17. bölüm · Lara - gerçek ailem

16 Bölüm

Melisa Mis

Fırtına Yaklaşıyor – Lara & Timur

Havada barut kokusu hâlâ asılıydı. Fabrikanın duvarlarından yankılanan silah sesleri kesilmişti ama tansiyon hâlâ zirvedeydi. Gregor kaçmıştı, ama kaçarken bize bir mesaj bırakmıştı:

"Volkov seni bekliyor, Lara."

İçimde bir şeyler sıkışıyordu. Bu, artık sadece Timur’un savaşı değildi. Volkov sadece onu değil, beni de istiyordu. Beni neden istediğini tam olarak bilmiyordum, ama bildiğim bir şey vardı: Eğer bu oyuna girdiysen, bir daha çıkamazdın.

Timur, cesetlerin arasından geçerken bir adamın cebini karıştırdı ve bir şeyler çıkardı. Bir telefon. Gözlerini kısıp ekranı inceledi.

"Ne buldun?" diye sordum.

Timur telefonu bana gösterdi. Açık kalmış bir mesaj vardı:

"Teslimat yarın. Saat 03.00. Yer değiştirildi. Koordinatlar aşağıda."

Gözlerimi kıstım. "Ne demek bu?"

Nikolay, yere düşmüş adamlardan birinin silahını alarak iç çekti. "Bu, büyük bir şey, Timur. Teslimat dediklerine göre ya silah ya da uyuşturucu sevkiyatı. Ama bu koordinatlar…"

Timur başını iki yana salladı. "Volkov’un asıl planını öğrenmeden hiçbir yere gitmiyoruz."

Telefonun ekranına tekrar baktım. Koordinatları bilmiyordum ama bir şey çok açıktı. Volkov büyük oynuyordu.

"Sence bizden neden bu kadar eminler?" diye sordum.

Timur gözlerini bana dikti. "Çünkü seni tuzağa çekmek istiyorlar, Lara. Sen onların düşündüğünden daha büyük bir tehditsin."

Bu sözler mideme oturdu.

Ama kaçmanın bir anlamı yoktu. Bu işi bitirmemiz gerekiyordu.

Savaş Planı

Fabrikadan hızla ayrıldık. Nikolay’ın şehir dışındaki güvenli evine gitmemiz gerekiyordu. Yolda, Timur ve Nikolay arka koltukta fısıldaşıyordu. Direksiyonun başında sessizce onları dinliyordum.

"Volkov'un en zayıf noktası nedir?" diye sordu Timur.

Nikolay gözlerini kısıp düşündü. "O adam kendini akıllı sanıyor. Ama her insanın bir açığı vardır. Ve onun açığı, açgözlülüğü. Bir fırsat gördüğünde riske girer."

"Demek ki ona sahte bir fırsat yaratabiliriz," dedi Timur.

Nikolay başını salladı. "Aynen öyle."

Beni işin içine nasıl katacaklarını tartışıyorlardı, bunu hissedebiliyordum.

"Beni yem olarak kullanmayı mı düşünüyorsunuz?" diye sordum.

Timur başını hızla çevirdi. "Lara—"

"Nasılsa peşimdeler. O zaman onları ben çekebilirim," diye devam ettim.

Timur’un yüzü gerildi. "Hayır."

"Bu mantıklı bir hamle," dedi Nikolay, Timur’a bakarak. "Volkov’un en büyük hatası, Lara’yı hâlâ sadece bir avukat sanması. Onun düşündüğünden daha fazlası olduğunu gösterirsek, avantaj elde ederiz."

Timur’un elleri yumruk oldu. "Bu çok tehlikeli."

Ona baktım. "Her şey zaten tehlikeli, Timur. Artık bundan kaçış yok."

Bir süre bana baktı. Gözlerinde öfke ve endişe vardı. Sonunda başını yavaşça salladı. "Tamam. Ama her şeyi benim kontrolümde yapacağız."

Planımız netleşmeye başlamıştı.

Ben, Volkov’un dikkatini çekecektim. Ama asıl oyun, Timur’un ellerindeydi.

Volkov’a Mesaj

Güvenli eve vardığımızda, Nikolay eski bağlantılarını kullanarak Volkov’un adamlarına bir mesaj gönderdi. Mesaj basitti:

"Lara, sizinle görüşmek istiyor. Yer ve zamanı belirleyin."

Bu mesajı göndermek bir savaş ilanıydı. Ama kaçamayacağımız bir savaştı.

Timur, odanın köşesinde sessizce silahlarını kontrol ediyordu. Belli ki bu plana hâlâ tam anlamıyla güvenmiyordu.

