Küllerden Pençe kitap kapağı

4. bölüm / 17

NE ÖLÜNE NE DİRİNE

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: NE ÖLÜNE NE DİRİNE

Gözümü açtığımda bir yataktaydım ama kafam resmen çatlayacaktı. Kafamı çevirdiğimde arkası dönük bir çocuk vardı. Ama tanıdıktı sanki. Önünü döndüğünde fark etmiştim. Osmandı...
-Aa merhaba Derya ab- ay pardon prensesim, diyerek koşup yanıma gelmişti. Hafif hafif ayaklanarak oturur pozisyona gelmiştim.
-Derya abla kafi Osmancım, diyerek kıkırdamıştım. Boğazımın kuruluğu beni oldukça rahatsız ediyordu. Aklıma gelen şeyle telaşla etrafıma bakındım.
-Aras, Aras nerde?
-O seni buraya bıraktı ve kaçtı arkasından da askerler kovalıyordu, dediğinde kan beynime sıçramıştı yakalanmamalıydı.
-Baban nerde? diye sorup hemen ayakkabılarımı giymeye çalıştım.
-O da peşinden gidecekti.
-Tamam canım tamam sende çıkma bir yere, diyip kapıyı açtım ki duraksayıverdim. Taner Bey'di.
-Heh Taner Bey nereye gittiler ne yaptılar?, telaşla sorduğum sorulara dili tutulmuş gibi bekliyordu.
-E hadi Taner Bey.
-Yalnız Derya Hanım Aras Bey peşinden gitmenizi istemiyor kendine yeni bir hayat kursun gelmesin peşimden diyip sizi buraya sakladı, dediğinde elim ayağım titriyordu benden istediği şeye bak bir de. Sanki dinleyecektim.
-Taner Bey benim onun size dedikleri umrumda değil siz bana onun ne tarafa gittiğini söyleseniz bile yeter, dediğimde göz göze gelemiyordu benle. Sonunda gözlerini birleştirdiğinde konuşmaya devam etti.
-Onu Şahin kralımız yakaladı, diyip koltuğun kenarındaki siyah ceketi uzatmıştı. Bende kafamı sallayıp Osman'a el sallayarak dışarı attım kendimi kapşonu geçirip kaçtığım yere geri yola düştüm.
Sonunda kapılara geldiğimde arka tarafı dolanmış içeri nası gireceğimi düşünüyordum ki içeriye girecek olan erzak arabasıyla kendimi erzakların arasına atıverdim. Üstümüze naylonu örttüğümde sadece arabanın durmasını bekledim. Yakalanmak umrumda değildi amacım Arası sağsalim burdan çıkarabilmekti. Önce kapıda beklediğimizi fark ettim askerlerin konuşmalarından ufak bir kontrol taraması yapılsın densin diye uzaktan bir bakmaca yaptılar ve onay verip içeriye soktular. Biraz daha ilerledikten sonra mutfağın depo kısmına girip bıraktılar. Hemen çıkmam lazımdı. Çünkü birazdan görevliler gelecek ve malzemeleri soğuk hava deposuna atacaklardı. Alel acele kapşonumu takıp kendimi içeriye attım salon bomboştu çünkü muhtemelen babam Aras'ı yakalamanın kutlamasını yapıyordur.
Sıkkın bir nefesle odaları yavaş yavaş dolaşmaya başladım ama hiç bir odada yoktu. İtinasız bütün odaları gezdim. En son gürültü odaya girmem gerekiyordu artık. Ne olursa olsun oraya da girecektim.
Sahi bir dakika ben neden buradaydım. Neden kaçıp gitmedim. Elim kapı kulpundaydı ama açamadım kapıyı. Gitsene işte elindeki fırsatla kaç buralardan kur kendine kendin yönetebileceğin hayat. Yalnız ama sessiz ve sakin...
Aynen. Bunu anca aklım derdi zaten ama ben şuan aklımla hareket etmiyorum neyden bahsediyorum ben. Usulca kapıyı açıp içeriye sızdım herkes ortada bir şeye odaklıydı ama zerre göremiyordum.
Önce köşe de duran meyve tabağından beş tane duran bıçağın hepsini alıp ayakkabıma, belime ve sütyenime yerleştirmiştim diğer ikisini ellerime sabitlemiş dışardan belli ettirmiyordum. Ortaya doğru herkesten sıyrılıp geçmiştim en öne çıkasıya kadar.
Tahtalara ellerinden kollarından ayaklarından bağlanmış bir Aras ve karın boşluğunda bıçak. Şaka mı yapıyorlardı? Rus ruleti gibi böyle şey mi olurdu? Tamam bizimkiler caniydi ama bu da ne?
Önce taht gibi yüksek yerde oturan babam demeye bile tiksindiğim o adama sonra da Aras'a bakakalmıştım. Etraftaki herkes gülerken Aras'ın gözleri beni buldu. O kadar kişi arasından nasıl da bulmuştu yine beni. Buz mavisi gözlerime kitlenmiş sanki kestane gözleriyle bile tenimde hissediyordum sıcaklığını. Niye gitmedin diye yalvarıyordu sanki. Kafamı yana yatırmış dudaklarımı büzmüştüm. O an her şey susmuştu. Acı içinde gülümsemişti. Her an bayılabilirdi. Ama dirayeti de yüksekti.
Tam babam bir bıçak daha fırlatacaktı ki hiç düşünmeden fırlamıştım önüne. Onun vücudunu tam kaplayamasam da en azından biraz daha yaralanmasını istemiyordum. Şaşkınlıkla açmıştı kestane gözlerini. Ben bıçağın darbesini beklerken hiç beklemediğim şekilde kapıdan bağırtı kopmuş ve herkes biz yerine oraya odaklanmıştı. Bir anda içeriyi Aras'ın babası Kaan askerleriyle dalmıştı. İçerdeki kıyameti fırsat bilerek Aras'ın düğümlerini bıçakla açıp kolunu başımdan geçirip yürütmeye çalıştım o kalabalıkta. Herkes savaşıp birbirini öldürürken bu sefer birlik olmaya karar vermiş gibiydik sanki.
-Ne ölüne ne dirime, demiştin dediğinde keyifle sırıtıyordu pislik. Zaten ağır ve uzundu laf etmese de olmazdı.
-Yakalanacağız Derya, dediğinde kralın kızı dememişti. Kafamı yüzüne çeviridğimde hüzünlü bir çehre kaplamıştı güzel yüzünü. İsmimi ne zamandır ağzına almıyordu. Odağımı önüme verip yürütmeye devam ettim.
-Yürü ona ben karar veririm, dediğimde hala beni seyrettiğini biliyordum. Tam mutfağa girdik ki bir askerin bizi durdurup kolumdan tutmasıyla Aras geçirmişti bir tane. Ama dengesini kaybedip yine kendini bana teslim etmişti. Tam kapıyı açmıştım ki Taner Bey'i görmeyi beklemiyordum. Aniden elindeki sopayla arkamızdaki askere vurmasıyla minnettarlığım artmıştı.
-İyi misiniz?, mutlulukla kafa sallayabilmiştim o an. Taner Bey de Arası diğer koluna girmiş ve bizi hızlandırmıştı. Herkes içeri koşuştururken biz dışarıya çıkma peşindeydik. Saraydan ayrıldıkça sakinlik karşılamıştı bizi. Yol boyunca hiç birimizden ses çıkmamıştı. Çünkü tek düşündüğümüz bundan sonra ne olacağı?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

61okunma 15beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…