Mutluluğun Peşinde kitap kapağı

13. bölüm / 11

Mutluluğun Peşinde

10. Bölüm

Vaveyla Yazarı: melisanli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 10. Bölüm

“General Rolleston çok düşük bir ihtimal de olsa, Shulamların eline düşmüşse, çoktan ölmüştür.” dedi Cory kafasını iki yana sallayarak. “Hepsinin ondan ayrı ayrı nefret ettiğinden oldukça eminim.”
Axel omuzlarını silkti. “Bir fikirdi sadece,” Eva’ya döndü. “Ne düşünüyorsun?”
Eva bir süre kaşları kalkık halde, dalgın bir ifade ile halıyı izledi. “Aslında tarafsız yaklaştığında Shulamların General Kane’e duyduğu nefret General Rolleston’a duyduklarından çok daha fazla. Uygun şartlarda teorin mümkün olabilir. Tabii bir araya gelip General Kane’e karşı ayaklanmaları… bir miktar epik ama dediğin gibi bir ihtimal yaşıyorsa, Shulamların krallığa karşı kozu olarak yaşıyordur.”
Axel fikrinin desteklenmesinin getirdiği rahatlama ile sakince gülümsedi.
Hep böyleydi. Küçüklüğünde de fark ettirmese de mantık dışı fikirlerini bile destekleyen biri hep olmuştu ve bu kişi hep Eva’ydı.
Ne zaman afallasa onu düzeltmek için hep oradaydı. Onu kendinden onca zaman uzaklaştırmasına rağmen, onu defalarca kırması hatta hırpalamasına rağmen Eva’nın gölgesini geçtikleri on beş yılın her günü üzerinde hissetmişti.
Dönüp ona teşekkür etmek istedi. Hatta belki sarılıp özür de dilerdi. Belki keyfinin yerinde olduğunu düşünürse küçük gamzesinin olduğu sağ yanağına ufak bir öpücük bile kondurabilirdi.
Öpücük fazla oldu.
Kafasını iki yana sallayarak bu fikri direkt aklından çıkardı.
“Benim aklımı karıştıran başka bir şey var,” dedi Cliff ayağa kalkarken. “Bayan Rolleston’un kaçmış olabileceği ihtimali üzerinde neden hiç durmadık? Sadece meraktan soruyorum.” Eva aniden hırçınlaşıp savunmaya hazırlanırken onun bu halinden haz alan Axel kalçasını tekrar masaya yasladı ve sırıtarak gösteriyi izlemeye başladı.
“Nora’nın kaçması için hiçbir sebep yok.” Cliff, Herald’ın aksine yerine sinmedi, daha da dikleşti.
“Duygusal yaklaşıyorsun.”
Eva histerik bir şekilde güldü ve üzerindeki ceketi çıkararak beyaz gömleğinin kollarını sıvadı. İşte şimdi kendini gerçek bir savunma yapmaya hazırlıyordu.
“Peki, var sayalım Nora tutulduğu hücreden kaçtı, hatta yetinmedi tüm saray güvenliğini de atlattı. Neden yaptı bunu? Suçsuz bulunacağını bilecek kadar zeki bir kız. Hiç olmadı, diyelim ki suçlu bulunacağını düşündü, yine de ölüm cezasına çarptırılmayacağını biliyordur eminim. Aptal bir çocuk bile Nora’nın konumunda böyle bir sonucun olmayacağını bilir.”
Cliff derin bir nefes alıp Eva’yı alttan almaya karar verdi.
“Dediklerimi çarpıtıyorsunuz Bayan Ivanow. Ben bir suçlamada bulunmadım. Madem her ihtimalin üzerinde duruyoruz, bu da bir ihtimal. Orada olup tanık olmadığınız sürece gerçeği tam olarak bilmeniz mümkün değil. Ayrıca çizdiği resimden hiç bahsetmiyorsunuz. Cinayet anını öncesi günden resmetmiş olması hiç şüphenizi çekmiyor mu?”
“Cliff haklı.” diye mırıldandı Cory sessizliğini bozarak. “Resim ortaya çıkana kadar ben de kaçırıldığına inanmıştım ama çizdiği resim… Çok şüpheli Eva.”
Axel yaslandığı yerden doğruldu ve kollarını önünde birleştirdi. Gömleğinin cebinden sigarasını çıkardı ve ince tütünü dudaklarının arasına yerleştirdi. Mavi gözleri odadakilerin üzerinde dolaşırken sakince sigarasını yaktı.
“Bakın ben Shulamlar, Meigalar hakkında falan hiçbir şey bilmiyorum. Bayan Rolleston’u hayatımda hiç görmedim bile. Sahip olabileceğiniz en objektif göz benim burada.” dedi Cliff kaşlarını çatarak. “Ve inanın bana Bayan Rolleston tamamen suçlu görünüyor.”
