Kilitli Okul kitap kapağı

1. bölüm / 7

Kilitli Okul

1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Sehrazatt _

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 1. Bölüm

"Yardım edin!"

"Kurtarın bizi!"

"İmdat!"

"Çıkarın bizi buradan!”

Okulun o geniş ve yüksek tavanlı holünden yükselen çığlıklar, çıkış kapısının camlarına çarpıp acıyla yankılanıyordu. Kapı kollarına dolanmış kalın demir zincirler devasa bir asma kilitle birbirine bağlanmıştı. Dışarıda hayat normal akarken, içerideki hava korkuyla ağırlaşmıştı. Tam o sırada, girişin tavanındaki anons hoparlörü cızırdayarak açıldı ve buz gibi bir ses yankılandı "Eğer buradan dışarı adım atmak istiyorsanız, dediklerimi yapacaksınız."

Sayfalara sinen bu panik dalgasına hiçbir anlam veremediniz, değil mi sevgili okurum? Endişelenmeyin, sizi bu karanlıkta bırakmayacağım. Zamanı sekiz saat geriye saralım ve her şeyin henüz çok normal olduğu o son ders saatine gidelim.

* * *

Son dersin zili çaldığında sınıfta her zamanki kargaşa koptu. Fermuar sesleri, toplanan çantalar ve kapıya doğru yürüyen ayaklar. Derin bir nefes alıp tahtanın önüne geçtim. Elime aldığım beyaz tebeşirle tahtanın ortasına büyük harflerle İFTAR yazdım, sınıfa döndüm ve sesimi sınıftaki gürültüyü bastıracak şekilde ayarlamaya çalıştım "Herkes bir saniye dursun" dedim. "Kim ne getirecek veya ne alacağız, parayı kime vereceğiz konuşmadan kimse bir yere gitmesin. Akşam okulda kalıyoruz, unuttunuz mu?” Yasmin telefonunu kapatıp bana döndü. "Okulun şu döküntü sınıfında iftar yapmak mı gerçekten vizyonsuzuz. Şöyle düzgün bir restorana gitmek varken niye burada sürünüyoruz, anlamıyorum." Banu kafasını kaldırıp gözlerini devirdi. "Aman Yasmin, iki dakika da kasma istersen. Alt tarafı iki pide yiyip gideceksin, neyine yetmiyor?” Yasmin tam ağzını açıp karşılık verecekti ki elimdeki tebeşiri tahtaya iki kez vurdum. Çıkan ses ikisini de susturdu. "Tartışmayı bırakın da listeye odaklanın" dedim doğrudan ikisinin gözlerinin içine bakarak. "Akşam iftar yapacağız. Gelmeyenin adını listeye yazar, yarın hocaya bizzat teslim ederim, karar sizin.” Sınıfta huzursuz bir homurtu koptu ama kimse yarın hocadan nasihat dinlemek istemediği için kapıya doğru adım atmaya cesaret edemedi. Sınıfın bu birbirine tahammülü olmayan havası şimdiden beni rahatsız etmeye başlamıştı. Cam kenarında oturan Ayaz, bıkkın bir tavırla geriye doğru gerindi sınıftakilerin bu anlamsız inatlaşmasından sıkıldığı belliydi. Oturduğu yerde dikleşip sesini yükseltti "Uzatmayın işte Berilde zevk aldığı için yapmıyor, hoca istediği için yapıyor." Dedi "Aynen öyle" diyerek tebeşiri yeniden tahtaya bastırdım. "Ege, seninle başlıyoruz ne getiriyorsun?" Her birinden tek tek cevap alıp isimlerinin karşısını doldurmam neredeyse yirmi dakikamı aldı. Tebeşiri yerine bırakıp çantamı omzuma taktığımda parmaklarım bembeyaz olmuştu. Listeyi tamamlamıştım ama bu sınıfı akşam aynı masanın etrafında toplama düşüncesi bile şimdiden başımı ağrıtmaya yetmişti. Hazırlıklar için okuldan çıktığımda saat öğleden sonra üçü çoktan geçmişti. Cebimdeki parayı ve listeyi kontrol ederek çarşıya doğru yürümeye başladım. Ben pideleri alacaktım. Pide fırınının önündeki o yoğun kuyruk, içecekler, hurmalar derken zaman su gibi akıp geçti. Kollarımda poşetlerle okula geri döndüğümde saat akşam altı buçuğu bulmuştu. Okulun