6. Bölüm

Vaveyla Yazarı: melisanli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 6. Bölüm

Planlama işini kimin üstleneceğini tartışırken yaşadıkları stres, Cory'nin hayatından beş yıla mal olmuş olmalıydı.
Eva yaptığı plana duygularını olması gerekenden fazla karıştırıyordu. Axel ise tamamen pragmatik yaklaşıyor, bu da onun fazla duyarsız olmasına, detayları gözden kaçırmasına sebebiyet veriyordu.
Cory birlikte çalışsalar ortaya gerçekten bir şeyler çıkarabileceklerinden emindi ama emin olduğu bir diğer şey bunun birinin ölümü ile sonuçlanabilir olmasıydı.
"Ayağıma kadar gelip benden yardım isteyen sensin, Ivanow. Her planıma bir bahane bulacaksan buraya kadar gelmeye zahmet etmemeliydin." dedi arkasına yaslanıp kollarını önünde bağlarken.
"General Kane'e şantaj yapmak son seçeneğimiz olmalı, ilk değil." dedi Eva oturduğu tabureyi iterek kalkarken. Taburenin bacağı ahşap zeminde iç gıcırdatıcı bir ses çıkardığında Cory burnunu kırıştırdı.
"Şantajdan bahseden oldu mu?” diye mırıldandı Axel gözlerini küçümseyici bir edayla kısarak. Sırtını duvara yaslayıp omuzlarını gevşetti. Sanki onun için bu sıradan bir Cuma akşamıydı.
“Güçlerimi kullanarak Kane’in aile arşivine girmek ve öğreneceğim sırlarını ona karşı kullanmak tam olarak şantaj kavramının tanımı!” dedi Eva, dudaklarından histerik, genç adama inanamıyormuş gibi bir nida dökülmeden önce.
Axel etkilenmemiş bir ifade ile gözlerini devirdi. “Benim Kane ile romantik akşam yemeği yemem daha mı mantıklı yani?”
Eva sinirle ve biraz da bıkkınlıkla ofladı. “Sana sadece General Kane'in aklını karıştırmanı söyledim. Nora'nın nerede olduğunu bildiğini düşünmesini sağlarsan yerini değiştirecektir. Onu bulmamızı kolaylaştırır, anlamıyor musun?"
"Ya da ona yem attığımızı anlar ve bulabileceğimiz açıkları kapatır. Bu ihtimali göz ardı edemeyiz." diye cevapladı Axel sakince. Eva’nın diyebileceği bir şey yoktu, derin bir nefes aldı ve saçlarını bıkkınlık ile geriye doğru attı.
"Adım adım ilerlememizde fayda var." Axel yarım saattir yaptıkları tartışmanın sonunda kafasını sallamak ile yetindi.
"Şimdilik inzivada kaldığı yeri kontrol etmek ile başlayalım o zaman. Sonrasını düşünürüz." diye mırıldandı Eva kararsızlıkla.
Cory çekişmeli sohbetin sona ermesinden memnun olduğunu saklama gereği duymadı. Hevesle ayağa kalktı ve montunu giydi, bir an önce düz bir zemine yatmak istiyordu, oturmaktan kalçası uyuşmuştu.
"Nereye gidiyoruz şimdi?" Eva’nın gözleri bu sorunun cevabını bilen tek kişiye, esmer genç adama döndü. Herald da bu tartışmadan sıkıldığını belli eden bıkkın bir sesle cevapladı. "Libre'ye. Kuzeyde küçük bir kasaba."
Eva kontrol ettiği köstekli saatini montunun cebine koyup onlara döndü. "Bir fayton ayarlamamız lazım. Ben halledene kadar dikkat çekmemeye çalışın. Cory, sen burada Cliff ile kal. Ortalarda görünme. Herald sen görev yerine geri dön, bu kağıdı tabur komutanına teslim et."
Eva cebinden katlanmış bir kağıt çıkardı. "Ne bu?" dedi Herald kağıdı alırken. "Çok ağır bir salgın hastalığa yakalandığına, yaklaşık üç ay görevinin başında olmayacağına dair bir rapor."
