7. bölüm · Masanın Diğer Tarafı

Sen Hatırlıyorsun

Timur Avan

Bir süre hiçbirimiz hareket etmedik çünkü bazı anlarda en küçük hareket bile gereksiz gelir ve insan zaten kaçamayacağı bir şeyin içinde olduğunu anladığında, vücudu da zihni gibi beklemeye başlar, sanki zaman geçmezse olan şey de tam olarak gerçekleşmemiş sayılacakmış gibi. Sen sandalyede oturmaya devam ettin, ben de seni izlemeye devam ettim ve bu bekleyişin sana ne yaptığını yüzünden görebiliyordum.

Gözlerin tekrar masaya kaydı.

Orada hiçbir şey yoktu ama sen yine de baktın çünkü zihnin sana başka bir görüntü gösteriyordu. O sert yüzeyi. O hareketsiz ağırlığı. O yanlış açıyla duran başı.

“Nereye baktığını biliyorum,” dedim.

Başını kaldırmadın.

Ama duydun.

Bunu her zaman yaparsın. Duymamış gibi davranırsın ama bedenin seni ele verir. Nefesin değişir. Çenen sıkılır. Gözlerin odaklanamaz.

“O anı hatırlıyorsun,” dedim.

Bu bir tahmin değildi.

Bu bir gerçekti.

Çünkü ben de hatırlıyordum.

Hatırlamak istemediğim anlar oldu ama hiçbir zaman gerçekten unutmadım. İnsan bazı şeyleri unutamaz. Sadece onlarla yaşamayı öğrenir.

Sandalyemde biraz öne eğildim.

Dirseklerimi masaya koydum.

“Başını ilk kaldırdığında,” dedim, “gözlerin bana değil, ellerine gitmişti.”

Bu detay önemlidir.

İnsan bir şey yaptığında önce sonucuna bakmaz. Önce kendine bakar. Önce kendi ellerine bakar. Çünkü eller gerçeği taşır. Eller inkâr edemez.

Sen de bakmıştın.

Uzun süre bakmıştın.

Sanki o eller sana ait değilmiş gibi.

Sanki o elleri ilk kez görüyormuş gibi.

“Hiçbir şey söylemedin,” dedim.

Bu cümleyi tekrar söyledim çünkü bazı gerçekler tekrar edilmeden yerleşmez.

“Hiçbir şey sormadın. Hiçbir şey düzeltmeye çalışmadın. Sadece baktın.”

Bu beklemediğim bir şey değildi.
Çünkü sen her zaman önce izlersin.

Her zaman önce anlamaya çalışırsın.
Ama o gece anlamak işe yaramadı.

Çünkü bazı şeyler anlaşıldığında daha kötü olur.

Gözlerin tekrar bana geldi.
Bu sefer biraz daha uzun kaldı.

Bu iyi bir şey değildi.
Çünkü bu, artık saklanacak yerin kalmadığını anladığın anlamına geliyordu.

“Neden gitmediğini biliyorum,” dedim.

Bu cümle senden bir tepki aldı.
Çok küçük bir tepki.
Ama yeterliydi.
Omuzların gerildi.

Nefesin kısa bir an durdu.
Çünkü doğruydu.

Gitmemiştin.

Çünkü gitmek istememiştin.
Çünkü gitmek, olan şeyi reddetmek olurdu.

Ama sen reddetmedin.
Orada kaldın.
Benimle kaldın.
Onunla kaldın.

Ve en önemlisi, kendinle kaldın.
Sana baktım.

Gözlerinin içine.
Ve son cümleyi söyledim:

“Sen hatırlıyorsun.”

Duraksadım.
Sonra ekledim:

“En başından beri hatırlıyorsun.”