6. bölüm / 7
Kilitli Okul6. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 6. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.223 kelime
- 2 2. Bölüm1.620 kelime
- 3 3. Bölüm1.411 kelime
- 4 4. Bölüm762 kelime
- 5 5. Bölüm1.297 kelime
- 6 6. Bölüm1.073 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.Bölüm984 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İnci'nin son cümlesinden sonra kütüphanede oluşan sessizlik bir süre daha bozulmadı. Herkes aynı şeyi düşünüyordu. Yabancının yanında başka biri daha vardı ve artık bunun sadece bir ihtimal olmadığını biliyorlardı. Arda'nın anlattıkları da İnci'nin söyledikleriyle örtüşüyordu. İkisinin de bahsettiği o sakin ses, bütün düşüncelerini daha da karmaşık hâle getiriyordu. Arda ise biraz kenarda durmuş, etrafındaki insanlara bakıyordu. On bir kişinin arasında olmasına rağmen hâlâ yabancı hissediyordu. Birkaç saat önce nerede olduğunu bile bilmezken şimdi okulun içinde, kendisiyle aynı yaşlarda bir grubun yanında duruyordu. Kimse onun kim olduğunu, bu okula nasıl getirildiğini tam olarak bilmiyordu. Üstelik Arda'nın ortaya çıkmasıyla birlikte yabancının söylediği “bir fazlanız var” cümlesi hâlâ herkesin aklında soru işareti bırakmıştı. Tam o sırada Burak'ın karnından gelen ses sessizliği böldü. Burak birkaç saniye hiçbir şey olmamış gibi etrafına baktı, sonra elini karnının üzerine koyup “Ben çok acıktım” dedi. Banu ona dönüp şaşkınlıkla baktı. “Ciddi misin?” Burak başını salladı. “Hem de çok. Sahurda doğru düzgün bir şey yemedim, iftardan sonra da bunları yaşadık. İnsan kaç kere korkabilir bir günde?” dedi Karan hafifçe güldü. “Ben de açım.” Ayliz de istemeden “Ben de” deyince Nehir “İftardan beri koşuşturuyoruz acıkmamız çok normal de ne yapacağız” dedi. Beril kendi midesinin de boş olduğunu fark edince gülümsedi. Bunca şeyin arasında açlığını tamamen unutmuştu. Burak ayağa kalktı. “O zaman kantine gidelim.” Ayaz kaşlarını kaldırdı. “Kantinin kapısı kilitli.” Burak birkaç saniye düşündü. “Evet, onu da açarız.” Yasmin hemen itiraz etti. “Her kapıyı açmaya çalışmaktan başka bir şey yapmayacak mıyız?” Banu ona bakıp “En azından karnımız doyar” dedi. Yasmin cevap vermedi. Açıkçası onun da aç olduğu belliydi. Kütüphaneden çıktıklarında koridor yeniden sessizliğe büründü. Az önceki konuşmalarından eser yoktu. Beril yürürken arada bir arkasına dönüp İnci'ye bakıyordu. İnci iyi görünmeye çalışıyordu ama yüzündeki yorgunluk hâlâ belli oluyordu. Akın ise onun hemen yanında ilerliyordu. Burak ve Arda biraz önden gidiyor, Karan da onlara katılıyordu. Kantine geldiklerinde Burak kapının kolunu aşağı indirdi, kapı açılmadı. Bir kez daha denedi, yine olmadı. Karan yanına geçip kapıyı inceledi. “Kilidi çok sağlam görünmüyor.” Ayliz de kapının yanına gelip kilide baktı. “Kapının kendisi eski. Ama kilit sonradan değiştirilmiş, yani açabiliriz.” dedi. Birlikte biraz uğraştıktan sonra kapı sonunda açıldı. İçeri girdiklerinde kantinin karanlığı telefon ışıklarıyla aydınlandı. Tezgâhın üzerinde boş bardaklar, raflarda paketli ürünler, arka tarafta ise büyük bir buzdolabı ve dondurucu vardı. Burak doğrudan buzdolabına yöneldi. Kapağı açınca birkaç saniye içerideki yiyeceklere baktı. Sonra arkasını dönüp “Arkadaşlar burada yemek var.” dedi. Sesindeki heyecan herkesi güldürdü. “Ne var?” diye sordu Karan. “Her şey var demiyorum ama aç kalmayız.” Burak eline bir ekmek aldı. Ardından başka bir raftan sosis, tost malzemeleri ve donmuş patatesleri çıkardı. “Bunları pişirebiliriz.” dedi Ege hemen arkasından geldi. “Elektrik hâlâ çalışıyor.” dedi ardından tost makinesini gösterdi. “Bunu kullanabiliriz.” dedi. Herkes yavaş yavaş bir işin ucundan tutmaya başladı. Beril tezgâhın üzerini temizlerken Nehir tabakları çıkardı. Banu turşu kavanozunu bulduğunda onu masaya koyup “Buna dokunan olursa kavga ederiz” dedi. Karan gülerek “Bir kavanoz turşu için mi?” diye sordu. Banu hiç tereddüt etmeden “Evet” dedi. Yasmin ve Ayliz tost ekmeklerini hazırlamaya başladı. İnci de yanlarına oturup ekmeklerin arasına kaşar koyuyordu. Arda ise bir süre ne yapacağını bilemeden bekledi. Sonunda Beril ona bir