Küllerden Pençe kitap kapağı

3. bölüm / 17

YÜZLEŞME

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: YÜZLEŞME

-Ee Şahin kızın karşılığı ülkenin dörtte üçü anlaşmasına son kararın ne? demişti babam ciddiyet ve acımasızca. Tam Şahin bey konuşacakken babam sözüne girmişti hemen.
-İyi düşün haa olmaz dersen yarın öğlen sizlere ömür olacak, dediğinde benim bile tüylerim diken diken olmuştu.
Babası ise sanki kararını vermiş de söylemeye çekiniyormuş gibi kıvranıyordu.
-Derya sizde kalabilir, dediğinde beynimden vurulmuşa dönmüştüm.
Nefes alamıyormuşçasına attım kendimi saraydan. Kendi sarayımıza dönmüştüm hiç oyalanmadan. Acele ile inmiştim bizim mahzene. Sonra nefesimi düzenleyip öyle girmiştim. Kelepçeli eli ile öylece bakıyordu bana.
Derya~
Karşımda sanki daha değişik bakışlara sahip biri duruyordu. Kapıyı açtı ve yanıma oturdu. Kelepçeli elime bakıp hafif tebessüm etti. Tanımasam deli derdim ama vardı bir derdi.
-İyi misin? dediğimde küçük küçük kahkahalar atmaya başlamıştı.
-Pardon pardon sinirlerim bozuldu, dediğinde yüzüme ekşiterek onaylamıştım.
-Belli belli. Neyse ne halin varsa gör de ben niye hala buradayım, dediğimde daha bir çökmüştü. Allah Allah bari derdini söyle be adam. Öyle oturuyordu yanımda.
-Hiç bir zaman kralın kızı.
-Niyeymiş o, demiştim titreyen sesimle.
-Baban teklifi reddetti.
Bundan beş yıl önceydi. Biz sevgiliydik. Liselimdi o benim. Tek aşkımdı Aras. Ama o kara güne kadar. Beni kullanmıştı. Benimle oyun oynayıp babamı rehin almıştı. Sırf ailesi içindi sırf güç gösterisi içindi. Zaten kayışlar orda kopmuştu. Çok kızdım bağırdım ama o sürekli ailesinden bahsetti gücünü göstermesi gerektiğinden bahsetmişti. Tek güvendiğimin o olduğunu bilmesine rağmen yapmıştı bunu.
O zamanlar da ülkemiz onlarınkinden fazlaydı. Tabi bana yapılan teklifle onların ki daha fazla olmuştu ben anlaşmayı kabul ettiğim günden sonra.
Akşamına babamı aldığımızda neler olup bittiğini anlatmıştım. Babam da gururunu ezecek tek bir şey olsa ölecek kadar değer verirdi. Ama bizimde krallığımız vardı ne biliyim gücü de severdi. Her şeyi geçtim o benim babamdı. Onu kurtarmak zorundaydım. Tabi bir ton dayak yemiştim akşama kadar pertim çıkmıştı. Neymiş kimin aklına uyup da bunu yapmışım. İlerde beni burda barındırmazmış. Hakaretler küfürler sonum ise odama çıkıp ağrılarım daha çok ağrımasın diye içimden ağlamaktı.
Odamda kılımı bile kıpırdatamazken penceremden gelmişti Aras. Çıktığımız zaman çok gelirdi ve yine gelmişti.
-Kurban olduğum iyi misin bu halin ne?, önüme çömelmiş ellerimi incelerken tek yaptığım elimle pencereyi göstermekti.
-Bir daha şu dağlar taşlar şahidim seninle sevdalık edersem versin hayat belamı, sözlerim ağır gelmişti tam ağzını açmıştı ki susturdum.
-Ne ölüne ne dirime, dediğimde yine geldiği yoldan geri dönmüştü. Ama bu sefer ikimizde kırıktık. Kahkahalarla ayrıldığımız odadan ben paramparça o ise fazla hasarı olmadan atlatmıştı. Böyle olmaz mıydı zaten çileyi çekenler hep biz kadınlar olurduk. Penceremi kapatmış hatta tahta ve çivilerle açılmaz hale getirmiştim. O günden beri ışık girmezdi odama.
Bakamamıştım yüzüne Aras'ın. Donmuştum adeta.
-Tamam kesin cezamı, dediğimde şaşkınlıkla döndü Aras.
-Şakaysa komik değil şaka değilse ise asla, dediğinde gözümden yaşlar geliyordu. Hiç bir zaman sevmediğim o gözyaşlarım.
-Salın artık lan beni. Bari öbür tarafta yüzüm gülsün. Bıktım. Hepinizden bıktım. Ulan hiç mi biriniz değer bilmezsiniz. Yok çeksinler fişimi dayanamıyorum ben artık, daha da sesim yükselmeye başlamış hatta Arasın yakasına yapışmıştım hıncımı çıkarmak istercesine.
En sonunda elleriyle yakasındaki ellerimi tuttuğunda duraksamıştım.
-Geliyorum, diyerek gitmişti. Allahım kafayı yiyecektim.
Ben yediğim dayağı düşünmeye başlamıştım o gittiğinde. Babamı kurtarmanın bana pahalıya patlamasını tekrar izleyecektik. Ama bu sefer derin bir uykuya geçecektim.
Aras girdiğinde ellerimde tutmuştu.
-Benimle kaç, dediğinde alaycı bir tebessüm yerleşti yüzüme.
-Yok yav bak sen prensimize. Kahramancılık oyunu oynayacak kendi çapında.
-Derya şaka yapmıyorum.
-Bende.
-Yürü gidiyoruz, dediğinde kelepçemi çözmüştü.
-Yok ben buraya bayıldım. Dekorasyon yenilemeyi düşünüyorum ama biliyor musun?
-Off off Derya'm güzelim bak anlıyorum aşağılık herifin tekiyim ama şuan bunu tartışamayız, o konuşurken ben Derya'm kelimesine takılmıştım. Ne zamandır kralın kızı diyordu. Offf neyse dur Derya hazır ölüme yaklaşmışken şu salağa tekrar kanma.
-Hatırlıyor musun okulun arkasında dut ağacı vardı. Bana getirmeden okula girmezdin. İlk bıçak eğitimimi senden aldım ama o günde hocaya yakalandık kaçışımızı hatırlıyor musun?, yüzüm ona döndüğünde tebessümüm silinmişti.
-Neden şimdi lan neden? Beş yıl önceki aras neredeydi he? Tabi ya ölücem diye ya da kendi ailene filan mı teklif suncaksın bu sefer beni vermek kaydıyla hangisi?, diyerek sertçe bakmıştım yüzüne.
-Belki bende tehdit edildim yıllar önce bu savaşta. Hiç geliyor mu aklına?, demişti sakince bu sakinliği beni deli ediyordu.
-Bu yıllardır süren bir savaş Derya ve biz bu savaşın parçalarıyız. Ya öleceğiz ya da herkesi ama herkesi öldüreceğiz?
Yüzüne iyice yaklaşmıştım.
-Senin olmadığın neresi ise oradayım ben, demiştim hırsla.
-Ayrıca yok ben sevdim burayı hem yarın ki gösteri de erken olsun azıcık sonra o öğle sıcağında ölüm kokar mokar. Ne olur ne olmaz hee, dediğimde kıkırdarken ağzıma dayadığı peçete ile kaçmak istercesine çırpınmıştım. Kestane gözleri gözlerime kilitlenmiş bayılmamı bekliyordu. Çırpınışlarım yavaş yavaş duraksamış bende kendimi huzurun kollarına bırakmıştım yıllar sonra...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

63okunma 16beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…