Yanına gittim. "Beni koruyacağını biliyorum."

Gözlerini bana kaldırdı. Bir an, içindeki çatışmayı görebiliyordum. Sonra derin bir nefes aldı. "Evet. Ne olursa olsun."

Beni kendine çekip kollarına aldı.

"Bu iş bittiğinde, hâlâ hayatta olursak, nereye gideceksin?" diye fısıldadı.

Cevap veremedim. Çünkü bilmiyordum.

Tek bildiğim, bu savaşı kazanmamız gerektiğiydi.

Volkov’un Hamlesi

Mesajı gönderdikten birkaç saat sonra, telefon titredi.

"Yarın gece. Saat 01.00. Rıhtım."

Yer belliydi. Zaman belliydi. Ama bunun bir tuzak olup olmadığı belirsizdi.

Timur mesajı okuyunca kaşlarını çattı. "Bu bir kapan olabilir."

"Elbette kapan," dedi Nikolay. "Ama biz de kendi tuzağımızı kuracağız."

Bütün gece plan yaptık. Her ihtimali değerlendirdik. Kim, nerede, ne yapacak… hiçbir şeyi şansa bırakmamamız gerekiyordu.

Ama içimde bir his vardı.

Bu savaşın sonunda, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Gece Geliyor

Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra, sabahı beklemeye başladık. Ama uyku gözlerime uğramıyordu.

Timur’un yanında, eski bir kanepenin üzerinde oturuyordum. Silahını temizliyordu ama bakışları uzaklara dalmıştı.

Ona döndüm. "Bunu kazanabileceğimize inanıyor musun?"

Gözlerimi yakaladı. İçinde bir anlık tereddüt gördüm. Sonra başını kaldırıp kararlı bir şekilde konuştu.

"Kazanacağız."

Onun inancı, benim korkumu bastırdı.

O an anladım ki… Timur yanımda olduğu sürece, hiçbir şeyden korkmam gerekmiyordu.

Ama bu, kazanacağımız anlamına da gelmiyordu.

Çünkü Volkov büyük bir oyuncuydu.

Ve biz, onun oyununa giriyorduk.
Fırtına Yaklaşıyor – Lara & Timur

Zaman daralıyordu. Rıhtımdaki buluşma yaklaşıyordu ve biz, Volkov’a karşı tek başımıza savaşamayacağımızı biliyorduk. Onun arkasında büyük bir güç vardı, biz ise üç kişiydik. Timur, Nikolay ve ben.

Ama artık yalnız değildik.

Timur, telefonunu çıkardı ve derin bir nefes aldı.

“Yardım çağırıyoruz,” dedi.

Nikolay başını kaldırdı, yüzünde hafif bir gülümsemeyle. “Hangi eski dostlar?”

Timur gözlerini bana çevirdi. “Aileni.”

Ve numaraları çevirmeye başladı.

Güçlü Müttefikler

İlk aradığı kişi Agâh oldu. Agâh, yeraltı dünyasında en güçlü adamlardan biriydi. Parayı ve gücü seviyordu, ama sadakati parayla satın alınamazdı. Ve en önemlisi, o benim kuzenimdi.

Telefon çaldı.

“Timur,” dedi telefondaki tok ses.

“Bir iş var, Agâh,” dedi Timur. “Büyük bir iş.”

Agâh sessiz kaldı. Sonra derin bir iç çekiş duyuldu. “Lara orada mı?”

Timur gözlerini bana çevirdi, sonra cevap verdi. “Evet.”

Agâh’ın sesi sertleşti. “Onun bu işte ne işi var?”

Timur, “Bu savaş artık onun da savaşı,” dedi.

Agâh birkaç saniye düşündü. Sonunda cevabı geldi. “Orada olacağım.”

Bir müttefik tamamlanmıştı.

Ama yetmezdi.

Timur’un ikinci aradığı kişi Demir Savcı idi. O, benim abimdi. Hem devletin en tepesinde bir savcıydı hem de adaleti kendi yöntemleriyle sağlayan gölge bir figürdü. Eğer yanımızda olursa, bu savaşı daha akıllıca yönetebilirdik.

Telefon açıldığında, sert bir ses duyuldu.

“Beni neden aradın, Timur?”

“Lara için,” dedi sadece.

Sessizlik. Sonra bir iç çekiş. “O işin içinde mi?”

“Evet,” dedi Timur. “Ve Volkov’un onu alma niyeti var.”

Demir Savcı’nın sesi keskinleşti. “O herif bu işe karıştıysa, bu artık kişisel bir mesele.”

“01.00. Rıhtım,” dedi Timur.