bıçak ve birkaç patates verdi. “Bunları hazırlayabilir misin?” diye sordu. Arda başını salladı ve patatesleri soymaya başladı. Burak tost makinesinin başında dururken bir yandan da tostları kontrol ediyordu. Bir ara kapağı kaldırdığında duman çıkınca hemen geri çekildi. “Sanırım biraz fazla tuttum.” dedi. Karan arkasından seslendi. “Yanmış mı?” dedi. Burak tostları tabağa koyup ciddi bir ifadeyle “Hayır daha lezzetli hâle gelmiş” dedi. Yemek hazır olduğunda herkes masanın etrafında toplandı. Çok güzel görünmüyordu belki. Bazı tostların kenarları yanmış, patateslerin bir kısmı fazla kızarmış, ama kimsenin umurunda değildi. Saatlerdir ilk defa herkes aynı yerde rahat bir şekilde oturuyor ve başka bir şey düşünmeden yemek yiyordu. İlk birkaç dakika yalnızca yemek yediler. Sonra konuşmalar yavaş yavaş başladı. Burak kendi tabağına biraz daha patates alırken “Bence bunu tekrar yapmalıyız” dedi. Yasmin ona baktı. “Neyi?” Burak etrafındaki masayı gösterdi. “Bunu işte yemek yapmayı.” dedi. Banu kaşlarını kaldırdı. “Okulda mahsur kaldığımızın farkındasın değil mi?” dedi. Burak başını salladı. Karan gülerek “Sen gerçekten bu durumdan memnun olmaya başladın” dedi. “Hayır ama çıkamıyorsak bari aç kalmayalım.” dedi Burak. İnci biraz daha rahat görünüyordu. Önündeki ayrandan bir yudum aldıktan sonra “Patatesler güzel olmuş” dedi. Banu hemen “Ben yaptım” diye atladı. Karan itiraz etti. “Hayır, Arda hazırladı” dedi. Banu ona döndü. “Hazırlamakla yapmak aynı şey değil.” Karan güldü. “Tamam, sen yaptın.” dedi. Burak da araya girip “Tostları da ben yaptım” dedi. Ege hiç düşünmeden “Onları yaktın” deyince masada yeniden gülüşmeler başladı. Beril bir süre onları izledi. Az önce kütüphanede herkesin yüzünde korku vardı. Şimdi ise aynı insanlar okul kantininde birlikte yemek yiyor, gülüyor ve eğleniyorlardı birkaç saatliğine de olsa başlarına gelenleri unutmuşlardı. Belki de bu yüzden bu an ona iyi gelmişti, her şey hâlâ korkutucuydu. Yabancı hâlâ okuldaydı. Kim olduğunu ne istediğini bilmiyorlardı. Ama en azından şu an için kimse bir şey istemiyordu. Hoparlör susmuştu, yeni bir görev gelmemişti. Kimse koşmak zorunda değildi. “Belki sabaha kadar burada kalacağız” dedi Banu bir süre sonra. Masadaki herkes ona baktı. Hemen ellerini kaldırdı. “Ne var? Gerçeği söylüyorum.” dedi. Burak ağzındaki lokmayı yuttuktan sonra “O zaman sabah kahvaltı da yaparız” dedi. Yasmin güldü. “Sen gerçekten başka bir şey düşünmüyorsun.” dedi. Burak başını salladı. Beril de istemeden gülümsedi. “Sabaha kadar burada kalacağımızı nereden çıkardın?” diye sordu. Banu omuzlarını kaldırdı. “Bilmiyorum.” Cümlesinin devamını getirmedi. “Ya buradan çıkamazsak ve kemiklerimizi bulurlarsa.” dedi Akın bir anda. Kimse bir şey söylemedi. Çünkü aynı ihtimal aslında hepsinin aklından geçmişti. Yemeklerini bitirdikten sonra masayı toplamaya başladılar. Çöpleri topluyor, kullanılmayan yiyecekleri yeniden dolaba yerleştiriyordu. Beril tezgâhın kenarındaki boş kutuları toplarken kantinin arka tarafındaki eski dolaba gözü takıldı. Dolabın önünde duran birkaç kutu daha önce dikkatini çekmemişti. Kutuları kenara çekmek için eğildiğinde arkada kahverengi bir dosya gördü. İlk başta sıradan bir okul dosyası olduğunu düşündü. Elini uzatıp dosyayı çektiğinde kapağındaki yazıyı fark etti. Büyük harflerle üç satır yazılmıştı.
12 ARALIK
KİLİTLİ OKUL
12 KİŞİ
Beril'in eli dosyanın üzerinde kaldı. Bir an hiçbir şey düşünemedi. Sonra arkasına dönüp masadakilere baktı. On bir kişiyle başlamışlardı. Arda'yı bulduklarından beri on iki kişiydiler “Çocuklar” dedi. Sesindeki ton, birkaç saniye önceki rahat havayı bir anda değiştirmeye yetti. Ayaz yanına geldi. “Ne oldu?” dedi. Beril dosyayı ona uzattı. Ayaz kapağa baktığında yüzündeki ifade değişti. Ardından diğerleri de yavaş yavaş yanlarına geldi. Kimse konuşmadan dosyanın üzerindeki yazıya bakıyordu. Arda en son yaklaşıp kapağı gördüğünde olduğu yerde durdu. “Bu” dedi ama devamını getiremedi. Beril dosyayı açmak üzereyken dışarıdaki koridordan çok hafif bir ses geldi. Sanki biri, kantinin kapısının önünden geçmişti. Herkes nefesini tutmuştu.
Bölüm etkileşimi