Cory yüzünü buruşturdu. "Sahte olduğunu saniyesinde anlarlar. Doktor kaşesi ve ıslak imzalı olması lazım." dedi genç adam, hakkında bilgi sahibi olduğu nadir konulardan birinde fikir belirtme şansını kaçırmayarak. Ama Eva sadece omuzlarını silkti.
"Öyle zaten. Sen otopsi için aşağı kattayken odandan aldım. Neyse ki küçük yazını kapatıp, başka bir isme çevirmek zor olmadı." Cory sinirle bir adım öne atıldığında Eva keskin bakışlarını yerden kaldırıp Cory'ye çevirdi. "Teğmen Gerald'ın raporunu mu çaldın?" Cory bağırarak ayağa kalktı.
"Dramatik olma.” dedi Eva çenesini sıkarken.
Kendisinden iri insanlar ona sesini yükselttiği zaman ister istemez karşı saldırıya geçiyordu. “Adam raporu olmasa da ölecek, prostat kanseri olduğunu yazmışsın, tedavi için de geç kalmış, üstelik çok da yaşlı. Hastalığı atlatamayacak zaten. Çok istiyorsan gidip başka bir rapor yazabilirsin. Heyetten onay bekleyecek vaktim yoktu."
“O adam bir gazi, Eva!” dedi Cory yüzünü buruştururken. “Son günlerini huzurlu geçirebilmesi adına, ödenek alabilmesi için hazırlandı o rapor!”
“Vatanına hizmet etmek için ölecek işte? Her askerin hayali bu değil mi?” Eva gözlerini destek ister gibi Herald’a çevirdi. Herald ne dediğini tam olarak anlamasa da kafasını tereddütle onaylarcasına salladı.
“Berbat bir insansın.” diye homurdandı Cory, sesinde gerçek bir iğrenme vardı. Eva üzerinde durmamayı tercih etti ve dikkatini Cliff’e çevirdi.
"Raporu senin için almıştım doğrusu, Herald aklımda yoktu." Cliff hafifçe güldü, bu tesadüf komiğine gitmişti. "Sonra işten kovulduğumu öğrendin."
Eva gözlerini mahcubiyetle kaçırdığında Cliff cümlesini düzeltti.
"Sonra işten kovulmamı sağladın. Mükemmel.” Eva hafif bir gönül çelen gülümseme ile Cliff’in koluna dokundu. "Hadi ama, işini zaten sevmiyordun Cliff. Ayrıca aşılanmıştın, bağışıklığın vardı. Sağlık kayıtlarını inceledim. Rapor işe yaramayacaktı." Cliff, Eva ile tartışmanın bir sonuca varmayacağını hızlı kavrayabilecek kadar zeki bir çocuktu.
Axel birden ayağa kalktı. Tüm bu süreçte sessizce onu izlemişti oysa. "Halletmem gereken birkaç şey var." dedi ayağa kalkarken.
Eva kendini tutmaya çalışsa da nereye gideceğini sormadan duramadı. "Öğrenmemizin sakıncası var mı?" Axel omuzlarını silkti ama yüzünde ufak bir sırıtma vardı. Sanki Eva’nın bu merakı hoşuna gitmişti.
"Şehirden ayrılacağımı haber vermem gereken biri var." Eva şaşkınlık ile hafifçe kaşlarını kaldırdı. Senelerdir Axel'i bir şahin dikkati ile takip etmişti ve bildiği kadarıyla Axel'in bu durumu haber vermek isteyeceği kimsesi yoktu. Yine de bozuntuya vermeden hafifçe kafasını salladı.
"Gece ikide pazar alanının arkasındaki korulukta olun. Fayton ile bekliyor olacağım." dedi Eva kime gittiğini sormadan. Sesi öncekine nazaran daha mesafeliydi.
Kimse ona faytonu nasıl ayarlayacağını sormadı.
Axel'in ortamı terk etmesinden birkaç dakika sonra Eva da hararet ile kalktı. Afallamış görünüyordu. Cory bu ifadeyi biliyordu. Küçükken onlara odasındaki tabloda resmedilmiş kırlangıcın konuştuğunu söylediğinde Cory ve Nora’nın onunla alay ettiği günkü ifadeydi bu.
Eva hayal kırıklığına uğramıştı.
"Gece ikide. Dikkatli olun." dedi kısık bir sesle ve mahzenin merdivenlerinden yukarı çıkmaya başladı. Herald da hemen arkasından onu takip etti ve perdenin arkasına geçip gözden kayboldular.
