15. bölüm · Lara - gerçek ailem

14 Bölüm

Melisa Mis

Karanlığın İçinde – Lara & Timur

Ormanın derinliklerine doğru koşarken her nefesim ciğerlerimi yakıyordu. Ayaklarım yere sağlam basmaya çalışıyor, dallara takılmamak için gözlerimle yolu tarıyordum. Timur ise yanımda sessiz ve odaklanmış bir şekilde ilerliyordu. Onun hareketlerindeki akıcılık, tecrübeli bir avcının izini taşıyordu. Ben ise av mıydım, yoksa avcıya dönüşmek üzere miydim, bilmiyordum.

Bir noktada Timur aniden durdu ve elini kaldırarak beni de durdurdu. Hemen arkamda durarak çevreyi dinlemeye başladı. Nefesimi tuttum. Kalbimin gürültüsünden başka bir şey duyamıyordum.

"Şimdilik izimizi kaybettiler," dedi alçak bir sesle.

"Emin misin?" diye fısıldadım.

Gözleri hâlâ ormanda gezinirken başını hafifçe salladı. "Şimdilik."

Bir an sessizlik oldu. Gecenin soğuğu tenime işliyordu. Geriye sadece rüzgârın hışırtısı, uzaklardan gelen baykuş sesleri ve Timur’un varlığı kalmıştı.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordum sonunda.

Timur, gözlerini bana çevirdi. "Bizi gerçekten koruyabilecek birine."

Kaşlarımı çattım. "Kime?"

Beni dikkatle süzdü. Soru sormaya hakkım olup olmadığını tartıyor gibiydi. Sonunda derin bir nefes aldı. "Eski bir dost. Beni zamanında hayatta tutan birkaç kişiden biri. Eğer hâlâ aynı adamsa, bize yardım eder."

Kelimelerinin içinde bir belirsizlik vardı. "Eğer hâlâ aynı adam değilse?"

Timur’un yüzü sertleşti. "O zaman düşmanımızdır."

Bu dünyada ya dost oluyordun ya da düşman. Ortası yoktu.

Gizemli Tanıdık

Yaklaşık iki saatlik yürüyüşün ardından ormandan çıktık ve eski, terkedilmiş gibi görünen bir depoya ulaştık. Binanın duvarları grafitilerle kaplıydı, camlarının çoğu kırıktı ve içeriden hiçbir ışık sızmıyordu. Ama Timur buraya doğrudan gelmişti, demek ki burayı önceden biliyordu.

Kapının önünde durdu, iki kez sertçe kapıyı çaldı. Cevap yoktu. Tekrar çaldı. Sonunda içeriden bir hareket duyuldu.

Kapının sürgüsü açıldığında, karşıma uzun boylu, tıknaz bir adam çıktı. Kırlaşmış sakalları, keskin mavi gözleri vardı. Elinde bir av tüfeği tutuyordu.

"Timur?" Adamın sesi şaşkınlıkla karışık bir sertlik taşıyordu.

Timur hafifçe gülümsedi. "Uzun zaman oldu, Miro."

Adamın gözleri daraldı. "Sana burada olduğunu kim söyledi?"

Timur’un sesi soğuktu. "Kimse. Ama buraya geleceğimi biliyordun."

Miro derin bir nefes aldı ve bir an düşündü. Sonunda silahını indirdi ve kapıyı açarak içeri girmemize izin verdi.

Tehlikenin Gölgesinde

Depo, dışarıdan göründüğü gibi terk edilmiş değildi. İçeride eski ama kullanışlı eşyalar vardı; birkaç masa, haritalarla kaplı duvarlar, bir köşede askeri teçhizat.

Miro, sigarasını yakarken dikkatlice bizi süzdü. "Kim bu?"

"Lara," dedi Timur, fazla ayrıntıya girmeden.

Miro kaşlarını kaldırdı. "Sana eşlik eden bir avukat? Enteresan seçim."

Timur cevap vermedi, sadece ciddi bir ifadeyle adamın karşısında durdu.

Miro, sigarasından bir nefes çekti ve dumanı yavaşça üfledi. "Beni neden buldun, Timur?"

Timur doğrudan konuya girdi. "Beni içeri attıran adamı öğrenmem lazım."

Miro’nun yüzündeki ifade değişti. Gözleri bir an kısıldı, ardından başını iki yana salladı. "Buna bulaşma, Timur. O adamlar büyük oynuyor."

Timur’un sesi tehditkârdı. "Beni buraya getirdiysen, bir şey biliyorsundur."

Miro derin bir iç çekti ve oturdu. Ellerini masaya koydu. "Bu adamlar senin peşinde çünkü sen onların en büyük operasyonlarından birini çökerttin. Ama asıl mesele bu değil."

Timur hafifçe eğildi. "Asıl mesele ne, Miro?"

Miro, gözlerini bana kaydırdı, sonra tekrar Timur’a döndü. "Onlar seni değil, seni içeri attıran adamı arıyorlar."

Bunu duyunca irkildim. "Ne demek bu?"

Miro, sigarasını küllüğe bastırdı. "O adam, seni sattıktan sonra kayboldu. Ve artık sadece senin değil, onların da hedefi."

