16. bölüm · Lara - gerçek ailem

15 Bölüm

Melisa Mis

Kapanmayan Hesap – Lara & Timur

Gregor’un sözleri havada asılı kaldı.

"Volkov seni bekliyor, Lara."

Timur’un elleri silahının etrafında daha da sıkılaştı. Nikolay ise Gregor’un boynuna dayadığı bıçağı hafifçe bastırdı. Gregor, sanki ölüm korkusu hissetmiyormuş gibi hafifçe gülümsedi.

"Kahretsin," diye fısıldadım.

Gregor bana doğru eğildi, sesi alaycı bir tona bürünmüştü. "Biliyor musun, Volkov gerçekten seninle tanışmak için sabırsızlanıyor. Onun için yaptıklarını öğrenince çok etkilendi."

Tüm vücudum dondu. "Ne demek istiyorsun?"

Gregor hafifçe başını yana eğdi. "O'nu kurtardın, Lara. Ve şimdi o da seni istiyor."

Timur bir adım attı ve silahını Gregor’un kafasına dayadı. "Bana onun nerede olduğunu söyle, yoksa beynini dağıtırım."

Gregor gözlerini kısıp hafifçe gülümsedi. "Beni öldürsen de fark etmez. Çünkü o seni çoktan buldu."

Tam o anda, etrafımızı kuşatan karanlıkta silahların mekanizmalarının çekildiğini duydum.

Tuzak

Bir anda her şey oldu.

Etrafımızda bekleyen siyah giyimli adamlar aniden hareketlendi. Volkov’un adamlarıydı. Gregor bir anlık boşluktan faydalanarak Nikolay’ın elinden sıyrıldı ve geriye sıçradı.

“Eğil!” diye bağırdı Timur ve beni hızla yere çekti.

Silah sesleri havada yankılandı. Kurşunlar eski fabrikanın duvarlarına çarparken, Nikolay hızla Gregor’a doğru bir bıçak fırlattı. Ama Gregor çoktan bir aracın arkasına saklanmıştı.

Timur hızla yere çöküp bana baktı. “Lara, buradan çıkmamız gerek!”

Ama nasıl?

Adamlar dört bir yandan bizi çevirmişti. Nikolay hızla yanımdan geçerek fabrikanın iç kısmına yöneldi. Timur da hızla arkamdan koştu ve beni bir metal konteynerin arkasına itti.

Birkaç saniyeliğine nefes alacak vaktimiz oldu. Ama silah sesleri hâlâ sürüyordu.

“Bizi burada sıkıştırdılar,” dedi Nikolay sert bir sesle.

Timur çevresine hızla göz gezdirdi. “Buradan çıkmamız lazım. Beni takip edin.”

Kaçış

Nikolay, köşede duran eski bir borunun üzerine çıktı ve yukarıdaki çelik platforma ulaştı. “Hadi!” diye bağırdı.

Timur bana döndü, elini uzattı. “Lara, çık.”

Hemen elinden tutup yukarı çekilmeye çalıştım. Timur da peşimden geldi. Platforma çıktığımızda, aşağıdan gelen adamları görebiliyordum. Gregor, silahını kaldırmış yukarıyı işaret ediyordu.

Kaçacak fazla yolumuz yoktu.

Ama Nikolay’ın bir planı vardı.

“Tavan!” diye işaret etti. “Oradan çıkabiliriz!”

Yukarı baktığımda, eski metal bir havalandırma kapağı gördüm. Ama ulaşmak için en az iki metre tırmanmamız gerekiyordu.

Timur hızla yanımdaki demir direğe tırmandı ve yukarı ulaştığında kapağı tekmeledi. Eski metal gıcırdayarak açıldı.

“Hadi, Lara! Çık yukarı!”

Zorlukla yukarı tırmandım. Ellerim kayıyordu ama Timur beni yukarı çekti. Peşimden Nikolay da çıktı.

Tam o anda, Gregor’un sesi yankılandı.

