2. bölüm / 11
Mutluluğun Peşinde1. Bölüm
Bölümler 11Şu an: 1. Bölüm
- 1 Giriş3.486 kelime
- 2 1. Bölüm2.008 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. Bölüm2.098 kelime
- 4 3. Bölüm2.386 kelime
- 5 4. Bölüm2.620 kelime
- 6 5. Bölüm2.500 kelime
- 7 6. Bölüm3.009 kelime
- 8 7. Bölüm3.262 kelime
- 9 8. Bölüm2.704 kelime
- 10 9. Bölüm4.273 kelime
- 11 10. Bölüm3.789 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Cory mesleğinin bir parçasının cesetleri incelemek olduğunu bilseydi yine de doktor olmayı seçer miydi, bunu bilmiyordu ve asla öğrenemeyecekti.
Böylesine trajik bir olay için onun görevlendirilmesi, gün içerisinde istemediği birçok soruya maruz kalmasına sebep oluyordu.
Gerçekten Nora Rolleston tarafından mı öldürüldü? Küçücük bir kız o adamı nasıl düşürebildi? Çok kan var mıydı? Boynu mu kırılmıştı yoksa beyni mi dağılmıştı? Keşke bu vaka ile siz ilgileniyor olsaydınız, diye düşündü Cory içtenlikle, General Martin'in beynini demir tepsiye koyarken.
Olay anında kendisi de oradaydı. Daha General Martin’in vücudu yere düşmeden bu olay ile hiçbir alakası olmaması için dua etmeye başlamıştı ancak başarılı bir doktor ve emir kulu olmak onu istemediği bir görevin başına geçmeye zorlamıştı.
General Martin onun için bir isimden ibaretti.
Singov Generali Arnold Martin.
Festivalden festivale ülkesinden ayrılır, bazen çok nadir de olsa kongreler ve görüşmeler için başkent Kafna'ya gelirdi. Diğer Generallere nazaran daha yaşlı bir adamdı ve şu an görevde olan Generallerin hepsinden daha uzun süredir bir ülkeyi yönetiyordu.
Son zamanlarda ülkesinde yoğun olarak görülen Shulam dedikodularının artışı, halkının onun yönetim gücüne olan inancını azaltmıştı. Senelerdir kaç farklı politika izlerse izlesin bu sorun ile baş edememişti. Üzerinde çok büyük suçlamalar ve gideremediği bir baskı vardı.
Onun ölmesini isteyecek bir ülke dolusu insan varken katili bulmak zor olmalıydı.
Yine de bu cinayet ile alakalı şüphe uyandırıcı birkaç durum mevcuttu.
Yaptığı dış muayenede, ense bölgesinde travmaya bağlı yaklaşık 6 cm uzunluğunda hematom ve kafatası kırığı tespit etmişti. Bu travma ancak yüksek şiddetli bir darbe sonucunda oluşabilirdi.
Kafa içi kanama ve beyin sapı hasarı, bu travmanın ölümcül etkide olduğunu gösteriyordu. Vücutta düşmeye bağlı bazı kırıklar ve doku zedelenmeleri tespit etse de bu bulgular postmortem yaralanmalar ile uyumluydu çünkü bu gibi durumlarda canlı iken görülen vitalite belirtileri mevcut değildi.
Sonuç olarak hiçbir bulgu onun düşerek öldüğünü işaret etmiyordu.
Rapora bunları yazmak için terlemiş ellerinden eldivenlerini çıkarırken ruh gibi beyaz parmaklarının titrediğini fark etti. Daha önce mesleğinde hiç böyle bir durumla karşılaşmamıştı. Hayatını her zaman sorunlardan uzakta yaşamaya çalışmış ve şimdiye kadar başarmıştı da.
Otopsi raporuna General Martin'in vücudunda bulduğu yaraları yazmak için kendini ikna etmeye çalışırken içinde bir his ona bunların sorunsuz geçen son dakikaları olduğunu söyledi.
Yanılmamıştı.
