nın hayatı geri sayıma başlamıştı. İkisi hariç odadaki herkes bu kolyeyi çok değerli bir mücevher sanıyor olabilirdi, Eva’nın verdiği şeyin ise hayatının kalanı olduğunu yalnız Axel anlamıştı.
Eva, Axel'in elini hala bırakmamıştı. Gözlerini mavi gözlerine kaldırdı. Genç adamın bakışları elindeki kolyeye düştü. Eva’nın hayatını elinde tutuyordu.
Hayatını elinde tutuyordu.
“Sana verebileceğim başka hiçbir şeyim yok, Koren. Bu seni tatmin eder mi?”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.