Bölümler 23Şu an: Sekiz Yolun Ortasında
- 1 Uçurumun Kıyısında994 kelime
- 2 Sessiz kabul653 kelime
- 3 Kızıl Gözlerin Gölgesi454 kelime
- 4 Hayaletin oyunu394 kelime
- 5 Nefes Kadar Yakın737 kelime
- 6 Sekiz Yolun Ortasında642 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Kural Dışı Emir560 kelime
- 8 Sayfalar Ardında Saklanan625 kelime
- 9 Vicdanın Sınırı471 kelime
- 10 İçten çökenler493 kelime
- 11 Söylenmeyenler519 kelime
- 12 Karanlığın Teklifi793 kelime
- 13 Uyanan Kan604 kelime
- 14 Derinlerdeki Bağ674 kelime
- 15 Kuzey Kulesindeki Fırtına628 kelime
- 16 Mahzendeki Zincirler873 kelime
- 17 Keyifsiz Ziyaret763 kelime
- 18 Huzurlu bir gece961 kelime
- 19 Görünmez Düğüm519 kelime
- 20 Kırık Bağlar, Yeni Sırlar983 kelime
- 21 Yaklaşan Fırtına1.243 kelime
- 22 Karanlığın Oyunu848 kelime
- 23 Gecenin İçindeki904 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İsta, yatağın altındaki karanlıkta sessizce bekliyordu. Normal bir insan bu küçücük boşluğa sığamazdı; fakat İsta zaten insan sayılmazdı. O, karanlığın ebedî hükümdarıydı.
Ayağa kalkarak olabildiğince uzanan boşluğa baktı. Derinliğini kendisinin bile hissedemediği bu zifiri karanlık, ürkütücü bir güzelliğe sahipti.
Burada zaman akmazdı. Bu yüzden İsta sık sık dışarıyı kontrol ederdi.
Başını kaldırdı. Prens hâlâ yatağında uyuyordu. Ona göz kulak olmaktan sıkılmıştı. Onu her tehlikeden koruyamazdı. Fakat zaten amacı da buydu. Prensi komutanın suikastından kurtarmasının sebebi, ileride bu olayın işine yarayacak olmasıydı. Ve o zaman geldiğinde kimseye acımayacaktı.
İsta, içinde biriken enerjiyi hissederek şatoda ufak bir gezinti yapmaya karar verdi. Odaklandı. Etrafında dolanan ve onu sarmalayan enerjiyi hissetti. Fısıltılarla onu çağıran gölgeleri işitti. Ellerinin ucu karıncalanırken parmaklarını şıklattı. Bedeni anında karaltı boyutundan çıkıp başka bir mekânda var oldu.
İsta, ayaklarının sert bir zemine temas ettiğine emin olunca gözlerini araladı. Bakışlarıyla çevreyi kontrol etti. Pencere yoktu. Sadece duvarlara zar zor yanan birkaç lamba sabitlenmişti. Sonra fark etti ki burası mahzendi ve o, tam yol ayrımlarının ortasında duruyordu. İsta kendi etrafında tam bir tur attı.
Sekiz tane yol, durduğu noktadan birbirine bağlanıyordu. Hepsinin de ucu aynı şekildeydi. Koridorların sonu iki farklı seçeneğe açılıyordu.
İsta, ırkına ait kızıl gözlerini kullanarak seçeneklerini tekrar gözden geçirdi. Ama bir farklılık olmadı. Bu özel gözler bile ona yardım etmedi. Beklediği süre uzayınca aldığı koku midesini bulandırdı. Küf kokusuyla birleşmiş toprak kokusu… İğrenç bir ikili olmuştu.
Eliyle burnunu kapatarak yollardan birine girdi. Yürürken de etrafı incelemeye devam ediyordu.
Gözleri, yılların yorgunluğuyla eskimiş taş duvarlarda gezindi. Resmen yosunların ve yabani bitkilerin arasında kaybolacak gibiydiler. Biraz daha ilerleyip az önce gördüğü koridorun sonundaki köşeye yaklaştı. Fakat diğer kısma geçmeden mahzende garip bir erkek çığlığı duyuldu.