Bulunduğu odanın kapısı iki kere, sakince tıklatıldı. "Müsait değilim!" diye bağırdı Cory derin bir nefes alıp raporu doldurmaya devam ederken, fakat daha bir kelime yazamadan kapı bir kere daha, daha şiddetli tıklatıldı.
"Lanet olsun, müsait değilim diyorum!" Sesindeki gerginlik odanın soğukluğunda adeta bir buhar gibi somutlaştı. Cory korkuyordu.
Böyle bir davada yer almanın ve ortaya somut deliller çıkarmanın onu nasıl bir tehlikeye sokacağını biliyordu. Raporu doğrular ile doldurmanın Başgeneral’e yalancı demek ile bir olduğunun farkındaydı. Ama kaderinden kaçamadı ve kapı emri dışında aralandı.
İçeri General Kane'in ya da askerlerinden birinin girmesini bekleyen Cory, kapının eşiğinde ruh gibi dikilen Eva'yı gördüğünde derin bir nefes aldı.
"Sen miydin?" Cory'nin gergin omuzlarının aniden rahatlaması Eva'nın gözünden kaçmamıştı. Genç kadın kavisli kaşlarını hafifçe kaşlarını kaldırdı. "Başka birini mi bekliyordun? Rahatlamış görünüyorsun." diye mırıldandı Eva General Martin'in cesedinin yattığı demir sedyeye ağır adımlarla yaklaşırken.
"Hayır." dedi Cory aniden. Ardından aceleyle verdiği bu cevabın daha çok şüphe uyandıracağından endişelenip hafifçe öksürerek boğazını temizledi. "Yani, hayır, kimseyi beklemiyordum."
Eva, Cory'nin ağzından çıkan tek bir cümleye bile inanmamıştı. Yine de ondan isteyeceği iyilik için bu durumu göz ardı etti. "Senden bir iyilik isteyeceğim." dedi Eva konuyu uzatmaya gerek duymadan. Montunu çıkardı ve yakındaki sandalyelerden birine astı.
"General Martin'i Nora öldürmedi.” diye mırıldandı Eva, iri kahverengi gözleri ölü General’in yüzünde dolanıyordu.
“Ama sen bunu zaten biliyorsun değil mi?" Genç kadının yumuşak sesi kulağına iliştiğinde Cory kafasını yazmakta olduğu rapordan kaldırmadı. Eva'nın, ağzından laf almak için kendisine yem attığını hissediyordu. Yine de kalbi bir noktada o kadar hızlı atmaya başladı ki, General Martin'in yanında bir yeri olduğunu düşündü.
"Haklı olduğumu biliyorsun. Hadi ama!" Eva hafifçe öne doğru eğildi ve alttan bakarak bakışlarını Cory’nin yüzüne çevirdi. “Değil mi? Sen de bir şeyler buldun. O yüzden böyle endişelisin.”
Cory daha fazla susamayacağını biliyordu. Sonuçta o Eva'ydı. Beraber geçirmiş oldukları on yılda hem onu hem de Nora'yı yeterince tanımıştı. Nora birini bile isteye öldüremezdi, Eva ise çocukluk arkadaşını tanımayacak kadar salak değildi.
"Sana inanıyorum, Eva." dedi derin bir nefes verirken, elindeki raporu kenardaki masaya attı. "Ama sana benim inancımdan fazlası lazım." General Martin'in kafasını hafifçe yana eğdi ve Eva'ya gelmesi için işaret yaptı. Eva masanın üzerinden Cory’nin attığı kağıdı alıp otopsi raporunu incelerken Cory'yi takip etti.
"Raporda yazdıklarım sadece fark ettiklerimin bir kısmı, tamamını yazmadım." Genç adamın cümlesinin sonuna doğru endişeleri ile sesi kısıldı.
Eva kaşlarını çatarak Cory'nin gösterdiği yere baktı.
