5. bölüm · Lara - gerçek ailem

4 bölüm

Melisa Mis

Bu uzun ve duygusal bir bölüm olacak. Lara’nın gözünden, Lena’nın yaşadıklarını hem derin bir duygu hem de güçlü bir anlatımla vermek için elimden geleni yapacağım.

---
Gölgelerin Ardından – Lara’nın Gözünden

Lena’nın sessizliği, her zaman fırtına öncesi bir sessizlik gibiydi. Onun yüzündeki o derin, anlatılamaz bakışı gördüğümde, başından geçenleri kelimelerle ifade edemeyeceğini biliyordum. Ama ben anlatabilirim. Çünkü ben her şeyi gördüm.

Çünkü ben, onun nasıl değiştiğini, nasıl her geçen gün daha da güçlü ve daha da kırılgan hâle geldiğini izledim.

Ve çünkü ben, onun neler yaşadığını hiç unutmadım.

---

1. Başlangıç: Kayıp Bir Kadın

Lena, o gece gittiğinde, içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. İçimdeki o ses, beni rahatsız eden o his, bir şeylerin yolunda gitmediğini söylüyordu. Belki de onun gözlerindeki huzursuzluktan, belki de Agâh’ın her zamankinden daha gergin olmasından dolayıydı.

O an bilmiyordum. Ama birkaç saat sonra öğrendim.

Telefon çaldığında, zaman durmuş gibiydi.

Melek Nine’nin sesi, hiçbir zaman duymadığım kadar titrek ve dualar içindeydi. Barlas’ın sesi öfkeyle karışık bir çaresizlik taşıyordu. Ve Agâh…

Agâh hiçbir şey söylemedi.

Çünkü o an, dünyası başına yıkılmıştı.

“Lena kayboldu.”

Bu iki kelime, o evin içinde yankılanırken herkes olduğu yerde dondu. Ben ise hissettiğim korkuyu tarif edemiyordum.

Lena, kaybolamazdı.

Lena, bir yere gidemezdi.

Çünkü o, hep bizimle olmalıydı.

Ama o gece, bizimle değildi.

Ve kâbus, işte o an başladı.

---

2. Karanlık Geceler

Gecelerce uyuyamadık. Yemek yenmedi, kahkahalar duyulmadı, evin içinde sadece sessizlik hâkimdi. Bazen Melek Nine’nin içli duaları duyuluyordu. Bazen Barlas’ın öfkeyle duvarlara yumruk atışı…

Ama en acısı, Agâh’ın suskunluğuydu.

Agâh konuşmuyordu. Yemek yemiyor, uyumuyor, hatta gözlerini bile kapatmıyordu. Onu salonda, başını ellerinin arasına almış şekilde buluyordum.

Her gün biraz daha ölüyor gibiydi.

Ama biz ne kadar korkuyorsak, Lena çok daha kötü bir durumda olmalıydı.

O neredeydi? Kimin elindeydi? Ona ne yapıyorlardı?

Bu sorular, beynimi kemiren bir hastalık gibiydi. Ama en çok düşündüğüm şey, Lena’nın korkup korkmadığıydı.

Çünkü Lena korkmazdı.

Ama yalnızdı.

Ve bu, her şeyden daha kötüydü.

---

3. Burak’ın Gölgesi

Günler sonra, sonunda bir iz bulduk.

Onu kaçıran kişinin Burak olduğunu öğrendiğimizde, herkes bir anlığına duraksadı.

Barlas’ın gözleri, cinayet işlemek isteyen bir adamın gözleri gibi kararmıştı.

Agâh ise derin bir nefes aldı. Ve sonra, onun ifadesi tamamen değişti.

Gözlerindeki acı, öfkeye dönüştü.

Lena’yı kaçıran adam, Lena’nın geçmişinde bir gölge gibi duran o pislikti.

Ve bunu öğrendiğimiz anda, artık hiçbir şey bizi durduramazdı.

O adamın elinden Lena’yı kurtarmak için her şeyi yapardık.

Ve öyle de yaptık.

---
4. Kurtuluş Günü

Lena’yı bulduğumuz gün, dünyamız değişti.

Onu o karanlık odada, elleri ve ayakları bağlı hâlde bulduğumuzda, nefesimi tuttum.

O, orada…

Gözleri kapanmış, yüzü solgun, ama hâlâ Lena’ydı.

Ama bir şey eksikti.

O gözler… O tanıdık, güçlü Lena’nın gözleri…

İçinde bir şey kırılmıştı.

Agâh, bir saniye bile düşünmeden yanına koştu.

“Lena!”

O an gözlerini açtı. Bizi gördüğünde, gözlerinden yaşlar süzüldü.

Ama Lena ağlamazdı.

O, ağlamayacak kadar güçlüydü.

Ama o an, gözlerinden akan her damla, Burak’a sıkılmış bir kurşun gibiydi.

Onu kurtardık.

Ama Lena, kendini tekrar bulabilecek miydi?

---

5. Geri Dönüş

Eve döndüğümüzde, Lena bir süre konuşmadı.

Ona ne olduğunu sormaya korkuyordum.

Çünkü biliyordum ki, kelimelere dökülemeyecek kadar kötü şeyler yaşamıştı.

Bazen, gece geç saatlerde otururken, onun nefes alışlarının değiştiğini duyuyordum.

Kâbuslar görüyordu.

Geçmişi, onu rahat bırakmıyordu.

Ama Lena vazgeçmedi.

Yavaş yavaş, kendini toparladı.

Önce gülümsemeye başladı.

Sonra kahkaha attı.

Ve bir gün, Agâh’ın elini tuttu.

İşte o an, onun geri döndüğünü anladım.