“Sizden kurtulacağımızı mı sandınız?”

Aşağı baktım. Gregor, elinde bir pompalı tüfekle yukarı nişan almıştı.

Timur hızla beni havalandırma boşluğunun içine itti. Birkaç saniye sonra büyük bir patlama sesi duyuldu ve Gregor’un ateş ettiği yer delik deşik oldu. Ama biz çoktan yukarı kaçmıştık.

Yeni Bir Oyun

Havalandırma tünelinden geçerek fabrikanın arka çıkışına ulaştık. Nefes nefeseydim. Ellerim titriyordu ama Timur’un yüzüne baktığımda gözlerinde tek bir şey gördüm: Kararlılık.

“Bizi buradan sağ çıkardın,” dedim fısıldayarak.

Timur kaşlarını çattı. “Henüz bitmedi.”

Nikolay gözlerini kısıp uzaklara baktı. “Volkov artık bizi izliyor. Bu iş burada bitmeyecek.”

Timur başını salladı. “Biliyorum.”

Ben ise derin bir nefes aldım. Artık bu dünyadan çıkış yoktu.

Ve içimdeki korkuya rağmen, bunun sonunu görmek istiyordum.

“Peki şimdi ne yapıyoruz?” diye sordum.

Timur yüzüme baktı. Sonra hafifçe gülümsedi.

“Bu savaşı biz başlatmadık, ama biz bitireceğiz.”

Gözlerimi ona diktim.

Volkov’u bulacaktık.

Ve bu sefer, kaçmayacaktık.

Pusu – Lara & Timur

Tam o anda, her şey oldu.

Gölgeler arasından silahların namluları parladı, susturuculu atışların keskin sesi havayı yardı. Volkov’un adamları dört bir yandan üzerimize çullanıyordu. Gözlerimi kırpacak vaktim bile olmadan, Timur sert bir hareketle bileğimden tuttu ve beni hızla yere çekti.

"Yat yere!" diye bağırdı.

Nikolay çoktan silahını çekmişti. Öne atılıp, birkaç hızlı atışla karanlığın içindeki adamlardan birini yere serdi. Ancak Gregor bir gölge gibi geri çekildi, elini kaldırdı ve adamlarına işaret verdi.

"Bırakmayın onları!"

Kurşunlar duvarlara çarpıyor, metal yüzeylerden sekerek kulaklarımı sağır eden bir yankı bırakıyordu. Fabrikanın içinde toz ve beton parçaları havaya savruluyordu. Nefesim düzensizleşti, kalbim göğüs kafesimden fırlayacak gibiydi.

Timur, beni saklandığımız metal konteynerin arkasına çekti.

"Lara, kıpırdama!"

Ama bu imkânsızdı. Çünkü Gregor’un adamları, etrafımızı hızla daraltıyordu.

Daralan Çember

Timur ve Nikolay aynı anda ateş açtı. İkisi de askeri eğitim almış gibiydi; mermileri boşa gitmiyor, hedeflerini buluyordu. Ama adamlar fazlaydı.

Benim elim boştu. Silahım bile yoktu. Nefesimi kontrol etmeye çalışarak etrafıma bakındım. Birkaç metre ötede devrilmiş bir metal boru vardı; eğer oraya ulaşabilirsem, en azından kendimi biraz daha iyi koruyabilirdim.

Timur bir an bana baktı, gözleri hızla hareket etti.

"Nereye bakıyorsun, Lara?"

"Bir şey yapmam lazım!" dedim.

Ama o başını iki yana salladı.

"Şimdi değil. Sadece saklan."

Fakat Gregor’un sesi yeniden duyuldu.

"Saklanamazsınız!"

Adamlarından biri el bombası çıkardı ve tam saklandığımız yere doğru attı.

"Lan—!" diye bağırdı Nikolay ama artık çok geçti.