Timur’un yüzü sertleşti. "Kim?"

Miro bir an duraksadı. Sonra başını kaldırıp gözlerimizi içine baktı.

"Patronun, Timur. En başından beri seni yönlendiren adam."

Timur’un yüzüne gölge düştü.

"Nikolay."

Geçmişin Hayaleti

Timur birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. O an, yüzüne düşen ifadeyi asla unutamayacağımı biliyordum.

"Nikolay öldü," dedi sonunda.

Miro başını iki yana salladı. "Öldüğünü sandın. Ama o yaşıyor. Ve şimdi, hem senin hem de seni içeri atanların peşinde."

Timur yumruğunu masaya indirdi. "O beni sattıysa, neden şimdi onun peşindeler?"

Miro omuz silkti. "Görünüşe göre artık o da av durumunda. Ve herkes onu arıyor. Sen de dahil."

O an bir şey fark ettim.

Bu sadece Timur’un savaşı değildi.

Bu, içine sürüklendiğim bir kaostu.

Ve eğer bu dünyaya gerçekten adım attıysam, artık geri dönüş yoktu.

Timur’un gözleri Miro’nunkilere kilitlendi. "Onu nerede bulabilirim?"

Miro bir kâğıt parçası alıp masaya koydu, üzerine bir adres yazdı.

"Burası son görüldüğü yer."

Timur kâğıdı alıp cebine koydu. "Bana birkaç silah lazım."

Miro gülümsedi. "Seni böyle hatırlıyorum, dostum."

Sonra dolabın kapağını açtı ve içindeki silahları çıkardı.

"Bu gece hareket ediyoruz," dedi Timur, bana dönerek.

Nefesimi tuttum.

Bundan sonrası geri dönüşü olmayan bir yoldu.

Ve ben, çoktan o yola girmiştim.

---

Fırtına Başlıyor

Gecenin karanlığında arabaya bindiğimizde, artık her şey daha netti.

Kaçmıyorduk.

Bu savaşı biz başlatacaktık.

Ve artık, ne Timur ne de ben, kaybetmeye niyetliydik.

Geri Dönüş Yok – Lara & Timur

Motorun homurtusu gecenin sessizliğinde yankılanıyordu. Timur’un kullandığı eski model SUV, Miro’nun verdiği adresin koordinatlarına doğru ilerlerken içimde tarifsiz bir gerilim vardı. Gözlerimi dışarıya dikmiş, karanlığın içinde bir şeyler görmeye çalışıyordum ama düşüncelerim çok daha büyük bir girdabın içindeydi.

Nikolay yaşıyordu.

Ve onu bulmak için yola çıkmıştık.

Timur direksiyonu sıkı bir şekilde tutuyordu. Çenesindeki kaslar gerilmiş, gözleri yola kilitlenmişti. Sormam gereken çok soru vardı ama doğru anın bu olup olmadığını bilmiyordum. Derin bir nefes aldım, sonunda sessizliği ben bozdum.

"Nikolay kim, Timur?"

Timur gözlerini yoldan ayırmadan konuştu. Sesi sert ve ölçülüydü. "Bana bu işlerin içinde hayatta kalmayı öğreten adam. Zamanında ona güvenirdim. Ama sonra beni sattı. Öldüğünü sanıyordum, meğer yanlış biliyormuşum."

"Yani… sana ihanet etti?"

Timur başını hafifçe salladı. "Öyle görünüyor. Ama ortada başka bir şey var. Eğer gerçekten beni sattıysa, neden şimdi o da hedefte?"

Bu sorunun cevabını bilmiyordum. Ama bir şey kesindi: Nikolay'ı bulmadan bu işin sonu gelmeyecekti.

Yol uzundu. Şehir ışıkları geride kalmış, etrafımızı yoğun bir sis kaplamıştı. İçimi tarifsiz bir huzursuzluk kapladı.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordum.

Timur kısa bir bakış attı. "Miro’nun verdiği adrese. Eski bir fabrikaya. Eğer doğruysa, Nikolay orada olabilir."

Kaşlarımı çattım. "Eğer oradaysa?"

Timur’un yüzü gölgeler arasında daha da sertleşti. "O zaman, bazı cevaplar alacağız."

Fabrikanın Gölgesinde

Yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra, terk edilmiş bir sanayi bölgesine vardık. Fabrikanın devasa silüeti, ay ışığının altında karanlık bir gölge gibi yükseliyordu. Pencereler kırık, duvarlarda paslı demirler ve çatlamış tuğlalar vardı. Çevre tamamen sessizdi ama bu, tehlikenin olmadığı anlamına gelmiyordu.

Timur arabayı birkaç blok öteye park etti. Motoru kapattığında sessizlik daha da derinleşti.

"Sessiz ol ve arkamda kal," dedi, silahını beline yerleştirirken.

Başımı salladım. Kalbim deli gibi atıyordu ama korkumu belli etmek istemedim.