bahçesine girdiğimde etrafta çıt çıkmıyordu. Gündüzün o gürültülü, kalabalık enerjisinden eser kalmamış; devasa beton bina batan güneşin turuncu ışıkları altında iyice ıssızlaşmıştı. Nöbetçi kulübesi boştu, görevliler çoktan çıkmış olmalıydı. Ağır demir kapıyı itip içeri girdim. Koridorlardaki o loş serinlik yüzüme çarpınca içimi garip bir ürperti kapladı. Sınıfın kapısını araladığımda içeriden sesler geliyordu. Erken gelenler sıraları çoktan birleştirmiş, üzerlerine gazete kağıtları sermişti. İnci, evden getirdiği tabakları masaya diziyordu. Beni görünce yüzünde sıcacık bir tebessüm belirdi. "Beril sonunda geldin, poşetleri ver yardım edeyim" diyerek hemen yanıma geldi. "hallettim hallettim" dedim poşetleri sıraya bırakıp derin bir nefes alırken. O sırada Nehir "Selam millet kokular şimdiden harika" diyerek ortama giriş yaptı. İftar saati yaklaştıkça sınıftakiler tek tek toplanmaya başladı. Ayaz ve hemen yanında ikizi Akın geldi. Ege, elindeki kitaptan başını kaldırıp masadaki eksikleri kontrol ederken, yanındaki sırada oturan Karan her zamanki rahatlığıyla arkasına yaslanmış telefonunda geziniyordu. "Yalnız bu masa örtüleri tam bir felaket" diyerek içeri adım attı Yasmin. Yanında ise ayrılmadığı arkadaşı Ayliz vardı. İkisi de o elit tavırlarıyla sınıftaki bu ortama oldukça uzak duruyorlardı. Ayliz, parmağının ucuyla gazete kağıdına dokunup burun kıvırdı "Gerçekten toz kokuyor burası Yasmin, iştahım kaçtı şimdiden." Banu, sırasından kafasını kaldırıp gözlerini devirdi. "Yemezseniz aç kalırsınız tatlım, kimse sizin için porselen takım getirmedi" dedi. "Aman kavga etmeyin şimdi" diyerek araya girdi Burak. Elindeki pideyi havaya kaldırıp, "Ya da edin siz kavga ederken bende bu pidelerin yarısını tek başıma gömebilirim" dedi. Burak’ın bu neşeli hali sınıftaki gerginliği biraz olsun dağıttı. Ezanın okunmasıyla birlikte oruçlar açıldı. Pideler bölündü, Nehir’in, Karan’ın aşırı rahatlığına söylenmesi, Burak’ın yaptığı espriler, Banu ve Yasmin'in her fırsatta birbirleriyle sataşması derken aslında tüm o çekişmelere rağmen beklenmedik şekilde samimi ve güzel bir yemek yemiştik. Yemek bittiğinde herkes neşeliydi. İnci bana dönüp fısıldadı "Bak, korktuğun gibi olmadı Beril. Her şey çok güzel geçti." "Evet" dedim masanın üzerini toparlamaya başlarken. "Hadi yavaş yavaş çöpleri toplayalım da evlere geçelim. Hava iyice karardı, okulun içi de buz gibi oldu." Dedi Ege. Herkes çantalarını aldı, çöpler poşetlendi. Sınıfın ışığını kapatıp koridora çıktığımızda okul tamamen karanlığa gömülmüştü. Adımlarımızın sesi boş koridorda yankılanıyordu. Merdivenlerden aşağıya, çıkış kapısına doğru inmeye başladık. Eve gitme fikri herkesi rahatlatmıştı. Ancak en önde giden Ayaz, merdivenlerin sonuna gelip hole adım attığında birden durdu. Onun ani duruşuyla arkasındaki Ege ve Burak da duraksadı. "Ne oldu Ayaz niye durdun? Yürüyen merdiven değil bu, hadi" diye arkadan seslendi Burak. Ayaz cevap vermedi. Kapıya doğru adım attı ve kalın demir zincirleri eliyle kavradı. Zincirlerin çıkardığı o soğuk, ağır metal sesi boş holde yankılandı. Devasa, paslı bir asma kilit kapıyı tamamen mühürlemişti. "Kapı kilitli" dedi Ayaz. Sesi buz gibiydi. "Ve bu sıradan bir kilit değil." Dedi “Bağırın arkadaşlar dışarıdaki insanların dikkatini çekelim” dedi Nehir, hepimiz hiç sorgulamadan onaylayıp bağırmaya başladık.

