6. bölüm · Lara - gerçek ailem
5 bölüm
Nabersiniz umarım iyisinizdir aşklarım
__________________________________________
Karşılaşma – Lara & Timur
Lara
Adliyeye adımımı attığımda içimde garip bir huzursuzluk vardı. Belki de bugünkü müvekkilimin kim olduğunu bilmemden kaynaklanıyordu. Timur Aslan… Rize’nin yeraltı dünyasında adı sıkça geçen, ama hakkında asla kesin bir şey bilinmeyen adam.
Suçlu muydu? Yoksa sadece yanlış zamanda yanlış yerde mi yakalanmıştı?
Benim işim onu yargılamak değildi. Onu savunmak zorundaydım.
Derin bir nefes aldım ve gardiyan eşliğinde görüşme odasına doğru ilerledim. Kapı açıldığında, ilk olarak odanın soğuk havası yüzüme çarptı.
Ve sonra onu gördüm.
Timur.
Masada, elleri kelepçeli bir şekilde oturuyordu. Koyu renk gözleri, soğukkanlı bir ifadeyle bana bakıyordu. Yüzündeki hafif sakallar, ona daha da sert bir görünüm veriyordu. Ama asıl dikkatimi çeken şey, gözlerindeki o derinlikti.
Oturduğumda, bir süre konuşmadık. O beni süzüyor, ben ise onun ne yapacağını anlamaya çalışıyordum.
Sonunda, ilk sözü o söyledi.
“Genç bir avukat bekliyordum. Ama bu kadar cesur olacağını düşünmemiştim.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Cesur?”
Timur hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme tehditkâr değil, daha çok meydan okuyan bir ifadeye sahipti. “Buraya gelmek cesaret ister.”
Gözlerimi ondan ayırmadan, dosyayı masaya koydum. “Benim işim cesaret değil, adalet.”
O an, gözlerinde bir şey parladı. Merak mıydı? Eğlence mi? Yoksa yıllardır alışık olmadığı bir şey mi görmüştü bende?
“Adalet…” diye tekrarladı. “Benim için ilginç bir kavram.”
Kollarımı kavuşturdum. “O halde baştan başlayalım. Neden buradasın, Timur Aslan?”
Gülümsemesi kayboldu. “Bunu gerçekten öğrenmek istiyor musun, avukat hanım?”
Beni tartıyordu. Ona ne kadar dayanabileceğimi görmek istiyordu. Ama ben de kolay pes edecek biri değildim.
“O yüzden buradayım.” diye cevap verdim.
Ve o an, ikimiz de fark ettik.
Bu, sıradan bir dava değildi.
Bu, bir başlangıçtı.
_________
Karşılaşma – Lara & Timur (Devamı)
Timur’un gözleri gözlerime kilitlenmişti. İçinde bir şeyler saklıydı, ama ne olduğunu çözemiyordum. Sanki beni tartıyor, sınırlarımı ölçüyordu. Ama ben sınırlarını aşabilecek biri değildim. İşimi ciddiye alırdım.
Elimi dosyanın üzerine koydum. “Bu davayı almak için buradayım, Timur Aslan. Ama bunun için bilmem gereken her şeyi anlatmanı istiyorum.”
Timur başını hafifçe yana eğdi, gözleri kısıldı. “Her şeyi mi?”
Sesindeki alaycı ton beni rahatsız etmemişti. Geri adım atmadım. “Evet. Benim işim, senin ne yaptığını yargılamak değil. İşim, seni en iyi şekilde savunmak.”
Elleri masanın üzerinde kelepçeliydi ama yine de hareketlerindeki özgüven, buraya ait olmadığını açıkça belli ediyordu. Hapishane duvarları onu gerçekten sınırlandırmıyordu.
Birkaç saniye boyunca sessizlik oldu. Sonra, hafifçe öne eğildi ve sesi alçaldı.
“İnsanlar ikiye ayrılır, avukat hanım. Av olanlar ve avcı olanlar.”
Sert bakışlarımla karşılık verdim. “Ve sen avcı mısın?”
O an, hafifçe gülümsedi. Ama bu, sıradan bir gülümseme değildi. İçinde biraz meydan okuma, biraz tehlike ve biraz da eğlence vardı. “Bunu zaman gösterecek.”
Derin bir nefes aldım. “O zaman bana anlat. Seni neden içeri attılar?”
Timur hafifçe geriye yaslandı, gözleri duvara dikildi. “Çünkü birini öldürdüğümü düşünüyorlar.”
Bu sözler odanın soğuk havasını daha da keskinleştirdi. Ama gözlerimi bile kırpmadım.
“Peki, öldürdün mü?”