Yavaş adımlarla fabrikaya doğru ilerledik. Ay ışığı, yerdeki çatlakları ve paslı demir parçalarını belli belirsiz aydınlatıyordu. Timur her adımını dikkatle atıyordu; bir hayalet gibi sessizdi. Ben de onun hareketlerini taklit etmeye çalışıyordum ama bu onun dünyasıydı, benim değil.

Kapıya vardığımızda, Timur kısa bir duraksadı. Elini kaldırarak durmamı işaret etti. Kendi silahını çıkardı ve kapının metaline hafifçe dokundu. Açık mı kapalı mı olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Sonra usulca kapıyı itti. Kapı hafifçe aralandı ve içeriden eski metal menteşelerin gıcırtısı duyuldu. İçeri adım attığımızda, karanlık bizi yuttu.

Karanlığın İçinde

Fabrikanın içi, dışından daha da korkutucuydu. Yüksek tavanlardan sarkan eski zincirler hafifçe sallanıyordu. Havadaki pas kokusu genzimi yaktı. Loş ışıklar arasında ilerlerken Timur dikkatle etrafı süzdü.

"Burada biri var," diye fısıldadı.

O an, tiz bir ayak sesi yankılandı. Bir gölge hareket etti.

Timur anında silahını kaldırdı. "Çık dışarı!"

Derin bir sessizlik oldu. Sonra bir ses duyuldu.

"Silahını indir, Timur."

Buz gibi bir ürperti omurgamdan aşağı aktı. Ses, bir adamın sesiydi. Derin, soğuk ve tecrübeli.

Gölgenin içinden biri belirdi.

Elleri cebinde, sakince yürüyordu. Üzerinde siyah bir palto, sırtında yılların izini taşıyan sert bir duruş vardı.

Ve Timur ona ateş etmedi.

"Nikolay," diye fısıldadı Timur.

Adam hafifçe gülümsedi. "Beni öldü sanmıştın, değil mi?"

Timur’un silahı titremedi ama gözlerinde farklı bir şey vardı. Öfke mi? Hayal kırıklığı mı? Yoksa ikisinin karışımı mı?

"Beni neden sattın?" diye sordu Timur, sesi buz gibiydi.

Nikolay, cebinden bir sigara çıkarıp yaktı. Dumanı havaya üflerken gözlerini Timur’dan ayırmadı.

"Seni satmadım, Timur," dedi sonunda. "Seni kurtardım."

Timur’un gözleri kısıldı. "Beni içeri attıran sendin!"

Nikolay başını iki yana salladı. "Seni içeri attırdım çünkü dışarıda kalsaydın ölecektin. Sana karşı oynanan oyunu o zaman anlamadın, ama şimdi anlıyorsundur."

Timur bir adım yaklaştı, silahı hâlâ kalkıktı. "Kimdi, Nikolay? Beni kim bitirmeye çalışıyordu?"

Nikolay sigarasını yere attı, üzerine bastı. Sonra gözlerini bana çevirdi.

"Ona söyledin mi?"

Bana mı bakıyordu?

Timur gerildi. "Sana bir şey sormadım."

Ama Nikolay beni inceliyordu.

"Onun da bilmesi gerek," dedi soğukkanlı bir şekilde. "Sadece senin değil, onun da tehlikede olduğunu biliyor, değil mi?"

Yutkundum. "Ne demek istiyorsun?"

Nikolay hafifçe başını eğdi. "Lara, seni kaçırmalarının tek nedeni Timur'un zayıf noktası olman değildi."

İçimde bir şeyler sıkıştı.

"Neden kaçırıldım o zaman?"

Nikolay, gözlerini tekrar Timur’a çevirdi.

"Çünkü sen, yanlış insanları savundun."

Birkaç saniye beynim bu cümleyi anlamlandıramadı.

Timur sessizdi ama gözlerinde fırtınalar kopuyordu.

"Nikolay, ne demek bu?" diye sordu.

Nikolay derin bir nefes aldı.

"Senin peşindeki adamlar, sadece eski düşmanların değil. Onlar, Lara’nın da düşmanları."

Bütün dünya sanki bir anda yıkıldı.

"Neden?" diye fısıldadım.

Nikolay gözlerini bana kilitledi.

"Çünkü farkında olmadan, onların en büyük adamlarından birinin özgürlüğünü sağladın."

Nefesim kesildi.

Bir anda her şey daha da karmaşıklaşmıştı.

Bu artık sadece Timur’un savaşı değildi.

Bu, benim de savaşımdı.

Yeni Bir Gerçeklik

Timur ile göz göze geldik.

Bu işin içinde olduğumu sanıyordum ama aslında her şey çok daha derindi.

"Nikolay…" diye başladım ama sesim titriyordu.

O sadece başını salladı.

"Şimdi ne yapacaksınız?"

Timur, silahını sonunda indirdi ama sesi hâlâ sertti.

"Bu işi bitireceğiz."

Nikolay gülümsedi. "O zaman yalnız olmayacaksınız."

Timur başını kaldırdı.

"Bir ekip toplamamız gerek."

Bunu söylediği an, artık dönüş olmadığını anladım.

Bu savaş, gerçekten başlıyordu.

Ve biz, onun tam ortasındaydık.

DEVAM EDECEK…