"Biz kaldık." dedi Cory, montunu mahzenin ahşap zeminine serip üzerine uzanırken hayatında ilk defa gördüğü sarışın çocuğa dönerek.
"Cory ben." Elini uzandığı yerden hafifçe ileri uzattı.
Cliff boynuna kadar öfkeyle kıpkırmızı olmuştu. Cory Cliff'i hatırlamasa da Cliff Cory'yi oldukça net hatırlıyordu.
"Cliff." Uzun ince parmakları tereddütsüzce Cory'nin iri elini kavradı. Cliff bilmediği bir sebepten kendini Cory'yi tanıdığını söylemezken buldu. Ne diyebilirdi ki? Babasının ölümü onun sebebi değildi.
Bir süre birbirlerine boş boş baksalar da ortamın bir süre sonra garipleşmesi üzerine Cory ortamı yumuşatmaya karar verdi. "Eva'yı tanıyorsun demek?" dedi dost canlısı bir gülümseme ile. Genç oğlan ise onun yüzüne bakmıyordu.
Cliff kafasını yerden kaldırmadan salladı. "Tanımayan var mı ki? Dört büyük Shulamdan biri." dedi Cliff aksi bir sesle. Sonra gözleri yerde umursamazca yatan genç adama döndü. "Senin gibi." O günden sonra Cory’yi soruşturduğunda karşısına çıkan ilk bilgi buydu.
Shulam.
Cory kaşlarını çattı, genç oğlanın düşmanca bakışlarından huzursuz olmuştu. "Shulamlar ile bir derdin mi var?" Cory yattığı yerden dirsekleri üzerinde doğruldu ve kaşlarını çattı.
Cliff omuzlarını silkti. Shulamlar ile değil, diye geçirdi içinden. Seninle.
"Shulamlar hakkında pek bir şey bildiğimi söyleyemeyeceğim. Sadece bazı büyülü güçleriniz olduğunu biliyorum." dedi Cliff dürüst olarak. "Anlatmamı ister misin? Birinci ağızdan." dedi Cory yine de gülümseyerek. Karşısındaki toy bir oğlandı, kendisinden hemen hemen on yaş küçük biri ile çocuklaşmaması gerektiğini bilecek kadar akıl sahibiydi.
Cliff, Cory’nin gülümsemesi karşısında bir an için kendini mahcup hissetti.
Bir sonraki saniyede ise anılar tek tek gözünün önüne gelmişti. Babasının şişmiş cesedi, Cory'nin, babasını bir hayvanmışçasına delik deşik etmesi, bir vatan haini sayıldıkları için cesetlerinin öylece denize atılması... O sıralarda Cory’nin saha yeni doktor olduğunu biliyordu. Tecrübesiz olduğu için otopsi yapmasına izin verdikleri insanlar katiller ya da vatan hainleri gibi suçlulardı.
"Belki daha sonra." dedi Cliff hızla ayağa kalkarken. Cory şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı. Böyle bir tepki almayı beklemiyordu. Belki de Cliff kendisinden pek hoşlanmamıştı. Belki de sadece soğuk bir tipti, insanlar ile konuşmayı sevmiyordu. Cory bunu anlayışla karşılayabilirdi.
Kafasını yeniden montuna koyup yatmaya devam ederken yarım bir gülümseme ile başında gergin bir leylek gibi dikilen oğlana baktı. "Gergin olduğumda çok konuşuyorum sanırım." dedi Cory sakince. Sesin de öfkeye ya da düşmanlığa dair hiçbir şey yoktu.
Cliff, Cory'ye arkasını dönüp derin bir nefes aldı. Onun bir suçu yok, dedi kendini sakinleştirmek için. Kim olduğunu bile bilmiyordu.
Yüzünü bıkkınlık ile ovalayarak yavaşça arkasını döndü ve sakince kalktığı sandalyeye geri oturdu. Bu Cory’nin gülümsemesinin genişlemesine neden oldu. Sert yüz hatlarına ve yaşından büyük göstermesine rağmen gülümsediğinde küçük bir erkek çocuğuna benziyordu.