“Bayan Sanchez neden Nora’nın General Martin’i ittiğini söyledi o zaman? Neden otopsi raporu ile ifadeler uyuşmuyor, hiç düşündün mü?” dedi Eva, sinirlenmeye başladığı belliydi. Birilerinin Nora’yı açıkça suçluyor olması canını sıkmıştı.
“Beni dinleyin, Bayan Ivanow. Cinayeti General Kane işlemiş olabilir, evet. Ama Bayan Nora’nın tamamen masum olduğunu düşünmek için ortada çok fazla şüphe var.” Cliff de birkaç adım öne çıktığında Eva ile Cliff şimdi birbirlerinin tam karşısında dikiliyordu. İkisi de sinirliydi.
“Cinayeti Nora mı planladı yani?” Eva ürkütücü bir sakinlikle kaşlarını kaldırdığında Axel birkaç adım yaklaşıp Eva’nın arkasına geçti. Yüzündeki keyifli sırıtma solmuştu.
“Cinayeti Bayan Rolleston planladı demiyorum. Tanrım, konuşması ne kadar zor bir insansınız!” diye isyan etti Cliff elleri saçlarının arasından geçerken.
Herald elini Cliff’in omzuna koyup hafifçe sıktı. “Bu kadar yeter Cliff. Ben Bayan Ivanow’a güveniyorum. Ayrıca Nora’yı da tanıyorum. Kaçmış olsaydı bile en azından birimiz ile iletişime geçerdi.”
“İmkanı olmamış olabilir. Ya da iletişime geçti ve biz fark edemedik çünkü ihtimal dahi vermedik. Görmek istemediğimiz gerçekleri kolayca göz ardı edebiliyoruz.” Cliff bu sefer kafasını Herald’a çevirdi ve esmer oğlana açıklamaya başladı.
Axel, Eva’nın iyice gerildiğini fark ettiğinde elini hafifçe Eva’nın koluna yerleştirdi ve kulağına eğildi. “Kendini ifade etmesi için çevrendekilere müsaade etmezsen sonunda kendini kendin ile konuşurken bulursun. Bırak fikirlerini belirtsin.”
Eva soğuk kolunu sarmalayan sıcak parmaklardan gözünü alamadan kafasını salladı. Sanki koluna temas eden parmaklar tüm sinirini çekip almıştı.
Sesli bir şekilde yutkunduktan sonra zorlanarak kafasını kaldırdı ve Cliff’e döndü. “Olayları en başından inceleyip herhangi bir iletişim çabası olmuş mu bakacağım.” dedi kısık bir sesle.
Axel elini yavaşça çektiğinde Eva kendini terk edilmiş gibi hissetti. Gözleri istemsizce Axel’in elinin çıplak bıraktığı koluna kaydı.
Sana ihtiyacım olduğu anlarda beni hep bırakacak mısın?
“Aranızdaki gerginliğe bir son verin.” dedi Axel masasının üzerindeki kağıtlara ilerlerken.
“Şimdilik planımızın ilk adımına sadık kalıp Singov’a gideceğiz. Bildiğiniz gibi Bayan Adams halk arasında bilinen, hayatta kalan tek Shulam örgütünün lideri. Eğer teorilerimde bir doğruluk payı varsa ve Rolleston hayattaysa, Bayan Adams bunu mutlaka biliyordur.” dedi Axel oturduğu yerden kalkarken.
“Ayrıca Nora’nın çiziminin de arkasındaki hikâyeyi orada öğrenmiş olacağız. Bir taşla iki kuş yani.” Sandalyenin arkasına asılı siyah paltosunu alıp üstüne geçirirken odada meraklı gözlerle onu izleyenlere döndü.
“Bugün hava kararırken limanda olmamız lazım. Ivanow, takım elbise giymene gerek yok. Uygun bir elbise ayarlamaya çalışacağım.” dedi gözleri Eva’yı boydan boya süzerken. Eva üzerinde gezinen buz mavisi gözler ile huzursuzca yerinde kıpırdandı.
“Her şeyin yolunda olduğunu kontrol etmek için son bir kez limana uğrayacağım. Siz de o sırada hazırlıklarınızı yapın ve çok göze batmamaya dikkat edin. Akşam altı civarı limanda buluşalım.”
Herkes ayaklandığında Axel adımlarını Eva’ya yönlendirdi. “Ivanow,” Eva omzunun üstünden genç adama bakarken kaşlarını kaldırdı. Axel, Eva’nın arkasındaki atkısına uzanırken hafifçe öksürdü. “Sen de benimle gelirsen iyi olur. Mükemmel yalan söyleme yeteneğin işimize yarayabilir.” dedi alayla. Eva yüzünü buruşturarak geri çekildi.
“Ben yalan söylemem.” dedi genç kadın aksi bir sesle.
“Evet, sadece gerçekleri çarpıtırsın. İkisi aynı şey.” dedi Axel omuzlarını silkerek.
