6. bölüm · Küllerden Pençe
UÇUŞ BAŞLIYOR
İçeriye girdiğimizde bizi karşılayan adamlardan sadece bir kaç görevli ve Arasın kardeşi Nergisin kapısındaki korumalardı. Böyle bir savaş bizim işimize gelmiş sarayı boş bıraktırmış gibi olmuştuk. Ben fazla uğraşmadan Aras görevlileri halletmiş bende minik adımlarla arkasından devam etmiştim. "Burası" dediğinde Nergisin kapısına geldiğimizi anlamıştım. Kapıyı iki eliyle açtığında Nergis köşeye pusmuş yüzünü de kollarına saklamıştı. Berbat haldeydi. Ona dokunmasalar bile aklıyla oynadıkları kesindi. Aras koşup önüne eğilmişti.
-Nergisim. Güzelim. Hadi aç gözlerini abim ben geldim. Bak bitti. Bitirdim her şeyi. Hadi çiçeğim.
-Hayır git. Git, dediğinde delirmiş gibi kafasını sallıyordu.
-Canımın içi aç gözlerini bi bak bana, dediğinde ilk defa göz göze gelmişlerdi. Aynı abisi gibi kahve tonları gözlere sahipti. Ama daha bi koyuydu. Abisi ne kadar sarışınsa o bi o kadar siyah saçlıydı. Onları tek ayıran özellikleri de buydu.
-Sanrısın. Yine ve yine. Aynı şey. Git git, diye bağırdığında abisini göğsünden ittiriyordu. Yanağımın ıslanmasıyla ağladığımı fark ettim.
-Nergis fazla zamanımız yok abicim lütfen, dediğinde yalvarırcasına konuşmuştu. Elini uzattığında Nergis bi abisine bi uzattığı ele bakıyordu.
-Sanrıysan yine tekrar intihar ederim, dediğinde dehşete düşmüştüm. Kanım donmuştu. Durum vahimdi. Önceden de intihar etmek istiyordu ve hala...
Arkadan ayak sesleri geldiğinde bıçağımı çıkarmıştım çoktan.
Onlara arkamı dönüp kapıya ilerledim ve bana bıçak doğrultan adama hamleyle geri çekilip aniden üstüne atlamamla bıçağı saplayıp öldürmüştüm.
Arkamda hareketlilik olduğunda toparlandıklarını fark edip saraydan hızlıca çıktık.
Ben önde onlar arkadayken bir anda Arasın kolumdan tutmasıyla durmuştuk. Nergise baktığımda bomboş yere bakıyordu.
-Ben Osmanla Taneri alacağım siz hazır buradayken Nergisin götürdüğü yere git, dediğinde Nergisin elini bana tutuşturup koşarak bizim tarafa doğru ilerlemişti.
-Nergis hadi götür beni abinin dediği yere, dediğimde ilerlemeye devam etmiştik ormana girdiğimizde biraz korksamda Nergise güvenerek devam etmiştim. Yol boyunca ikimizinde sesi çıkmamıştı. Sonunda üstü kapalı bir büyük bir şeyin yanında durmuştuk. Herhalde bunun yanında bizimkileri beklicektik ama asıl soru bu şey neydi?
-Şey... Nergis. Bu ne?
Elimi tutan elimi bıraktı sonra da büyük bir odun parçasına oturdu. Önce gözlerimin içine baktı abisine benzer bakışlarıyla. Sonra o şeye baktı.
-Küçükken abim beni hep buralardan götüreceğini söylerdi. Taa öbür uca. Böyle saçmalıkların olmadığı yere. Bu şeyde dedemin mirası. Bir tek o sevdi bizi. Zaten bizi sevdiği için öldü ya, dediğinde gözlerimi sıkıca kapatmış ağlamamak için büyük nesneye doğru yaklaşıp kafamı başka şeylerle meşgul etmek istemiştim.
-Başınız sağ olsun.
-Sen Derya mısın?
Bu soru epey şaşırtmıştı. Abisini bile sanrı mı gerçek mi ayırt edemeyen kız beni tanıyor muydu?
Hızlıca ona doğru dönmüş meraklı gözlerle ona bakıyordum.
-Evet de sen nerden biliyorsun?
-Senden çok bahsetti abim ergenliğinde gördü seni gençliğinde sevdi büyüdüğünde karanlık dünyası yüzünden bıraktı. Mecburdu. Yapma dedim. Boşver beni dedim ama yok illa hepimiz olalım.
Bu sefer gözümdeki yaşları tutmaya zorlamamıştım.
-Bana anlattığı tek masal sizinkiydi. Çünkü ikimizinde tutunacak doğru düzgün bir şeyimiz yoktu. Ben ondan o senden güç aldı senelerce.
Derin bir nefes verdiğimde düğüm oldu boğazım. Sonra da önüne eğilip elini tuttum.
-En doğrusunu demiş burdan gidip kuracağız kendi hayatımızı. Sen okuluna abin işine. Normal bir hayatımız olacak inan bana, dediğimde hafif bi tebessümle tamamlamıştı cümlelerini sanki.
Karşıdan aras taner ve osmanı görünce gözümdeki yaşları silmiştim.
-E hadi açsanıza, dediğinde Nergis koşarak sanki ona emanet edildiği zamanlardaki kız çocuğu gibi heyecanla açmıştı.
Jeti gördüğümde ben osman ve babası şaşırmıştık ama nergisle aras önce uçağa sonra birbirlerine bakarak sanki o günleri tekrar yaşadılar gözleriyle.
Heyecan faslı bittiğinde ise içeriye yerleştik. Gerçekten bunca zamandır kalan en güzel miras olabilirdi arasgile.
İçerisi büsbüyüktü iki üç kapalı oda vardı onun dışında yolcu koltuğu gibi bir sıra ve yerde de minder vardı. Güzel dizayn edilmişti ön tarafta kokpit vardı. Sahi bu jeti kim uçuracaktı?
-İsmi ne uçağın aras abi? diye bağıran osmanla bütün sessizlik bozulmuştu.
-İsmi Özgürlük aslan parçası
Osman'ın kıkırtısıyla jet daha bi renklenmişti.
-E bu uçağı kullanmayı bilen biri olduğunu düşünmüyorum
-Sen orasını bana bırak bebek, dediğinde kokpite geçmişti. Bende arkasından fırladığımda herkes yerine geçmeye hazırlanıyordu bile. O bir koltuğa ben bir koltuğa oturduğumda kapıyı kapatmış düğmelerle oynuyordu.
-Aras saçmalama yürü gidelim araba maraba bulur gideriz ne bu böyle
Bir anda koltuğun kenarından kitap çıkardığında yazıları okumuştum direk. "Jet İle İlgili Bilmen Gerekenler"
-Ne bu yemek tarifimi aras saçmalama.
Yüzünde sinsi bir sırıtış ile beni zerre takmadığı besbelliydi.
-Dedemin tarifine güveniyorum bence sende güven çünkü kendisi çok iyi bir uçucudur, dediğinde arkama yaslanmış iyice gerilmiştim.
O ise sanki daha çok germek ister gibi üstüme abanıp kemerimi takmak için uzanmıştı. Geri çekildiğinde fark etmiştim nefes almayı unuttuğumu.
Yukardan mikrofon indirip konuşmaya başladığında bir yandan bana bakıyordu.
-Evet Sayın yolcular uçuşumuz başlayacaktır kemerlerinizi takın...