"Anlat lütfen," dedi Cliff mahcup bir tavırla. "Shulamları." Cory kafasını iki yana salladı. "Bazen keşke ben de bilmesem diyorum." Cliff çekingen bir tavırla Cory’nin yerde yatan figürünü ayağının ucuyla dürttü. "Artık daha çok merak ediyorum." Cory'nin gülümsemesi ufak bir kahkahaya dönerken kollarını kafasının altına koydu ve sakince anlatmaya başladı.
"Shulamlar, kadim kan taşıyan büyücülerdir aslında.” dedi Cory gözlerini örümcek ağları ile kaplı tavana çevirirken.
“Evrenin yaratılışından bu yana güçlerini dünyanın temel taşlarından alırlar. Duygulardan. Var olan her şey insanlarda bazı hisler uyandırır. Güçlü ya da zayıf duygular ama her birinin yaydığı kendine özgü bir enerjisi var." Cliff kaşlarını kaldırarak dinlemeye devam etti. Duygular ile alakalı bir şeyler okuduğunu hatırlıyordu.
"Shulamların gücü de duyguların yaydığı enerjiyi kontrol edebilmekte yatıyor. Temelde dört büyük duygu var. Diğer duygular ise onların karması. Bu yüzden dört büyük Shulamlar diğer Shulamların aksine katledilmedi.” Cory gözlerini devirdi.,
“Öfke, mutluluk, huzur ve hüzün." Kafasını eğip Cliff’e bakmaya başladı. "Kaçırılan kız, Nora, mutluluk.”
“Bayan Ivanow’un öfke olduğunda yemin edebilirim.” Cliff’in ağzının içinde mırıldandığı cümlesi Cory’yi güldürdü. Kafasını sallayarak genç çocuğu onayladı.
“Evet, Eva öfke ve ben de şiddetli kaygı bozukluğu sahibi birisi olarak pek uygun olduğumu düşünmesem de huzurum." Cliff’in dudakları beli belirsiz bir gülümseme ile kıvrıldı.
Ancak ardından kaşlarını çatarak aklındakini sordu. "Peki ya hüzün? O nerede?" Cory gözlerini Cliff'e yöneltti.
“Kayıp.” Cory omuzlarını silkerek bilmediğini ifade etti. “Shulamların gücünün duyguların yaydığı enerjiye dayandığını ilk keşfettikleri zamanlarda insanlar bu gücün doğurabileceği sonuçlardan korkmuşlar ve onu kimsenin bulamayacağı bir yere kilitlemişler." Cory hafifçe kaşlarını çattı. Bu konu hakkında gri düşüncelere sahip olduğu açıktı.
“Onları suçlayamıyorum doğrusu. Dünyadaki insanların hüzünden daha fazla hissettiği bir duygu var mı emin değilim. Ve böylesine büyük bir enerjiyi kontrol eden bir Shulam… Tanrı gibi bir şey olurdu sanırım.” Cliff tüylerinin diken diken olduğunu hissetti.
"Kulağa korkunç geliyor." diye itiraf etti genç oğlan.
"Öyle. Ama korkacak bir şey yok. Efsaneye göre Hüzün sonsuza kadar mühürlendi ve bir daha da kimse ona rastlamadı.” Cory’nin dudaklarının bir köşesi alayla kıvrıldı. “Hüzne en yakın şey öfke diyebiliriz bence. Belki de Eva bu yüzden herkesi korkutuyor."
Cliff histerik bir edayla güldü. "Şimdi daha mantıklı geldi."
Cory hevesle anlatmaya devam etti. "Başka Shulamlar da var tabi. Hırs, cesaret, nefret, utanç, sevgi... Akla gelebilecek hemen hemen tüm hisler. Ama hepsi dört temelden geliyor işte." Kendini beğenmiş bir gülümseme ile Cliff’e döndü. “Tabii bizim kadar güçlü değiller.”
“Ölü oldukları için mi?” diye mırıldandı Cliff. Cory’nin gülümsemesi yüzünde dondu. Bir an için dünyada kalan tek Shulamların kendileri olduğunu unutmuştu. "Bir de Meigalar ve Regonalar var." dedi Cory daha alçak bir sesle, oğlanın dediğine yorum yapmaktan kaçındı.