"Eğer düşerken hayatta olsaydı kırıklarda canlıya özgü kanamalar olurdu. Ama General Martin’in cesedinde böyle bir belirti yok." Parmağı ile Eva'nın tuttuğu raporda diğer maddeyi işaret etti. Üzeri belli belirsiz karalanmıştı. "Düşme sonrası yaralar yüzeysel ve ölüme neden olacak nitelikte değildi. Ama sonra bunu gördüm.”
Eli ile cesedin ensesindeki açıklığı gösterdi. "Başta yere çarpmanın etkisi ile boynunun kırıldığını düşündüm. Ama belli ki ölümüne asıl sebep olan şey bu darbe.” Eva, General Martin'in boş kafatasına baktı. Daha önce de ölü görmüştü, bu durum onu korkutmuyordu. Yine de gözleri cesette çok oyalanmadan rapora döndü. “Bu yaranın düşerek olması için kafasını gerçekten sivri bir yere vurması falan gerekirdi. Ama düştüğü zemin dümdüzdü.”
“Evet malikane yenileme projesini ben yönettim. Zemini terazi ile bizzat ölçtük, eğim bile neredeyse-“ Cory bıkkın gözlerini Eva’ya çevirdiğinde Eva konunu bu olmadığını hatırladı ve yavaşça sustu. “Düşerek ölmedi yani.” diye düzeltti kendini genç kadın, gözleri yeniden rapora kaydığında kafası karışmış gibiydi.
Eva kafasını rapordan kaldırıp gözlerini Cory'ye dikti. "Onu ne öldürdü biliyorsun ama. Değil mi? Eminsin bundan."
Cory kafasını salladı. "Biliyorum."
Eli ile az önce işaret ettiği açıklığı gösterdi. "Bu darbe düşüş ile gerçekleşebilecek bir darbe değil." Eva hafifçe eğilerek morluğu inceledi.
"Sanki biri tarafından darp edilmiş gibi duruyor." diye mırıldandı kendi kendine. Cory kafasını salladı.
"Generalin bu darbe sonucu öldüğüne eminim. Böyle bir darbe ile adam öldürebilmek için, General Martin gibi iri bir adamı özellikle, ya kuvvetli bir darbe indirebilecek kadar güçlü ya da o darbeyi senin yerine indirebilecek sert bir cisme sahip olman gerekir." Eva sakince kafasını kaldırdı. "Bir silah gibi. Değil mi?"
"Kesinlikle.” diye mırıldandı Cory.
Eva’nın gözleri bir an için umutla parladı.
“Ama bildiğim kadarıyla Nora’nın ruhsatlı silahı var ve olay anında da çantasındaymış." dedi Cory kendi tezini çabucak çürüterek. "Darbenin silah darbesi olma ihtimali yüksek, yani bu rapor ile Nora’nın masum olduğunu kanıtlayamayabilirsin." dedi Cory sandalyeye geri otururken.
Eva zafer ile parlayan iri gözlerini onlara eşlik eden alaylı bir gülümseme ile Cory’ye çevirdi. "Eğer Bayan Sanchez herkesin içinde onu General hala canlıyken aşağı ittiğini gördüğünü ilan etmeseydi kanıtlayamazdım. Düşerek ölmemesi bile Nora'nın masum olduğunu göstermek için yeterli bir kanıt."
Eva elini masaya uzattı ve raporu Cory’nin önüne koydu. İşaret parmağını iki kere kağıda vurdu. "Ama bana anlattıklarının hemen hemen hiçbirini buraya yazmamışsın." dedi anlamayarak.
“Tüm Generallerin imzaladığı bir rapor kâğıdı bu, biliyorsun değil mi? Doldurmak için elini hızlı tutmazsan heyetin yeniden toplanması haftalar, hatta aylar alabilir.” Eva hala kağıdı incelerken kendi kendine mırıldanıyordu. Cory raporu aldı ve sanki zehirli bir şeymiş gibi tekrardan kendinden uzaktaki masaya koydu.
"Bunun bir parçası olmak istemiyorum.” dedi Cory genç kadına bakmadan. Kendini zaten kötü hissediyordu, bire de onun yargılayıcı bakışlarına asla ama asla ihtiyacı yoktu. “Bu benim meselem değil, General Kane ile ters düşmek istemiyorum."