"Yardım edin!"

"Kurtarın bizi!"

"İmdat!"

"Çıkarın bizi buradan!”

Okulun o geniş ve yüksek tavanlı giriş holünde yükselen çığlıklar, çıkış kapısının kalın camlarına çarpıp acıyla yankılanıyordu. Kapı kollarından birine dolanmış kalın demir zincirler devasa bir asma kilitle birbirine bağlanmıştı. Dışarıda hayat normal akarken, içerideki hava korkuyla ağırlaşmıştı. Tam o sırada, girişin tavanındaki anons hoparlörü cızırdayarak açıldı ve buz gibi bir ses yankılandı "Eğer buradan bir daha dışarı adım atmak istiyorsanız, dediklerimi yapacaksınız." Dedi “Şaka mı?" diye öne atıldı Yasmin. Yüzü kireç gibi beyazlamıştı. Yanındaki Ayliz’in elini sıkıca tutuyordu. "Şaka falan değil bu resmen kilitlendik buraya inanamıyorum, sizin şu vizyonsuz iftar fikriniz yüzünden başımıza gelene bakın" Nehir daha fazla dayanamayıp Yasmin’in önüne dikildi. "Yasmin kes sesini artık" diye çıkıştı. "Sanki Beril kapıyı bilerek kilitledi suçlu arayacağına durumun farkına var." Dedi "Kavga etmeyi bırakın" diyerek araya girdi Ayaz. Sesi o kadar net çıkmıştı ki Nehir de Yasmin de bir anlığına sustu. Demirlerin çıkardığı acı gıcırtı koridorda yankılandı. "Aman canım, en fazla sabaha kadar kilitli kalırız. Yarın ilk derste güvenlik açar işte" dedi Burak. Her zamanki gibi çok rahattı. Ege, gözlüğünü burnunun üzerine doğru iterek kapının menteşelerini incelemeye başladı. Durumu hemen analiz etmeye çalışıyordu. "Güvenlik falan açamaz Burak," dedi Ege sakin ama ciddiyet dolu bir sesle. "Okulun envanterinde böyle bir zincir ya da kilit yok. Ayrıca hoparlör sisteminin çalışması için yukarıdaki nöbetçi öğretmenler odasındaki ana kumanda masasının açık olması gerek. Aynı zamanda içerden kilitlenmişiz yani bunu yapan kişi şu an okulun içinde bir yerde." Dedi. Ayliz ise "Ege doğru söylüyor bizi buraya kilitleyen kişi ile aynı binadayız" dedi. En arkada duran Akın ise hiçbir şey söylemeden sadece yerdeki gölgeleri izliyordu. Onun bu derin sessizliği beni her zaman ürkütürdü ama şu anki sakinliği garipti. Hemen yanında Karan ise sırtını duvara yaslamış, elleri ceplerinde, "Abartmayın oğlum" dedi esneyerek. "Biri bizimle kafa buluyor işte. Çıkıp kapatalım şu yukarıdaki tesisatı." Tam o sırada, tavan hoparlörü büyük bir cızırtıyla yeniden açıldı. O mekanik, ruhsuz ses bu kez doğrudan bizi hedef alarak konuşmaya başladı "Birbirinizi suçlamayı bırakın. Zaman daralıyor. İlk ipucunuz, bu geceyi planlamaya başladığınız yerde gizli. Beyazın siyaha bıraktığı izi takip edin. 20 dakikanız var. Eğer zamanında bulamazsanız, okulun tüm sigortaları inecek ve zifiri karanlıkta kalacaksınız. Süre başladı."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

46okunma 7beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.