Bölümler 23Şu an: Kuzey Kulesindeki Fırtına
- 1 Uçurumun Kıyısında994 kelime
- 2 Sessiz kabul653 kelime
- 3 Kızıl Gözlerin Gölgesi454 kelime
- 4 Hayaletin oyunu394 kelime
- 5 Nefes Kadar Yakın737 kelime
- 6 Sekiz Yolun Ortasında642 kelime
- 7 Kural Dışı Emir560 kelime
- 8 Sayfalar Ardında Saklanan625 kelime
- 9 Vicdanın Sınırı471 kelime
- 10 İçten çökenler493 kelime
- 11 Söylenmeyenler519 kelime
- 12 Karanlığın Teklifi793 kelime
- 13 Uyanan Kan604 kelime
- 14 Derinlerdeki Bağ674 kelime
- 15 Kuzey Kulesindeki Fırtına628 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Mahzendeki Zincirler873 kelime
- 17 Keyifsiz Ziyaret763 kelime
- 18 Huzurlu bir gece961 kelime
- 19 Görünmez Düğüm519 kelime
- 20 Kırık Bağlar, Yeni Sırlar983 kelime
- 21 Yaklaşan Fırtına1.243 kelime
- 22 Karanlığın Oyunu848 kelime
- 23 Gecenin İçindeki904 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kuzey Kulesi’nin yüksek konsey odasındaki hava, dışarıdaki dağ rüzgârlarından bile daha dondurucuydu. Uzun masanın etrafına dizilmiş üst rütbelilerin homurtuları teker teker artıyor, zırhlarının şıngırtısı gerilimi somutlaştırıyordu.
O sırada masanın baş kısmında, yüksek arkalıklı koltuğunda oturan Prens Leshak derin düşüncelere dalmıştı. Brükles'in ondan habersiz nasıl böyle bir işe kalkıştığına inanamıyorken bir de bunu açıklaması gereken bir topluluk vardı. Kendisinin dahi hazmedemediği bu olayı onlara nasıl açıklayacaktı ki?
Prens gözlerini kısa bir anlığına açıp kapadı. Zihnini susturdu ve her stres olduğunda kaşınan kolunu umursamadı. Bugün burada otoritesini kanıtlamalı, düştüğü yerden kalkmalıydı. Duruşunu düzelterek yüksek sesle konuştu:
"Evet kumandanlar, dinliyorum."
Prensin sözlerinin ardından homurtular kesildi. Sözler sustu fakat bakışlar, hayır... Adamlar göz ucuyla birbirlerini tartıyor, başlayacak kimseyi seçmeye çalışıyorlardı. Lakin gönüllü olmak isteyen yoktu. Gerilmiş çenelerin, çatılmış kaşların karşılığını vermiyorlardı.
Sessizlik uzayıp giderken aralarından bir asker sonunda konuya girdi:
"Efendim, bizden ne duymak istiyorsunuz? Olay belli. Sizin sağ kolunuz olacak mahlukat, Komutan İlam'ı ağır yaraladı."
Kumandanın sözlerinin ardından masadaki askerler onu onayladılar, destek çıktılar:
"Evet efendim, o yaratık ölmeyi hak ediyor!"
"İdam edilmeli, pis şey!"
Leshak diğer sözleri duymamazlıktan geldi. Söze giren kumandana dikilen gözleri ise onun gençliğinden kaynaklanan cesaretini fark etmişti. Genç adamın yüzünde ne bir alın çizgisi ne de bir yara vardı; yalnızca prense karşılık veren kötücül bakışları...
Prens derin bir iç çekti. Buz gibi bir sesle,
"Benim askerim hakkında ağzınızdan tek bir kötü kelime dahi duyarsam başınıza geleceklere karışmam. Diğer konuya gelirsek, o bir hataydı," dedi.