Eva bir an için duyduklarına inanamadı.
Evet, Cory her zaman önce kendini düşünürdü ama böylesine bir durumda bunu nasıl yapabilirdi!
"Nora senin de arkadaşın!" dedi genç kadın yumruklarını iki yanında sıkarak. Cory eli ile saçlarını düzeltti, yüzünü ovuşturdu ve yorgun bir ifade ile oturduğu yerden, kafasını kaldırmadan Eva'ya döndü. "Nora benim için sadece aynı ortamda bulunduğum tanıdık bir yüz, Eva. Üzgünüm bu işte tek başınasın."
Eva dudaklarından kaçan şaşkınlık dolu bir nida ile kafasını iki yana salladı.
"Bu Nora'ya yardım etmenin çok ötesinde bir şey! Ülkenin başına böyle bir insanın geçmesine sessiz mi kalacaksın? General Martin'i öldürüp suçu Nora'ya atacak kadar büyük ne olduğunu merak etmiyor musun?" Cory omuzlarını silkti. "Bayan Sanchez'in yalan ifade vermesi, suçu General Kane'in işlemiş olması... Çok zor bir denklem değil. İkisinin arasında bir şey olduğunu görmüş olmalılar."
"Sarayın neredeyse tamamı ikisi arasında bir ilişki olduğunu biliyor!" dedi Eva yüzünde iğrenir bir ifade ile. "Başka bir sebep var ve bana kalırsa General Kane'in duyulmaması için her şeyi yapacağı bir şey. Senelerdir bir mücevher gibi sakladığı Nora'yı bile tek kalemde silmesine sebep olabilecek bir sebep." Eva’nın üzerine bastırarak kurduğu cümlelere rağmen Cory çok etkilenmişe benzemiyordu.
"Ülkeyi kurtarmak benim vazifem değil." dedi Cory baygın bir sesle. Sadece bir an önce saraydaki odasına dönüp sıcak elma çayını içmek ve uyumak istiyordu. Eva alayla gülerek ayağa kalktı. Yanındaki otopsi raporunu eline aldı ve hafifçe avuç içine vurdu.
"Kendi vazifeni bile adam akıllı yaptığın söylenemez." Çenesi ile elinde tuttuğu raporu işaret etti. "Eksik bir rapor, yanlış bilgiler... Belki de General Kane'in bu görevi özellikle sana vermesinin sebebi budur, ha?” Eva birkaç adım yaklaşıp Cory’nin tam önünde durduğunda kafasını eğip kendine baygın gözlerle bakan genç adama kınayıcı bir gülümseme sundu.
“Doğruları söylemekten bile yoksun bir korkak olduğunu bildiği için gördüklerini yazamayacağını da biliyordur. Yine de otopsi raporunu eksik bilgiler ile doldurmuş olman bir şey ifade etmeyecek. Sen yazmasan da Kane’in katil olduğunu bildiğini o zaten biliyor olacak."
Eva ağır hareketler ile montunu giyip önünü sıkıca kapattı. Kulaklarını kapayan kürkleri olan şapkasını da kafasına geçirirken Cory için üzülüyormuş gibi, sahte bir ifade takındı.
“Bu sırrı bilen birini uzun süre yaşatmaz. Onu ne kadar iyi tanıdığımı biliyorsun.” diye mırıldandı Eva yüzünü buruştururken. Ülkedeki herkes General Kane’in Eva’ya olan hastalıklı derecede takıntısını biliyordu.
Genç kadın üşümüş gibi ürperdi elleri ile kollarını sıvazladı. "Burası soğuk. Ölüm soğuğu var." Morgu inceliyormuş gibi yapmayı bırakıp bu sefer buz gibi bir ifade ile Cory'ye döndü. "Buna alışsan iyi olur. Yakın bir gelecekte burada çok vakit geçireceksin gibi görünüyor."
Cory saç diplerinden ayak parmaklarına kadar gerildiğini hissetti.