Cliff oturduğu yerden dikleşti. "Evet, her şey daha da karışıyor."Cliff'in meraklı sesi ile Cory’nin göğsü kabardı, yattığı yerden oturur pozisyona gelip daha da akıcı bir şekilde devam etti.
"Meiga halk arasında can veren demek. Regona ise can alan. En nadir Shulamlar onlar. Bünyesinde hem bir his kontrolü hem de böylesine bir gücü kullanacak kana sahip olmak…” Cory gönülsüzce kıkırdadı. “Pek iyi bir şey olduğunu söyleyemeyiz tabii."
Cliff daha önce bunu hiç duymamıştı. "Hiç bu güce sahip birini tanıdın mı?" dedi Cliff küçük bir çocuğu andıran merakı ile öne eğilirken. "Evet. Nora." dedi Cory gözlerini kaçırırken. "Ve ben."
"Sen?" dedi Cliff şaşkınlık ile. "Hanginizin hangisi olduğunu sormalı mıyım, kulağa bayağı korkutucu geliyor çünkü." Cory hafifçe gülümsedi. "Ben Meigayım."
Cliff kaşlarını çattı. "Bu yüzden mi doktor olmaya karar verdin. Biraz basit olmamış mı?" Cory gülerek omuzlarını silkti. "İnsanlara yardımımın dokunmasını istiyordum ve inanır mısın bilmem ama insanlar iyileşmek istediğinde bir Shulamdan önce bir doktora görünmek istiyor."
"Anlaşılabilir.” Cliff dudaklarını hak verircesine büzerek kafasını salladı. “Peki ya Nora? O da bir Meiga mı?" Cory ortada komik bir şey varmış gibi güldü. "İşin ironik tarafı biraz da bu. Nora bir Regona, aynı zamanda da Mutluluk."
Cory, Cliff'in tüm bu anlattıklarının ne olduğunu tam olarak kavrayamadığını fark etmişti. "Sana bir şey anlatacağım ama aramızda kalacağına söz vermelisin." dedi hafifçe öne eğilerek.
Cliff, Cory'nin gizemli tavırlarına anlam veremese de saklayamadığı heyecanı ile kafasını salladı. "Söz veriyorum." Gaz lambasının içindeki alev onlarla beraber bu sırrı tutmanın sözünü verircesine birkaç kere titredi ve mahzen daha da karardı.
"Nora ve ben küçükken bu güçlerimizi birkaç kez kullandık." Cliff olayın nereye gideceğini tahmin ettiğinde masaya eğilip gaz lambasının ipini çevirdi ve ateşi büyüttü. Karanlıktan korkuyordu.
"General Rolleston söylendiği kadar iyi bir adam değildi." dedi Cory kafasını yere eğerken. "Nora ile beni, henüz altı yaşlarımızdayken birkaç kere savaş alanına götürmüştü. O zaman çocuktuk, aklımız ermiyordu ve sadece güçlerimizi kullanmamıza izin verildiği için bundan çok zevk alıyorduk. Şu an ne kadar dehşet verici geldiğini tahmin dahi edemezsin." Cory odaklandığı ahşap zeminden gözlerini çekmeden devam etti.
"General Rolleston ölmek üzere ya da esir düşen düşman askerlerini general çadırına getirirdi. Bunlar genelde Shulamlar olurdu.” Cory zorlukla yutkundu.
“Nora onların ellerinden tutardı ve diğer eli de hep bende olurdu. Benim diğer elim ise yaralı askerlerimizde." Cliff ne demek istediğini anlamıştı. "Tam olarak ne yaptığımızı bile bilmiyorduk, hatta hatırladığım tek şey ellerimizin ne kadar küçük olduğu.” Cory kaşlarını çattı. “Ama bir şekilde Nora'nın onlardan aldığı canı ben bir başkasına iletebiliyordum."
"Gerçekten tüm etik değerlere karşı." diye mırıldandı Cliff. "Nasıl son buldu peki bu… transfer olayı?" Cliff uygun kelimeyi arar gibi bir süre duraksamıştı.
"Bir gün Nora çıktı ve bunu artık yapmayacağını, birilerini öldürmek istiyorsa bunu kendisinin yapması gerektiğini söyledi.” dedi Cory, sesinde sevecen, gururlu bir tını vardı. Ayaklarını yere sapa sağlam basmış, kollarını önünde bağlamış o inatçı kız çocuğu ve sivri dilini hatırlamak hoşuna gitti.