“Değil,” dedi Eva, Axel’in gelişi güzel boynuna attığı bordo atkıyı düzeltirken.
“Yalan söylemek net bir eylemdir. Karşındakinin inanması ya da inanmaması yalanın arkasından desteklemesi için sunulan gerçekliğe dayanır,” Axel, Eva’nın kendisine yakınlığı ile kaşlarını çatarken Eva gözlerini Axel’in boynundan kaldırmadan devam etti. “Eğer yalan ile beraber söylediğin gerçek, yalanını gölgede bırakacak kadar iyi olursa kimse önceki sözünün gerçek olmadığından şüphelenmez.”
Eva, Axel’in yakasında açık kalan son düğmeyi de iliklerken hafifçe sırıttı. “Benim yaptığım ise blöf. Milyonlarca gerçekleşmeyecek ihtimalden birini ortaya sunarım ve gerek mimiklerle gerek jestlerle karşımdakinin buna inanmasını sağlarım. Bir çeşit rol yapma da denilebilir.”
Eva’nın soğuk parmakları Axel’in boynuna değdiğinde, Axel sertçe yutkundu.
“Ayrıca yalan ile blöfü ayıran bir diğer büyük özellik gerçeğini öğrendiğinde kime sinirlendiğindir, Koren. Yalanı öğrendiğinde söylediği için karşındakine, blöfü öğrendiğinde inandığın için kendine kızarsın.” Eva’nın yüzündeki sağlıksız sırıtma büyürken Axel olduğu yerde dikilmeye devam etti.
Odadakiler çoktan çıkmıştı ve etrafa sessizlik hakimdi. “Ve küçük bir tavsiye olsun, bu konuda yeterince iyiysen aynı zamanda karşındaki insanın aklını karıştırıp dikkatini de dağıtabilirsin,” dedi Eva, Axel’den uzaklaşırken.
Eva yavaşça ilerleyip dağınık masaya yaslandı. “Senin gibi dikkatli bir insanda bile işe yaraması benim için teorimi destekleyen önemli bir kanıt oldu. Yardımın için teşekkürler.” dedi Eva kendinden emin bakışlarını Axel’in buz mavisi gözlerine çevirirken.
Axel birkaç saniye içerisinde Eva’nın elinde döndürdüğü çakmağı fark etti ve hızla gömleğinin cebindeki çakmağını kontrol etti. Orada olmadığını fark ettiğinde ise keyifle gülümsedi.
“Dikkatimi dağıtmak için yaptığın rol neydi?” dedi Axel gözlerini gömleğinin boş cebinden ayırmadan. “Samimiymişiz gibi davranmak mı?”
Eva kafasını salladı. “Kesinlikle,” dedi bastırarak. “Şaşırdığım nokta da bu ya. Tüm dünya bir araya gelip beni ikna etmeye çalışsa da seni affetmeyeceğimi bildiğini sanıyordum. Çabuk inandın.”
İnanmak istedim.
Eva elindeki çakmağı Axel’e atarken yaslandığı yerden doğruldu. “Her neyse, birilerini ikna etmeye ihtiyacın varsa Cliff’i yanına al. İnsan ilişkilerinde benden çok daha iyi olduğuna eminim.” dedi kapıya doğru yönelirken.
Axel elindeki çakmağı çevirirken Eva neredeyse odayı terk etmek üzereydi. “İkna etmeye değil,” diye mırıldandı Axel sessizce. “Sana ihtiyacım var. Yanımda.” Eva kapatmak üzere olduğu kapıdan hafifçe kafasını uzattı.
“Birbirimize ihtiyacımız olduğunda orada olmamamız ne kadar acı.” Ardından kapıyı kapattı ve odayı tamamen terk etti.
“O duvarlarından içeri sızacağım, Ivanow. Göreceksin.” dedi genç adam kendi kendine. Elindeki çakmağı gülümseyerek cebine atıp dağınık odasına döndü.

“Bu iş için uygun olduğumu düşünmüyorum.” dedi Cliff marinanın kıyıyla birleştiği yerde bulunan gemi hangarına ilerlerken. Ayakkabılarının çıkardığı sesler gergin yürüyüşünün de getirdiği şiddet ile rıhtımda duyuluyordu.
Axel’in arkasından ceketini düzeltmeye çalışarak konuşmaya devam etti. “On yedi yıldır bir arkadaş bile edinemedim. Oradan bakınca insanlar ile iyi anlaşıyormuşum gibi mi görünüyor?” Axel derin bir nefes alarak ilerlemeye devam etti.
“Ivanow sana güveniyor.” dedi Axel kısaca. Gemi hangarına girmek üzereydiler.
“Ben kendime güvenmiyorum ama.” dedi Cliff gerginliğini saklamaya gerek duymadan. “Bu konuda benim düşüncem Bayan Ivanow’unkinden biraz daha önde değil mi?”
