11. bölüm · Maskenin ardında

Maskenin ardında 10 bölüm

Luna Yazar

Masamın üzerinde küçük bir kap, biraz nemli toprak ve birkaç marul yaprağı vardı.
Gece… yani yeni salyangozum, küçük kutusunun içinde ağır ağır hareket ediyordu. Onu izlerken istemsizce gülümsedim.
“Merak etme,” diye mırıldandım ona. “Sana güzel bir yer hazırlıyorum.”
Kutuyu dikkatlice masanın kenarına koydum. İnternetten biraz araştırma yapmıştım. Nemli bir ortam olması gerekiyordu. Biraz toprak, biraz yeşillik…
Küçük şeffaf kabın içine toprağı yerleştirirken arkamdan gelen sesleri fark ettim.
Aras mutfak kısmındaydı.
Metal kaşık sesi, tabak sesi…
Kaşlarımı çattım.
“Aras?”
Cevap gelmedi.
Bir süre daha sesler devam etti. Sonunda merak edip seslendim.
“Ne yapıyorsun?”
Aras mutfaktan bağırdı.
“Hiç!”
Gülmemi zor tuttum.
“Hiç diye bu kadar ses çıkar mı?”
“Çıkar,” dedi rahat bir sesle.
Toprağı düzeltip kabı masanın üstüne koydum. Gece yavaşça kabın kenarına doğru hareket ediyordu.
Tam o sırada Aras elinde bir tabakla içeri geldi.
Elinde küçük bir tatlı tabağı vardı.
Kaşlarımı kaldırdım.
“Sen tatlı mı yaptın?”
Aras omuz silkti.
“Deniyorum.”
“Deniyorsun mu?”
“Evet.”
Masaya yaklaştı. Tabakta küçük çikolatalı bir tatlı vardı. Çok profesyonel görünmüyordu ama yine de güzel kokuyordu.
“Gerçekten sen mi yaptın?”
“Evet.”
“Yanmadı mı?”
Aras bana bakıp güldü.
“Biraz güven bana.”
Ben de güldüm.
Sonra Gece’yi gösterdim.
“Ben de onun evini hazırladım.”
Aras kabın içine baktı.
“Güzel olmuş.”
“Umarım sever.”
Aras birkaç saniye beni izledi.
Sonra birden bana doğru yaklaştı.
“Derin…”
“Efendim?”
Tam cevap verecekken birden elini çenemin altına koydu.
Ne olduğunu anlamadan yüzü bana yaklaştı.
Ve dudaklarımı öptü.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünemedim.
Sadece kalbimin çok hızlı attığını hissettim.
Aras geri çekildiğinde hâlâ şaşkındım.
“Aras…”
O ise hafifçe gülümsüyordu.
“Ne?”
“Durduk yere öptün.”
Omuz silkti.
“Canım istedi.”
Yüzümün ısındığını hissediyordum.
“Sen gerçekten… garipsin.”
Aras güldü.
“Lekeli prensesimi öpmek suç mu?”
Gözlerimi devirdim ama gülmeden de duramadım.
“Tatlıyı getir bakalım.”
Aras tabağı masaya koydu.
Bir çatal alıp küçük bir parça kestim.
Ağzıma attım.
Bir saniye düşündüm.
Aras hemen sordu:
“Nasıl?”
Bilerek ciddi bir yüz yaptım.
“Hmm…”
Aras kaşlarını kaldırdı.
“Derin?”
Sonra gülmeye başladım.
“Güzel olmuş.”
Aras rahat bir nefes verdi.
“Şükür.”
“Gerçekten güzel.”
Aras sandalyeyi çekip yanıma oturdu.
“Beraber yiyelim.”
Tatlıyı ortadan bölüp birlikte yemeye başladık.
O sırada Gece kabın içinde yavaşça hareket ediyordu.
Aras ona bakıp gülümsedi.
“Yeni evini sevmiş gibi.”
“Umarım.”
Bir süre sessizce oturduk.
Aras elimi tuttu.
“Derin.”
“Hmm?”
“Biliyor musun…”
“Ne?”
“Sen gülünce dünya biraz daha iyi bir yer oluyor.”
O an içimden bir sıcaklık geçti.
“Bu çok klişe bir cümle.”
“Evet,” dedi Aras. “Ama doğru.”
Tatlıdan bir lokma daha aldım.
Sonra ona baktım.
“Teşekkür ederim.”
“Ne için?”
“Salyangoz için.”
Aras hafifçe gülümsedi.
“Her zaman.”
O akşam oda küçüktü, sessizdi ve sıradandı.
Ama yine de içimde tuhaf bir huzur vardı.
Masada yarım kalan bir tatlı…
Küçük bir salyangoz…
Ve yanımda Aras.
Bazen mutluluk gerçekten böyle küçük şeylerin içinde saklanıyordu.