Timur tekrar bana döndü. Bakışları sabit, yüzü ifadesizdi. “Hayır.”
Bunu söylerken ne bir tereddüt ne de bir savunma vardı. Düz bir gerçek gibi dile getirmişti.
Kollarımı göğsümde kavuşturdum. “O halde bana kanıt ver. Olay yerindeydin, silah senin üzerindeydi ve bir ceset vardı. Mahkemede seni bu suçtan nasıl aklayacağımı söyle.”
Timur birkaç saniye düşündü. Sonra hafifçe başını yana eğdi. “Bana inanıyor musun, Lara?”
İlk kez adımı söylemişti. İçimde hafif bir ürperti hissettim ama kendimi toparladım.
“Bu, inanç meselesi değil. Kanıt meselesi.”
Gülümsedi. “Benim için fark etmiyor. Sonunda bana inanacağını biliyorum.”
O an, bu davanın hiç de kolay olmayacağını anladım. Timur Aslan sadece bir müvekkil değildi. O, tehlikeli bir bilmeceydi.
Ve ben, bu bilmeceyi çözmeye hazırdım.
Kırılma Noktası – Lara & Timur
Timur'un "Sonunda bana inanacağını biliyorum." sözleri odanın içinde yankılanırken, içimde bir şeylerin kıpırdadığını hissettim. Bu sadece basit bir savunma davası değildi. Bu adam, herkesin korktuğu, yeraltının en güçlü isimlerinden biriydi. Ve şimdi benden ona inanmamı bekliyordu.
Gözlerimi ondan ayırmadan, “İnanç, mahkemede delil yerine geçmez.” dedim.
Timur başını hafifçe yana eğdi, gülümsemesi kaybolmadı ama gözlerinde hafif bir meydan okuma belirdi. “Ama bazen inanç, insanı doğru delile götürür.”
Bu adamın sözleri, kelimeleri kullanış biçimi farklıydı. Çoğu müvekkilim masumiyetini ispatlamak için çırpınırdı ama o… o bunu umursamıyormuş gibi konuşuyordu.
“Sana inanmam için bana neden ver, Timur. Eğer suçsuzsan, bunu ispatlamam için bana yardımcı olmalısın.”
Gözleri, yüzümü inceler gibi üzerimde gezindi. Sonra derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.
“O gece, bir toplantıdaydım. Şehrin sınırında bir depoda. Çıkış yaptığım anda polisler çevirdi. Yanımda silah vardı, evet. Ama üstüme atılan suçla hiçbir ilgim yoktu.”
“Silah senin miydi?” diye sordum, gözlerimi onun gözlerinden ayırmadan.
Bir an duraksadı, sonra başını salladı. “Evet. Ama benim silahımdan çıkan kurşun o adamı öldürmedi.”
Derin bir nefes aldım. “Peki o zaman, o silahla en son ne zaman ateş ettin?”
Timur gülümsedi ama bu gülümseme hafif bir alay barındırıyordu. “Lara, sen gerçekten doğru soruları soruyorsun.”
Gözlerimi kıstım. “Benim işim bu.”
“Ben de işimi yapıyordum.” dedi, gözlerini duvara dikerek. “O gece işler ters gitmişti. Ama ben o adamı öldürmedim.”
Sözleri netti. Ama hapiste olan her adamın net konuştuğunu biliyordum.
“Sana güvenmem için bana somut bir şey ver, Timur.”
Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra bana doğru eğildi, sesi neredeyse fısıltıya döndü.
“Eğer bu davayı alırsan, sadece bir müvekkilin olmayacak Lara. Benim dünyama adım atacaksın.”
İçimde tuhaf bir kıpırtı hissettim ama dışarı belli etmedim.
“O dünyaya girmeyi istemiyorum.”
Timur başını yana eğdi. “Ama gerçekleri öğrenmek istiyorsan, girmek zorundasın.”
Elimi masanın üzerine koydum, ona doğru eğildim. “Beni tehdit mi ediyorsun?”
Gözlerimin içine baktı, bakışları keskin ve dikkatliydi. “Hayır. Sadece uyarıyorum.”
Derin bir nefes aldım. Bu işin sıradan bir dava olmadığını biliyordum. Ama içimdeki avukat, bu bilmeceyi çözmek için çoktan yanıp tutuşmaya başlamıştı.
“Bu davayı alıyorum.” dedim, sesim kararlıydı. “Ama bana her şeyi anlatacaksın.”
Timur hafifçe gülümsedi. “Sana bildiklerimi anlatacağım. Gerisini sen bulacaksın.”
O an, kendimi bir satranç oyununa başlıyormuş gibi hissettim.
Ve rakibim, tehlikeli derecede zeki bir adamdı.