Axel aniden arkasına dönüp Cliff’i yakasından tuttuğunda, Cliff’in gerginliği iki katına çıkmıştı, sertçe yutkundu. Can acıtıcı bir tutuş değildi bu ama yatıştırıcı bir temas olduğu da söylenemezdi.
“Sandığının aksine sabırlı bir insan değilimdir, Dekker.” dedi Axel kısık bir sesle. Cliff, Axel’i ilk defa sinirli görüyordu ve bu onun için güzel bir deneyim olmamıştı. “O yüzden şansını zorlama ve neden burada olduğumuza odaklan.”
Axel’in yakasını bırakması ile Cliff sersemledi. Eliyle rıhtım direğinden destek alırken hızla ilerlemeye devam eden Axel’in arkasından ilerlemeye devam etti.
“Konuşacağımız adamın adı Patrick Martha. Biraz aksi bir tip ve beni de pek sevdiği de söylenemez.” dedi Axel omuzlarını silkerek.
“Neden acaba?” diye mırıldandı Cliff yakasını düzeltirken.
Axel gözlerini kısarak omzunun üstünden sarışın oğlana baktığında Cliff gözlerini kaçırıp etrafı seyretmeye başladı.
“Aksilik çıkarmayacak çünkü bana yüklü bir miktar borcu var, ayrıca kızı Jennifer bana biraz… düşkün. Yine de ekibindeki farelerden birkaçının ağızlarını kapalı tutacağından emin değil. Onları susturacağından emin olmak için buradayız. Bunu da sen yapacaksın.” Cliff kaşlarını çatarak adımlarını hızlandırdı ve Axel’in hizasına geldi.
“Bir yere kadar anladım. Anlamadığım şey bunu neden benim yaptığım. Yanlış anlama beni, işten korktuğumdan değil. Sadece senin çok daha kolay yapabileceğin bir şey gibi geliyor kulağa.” dedi Cliff çekingen bir ifadeyle.
“Birkaç sene önce kendisi ile çok fazla karşılaşıyordum ve adamın konuşmasına tahammül edemiyordum,” dedi Axel suçlu bir çocuk gibi sırıtarak. “Ben de ortamda bulunmamak için sağır ve dilsiz taklidi yaptım ve adam beni hala öyle sanıyor. Eğer olmadığımı anlarsa, borcunun pek önemi kalacağını sanmıyorum.” Ardından gözleri arkasındaki genç oğlana döndü.
“Ivanow’a söyleme olur mu?”
Cliff şaşkınlık ile olduğu yerde kaldığında aralarındaki mesafenin açıldığını fark etti ve koşarak Axel’e yetişti. Axel’in mavi gözlerinde gram pişmanlık yoktu. Aksine hala o günkü kararı ile gurur duyuyor ve son derece komik buluyor gibiydi
“İçeride söylediklerini bana işaret dili ile anlatıyor gibi yap, ben de anlıyormuş gibi karşılık vereceğim. Yani adamla sen konuşacaksın ama o benimle konuştuğunu sanacak. O yüzden kelimelerini dikkatli seç. Ayrıca unutma, adım Oliver Turner.”
Cliff zorla yutkunarak kafasını salladı.
“Ya aralarında işaret dili bilen biri varsa?” dedi Cliff şüpheyle. Axel gereksiz telaşına gözlerini devirdi. “Etrafına bir bak Dekker. Adamların çoğunun kendi dillerini bile konuşmayı bilmediklerine eminim.”
Tersanenin girişinde bekleyen iki adam Axel’i kafası ile selamlarken kapılar yavaşça açıldı.
Tersanenin ortasındaki masada oturan şişman adam üzerindeki mor ceketinin önünü açtı ve sarı dişlerini ortaya çıkaran geniş bir gülümseme ile ayağa kalktı. “Bay Turner, hoş geldiniz efendim.” Cliff havada çizdiği manasız figürler ile Axel’e döndüğünde Axel kafasını sallamak ile yetindi. İkisinin gülmemek için dudaklarını sıkıca bastırması gerekmişti.
Axel’in küçük bir çocuk gibi oyunlar oynaması Cliff’e onun da bir insan olduğunu hatırlatmıştı ve özünde bu onu gerçekten mutlu etmişti.
“Kendinizi evinizde gibi hissedin, geçin oturun lütfen.” Adamın sözleri kulağa samimi gelse de gözlerindeki sinsi ifade ve ses tonu niyetinin hiç de samimimi olmadığını açık ediyordu. Cliff eliyle Axel’e oturmasını işaret edince Axel son derece ciddi bir ifade ile Patrick’in karşısındaki sandalyeyi çekti ve oturdu, bir bacağını ötekinin üzerinde yayvan bir şekilde attı.
Axel elini havada salladığında Cliff anlaştıkları gibi konuya giriş yaptı. “Bay Turner bir an önce sorunu çözmek istediğini söylüyor. Yarınki seyahati için herhangi bir pürüz olmayacağından emin olmalıyız.”