Timur hızla beni kavrayıp ileri fırlattı. Sert bir şekilde yere düştüm. Kafamı çarptım ama patlamanın yarattığı basınçtan dolayı birkaç saniyeliğine kulaklarım çınladı.

Gözlerimi açtığımda, etrafım toz ve duman içindeydi. Timur'un kolları hâlâ üzerimdeydi, beni korumaya çalışmıştı.

İç çekerek doğruldu. "İyi misin?"

Başımı salladım ama hala sersemlemiştim. Nikolay öksürerek ayağa kalktı.

"Bu herifler bizi burada sıkıştırmaya kararlı!"

Gregor’un sesi karanlığın içinden yankılandı.

"Silahınızı bırakın, Timur. Yoksa avukatınızın kafasına sıkacağım."

Bütün vücudum dondu.

Nefesim hızlandı. Gregor’un elinde bir silah vardı ve doğrudan bana doğrultmuştu.

Timur, bana doğru bir adım attı ama Gregor tetiğe daha da yaklaştı.

"Sakın!" dedi soğukkanlılıkla.

Nikolay hafifçe dişlerini sıktı. "Lanet olsun…"

Silah sesleri durmuştu. Artık sadece Gregor’un sesi yankılanıyordu.

"Şimdi silahınızı yere bırakın."

Timur gözlerini bana dikti. Gözleri sert ve öfkeliydi, ama içinde başka bir şey daha vardı… Bir karar verme anı.

Gregor tekrar konuştu. "Çabuk olun. Yoksa bu gece Lara’nın son gecesi olur."

Nefesimi tuttum.

Ama o an bir şey oldu.

Uzaktan gelen bir motor sesi duyuldu.

Hızlı ve öfkeli bir şekilde yaklaşan far ışıkları fabrikayı aydınlattı.

Gregor şaşırarak başını çevirdi. İşte bu, bizim fırsatımızdı.

Nikolay aniden hareket etti, cebinden küçük bir bıçak çıkarıp Gregor’a fırlattı. Bıçak Gregor’un koluna saplandı, o anda can havliyle geri çekildi ve ateş etti.

Kurşun havada ıslık çalarak geçti, ama Timur çoktan beni yere çekmişti.

Kaos tekrar başladı.

Ama bu kez avantaj bizdeydi.

Timur hızla silahını kaldırdı ve iki adamı yere serdi. Nikolay, Gregor’a doğru koştu ama o kanlı kolunu tutarak hızla bir araca bindi.

Motor sesi tekrar yükseldi. Gregor, adamlarının bir kısmını feda etmişti ama kendini kurtarmıştı.

Araba hızla fabrikadan uzaklaşırken, Timur küfretti.

"Kaçtı…"

Ama bu bitmemişti.

Henüz değil.

Fırtınanın İçinde

Nikolay yere düşmüş adamlardan birinin telsizini aldı ve hızla kanal değiştirerek konuşmaları dinlemeye başladı.

"Bizi nereye götürüyorlar?" diye sordu Timur.

Nikolay, kısa bir süre kulak kesildi, sonra yüzü gerildi.

"Volkov."

Ben de yaklaşarak dinlemeye çalıştım.

Telsizden boğuk bir ses duyuldu. "Gregor yaralandı, ama avukatı alamadık. Dönüyoruz. Emirleri bekleyin."

İçimde buz gibi bir korku yayıldı.

Volkov’un planı bitmemişti.

Gregor bizi alamamıştı, ama bu onun peşimizi bırakacağı anlamına gelmiyordu.

Timur’un yüzü karanlık bir gölge gibi sertleşti.

"Bu gece buradan çıkıyoruz," dedi. "Ama bu iş burada bitmeyecek."

Nikolay başını salladı. "Haklısın."

Ben ise sessizce yutkundum.

Çünkü artık anlıyordum.

Kaçış yoktu.

Bu savaş, bizim kaderimiz olmuştu.

Ve en kötüsü…

Henüz başlamamıştı bile.

DEVAM EDECEK…