Bir an için Eva’ya morgda kurduğu cümleler kalbini saran dikenli bir tel gibi battı. O cümleleri hiç kurmamalıydı. Nora’dan bir yabancı gibi bahsetmemeliydi.
“Nora sürekli kabuslar görüyordu, nitekim ben de öyle. Bir ruh senin elindeyken onun yalnızca canını almıyorsun, anılarını, hüzünlerini, mutluluklarını... Geride boş bir beden bırakana kadar her şeyini alıyorsun.” Cory devam ederken oturduğu yerde istemediği bir şey hatırlamış gibi ürperdi.
“Onu bir başkasına aktarana kadar belki on, belki on beş saniye geçiyordu ama o süreçte adeta o kişinin hayatını sıfırdan yaşıyor gibi oluyorduk. Savaşta yaralanan insanların ne kadar trajik hikayeleri olduğunu bilsen, hele ki altı yaşındaki iki çocuk için."
Cory mutluluktan uzak bir gülümseme ile kafasını kaldırdı. "O zamandan sonra da Nora ile hiç konuşmadık. Çünkü bir şekilde konuşmanın buraya geleceğini biliyorduk. Hem onun da henüz bunları atlatabildiğine inanmıyorum. Birbirimizden uzak olmamız iyi olur diye düşünmüştüm." Sesinde apaçık bir pişmanlık vardı ve bunu saklama gereği bile duymadı.
Çünkü küçük Nora onunla aynı yarayı paylaşan çok değerli bir dosttu. Ve yetişkin Nora ortak acı dolu çocukluklarının yaralarını beraber sarma imkanı bulamadan kaybolmuştu.
Cory o ana kadar ne kadar üzgün olduğunu farkında bile değildi.
Cliff elini Cory'nin koluna koydu ve hafifçe sıktı. "Üzgünüm. Böyle bir şey yaşamamış olmanızı dilerdim."
"Eva ve Axel bilmiyor, lütfen onlara anlatma. Yarın bir gün karşıma bana karşı kullanacakları bir koz olarak karşıma gelmesini istemediğim bir durum." diye mırıldandı Cory, sesi öncekinden daha kısıktı.
“Asla.” dedi Cliff tereddüt bile etmeden.
Aralarında nahoş başlayan iletişim zamanla keyiflenirken çoktan birkaç saat geçmişti. Bu saatleri çoğunlukla çocukluk anıları, ilgi alanları ile alakalı konuşmalar doldurmuştu, bir noktada oturmaktan sırtları ağrıyınca ikisi de zemine montlarını atıp uzanarak konuşmaya devam etmişti. Cliff'in gülerek kurduğu cümlesini bitirmesi ile mahzene giren Axel, perdenin arasından göründü.
"Hala burada mısınız siz?" diye mırıldandı genç adam buz mavisi gözleri birkaç saniye üzerlerinde oyalanırken. Mahzenin rutubetli zemininde can çekişen iki hamam böceğine bakar gibi, üzerlerine basmadan geçip gitti. Zaten bir cevap bekler gibi bir hali de yoktu, ikisi de sessizliğe gömüldü.
Axel mahzendeki bira fıçılarının olduğu rafların arasına girdiğinde Cory ile Cliff kısa bir bakışma ile anlaşıp ayağa kalktılar. Axel'in ardından rafların arasına girdiklerinde onu mahzenin sonunda arkası dönük bir şekilde dikilirken buldular.
"Ne aradığını sormalı mıyım?" dedi Cory birkaç adım daha yaklaşırken.
"Sizi tanımıyorum, haliyle de güvenmiyorum." dedi Axel dümdüz bir sesle. "İşler çıkmaza girecek olursa güvenebileceğim bir şeylerin yanımda olması iyi olur. Size de öneririm." diye mırıldandı fıçıların arasındaki gri beze sarılı altıpatları beline yerleştirirken.
"Beni on üç yıldır tanıyorsun, Axel. Güvenmen için yeterli değil mi?" dedi Cory bezgin bir sesle.
"Seni on üç yıldır görüyorum. Arada büyük bir fark var." diye düzeltti Axel, insanlar ile arasına mesafe koymayı her zaman avantaj olarak görürdü. Oysa Cory'nin en sevdiği şiir kitabından en sevmediği içeceğe kadar her şeyi biliyordu.