Çünkü Lena, sevgiyi seçti.

Karanlıkta kalmak yerine, ışığa yürümeyi seçti.

Ve Agâh, onun ışığıydı.

---

6. Ve Şimdi…

Şimdi, bu satırları yazarken, Lena’nın verandada oturduğunu görüyorum.

Başını gökyüzüne kaldırmış, derin bir nefes alıyor.

Yanında Agâh var.

Elini tutuyor.

Onu koruyor.

Onun kalkanı, onun dünyası oluyor.

Lena eskisi gibi mi? Hayır.

Ama artık o, geçmişine yenik düşmeyecek kadar güçlü.

O artık, sadece hayatta kalmaya çalışan bir kadın değil.

O, sevmeye cesaret eden bir kadın.

Ve sevilmeyi hak eden bir kadın.

Lena’nın başına gelenler, onu değiştirdi.

Ama onu yok edemedi.

Ve ben, onun ne kadar güçlü olduğunu gördüm.

Çünkü ben, onun hikâyesine tanık oldum.

Çünkü ben, Lena’nın kardeşiyim.

Ve onun her zaman yanında olacağım.

Her ne olursa olsun.

Gölgelerin Ardından – Lara’nın Gözünden (Devamı)

Lena verandada otururken, yüzünde hafif bir gülümsemeyle gözlerini kapattı. Hâlâ her şeyin ağırlığını taşıyordu, ama artık omuzları bu yükün altında ezilmiyordu. Şimdi daha güçlüydü. Şimdi gerçekten buradaydı.

Yanında oturan Agâh, elini sıkıca tutuyordu. Ona her baktığında, Lena’nın içinde bir şeylerin iyileştiğini görebiliyordum. Sanki ona her dokunduğunda, Lena’nın içindeki kırılmış parçalar bir araya geliyordu.

Ben, onları uzaktan izlerken, kendi içimde bir huzur hissettim. Lena artık yalnız değildi. Ve ben de onun yalnız olmadığını bilerek rahat bir nefes alabiliyordum.

Ama bu, her şeyin bittiği anlamına gelmiyordu.

Lena’nın geçmişi, karanlık bir gölge gibi her an onun peşindeydi. Ama artık onun bu gölgeyle tek başına savaşmasına gerek yoktu. Çünkü artık biz vardık.

Ve biz, ne olursa olsun, onun yanında olacaktık.

---

1 Hafta Sonra – Değişim

Lena’nın dönüşünden sonra evde bazı şeyler değişmişti. Melek Nine’nin duaları daha uzun sürüyor, Barlas artık daha sık evde kalıyordu. Bora ve Bars, Lena’nın yanından bir an olsun ayrılmıyordu. Demir ve Araf, her zamanki sessiz halleriyle Lena’yı izliyor, ama gerekirse onun için dünyayı yakmaya hazır olduklarını hissettiriyorlardı.

Ben mi? Ben her an gözümün ucuyla onu takip ediyordum. Onun hâlâ geceleri uyanıp derin nefesler aldığını, bazı anlarda dalıp gittiğini, geçmişle şimdiyi ayırmaya çalıştığını biliyordum.

Ama asıl farkı Agâh yaratıyordu.

Lena ne zaman düşecek gibi olsa, Agâh onu tutuyordu.

Lena ne zaman geçmişine yenilecek gibi olsa, Agâh onu hatırlatıyordu.

O, Lena’nın sığınağı olmuştu.

Ve ben, onların bu sessiz anlaşmasını izlerken, içimde bir huzur hissettim.

Her şey, zamanla daha iyi olacaktı.

---

Lena’nın Güçlenişi

Bir sabah kahvaltıda Lena aniden konuştu.

"Ben artık korkmayacağım."

Herkes ona döndü.

Melek Nine tespihini sıktı, Barlas kaşlarını kaldırdı, Agâh hafifçe gülümsedi. Ama kimse bir şey demedi.

Çünkü Lena’nın bu savaşı kendisinin kazanması gerektiğini biliyorduk.

"Geçmişimden kaçmayacağım," diye devam etti Lena. "Ondan korkmayacağım. Ve ne olursa olsun, onu hayatımın kontrolü haline getirmeyeceğim."

Agâh’ın gözleri gururla parladı. "Yanındayım."

Bora kıkırdadı. "Bunu zaten biliyoruz."

Melek Nine derin bir nefes aldı. "Allah’ım, bu uşakları hep güçlü eyle!"

Lena başını salladı. O an, onun gerçekten iyileşmeye başladığını gördüm.

Çünkü Lena, artık korkularına boyun eğmiyordu.

---

Yeni Bir Sayfa

Akşam olduğunda, Lena ve Agâh yürüyüşe çıkmak istediler. Agâh’ın koluna girerek bahçeye doğru ilerleyen Lena’yı izlerken, içimde bir sıcaklık hissettim.

Onlar sadece yürümüyordu.

Yeni bir başlangıç yapıyorlardı.

Lena, geçmişin karanlığından sıyrılıp kendini yeni bir hayata bırakıyordu.

Ve Agâh, onun bu yolda en büyük destekçisi oluyordu.

Yıldızların altında yürürken, Lena’nın yüzündeki huzuru gördüm. O an, artık onun için endişelenmemem gerektiğini anladım.

Çünkü Lena, yeniden doğmuştu.

Ve bu defa, hiçbir şey onu yıkamayacaktı.

Bitti mi?

Hayır.

Bu, sadece yeni bir başlangıçtı.

__________________________________________

Evet arkadaşlar sizce nasıl bir bölüm yazdım sizce

Umarım beğenirsiniz bu bölümü

Oylarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum