5. bölüm / 7
Kilitli Okul5. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 5. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.223 kelime
- 2 2. Bölüm1.620 kelime
- 3 3. Bölüm1.411 kelime
- 4 4. Bölüm762 kelime
- 5 5. Bölüm1.297 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm1.073 kelime
- 7 7.Bölüm984 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Burak ve Akın’ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Akın birkaç saniye boyunca sandalyedeki kişiye hiçbir şey söylemeden baktı, ardından gözleri odanın köşelerinde dolaştı Burak’ın yüzündeki şaşkınlık ise giderek yerini endişeye bırakıyordu. “O zaman İnci nerede?” diye sordu sonunda. Ancak odadan herhangi bir cevap gelmedi. Kazan dairesinin eski borularından gelen metalik sesler dışında her yer sessizdi. Akın daha fazla beklemeden sandalyenin yanına çömeldi. “İyi misin?” diye sordu. Sandalyedeki kişiyi tanımıyorlardı ama hemen hemen kendi yaşlarında olduğu belliydi. Çocuk başını kaldırmaya çalıştı. Elleri arkadan bağlanmıştı. Akın ağzındaki bandı çıkardığında çocuk birkaç kez öksürdü ve derin bir nefes aldı. “Siz kimsiniz?” diye sordu. Burak şaşkınlıkla Akın’a baktı “Asıl biz sana bunu soracaktık” dedi. Akın çocuğun ellerini çözmeye uğraşırken Burak odanın diğer tarafını kontrol etmeye başladı. Karanlık köşelere, eski dolapların arkasına ve kapının çevresine baktı. “Burada başka biri var mıydı?” diye sordu. Çocuk başını yavaşça iki yana salladı. “Bilmiyorum.” Burak şaşkınlıkla ona döndü “Nasıl bilmiyorsun?” Çocuk gözlerini kaçırarak “Gözlerim bağlıydı” diye cevap verdi. Akın sonunda ipleri çözdü. Çocuk ayağa kalkmaya çalıştığında sendeledi ve düşecek gibi oldu. Akın hemen kolundan tutup onu destekledi. “Seni buraya kim getirdi?” diye sordu. Çocuk cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü. “Bir adam.” Akın’ın yüzü gerildi. “Nasıl bir adam?” Çocuk başını iki yana salladı. “Görmedim.” Burak hemen araya girdi. “Sesini duydun mu?” Çocuk bu kez başını kaldırdı. “Evet.” dedi. “Nasıl bir sesti?” diye sordular. Çocuk kısa bir süre sessiz kaldı, sonra tek kelimeyle cevap verdi. “Sakin.” Burak sinirle nefes verdi. “Çok yardımcı oldun.” Akın ona bakıp sakin olmasını işaret etti. Ardından tekrar çocuğa döndü. “İsmin ne senin?” diye sordu. Çocuk birkaç saniye bekledikten sonra cevap verdi. “Arda.” Burak yerdeki eşyaların arasına bakarken bir anda durdu ve Akın’a seslendi Akın başını çevirip ona baktığında Burak’ın elinde küçük, parlak bir saç tokası olduğunu gördü. Tokayı görünce hemen yanına gitti. “Bu İncinin” dedi Burak. Akın tokayı eline aldı ama hemen inanmak istemedi. “Emin misin?” diye sordu. Burak başını salladı. “Eminim. Geçen gün Beril’e gösterirken görmüştüm.” Akın birkaç saniye boyunca tokaya baktı. İnci’nin burada olduğuna dair ilk gerçek kanıt buydu. Sonra tokayı cebine koyup kapıya yöneldi. “O zaman onu bulacağız.”
Aynı sırada kütüphanede kalan sekiz kişi sessizce bekliyordu. Beklemek, geçen her dakika ile daha da zorlaşıyordu. Beril pencerenin önünde durmuş, karanlık okul bahçesine bakıyordu. Dışarıda neredeyse hiçbir şey görünmüyordu. Ayaz birkaç metre ötede duvara yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmişti. “Aşağıda ne kadar kaldılar?” diye sordu Beril’in arkasından. Ege saatine baktı. “Yirmi dakikadan fazla.” diye cevapladı. Tam o sırada hoparlörden küçük bir cızırtı geldi. Herkes sustu. Birkaç saniye boyunca hoparlörden yalnızca parazit sesi geldi, ardından sistem tekrar kapandı. Ege hemen başını kaldırıp hoparlöre baktı. “Bu normal değil.” dedi. Ayliz ona döndü. “Ne demek normal değil?” dedi. Ege kısa bir süre düşündü. “Biri sistemi açmaya çalıştı.” Beril başını kaldırdı. “Yani ne olmuş açmışsa?” dedi. Ege’nin yüzündeki endişe biraz daha belirginleşti. “Yani aşağıdaki biri bizimle iletişim kurmaya çalışmış olabilir.”
Akın ve Burak ise çoktan kazan dairesinden çıkmışlardı. Arda da onlarla birlikteydi. Koridor dar ve nemliydi. Tavandaki bazı lambalar yanıyor, bazıları ise aralıklarla titriyordu. Akın yürürken sürekli yere ve duvarlara bakıyordu. İnci’nin tokasını bulduktan sonra başka bir iz arıyordu. Bir not, bir eşya, herhangi bir şey. Tam o sırada duvardaki küçük bir çizik dikkatini çekti. Durup biraz daha yakından baktı. Birkaç adım ileride bir tane daha vardı. Sonra bir tane daha. “Burak” dedi. Burak yanına gelip duvara baktı. “Bunlar ne?” diye sordu. Akın parmağını çiziklerin üzerinde gezdirdi. “Bilmiyorum.” Üçü biraz daha ilerlediğinde çiziklerin devam ettiğini gördüler. Sanki biri yürürken tırnağıyla duvara küçük işaretler bırakmıştı. Akın’ın adımları hızlandı. “İnci bunu yapmış olabilir” dedi umutla. Arda şaşkınlıkla ona baktı. “Neden duvarı çizsin ki?” Akın gözlerini duvardan ayırmadan cevap verdi. “Kaybolduğunda yolunu bulabilmek için.” Koridorun sonuna kadar ilerlediklerinde karşılarına iki kapı çıktı. Biri paslanmış ve oldukça eskiydi, diğeri ise diğerine göre yeni görünüyordu. Akın yeni görünen kapının koluna uzandı fakat kapı kilitliydi. Burak cebinden kantinde bulduğu küçük metal parçayı çıkardı. “Bu işe yarar mı?” diye sordu. Akın şaşkınlıkla parçaya baktı. “Nereden buldun bunu?” Burak omuzlarını kaldırdı. “Bilmiyorum. İşe yarar diye aldım.” dedi ve birlikte kilitle uğraşmaya başladılar. Birkaç saniye sonra içeriden küçük bir klik sesi geldi. Kapı açıldı. İçerisi tamamen karanlıktı. Burak telefonunun ışığını açarak içeri girdi. Karşılarında küçük bir depo vardı. İçeride boş kutular, eski sandalyeler ve kırık bir dolap bulunuyordu. Akın etrafı incelerken köşede duran su şişesini fark etti. Yere bırakılmıştı ve etrafa dökülen sular kurumamıştı. Şişeyi eline aldı, birkaç saniye baktı ve sessizce “İnci buradaydı” dedi. Burak fenerini etrafta gezdirmeye devam etti, gözü bir şeye takıldı duvara yaklaşınca önlerinde bir kapı olduğunu fark ettiler. Akın kapıyı tıklatıp İnciye seslendi içeriden bir süre ses gelmedi daha sonra küçük bir öksürük ve İnci’nin sesi duyuldu. “Akın, buldunuz beni sonunda” dedi.