Patrick arkasına yaslanıp kısa koluyla masadaki kirli içki şişesine uzandı. “Bay Turner’a eşi ve iş arkadaşları için kamaraların ve istediği eşyaların hazır olduğunu söyleyin,” Elindeki şişeden büyük bir yudum aldıktan sonra hafifçe sırıttı. “Ama eminim siz bile biliyorsunuzdur Bay… Adınız neydi?”
“Kostov. Andrew Kostov.” dedi Cliff aceleyle aklına gelen ilk yazarın ismini söyleyerek. Karşısındaki adamın hayatında hiçbir kitaba elini sürdüğünü düşünmüyordu.
“Dediğim gibi Bay Kostov, eminim siz bile böyle gizli bir seyahatin karşılıksız olmayacağını biliyorsunuzdur. Bay Turner benim eski bir dostum, kendisi benim için misafir sayılır ama aramızdaki ilişki çalışanlarımın karnını doyurmuyor maalesef ve nedense bu gizli seyahat ile alakalı bilgi alabilmek için onlara çok para ödeyecek birilerinin olduğuna inanıyorlar.”
Cliff adamın kendinden bahsettiğini anlamıştı. Axel’e anlatıyormuş gibi yapmak için dönerken Patrick, Cliff’in havadaki ellerini durdurdu. “Bunu söyleme. Sadece çalışanların bir karşılık beklediğini ilet.”
Axel söylediği her şeyi duyuyor olduğunu belli etmemek için gözlerini hangarın duvarlarında gezdirmeye çalışsa da en sonunda kendini istemeden tehditkâr bakışlarını karşısındaki iğrenç kokan adama yöneltirken buluyordu. Neden sağır ve dilsiz taklidi yaptığını yeniden hatırlamıştı ve tek pişmanlığı üstüne bir de kör taklidi yapmamış olmaktı.
Axel, Patrick’e odakladığı keskin bakışlarını Cliff’e çevirdi ve havada birkaç manasız hareket daha belirdi. Cliff hafif bir sırıtma ile Patrick’e döndü.
“Bay Turner çalışanlarınıza ödemeyi kendisine olan borçlarınızdan kısarak yapabileceğinizi söylüyor.” Patrick sinirle kızarmaya başlayan yüzünü eğip hafifçe doğruldu. “Kendisine henüz borçlarımı ödeyecek kadar parayı toplayamadığımı iletmiştim.”
Cliff, Axel’e dönme gereği duymadan cevapladı. “Belki de bunu borçları edinmeden önce düşünmeliydiniz. Neticede çalışanlar sizin emrinizde. Eminim bir yolunu bulacaksınızdır.”
Patrick, Cliff’e doğru uzandığında Axel de hafifçe öne eğildi. Ortamın nabzı hızlanmıştı ve bu Axel’in hoşuna gidiyordu. Yüzünde belli belirsiz, avcı bir sırıtma oluştu.
“Sen kim oluyorsun da benimle böyle konuşabiliyorsun?” dedi Patrick sinirle sıktığı sarı dişlerinin arasından. Rahatsız edici derecede tiz olan sesi Cliff’te kusma isteği uyandırmıştı, genç oğlan dayanamayıp burnuna gelen alkol ve ağız kokusundan yüzünü buruşturdu.
“Patronumu az çok tanıyorum. Eminim kendisi de böyle düşünecektir.” diye cevapladı Cliff sakin kalmaya çalışarak. “Demek Bay Turner senin gibi işe yaramaz veletlerin kendisi adına konuşmasına izin veriyor,” Patrick gerginliğini gizlemeye çalışarak arkasına yaslandı. “Bay Turner ile aramızda sandığından daha derin bir geçmiş var, çocuk. İşimize burnunu sokma ve ona borçlarımı şu an için ödeyemeyeceğimi söyle.” dedi bağırarak.
Cliff, Axel’e döndüğünde, Axel’in alaylı gözlerle Patrick’i izlediğini gördü. Hafifçe dizine vurup ilgisini kendine çekti ve kısa, anlamsız jestlerden sonra Cliff, Patrick’e geri döndü. “Bay Turner sorunu halledemediğiniz takdirde tüm borcunuzu en geç iki güne kadar tahsil etmenizi istediğini söylüyor.”
Axel bile hafif bir şaşkınlık ifadesi ve bir miktar da takdir ile kaşlarını kaldırarak Cliff’e döndüğünde, Patrick neredeyse kendi tükürüğü ile boğulacaktı.
Cliff büyük bir kumar oynuyordu. Patrick sözleşmede geçen tarih ve bu tarihin öne çekilebilir olup olmadığı hususunda ikilemde kalmıştı. Cliff, Patrick’ten bir cevap beklerken kendinden emin duruşunu bozmadı. Ortam iyice gerilmişti.
