4. bölüm · Masanın Diğer Tarafı

Bana Bakamıyorsun

Timur Avan

Şu anda bana bakıyorsun ama gerçekten bakmıyorsun, çünkü insan birine baktığında sadece yüzünü görmez, aynı zamanda o yüzün hatırladıklarını da görür ve sen benim yüzümde ne olduğunu biliyorsun, bu yüzden gözlerin her birkaç saniyede bir kayıyor, fark etmediğini sanıyorsun ama ediyorum. Gözlerin önce masaya iniyor, sonra ışığın vurduğu o küçük lekeye, sonra tekrar bana dönüyor ama asla uzun süre kalmıyor, sanki bakarsan bir şey yerinden oynayacakmış gibi.

Bu yeni bir şey değil.
O gece de böyle yapmıştın.

Seninle aramızda duran bu masa temiz görünüyor ama ikimiz de temizliğin ne kadar yüzeysel bir şey olduğunu biliyoruz, çünkü bazı lekeler görünmez olur ve en çok onlar kalır. İnsan bazen ellerini yıkar, sonra tekrar yıkar, sonra tekrar yıkar, ama yine de bir şeyin kaldığını hisseder, derinin altına işlemiş gibi, tırnakların arasına sıkışmış gibi, sanki ne kadar kazırsan kazı, ne kadar ovalarsan ovala, o his gitmez.

Sen de yıkadın.
Hatırlıyorum.

Lavabonun başında duruyordun ve su ellerine çarpıyordu, parmaklarının arasından aşağı akıyordu ama sen durmuyordun, çünkü durursan hissedeceğini biliyordun. Su kırmızı değildi artık ama sen yine de öyleymiş gibi davranıyordun.

“Geçecek,” demiştin.

Bunu bana söylememiştin.
Kendine söylemiştin.

Şimdi sana bakıyorum ve aynı şeyi yaptığını görüyorum, sadece bu sefer su yok, bu sefer sadece kaçınma var. Gözlerini benden kaçırarak kendini koruyabileceğini düşünüyorsun ama korumuyorsun. Çünkü ben hâlâ buradayım. Çünkü ben hâlâ hatırlıyorum.

Öne doğru biraz daha eğiliyorum.
Sen bunu fark ediyorsun.

Omuzların çok hafif geriliyor, neredeyse görünmeyecek kadar küçük bir hareket ama orada. Vücudun benden uzaklaşmak istiyor ama sen oturmaya devam ediyorsun. Gitmiyorsun.
Hiç gitmedin.

“Bana bak,” dedim.

Sesim sert değil.
Ama net.

Bu bir rica değil.
Bu bir gereklilik.

Gözlerin istemeden bana geliyor. Bir anlığına gerçekten bakıyorsun. Ve o an, o çok kısa an, her şeyin en dürüst olduğu an oluyor. Çünkü o anda saklanmıyorsun. O anda sadece varsın.
Ve ben seni orada görüyorum.
O geceki hâlinle.

“Hatırlıyorsun,” dedim.

Başını çok hafif sallıyorsun. Bu bir “hayır” hareketi değil. Bu bir “dur” hareketi. Ama durmayacağım. Çünkü sen de durmadın.

“Nefesini hatırlıyorum,” diyorum. “Çok hızlıydı. Ağzın açıktı ama ses çıkarmıyordun. Sadece nefes alıyordun. Sanki suyun altında kalmışsın da sonunda yüzeye çıkmışsın gibi.”
Yutkunduğunu görüyorum.
Boğazın hareket ediyor.
Bu refleks. Bedenin gerçeği tanıyor.

“Yere bakıyordun,” diyorum. “Ona değil. Bana da değil. Yere bakıyordun. Çünkü yukarı bakarsan bunun gerçek olacağını biliyordun.”

Durdum.
Bu kısmı özellikle yavaş söyledim

“Ve sonra bana şunu sordun.”

Sen de hatırlıyorsun hangi cümleyi söylediğini ama
Ben yine de söylüyorum.

“Öldü mü?”

Bu kelime odanın içinde yayılıyor.
Ağır.
Yoğun.
Geri alınamaz.
Gözlerin tekrar kaçıyor.

Ama artık çok geç.
Çünkü ikimiz de o anı tekrar yaşadık.

Sana bakmaya devam ediyorum.
Ve sessizce şunu söylüyorum:

“Bana bakamıyorsun.”

Durdum.
Sonra ekledim:

“Çünkü baktığında, orada sadece beni görmüyorsun.”