İsta aceleyle duvarın katı yapısını yırtarak gizli boyutuna döndü. O saklandıktan hemen sonra ise iki üst birlik askeri göründü. Ardından da o sesin sahibi kişi… Üzerinde siyah tulum vardı; yüzü morluklarla ve çiziklerle kaplıydı. Oldukça gençti. Askerlerse ona göre yaşlı sayılırdı.
Sağ kolundan tutan, duvara yakın adam uzundu. İnce zırhı omuzlarını ancak kaplarken pozu bandı onun üst birlik askeri olduğunu kanıtlıyordu. Nitekim diğer sakallı, kısa adam da onun gibi pozu bandı takıyordu.
İsta, durumun üst birlikle alakalı olmasıyla ihtiyatla izlemeye devam etti.
Askerlerden genç görünen adam kaşlarını çattı. Zemindeki balçıkla kirlenmiş oğlana öldürmek istercesine bakıyordu. Adamın isteği bu yöndeydi fakat yetkisi sınırlıydı. Onun yerine kabul edilebilir seviyede şiddet uygulayacaktı. Bacağını kaldırdı ve soğuk betona yığılmış gence sert bir tekme attı. Karşısındakinin baldırına gelen bu hamle, dehlizi uzun bir feryatla doldurdu.
İsta’nın dudakları gerildi. Onu bir adım geri itti. Şu an müdahale etmek için yeterli şey görmüştü. Üstelik adam, İsta’nın beklediği acıma tepkisini vermemişti. Adamın karanlık yüzünde vahşi bir gülümseme belirmişti.
İsta kollarını göğsünde kavuşturup homurdandı. Müdahale etme düşüncesi aklına fazlasıyla yakın gelse de planlarını mahvetme riski çok yüksekti. Bu yüzden pişman olacağını bilerek seyretmeye devam etti.
“Kutsal ışık aşkına, Alex, ona vurmayı kes.”
Bunu söyleyen kişi, aynı zamanda yere eğilmiş adamın durumuna bakıyordu.
Yerde yatan genç adam kötü durumdaydı. Göğsü hızla inip kalkıyor, iki büklüm yatıyordu.
Yaşı ilerlemiş asker anlayışlı bir ifadeyle, “Hey, sen iyi misin?” diye sordu.
Çocuk cevap vermedi. Ağzından kan sızıyordu.
Adam geri ayağa kalktı. Alex diye seslendiği adamı bakışlarıyla kınamakla kalmayıp, “Şimdi onu hasta odasına götür, sersem herif. Ve bunu yaptığını bir daha sakın görmeyeyim,” dedi.
Alex dudaklarını umursamazca büktü. “Sen nasıl istersen, şef.”
Asker, tek hamlede az önce hırpaladığı çocuğu ayağa kaldırdı. Kolundan destek vererek oğlanın yürümesini sağladı. Ardından yavaşça İsta’nın geldiği yoldan geçip gittiler.
İsta askerlerin gitmesini izledi. Gözden kaybolduklarında parmaklarını tekrar şıklattı. Karanlık onu sarıp geldiği yere döndürdü. Gizli odayı gözetlediği yatağın altındaydı.
Kafasını kaldırıp yukarıdaki yatağa baktığında prens hâlâ uykudaydı.
İsta gözlerini kıstı. Karanlık, onun içinde köpüren duyguyu hissetti. Sonsuzluğa uzanan karanlık denizde bir uğultu duyuldu. Derinlerden geliyordu bu yansıma. Ona harekete geçmesini söylüyordu. İsta ise yıkımın fısıltılarına karşın sakinliğini korumaya çalışıyordu.
Planın ikinci aşamasına bu denli yakınken vazgeçemezdi. Ama vaktini de boşa harcayamazdı.
Karar vermişti; ikinci aşamaya geçme zamanıydı.
Bölüm etkileşimi