Axel oturduğu sandalyede heyecanla hareketlenip iyice dikleşti ve bir gösteri izler gibi gözlerini Patrick ve Cliff arasında gezdirmeye başladı. Cliff’in dik duruşunun giderek sönükleştiğini gördü. Biraz daha Dekker, ve ödülünü alacaksın.
“Ama,” dedi şaşkın bir fısıltı ile. “Bu çok fazla para. Mümkün değil.” Cliff karşısındakine verdiği korkunun getirdiği özgüvenle geri yaslandı. Bu tavrıyla işte şimdi Axel’in dikkatini çekmeyi başarmıştı. Axel sırıtarak Cliff’i izlerken içinde bu genç çocuğa karşı bir gurur hissi uyanmıştı.
“Jennifer,” dedi Cliff kısık bir sesle. Patrick’in gözleri korku ile irileştiğinde Cliff sırıttı. Axel de genç oğlanın bu küçük detayı hatırlıyor olmasına şaşırmıştı. “Kızınız sanırım. Eminim babası tarafından mücevherler ile şımartılmaktan çok hoşlanıyordur.”
Patrick kafasını şiddetle iki yana salladı. “Onu bu işe karıştırma.” Cliff omuzlarını silkti. “Sadece babası borcunu ödese de ödemese de bir daha o mücevherleri takamayacak olması üzücü,” dedi Cliff acımasız bir sesle. “Ama en azından birinde hala yanında olacaksınız, değil mi?”
Patrick oturduğu yerde adeta gözden kayboluyordu. Gömleğinin birkaç düğmesini açıp derin bir nefes aldı.
“İki gün, Bay Martha. Aksi takdirde uygulanacak yaptırımlardan daha fazla bahsetmeme gerek yok diye var sayıyorum. Sonuçta Bay Turner ile aranızda benim sandığımdan daha derin bir geçmiş var.”
Patrick kızarmaktan iyice çirkinleşen suratını kalın parmakları ile ovuşturdu ve yağlı, seyrek siyah saçlarını arkaya doğru düzeltti.
“Bir yolunu bulacağım,” dedi fısıltı ile. “Çalışanlar beni anlayacaktır.” Cliff gülümseyerek Axel’e döndü ve onay verdi. “Ortak paydada buluşmuş olmamız ne güzel. Akşam altıda hepimiz limanda olacağız. Geç kalmayacağınızı var sayıyorum.”
Patrick yere indirdiği keskin yeşil gözlerini sertçe Cliff’e kaldırırken Axel masanın altından Cliff’in ayağını tekmeledi. Yüzünde abartma, dercesine bir ifade vardı ama gözlerinden keyif aldığı belli oluyordu.
Axel’in gergin ortamlarda bile keyifli olması Cliff’e garip geliyordu. İşlerin kötü gitmesinden yana hiç çekincesi yok muydu sahiden?
Cliff son söylediklerinin fazla kaçtığını fark ettiğinde hafifçe öksürdü. “Hava soğuk malum, Bayan Turner biraz rahatsız. İyice kötüleşmesini istemeyiz.” diye toparlamaya çalıştı
“O konuya değinmeniz iyi oldu,” dedi Patrick oturduğu yerden kalkarken. Yüzünde saldırgan bir gülümseme vardı şimdi.
“Tayfam gemide kadın olmasının uğursuzluk getirdiğine inanıyor.” Axel tüm konuşma boyunca ilk defa tüm ilgisini Patrick’e yöneltti ve yüzündeki keyifli ifade yerini ciddiyete bırakırken adamı dikkatle dinlemeye başladı.
“Seyahatiniz sırasında Bayan Turner’ın can güvenliğini size garanti edemem. Tayfadaki herkes benim kadar… Yenilikçi değil. Bazıları bu duruma şiddetle karşı ve para ile fikirlerini değiştiremezsiniz. İnançlar, biliyorsunuz.”
Orta yaşlı adam rakip olarak gördüğü iki genç adama karşı ani bir atağa geçme kararı almıştı. Cliff, Axel’in Eva’yı neden eşi olarak tanıttığını anlamasa bile birbirlerine ne kadar değer verdiklerini fark edecek kadar zekiydi. Bu yüzden ortamın hızla soğuduğunu anladı ve öne çıktı.
Yanında duran Axel’in tahmin ettiği gibi gözle görülür bir şekilde sinirlendiğini fark ettiğinde aniden içinde uyanan cesaret ile Patrick’e birkaç adım yaklaştı.
