Karanlığın varisleri 1 [Düzenleniyor] kitap kapağı

20. bölüm / 23

Kırık Bağlar, Yeni Sırlar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Kırık Bağlar, Yeni Sırlar

Arden malzeme çantasını çapraz şekilde omzuna taktı ve kapıda bekleyen Mihat’ı süzdü. Suratı beş karış, bakışları huzursuzdu. Gömleğin ipleri bağlanmamış, ayakkabılarını ters giymişti; saçları ise bir koyun yününü andıracak kadar kirli ve karışıktı. Bir askerden çok, geceden kalmış bir ayyaşa benziyordu.

Doktor onun neden bu halde olduğunu merak ederek kapının eşiğine, alt birlik askerinin yanına yaklaştı. “Galiba seni çağırmasam daha iyi olurdu. Kendini bile zor taşıyormuş gibi duruyorsun.”

Mihat eğik başını kaldırdı. Dün olduğu gibi yine koyulaşmış gözaltlarıyla, kurumuş dudaklarla ve yanaklarında çiziklerle gelmişti. “Farklı birini tercih edebilirsin, pek umurumda değil.”
Arden’in kaşları hafifçe yukarı kalktı. “Anlaşılan dünkü sorunumuz devam ediyor.”

Genç asker kadının sözlerine karşılık vermeden, ayağının ucundaki, üst üste duran iki tahta kutuyu aldı. Sandıktan birazcık daha küçük bu taşıyıcıların içinde, üst kademenin her dönem yenilediği birtakım aşılar ve özel niteliğe sahip kişiler için hazırlanmış ilaçlar vardı.

Mihat, taşıdığı eşyaların önemini tahmin edebiliyordu ama yine de cam şıkırtılarını duymazlıktan geldi. Zaten o kötü tartışmadan sonra kimsenin azarlarını çekmek istemiyordu. Hem tüm davranışlarına takan Arden bile onu uyarmamıştı. Gerçi geçen gün laubali davrandığını söyleyen şeften sert bir tokat yemişti. Yanağındaki kırmızı, çirkin çizikler, o yaşlı ve hoyrat herifin eseriydi. Ne zaman biraz dalgın olsa fırsatı kaçırmazdı. Herkesin ortasında canavar hırıltısına benzeyen sesiyle ona karşı gürler ve onu cezaya bırakmayı ihmal etmezdi.

Genç adam bir anlığına duraksadı. Van’a söylediği yalanlar aklına gelmişti. Aslında yalan söylemeyi de pek becerememişti. Arkadaşı onun hakkındaki tüm gerçekleri tek bir gecede öğrenmişti. Ve üç gündür onu ne görebilmiş ne de ondan özür dileyebilmişti. Üstelik Arden’e, Van’ın gerçekleri öğrendiğini açıklaması, tedbir almaları gerektiğini anlatması ve İsta’ya durumu izah etmesi gerekiyordu.

Mihat ansızın terlemeye, sıcaklamaya başladığını hissetti. Derin bir nefes almaya çalışırken istemsizce kutunun demir birleşim yerlerini sıktı ve cam şişeler titredi. Şıngırtının tiz sesi koridorda yayılırken doktor usulca Mihat’ın yanına sokuldu. Fısıltıyla, “Karın ağrının sebebini söyleyecek misin? Çünkü bir şeyler sakladığın epey belli oluyor,” dedi.

Oğlan aniden başını yana çevirip bakışlarını doktorun ormanı andıran keskin, yeşil gözlerine dikti. Oldukça güzel duruyor olsalar da arkalarındaki şüpheyi ve endişeyi saklamıyorlardı. Mihat, doktorun ondaki farklılığı sezdiğine artık emin olmuştu. “Burada konuşabileceğimiz bir konu değil… Aslına bakarsan sadece sana anlatacağım bir şey de değil. Onun da bilmesi lazım.”

Doktor karşısındaki lafını bitirdiğinde kaşlarını çattı. İsta’nın da bilmesi gereken şey ne olabilir? Yoksa onunla mı alakalı...
“Ne kadar önemli?”
Mihat bu sorunun ardından garip bir şekilde güldü. Sonra aşağı inen merdivenlere yöneldi. “Pek bir değeri yok, halledilemeyecek bir durum değil. Sonuçta… o Karanlığın Hayaleti.”

Doktor yüzünü buruşturarak bir süre öylece dikildi. Zihni ihtimalleri tartıp duruyordu. Fakat bu işi daha fazla sürdüremezdi. Bugün üst kademelerin aşılama işlemini bitirmesi gerekiyordu.