Genç kadın kapıyı bir daha arkasına bakmadan araladı. “İyi düşün, Cory. Seni ondan bir tek ben koruyabilirim.” Eva son sözlerinin ardından odayı terk edip kapıyı arkasından kapatırken Cory içinde büyüyen endişeyi daha fazla tutamadı.
Midesinde adeta kaynar aside dönüşen, çıkmak için ona yalvaran safrayı beton zemine çıkarırken eli ile alabildiği ilk yerden destek aldı. Sıcak teni General Martin'in buz tutmuş cesedi ile temas ettiğinde elini panik ile çekti. Bu bulantısını daha da tetiklemişti.
"Cassie!" Var gücüyle asistanına bağırdı. "Lanet olsun! Gel buraya!" General Martin'in yattığı metal sedyeden destek alarak yere çöktü.
General Kane, suçlunun o olduğunu bildiğimi biliyordur, diye düşündü elleri ile yüzünü kapatırken. Bittim ben.
Cassie ufak tefek, esmer bir kızdı. Pek konuşmazdı ama şimdi de olduğu gibi Cory'nin ona ne zaman ihtiyacı olsa, Cassie hep oradaydı. Kapı hızlıca açıldı ve Cassie içeri girdi.
"Bay Rozman!" Kız koşarak kendinden yalnızca birkaç yaş büyük genci yerden kaldırmak üzere yanına gitti. "Tanrım! Neden daha önce seslenmediniz? Size yardım ederdim." Cory elini havada sallayarak kızın sözlerini kesti.
"Cesedi kapat ve kaldır. Buraları da toparla. Ben çıkıyorum." Cassie telaşla Cory'nin elini tutu ve kalkmasına yardım etti. "İyi görünmüyorsunuz, dinlenin lütfen biraz." Cory sinirle elini çekti, istemeden genç kızı biraz iteklemişti. "Dediğimi yap sadece."
Cory üzerindeki beyaz önlüğü aceleyle çıkarıp bir köşeye fırlattı ve dışarıdaki keskin soğuğa rağmen montunu almayı bir saniye bile düşünmedi. Hızlı adımlarını binanın çıkışına yönlendirdi.
Bir yolunu bulacağım, diye düşündü şüpheyle. Hep buldum.
İşlek bir sokağa girdiğinde yanından geçen her insan yaptığı korkaklığın farkındaymış gibi hissediyordu. Köşe başında duran her asker onu yakalamak için oradaydı sanki!
Bu şehirden kaçamayacaktı. Ona bulaşan belayı üzerinden atamayacaktı, bir yolu yoktu.
Adımları savsaktı, vücudu Kafna’nın dondurucu soğuğu ile bir yaprak gibi titriyordu. Kendisine doğru geldiğinden emin olduğu iki asker gördüğünde hızla arkasını döndü. Adımları, nefesleri ile beraber hızlandı. Nabzını duyabiliyordu. Bıçak gibi keskin soğuk havanın ciğerlerini acıttığını hissetti. Bu kadardı. Artık kaçacak bir yeri yoktu.
"İçeri gel tatlım, orada dikilecek misin tüm gün?" Cory korkuyla yerinde zıpladı. Arkasındaki kendinden on belki on beş yaş büyük görünen, etine dolgun ve güler yüzlü kadını fark ettiğinde düşünmeden, hızla yanına gitti. "Üzerini daha kalın giyinmelisin, Kafna’nın kışları ayazdır."
Cory kadının ne dediğini tam olarak anlayamıyordu. Kulaklarına basınç yapan nabzının sesinden neredeyse hiçbir şeyi anlayamıyordu. "Yabancısın herhâlde. Gel sana sıcak bir şeyler içirelim."
Kadın Cory'nin içinde bulunduğu durumu bilseydi ona yardım eder miydi, bu da Cory'nin asla öğrenemeyeceği şeylerden biriydi. Yine de kendisini bu köhne mekana çeken sıcak kollardan başka çaresi yoktu.
Bölüm etkileşimi