Üst rütbeliler bu lafları kale almadılar. Sesleri iyice yükseldi, şikâyetlerini daha da açık dile getirir oldular. En sonunda prens, ellerini masaya vurup hepsini susturdu. Göğsü hızla inip kalkarken bağırdı:
"Siz kendinizi ne zannediyorsunuz da benim iznim olmadan konuşuyorsunuz? Burada hükmü sadece ben veririm! Onun cezasını da yalnızca ben belirlerim. Haddinizi bilin!"
Üst rütbeliler sustular fakat mutlu değillerdi. Kimi elini masanın altında yumruk yapıp sıkıyor, kimi dişlerini gıcırdatıyor, kimi de gözlerini deviriyordu. Prens Leshak ise iyiden iyiye kızarmış, koltuğuna yaslanarak kumandanları süzüyordu.
Çoğunu tanıyordu. Sağ tarafta ona yakın oturan kişi Ragnar'dı. Onu ilk defa küçükken oyun oynadığı zaman babasıyla konuşurken görmüştü. Koca cüsseli, uzun ve kraliyet nişanı taşıyan önemli biriydi.
Ragnar'ın karşısında sessizce etrafı izleyen de Alex'ti. Brükles'le projede ortak çalışıyorlardı. Prens ona baktığında Brükles'i görüyordu. Aynı onun gibi beyaz tenli ve gri gözlüydü. Tabii onun gibi bir Agrona olması imkânsızdı fakat fiziksel olarak Brükles'i andırıyordu.
Onların da ilerisinde, birlikteki tek kadınlar olan ikiz kardeşler Lena ile Anya duruyordu. Her iki kadının da parlak sarı saçları, solgun ama kararlı yüzleri ve ölümcül güçleri vardı. Prens, zamanında onların Altın Karma'da olduklarını biliyordu fakat neden atıldıklarını bilmiyordu. Yine de hâlâ o zamanki korkutuculukları yerindeydi.
İkizlerden sonrası ise çok da önem arz etmiyordu. Ya komutanın birliğindendiler ya da ona yakın kimselerdi. Prensin keskin gözlerini üzerlerinde hisseden askerler ise kıpırdamadan adamın devam etmesini arzuluyorlardı. Leshak da onları kısaca göz gezdiriyor, ölçüyordu.
Leshak konuşmak için ağzını araladığında köşede perdenin hafifçe titrediğini gördü. Hafifçe sallanıyordu. Aklına başka düşünceler gelse de imkân vermedi. Dikkatini asıl işine yöneltti; askerlere kibar ama mesafeli yaklaşacaktı.
"Işık Krallığı'nın seçilmiş askerleri, yaşadığımız talihsiz olaydan huzursuz olduğunuzun farkındayım, o yüzden alttan alacağım. Lakin şunu bilmenizi isterim; ben kimseyi kayırmam. Başkentli bir şövalye olsa da iğrenç bir Agrona olsa da..."
Üst rütbeli askerlerin bazıları onu onayladı, bazıları dudak büktü ya da ikizler gibi tepki vermedi. Prens sandalyesini arkaya doğru iterek ayağa kalktı. Elleriyle geniş, tahta kapıyı işaret etti. Sonra da sakin bir tonda,
"Buyurun," dedi.
Toplantının bitmesiyle askerler yavaş yavaş yerlerini terk ederek dışarı çıktılar. Leshak da hepsinin çıkışını sabırla seyretti. Ardından, Mukan Sıradağları'nın manzarasına bakan tarafa yapılmış pencerelerin yanına geldi. Yerlere kadar uzanan kadife perdeleri çekiştirip arkalarını kontrol etti. Kimse yoktu. Dudakları aşağı doğru bükülürken masaya döndü, onun da altına baktı.
Ama sonuç değişmedi; buraya kimse gelmemişti. Sonunda pes edip odadan ayrıldı. Prens koridorda yürümeye başlarken, İsta da habersizce ona esrarengiz bir gölge gibi eşlik ediyordu.
Bölüm etkileşimi
