17. bölüm · Maskenin ardında
Maskenin ardından 16 bölüm
Ne zaman uykuya daldığımı hatırlamıyorum.
En son hatırladığım şey Aras’a sarıldığım an. Kollarım hâlâ boynunun etrafındaydı, başım omzuna yaslıydı. Ağlamaktan yorulmuş olmalıyım çünkü bir noktada gözlerim kendiliğinden kapanmış.
Sabah gözlerimi açtığımda ilk fark ettiğim şey hâlâ aynı şekilde duruyor olmamızdı.
Aras yatakta yarı oturur haldeydi. Ben ise ona sarılmış şekilde uyuyakalmıştım.
Başımı biraz kaldırdım.
Aras da uyanıktı.
Göz göze geldik.
“Günaydın,” dedi sessiz bir sesle.
Sesimde hâlâ yorgunluk vardı.
“Günaydın…”
Bir an sonra fark ettim ki hâlâ ona sarılıyordum.
Kollarımı çekmeye çalıştım.
“Özür dilerim…”
Aras başını salladı.
“Niye?”
“Böyle uyumuşuz.”
“Evet.”
“Rahatsız etmişimdir.”
Aras hafifçe güldü.
“Derin, gece beni bırakma diye on kez söyledin.”
Utandım.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
Başımı tekrar omzuna yasladım.
Dün gece gördüğüm rüya hâlâ zihnimin bir köşesinde duruyordu.
Sanki tamamen gitmemişti.
Aras bunu fark etmiş gibi saçlarımı hafifçe düzeltti.
“Bugün okula gitmemiz gerekiyor.”
İç çektim.
“Biliyorum.”
Ama içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı.
Sonunda hazırlanıp okul yoluna çıktık.
Koridor her zamanki gibi gürültülüydü ama ben hâlâ biraz dalgındım.
Aras sınıfa doğru yürürken ben farkında olmadan onun koluna tutundum.
Aras bana baktı.
“Derin?”
“Hmm?”
“Kolumu bırakmıyorsun.”
Elime baktım.
Gerçekten sıkıca tutuyordum.
Ama bırakmak istemiyordum.
“Özür dilerim…”
Aras başını salladı.
“Özür dileme.”
Sonra ekledi:
“İstersen bırakma.”
O an içimde küçük bir rahatlama oldu.
Gün boyunca neredeyse hep onun yanındaydım.
Aras sınıfa gidiyorsa ben de gidiyordum.
Koridorda yürüyorsa yanında yürüyordum.
Hatta teneffüste kantine gittiğinde bile arkasından gittim.
Bir noktada Aras gülerek sordu.
“Benim gölgem mi oldun?”
Omuz silktim.
“Belki.”
“Şikayet etmiyorum,” dedi.
Gerçekten de etmiyordu.
Hiçbir şey demeden yanımda yürümeye devam ediyordu.
Son derslere doğru öğretmen bizi kısa bir mola için bıraktı.
Ben tuvalete gitmek için sınıftan çıktım.
Koridor o saatlerde biraz daha sessiz oluyordu.
Tuvalete girip yüzümü yıkadım.
Aynada kendime baktım.
Gözlerim hâlâ biraz yorgun görünüyordu ama en azından daha iyiydim.
Derin bir nefes aldım.
Sonra kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı açtım.
Tam dışarı adım attığım anda…
Bir anda başımdan aşağı bir şey döküldü.
Soğuk.
Buz gibi.
Bir kova dolusu su.
Üzerime boşaldı.
Şoktan birkaç saniye hareket edemedim.
Saçlarım, kıyafetlerim… her şey sırılsıklam olmuştu.
Koridordan bir kahkaha sesi geldi.
İki kız köşede duruyordu.
Biri gülerek bağırdı.
“Şakaydı!”
Ama o an benim için hiç şaka gibi değildi.
Soğuk su yüzümden aşağı akıyordu.
Kalbim hızlandı.
Bir anda gözlerim doldu.
Nefesim titredi.
Ve fark etmeden ağlamaya başladım.
Kızlar gülmeyi yavaşça kesti.
Sanırım böyle tepki vereceğimi beklemiyorlardı.
Tam o sırada koridordan hızlı adımlar geldi.
“Derin?”
Aras’tı.
Beni o halde görünce yüzü bir anda değişti.
“Ne oldu?”
Ben cevap veremedim.
Sadece ağlıyordum.
Aras hemen yanıma geldi.
Sonra gözleri o iki kıza kaydı.
Bakışı sertleşti.
Ama o an hiçbir şey demedi.
Önce ceketini çıkardı.
Sonra omuzlarıma koydu.
“Gel.”
Ceketi üzerime sardı.
Hâlâ titriyordum.
Aras başımı hafifçe kendine çekti.
“Sakin.”
Sesi yine o tanıdık sakinlikteydi.
“Bir şey yok.”
Ama gözyaşlarım hâlâ durmuyordu.
Aras bir an o kızlara baktı.
Sonra tekrar bana döndü.
“Boş ver.”
Ceketini biraz daha üzerime çekti.
“Gel, seni kurulayalım.”
Ben hâlâ onun kolunu bırakmamıştım.
Ve o da bırakmam için hiçbir şey söylemedi.