Boyu ondan oldukça uzundu bu yüzden yüzüne yaklaşırken eğilmesi gerekmişti. Patrick’ten gelen iğrenç içki ve ter kokusu adama karşı duyduğu iğrenmenin artmasına sebebiyet verirken tehditkâr bir ses tonu ile fısıldadı. “Can güvenliğiniz için son sözlerinizi patronuma iyi yolculuklar dileğiymiş gibi ileteceğim. Siz de canınıza önem veriyorsanız böyle bir şeyin fikrini bile aklınızdan geçirmeyin. Yoksa kendinizi borçlarınızın ödemesi olarak gemiyi Bayan Turner’ın üstüne yaparken bulabilirsiniz”
Patrick üzerine gölge gibi düşen buz mavisi bakışlar ve uzun boylu gencin arasında gidip gelirken hafifçe öksürdü ve geri çekildi. Şu an ikiye karşı tekti ve Bay Turner’ın uğursuz şöhretinden haberdardı. Risk alabilecek durumda değildi. “İyi yolculuklar.” diye mırıldandı hafifçe.
Cliff kafasını hafifçe sallamak ile yetindi. Tersanenin çıkışına doğru yürümeye başladığında ise Axel’in hala olduğu yerde dikildiğini gördü. Gözleri hala arkasını dönmüş tersanenin iç tarafına ilerleyen Patrick’in sırtındaydı. Cliff, Axel’in göz bebeklerinde titreyen siyah figürler olduğundan neredeyse emindi.
Elini yavaşça Axel’in omuzuna koyduğunda Axel kafasını sakince Cliff’e çevirdi. Gözlerindeki siyahlık kayboldu ve yerini su gibi berrak mavi gözlere bıraktı. Cliff bunun bir göz yanılması olduğuna kendini inandırmaya çalışırken hangarın içinden gelen yankılı ses ile gözleri Patrick’e döndü.
Az önce sapasağlam yürüyen şişman adam şiddetle halatlarla tutturulmuş eski sandalın yanına düşmüştü ve yerde yatan bedende herhangi bir yaşam belirtisi görünmüyordu.
Patrick’e doğru koşmaya başlayan adamlar ile birlikte Cliff de o tarafa doğru ilerlemeye hazırlanırken kapıdan çıkmak üzere olan Axel’in sesiyle olduğu yerde dona kaldı.
“Hadi, Dekker. Neredeyse akşam olacak.”
Saat altıya yaklaştığında herkes anlaştıkları gibi limandaydı. Cliff ve Cory hararetli bir konuşmanın içerisindeyken Herald denize yelken açmayı bekleyen gemileri izliyordu.
Eva ise üzerindeki ateş kırmızısı elbisesi ile tüm dikkati üzerine çektiğinden bir haberdi.
Koyu saçları açık ve omuzlarından salıktı, gür bukleler halinde göğüslerine dökülüyordu. Soğuktan kızaran yanakları ve meraklı iri gözleriyle ona bakan herkesi büyülemişti. O kişilerden biri de hemen karşısında onu baştan sona, arsızca süzen mavi gözlü genç adamdı.
Axel adımlarını yavaşça Eva’ya yönelttiğinde, Eva bunu anında fark etmişti. Yüzündeki saf, durgun ifadenin yerini hızla soğuk bir bakış aldı. Ne kadar çekiniyor da olsa gözlerini ona doğru yürüyen genç adamdan uzaklaştırmadı.
Axel aralarındaki mesafeyi kapattığında Eva’nın yanında durdu ve hafifçe eğildi. “Çok güzel görünüyorsun.” Eva şaşkınlığını belli etmemek için kafasını başka yöne çevirdi ve Axel’in keskin bakışlarından kaçtı.
“Birkaç beden küçük. Bu kadar zayıf olduğumu düşünmen gözlerimi yaşarttı.” dedi Eva aksi, keyiften uzak bir sesle. “Gerçi beni komik duruma düşürmekten zevk aldığından da neredeyse eminim.” diye mırıldandı.
Axel şaşkınlıkla kaşlarını çattı. “Komik göründüğünü mü zannediyorsun?” Sesi neredeyse kırgın çıkmıştı. Eva alayla güldü. “Böyle bir elbise için fazlasıyla kilolu olduğumu biliyorsun, Koren. Ne sandın? Hatlarımı belli eden iddialı bir elbise giydiğimde özgüvenimin yerine geleceğini falan mı? Ne kadar ince bir jest,” Kafasını Axel’e çevirip baygın bakışlar ile mavi gözlerini inceledi.
“Böyle saçma sapan şeylere ihtiyacım yok.”
“Mağaza mağaza gezip sana elbise arayacak vaktim yoktu, Ivanow. Sadece elimizdekiler ile yetiniyoruz,” Axel yüzünü buruşturarak devam etti. “Ayrıca, gerçekten özgüvenini yükseltmek için böyle saçma bir jest yapacağımı mı düşündün? Bu kadar basit biri miyim sence?”
Eva gözlerini kaçırmadan omuzlarını silkti. “Eh,” Hafifçe sırıttı. “Sayılır.”
“Yanılmışsın,” dedi Axel Eva’nın yüzündeki ifadenin aynısını takınarak. “Çünkü çok daha basit biriyim. Üzerinde güzel duracağını düşündüm, aldım. Ve yine her zamanki gibi haklıymışım. Nefes kesicisin.”