"Gerçi kime diyorsam." dedi Cory ilgisini kaybedip arkasına dönerken. Ardından aniden gelen öfke dalgası ile yeniden Axel’e döndü. "Sahiden! Bunca sene bir hiç gibi yaşamak zor olmadı mı?” Yüzünde iğrenen bir ifade ile saldırgan bir tavır tutunduğunda Axel sakince öfkesini kusmasına müsaade etti.
“Bu kadar kasıntı olmak zorunda değilsin, yemeğini odanda yemek ya da sarayda vakit geçirmemek için bu boktan yerde saatlerini harcamak zorunda değilsin.” Cory yüzünü buruşturarak ne kadar berbat olduğunu desteklemek istercesine etrafı gösterdi.
“Her sabah odalarımızdan aynı saatte çıkıyoruz Axel, her gün beni görüyorsun, bir kez olsun selamıma karşılık bile vermedin. Sadece bir günaydın demen bile arkadaş olmamız için yeterli olabilirdi.” Ardından Cory elini ona doğru, suçlayıcı bir ifade ile salladı. “Asıl ben sana güvenmiyorum!"
Cliff, Cory'nin neye bu kadar sinirlendiğini anlamasa da öfkesinin bir sebepten Axel'e karşı olmadığını düşünüyordu. Axel de bunun oldukça farkındaydı. Yüzünde mimik oynatmadan kalçasını arkasındaki masaya dayamış, öylece Cory'yi izliyordu. "Bu aptal hayatını kimseye güvenmeden yaşamaya devam et! Bu yüzden asla sevilmeyeceksin işte!"
Sevilmeyeceğim, diye düzeltti Cory içinden. Cory'nin güven konusunda Axel'den daha katı olduğunu söylemek yanlış olmazdı. Axel tüm konuşmanın Cory'nin kendisi ile girdiği bir tartışmadan ibaret olduğunu biliyordu.
"Öncelikle sakin ol." dedi Axel yaslandığı masadan doğrulurken. Alnını ovalayarak bıkkınlıkla iç çekti. "Güven kolay kazanılan bir şey değil, Cory. Tercihen canımı kimseye emanet etmek istemem, olay bu. Ama sandığının aksine benim de gözüm kapalı canımı emanet edebileceğim birisi var." Gözleri Cory'nin arkasında kalan, onlara yaklaşan siluete kaydığında hafifçe öksürdü.
"Ani öfkenin neyden kaynaklandığını da öğrenmiş olduk." Cory omzunun üzerinden arkasına baktığında üzerine tüm parçaları ile takım elbise giymiş Eva'nın kendilerine yaklaştığını gördü.
Üzerinde kobalt mavisi frak ceket ve bej kumaş pantolon vardı. Belini saran saten kuşak, boyunluğu ile aynı açık mavi renkteydi. Ayağındaki rugan ayakkabıları ve uzun buklelerini altına sakladığı fötr şapka ile beraber kendisine bir erkek imajı yaratmaya çalışmıştı ve başarmıştı da. Çok dikkatli bakılmadığı sürece kadın olduğunu anlamak mümkün olmazdı.
"Bay Owell'ı selamlayın, baylar!" dedi Eva kafasındaki fötr şapkayı çıkarıp hafif bir selam verirken, saçları omuzlarından aşağı bir at kuyruğu olarak düştü.
Cory ve Cliff olayın ne olduğunu anlamadıkları için kendilerine yaklaşan Eva'ya şaşkınlık ile bakmaya devam etse de beklenmedik, keyif dolu kıkırtı Axel'den çıkmıştı.
Kendini gülmemeye zorlasa da, bu durumda oldukça başarısız olmuştu. Eva, Axel'in alay dolu gülüşüne aldırmadı ama onda uyandırdığı karıncalanma hissine karşı da koyamadı. Daha önce onu sesli gülerken görmemişti.
"Neden bu kılıkta olduğunu sormalı mıyız?" dedi Cliff, Cory'nin kulağına eğilirken. Cory kafasını iki yana salladı.
"Biliyor musun, Cliff? Daha önce hiçbir şeyi bu kadar merak etmediğim olmamıştı."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.