“Orada olacağım,” dedi Savcı ve telefonu kapattı.

İki güçlü müttefikimiz daha olmuştu. Ama yetmezdi.

Bu yüzden üçüncü kişi Araf Polis idi. O da benim abimdi. Devlete bağlıydı ama kendi kurallarını uyguluyordu. Eğer polisler bize sıkıntı çıkarırsa, Araf onları durdurabilirdi.

Timur onu aradığında, Araf direkt olarak cevap verdi.

“Beni aradığında, işin ciddiyetini anlıyorum, Timur.”

“Volkov,” dedi Timur.

Araf bir an sustu, sonra sordu. “Lara iyi mi?”

“Şimdilik,” dedi Timur.

Araf güldü. “Orada olacağım.”

Bir kişi daha tamamlanmıştı.

Ama hâlâ eksiklerimiz vardı.

Bars.

Bars, mimardı. Ama yeraltı dünyasında da gücü vardı. O da benim abimdi ve gücünü paradan çok insanlardan alırdı. Eğer yanımızda olursa, Volkov’un bizi sıkıştırmasını önleyebilirdi.

Timur onu aradığında, Bars ağır bir nefes aldı.

“Lara iyi mi?”

“Şimdilik,” dedi Timur.

Bars derin bir nefes aldı. “Bu iş ne kadar büyük?”

“Ölümüne,” dedi Timur.

Bars bir an sustu, sonra cevabını verdi. “Orada olacağım.”

Son olarak, Bora.

Bora, eski bir boksördü. Ama ringleri bıraktığında sokaklarda dövüşmeye başladı. Volkov’un en iyi adamlarından bazılarını kendi elleriyle yere sermiş bir adamdı. Ve o da benim abimdi.

Timur onu aradığında, Bora doğrudan açtı.

“Kim dövülecek?” dedi gülerek.

“Volkov,” dedi Timur.

Bora hafifçe güldü. “O herifin suratına bir yumruk atmak için yıllardır bekliyorum.”

“01.00, rıhtım,” dedi Timur.

Bora, “Orada olacağım,” dedi.

Ve telefon kapandı.

Timur bana döndü.

"Artık hazırız."

Rıhtımda Son Oyun

Gece yarısı yaklaşırken, herkes belirlenen noktada toplanıyordu. Agâh, siyah bir SUV ile geldi, arabadan indiğinde yüzünde tehditkâr bir gülümseme vardı. Üzerinde pahalı bir takım elbise, elinde ise altın bir yüzük vardı. Ama o yüzüğün ne anlama geldiğini herkes bilirdi: Güç.

Demir Savcı, gri bir palto içinde ağır adımlarla geldi. Onun peşinden Araf, elinde bir sigarayla, etrafı süzerek ilerledi.

Bars, elinde bir çanta ile geldi. İçinde ne olduğunu bilmiyordum ama büyük ihtimalle bu savaşın kaderini değiştirecek bir şeyler vardı.

Bora, bir sigortasız tabanca ile geldi, ama onun asıl silahı yumruklarıydı.

Ve biz, Volkov’u bekliyorduk.

Saat tam 01.00’de, rıhtımın köşesinden üç siyah SUV belirdi. Işıkları kapalıydı, motorları sessizdi. Ama içlerinde ölüm taşıdıkları belliydi.

Kapılar açıldı. Ve Gregor ilk inen kişi oldu. Kolundaki bandaj hâlâ oradaydı, Nikolay’ın bıçağının izi belliydi.

Sonra… Volkov.

Siyah bir takım elbise giymişti, ama gözleri bir avcı gibi soğuktu.

Bizi süzdü. Gülümsedi.

“Büyük bir ekip toplamışsınız,” dedi.

Timur öne çıktı.

“Bu gece burada bitiyor, Volkov.”

Volkov kahkaha attı. “Gerçekten mi? Beni öldürebileceğinizi mi sanıyorsunuz?”

Agâh bir adım attı. “Buna karar verecek olan biz değiliz. Kaderin ta kendisi.”

Bora yumruklarını çıtlattı. “Bu gece, birilerini gömeceğiz.”

Volkov bir an sessiz kaldı. Sonra gözlerini bana dikti.

“Lara,” dedi. “Senin için bu kadar insanı riske atıyor musun?”

O an anladım.

Bu savaş benim için değil, bizim içindi.

Bu dünya artık benim de dünyamdı.

Gözlerimi ona diktim.

“Evet,” dedim. “Ve bu gece, senin son gecen olacak.”

Havada ölüm sessizliği vardı.

Sonra, ilk kurşun atıldı.

Ve savaş başladı.

DEVAM EDECEK…