Eva art arda gelen iltifatlar ile sersemlerken gözlerini kaçırdı. “Yapma,” diye mırıldandı sinirle.
“Neyi yapmayayım Ivanow?” dedi Axel kışkırtıcı bir sesle.
“Her ne yapıyorsan.” dedi Eva sert bir ses tonuyla. “İşe yaramıyor çünkü. Aklımı karıştırmaya çalışıyorsun ya da kendince sergilediğin bu sarkastik tavırlar bir çeşit af dileme yöntemi,” Bakışlarını tekrardan ona döndürmeden önce derin bir nefes aldı.
“Ne olduğu umurumda değil,” Eva işaret parmağını Axel’in sol göğsüne bastırdı. Orada bir yangın başlattığından habersizdi. “Benden uzak dur, Koren.” dedi her kelimenin üzerinde durarak.
Axel aniden Eva’nın kalbini üzerindeki elini tuttu ve genç kadını kendisine doğru çekerek yüzünü yüzüne yaklaştırdı. “Hadi biraz da dürüst olalım.” diye mırıldandı Axel mavi gözleri genç kadının yüzünde gezinirken. Eva’nın çatık kaşları aniden oluşan yakınlığın getirdiği şaşkınlıkla yükselmişti “Geçtiğimiz on beş yılın her günü seni kaybetmekten korktum,”
Genç adamın ani itirafı ile Eva’nın dudakları aralandı. Elini çekmek istedi ama sıcak ellerinin içindeki soğuk elini çekme cesaretini kendinde bulamadı, zaten Axel de hiç müsaade edecek gibi durmuyordu. “Seni tamamen kaybetmekten çok korkuyordum ama artık korkmuyorum. Neden biliyor musun?”
Eva kendini bilinçsizce fısıldarken buldu. “Neden?” Axel’in gülümsemesi genişlerken yüzleri arasındaki mesafe neredeyse kaybolmuştu.
“Çünkü seneler sonra fark ettim ki seni kaybetmek için önce kazanmam gerekiyor,” dedi Axel sıcacık bir gülümseme ile burnunu hafifçe Eva’nın burnuna değdirirken. Eva tüm vücuduna akın eden sıcaklığı hissetti. Geri çekilmek istedi.
Çekilmedi. Ya da çekilemedi. Bilmiyordu. O an bildiği her şeyi unutan aptal bir kadına dönüşmüştü.
Axel, Eva’nın kulağına eğildi ve fısıldadı. “Benden istediğin kadar kaç, seni geri kazanacağım, Eva.”
Eva gözlerini ne ara kapattığını bilmiyordu ama açtığında ilk gördüğü şey onları dikkatle izleyen üç çift göz olmuştu.
Sinirle ellerini Axel’in göğsüne koydu ve sertçe itti. Kızarmış yanaklarını ve titreyen sesini gizleyememişti. “Gerçekten insanların kararlarına hiç saygın yok, değil mi? Budala.”
Cory yüzündeki imalı sırıtış ile öksürerek yanlarına gitti. Elini kalbine koydu ve yüzünü sahte bir hüzünle buruşturdu. “Gerçekten bu anı böldüğüm için içimde derin bir keder var ama sanırım gemimiz geldi.” Eva kendinden oldukça uzun iki gencin arasından geçerken omzu ile Cory’ye çarptı. “Kes çeneni.”
Cory gözlerini Axel’e çevirdiğinde, Axel’in hala Eva’ya baktığını fark etti. Her zamankinden farklı olarak yüzünde nadir görülen, samimi bir gülümseme vardı.
“Yeniden bir arada olduğumuz için mutluyum.” dedi Cory fikrini saklama gereği duymadan. “Nora’yı bulduğumuzda tam olarak bir arada olacağız.” diye mırıldandı Axel ilerlemeye başlarken. Cory düşünceli hali ile arkada kalırken bir süre sonra Axel omzunun üzerinden ona döndü.
“Gelmiyor musun, Cory? Bir arada olmamızı istediğini sanıyordum.” dedi alayla sırıtarak.

“Siktir git, Axel.”
Sonunda hepsi koyu kahverengi kaplaması olan büyük yelkenli geminin önüne geldiğinde Herald konuşmaya başladı. “Yerel bir gemi değil bu,” dedi gözleri Axel’e dönerek. “Değil mi Bay Koren?” Sesindeki imayı yakalayan Axel omuzlarını silkerek cevapladı.
“Aksine, sadece aşırı yerel.” Herald şaşkınlıkla Eva’ya döndü.
“Bayan Ivanow?”
Eva ellerini havaya kaldırdı. “Gemilerden hiç anlamam.”
“Ama,” dedi Herald tedirginlikle. “Ama bu…” Lafını hayran hayran gemiyi izleyen Cliff tamamladı.
“Bir korsan gemisi.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.