Saat ilerledikçe kütüphanedeki bekleyiş daha da ağırlaştı. Beril sonunda yere oturmuştu. Banu sessizce kitaplığın önünde duruyor, Karan ise bir sandalyeyi ters çevirip üzerine oturuyordu. “Böyle beklemekten nefret ediyorum” dedi Karan. Ayliz ona baktı. “Hepimiz nefret ediyoruz.” Bir süre daha kimse konuşmadı. Sonra kapının arkasından hafif bir ses geldi. Önce ne olduğunu anlayamadılar. Ardından ses tekrarlandı. Sanki biri kapıya çok hafifçe vuruyordu. Nehir hemen ayağa kalktı. “Duydunuz mu?” Ayaz elini kaldırarak herkesi susturdu. Birkaç saniye boyunca kütüphanede çıt çıkmadı. Sonra kapının diğer tarafından çok hafif bir ses duyuldu. Beril’in kalbi hızlandı. “İnci’nin sesine benziyor,” dedi fısıltıyla. Kimse cevap vermedi. Ayaz yavaşça kapıya yaklaştı “İnci?” diye seslendi. Birkaç saniye sonra aynı ses bu kez daha net bir şekilde cevap verdi. “Beril?” Ege hemen mekanizmayı kontrol etti. “Kapıyı açabiliriz.” dedi. Birkaç saniye sonra kilit açıldı ve kapı aralandı. Koridorun diğer ucunda Akın, Arda ve Burak görünüyordu. Yanlarında ise İnci vardı. Beril koşarak İnci’nin yanına gitti ve ona sarıldı. “Nerelerdeydiniz siz ses kesilince çok korktuk” dedi. İnci’nin gözleri dolmuştu. “Bilmiyorum” Nehir ve Banu da yanlarına geldi. Burak derin bir nefes verdi. “Aşağıda garip şeyler yaşadık İnci anlatsın isterseniz.” dedi. Akın hiçbir şey söylemeden İnci’ye bakıyordu. İnci’nin yüzünde hâlâ korku vardı ve sanki yaşadıklarını anlatmak bile istemiyordu. Beril biraz geri çekilip onun yüzüne baktı. “Sana ne oldu?” İnci cevap vermedi. “İnci?” diye tekrar sordu Beril. Bir süre sonra İnci konuşmaya başladı. “Beni bir odaya götürdüler.” dedi. “Kim?” diye sordu Beril. İnci başını salladı. “Görmedim.” dedi Ege hemen araya girdi. “Sesini duydun mu?” İnci birkaç saniye düşündü. “Evet duydum” dedi herkes sustu. Ege’nin sesi bu kez daha dikkatliydi. “Nasıl bir sesti?” İnci gözlerini yere indirdi. “Sakin bir sesti.” Akın ve Burak birbirlerine baktı “Arda da aynısını söylemişti” dedi. “Arda kim?” Dedi Yasmin, gerginlikten çocukların yanındaki Ardayı fark etmemişlerdi. “İnci yaşadıklarını anlatsın bana sıra sonra gelir” dedi Arda. Bu sefer herkes İnciye yöneldi anlatmasını beklediler. İnci dudaklarını birbirine bastırdı. “Beni bir yerde bıraktı. Sonra kapının dışından konuşmalar duydum.” Beril hemen sordu. “Ne konuşuyorlardı?” İnci başını kaldırdı. “İki kişi vardı.” dedi. Karan’ın yüzündeki ifade bir anda değişti. “İki kişi mi?” İnci başını salladı. “Evet, iki kişi vardı.” Ayaz ona dikkatlice baktı. “Emin misin?” diye sordu “Eminim.” İnci’nin sesi titremeye başlamıştı. “Biri bana ne yapacaklarını söylüyordu. diğeri hiçbir şey söylemiyordu.” dedi hızlıca. Akın kaşlarını çattı “O zaman sesini nereden duydun?” dedi şaşırmışlardı. İnci başını yavaşça kaldırdı. Birkaç saniye boyunca kimseye bakmadı. “Çünkü beni götüren kişiyle konuşan kişi aynı kişi değildi.” dedi. Bu cümleyle birlikte kütüphanede ağır bir sessizlik oluştu. Herkes birbirine bakıyor, kimse ne söyleyeceğini bilemiyordu. Akın’ın yüzündeki ifade değişmişti. Burak ise biraz önce bulduğu tokayı düşündü. Arda’nın anlattıklarıyla İnci’nin söyledikleri birbirine benziyordu. İkisi de aynı sakin sesten bahsetmişti ama artık ortada başka bir gerçek vardı onları izleyen kişi sandıkları kadar yalnız olmayabilirdi. Tam o sırada hoparlör yeniden cızırdadı. Herkes aynı anda başını kaldırdı. Bu kez yabancının sesi gelmedi. Sadece birkaç saniye süren parazitin ardından hoparlörden tek bir cümle duyuldu “Arkadaşınızı geri aldınız. Hem de bir fazlanız var şimdi oyuna devam edebiliriz.” dedi, ses kesildi. Beril, İnci’nin elini daha sıkı tuttu. Kimse konuşmadı. Çünkü artık hepsinin aklında aynı soru vardı ve hiçbiri bu sorunun cevabını düşünmek bile istemiyordu. Eğer yabancı tek kişi değilse okulda başka kim vardı?
Bölüm etkileşimi