Kadın derin bir iç çekip takır tukur aşağı inen adamın peşine takıldı. Birlikte alt kata indikleri sırada Prens Leshak ile karşılaştılar. Prens yanında iki zırhlı şövalyeyle geziyordu. Ayrıca kendisi de eski abartılı giyinişinden uzaklaşmıştı. Altın işlemeli kırmızı kürkü yoktu. Onun yerine siyah deriden bir takım giyiyordu. Kemerinde altın kılıflı bir hançer ve eklenti cep bulunuyordu. Asker postalları ise kalın, özel bir deriden yapılmıştı.

Arden prensi incelemeyi bitirdiğinde onunla göz göze geldi. Onun Brükles’ten sonra ne denli çok değiştiğini rahatça fark ediyordu. Bakışları oldukça ciddiydi. Üstten bakmıyor, karşısındakini tartıyordu. Sakince gülümsediğindeyse kadın az kalsın ondan etkileniyordu.

Doktor gözlerini kaçırarak düşüncelerinden sıyrıldı. O sırada prens nispet yaparcasına nazikliğine devam ediyordu. Yumuşak bir tonda, “Doktor Arden, sizi görmek ne güzel. Uzun zamandır görüşmüyorduk,” dedi.
Kadın yüzünü tekrar prense çevirdi. Tebessüm ederek konuştu: “Gerçekten aradan oldukça fazla zaman geçti prensim. İşlerinizin yoğunluğundan size rahatsızlık vermek istemedim. Zaten siz de ziyaretime gelmeyi tercih etmediniz.”
Leshak başını sallayarak onayladı. Ardından parmak ucuyla tahta kutuları gösterdi. “Onlar ne için?”
Doktor bir anlığına kutulara ve bacakları hafiften titreyen Mihat’a baktı. “Her zamanki ilaç dönemi ve sağlık kontrolü.”

Prens doktorun açıklamasına dudak büktü. “Tabii, mevsim geçişlerinde hep olan uygulamalar ama bu işin iki gün önce bitmesi gerekiyordu. En azından bana sunulan rapor öyleydi.”
Arden direkt cevap vermeye niyetlenerek ağzını açtı ki prens sözlerine ekleme yaptı: “Gerçi iki günlük bir sapmadan bir şey olmaz. Sizin gibi bir doktor işinin ehlidir. Bize karışmak düşmez.”
Doktor sözleri kabul edip yalandan mutlu görünmeye çalıştı. Ne demezsin ya!Kaç defa hazine yetmezliğinden ret yedim. Şimdi de gelmiş geç kaldığımı söylüyor.
“Kesinlikle, bu işlerin aceleye getirilmesi kötü sonuçlar doğurabiliyor.”
Leshak belli belirsiz kafasını hareket ettirdi. “O zaman sizi işinizden alıkoymayayım. Ne de olsa daha çok zamanımız var, yolumuz uzun.”

Arden susarak ona yanıt vermezken prens yukarı kat merdivenlerinde gözden kayboldu. O gider gitmez de Mihat tuttuğu nefesini verdi. Yüzü ve kolları kıpkırmızı kesilmişti. Kısık bir sesle, “Biraz daha oyalanırsan gerçekten işin erken bitecek. Çünkü ben bu lanet kasaları düşürmek üzereyim,” dedi.

Arden ileri doğru atılarak kutulardan birini kendine alıp Mihat’ın yükünü hafifletti. Ama yük beklediğinden ağırdı. Kasa elinden kayıyordu. Doktor kaşlarını çattı. Dişlerini sıkarken inatla kutuyu sıkıca kavradı. Sonra gözleriyle Mihat’a merdivenleri işaret etti.

Mihat ağır kasaların birinden kurtulunca rahat bir nefes aldı ve aşağı inmeye başlayan doktorun arkasından onu takip etti. Birlikte giriş katına indiler, uzun koridorlarda yürüyüp şatonun sağ kanadındaki iç salonlardan birine ilerlediler. Gidecek yolları kalmadığında doktor elindeki kutuyu kapının önüne, yere bıraktı. Mihat da diğer kutuyu onun üstüne koyarak belini ovuşturdu. Sırtında karıncalanmayı, dalgalanan ağrıyı hissediyordu. Yüzünü buruşturarak beklentiyle Arden’e baktı.

Doktor Mihat’ı dikkate almayıp çantasını karıştırdı. Beyaz eldivenleri bulup çıkardığında iki çiftten birini Mihat’a fırlattı. “Bugün birazcık fazla yorulacaksın ama değecek.”
Alt birlik askeri eldivenleri yakaladı. Yine de ifadesi sorgulayıcıydı. “Neye değecek?”
Arden heyecanla sırıttı. “Seninle ilk defa gerçekten sohbet ettiğimiz zamanı hatırlıyor musun? Bana büyücüler hakkında bir sürü şey sormuştun. Şimdi sana nasıl olduklarını gösterebilirim.”

Mihat bir anda tüm yorgunluğunu unuttu. Büyü onun hayatta hep sahip olmak istediği bir güçtü. Küçükken yetimhanede hayaller kurarlar, o küçük bahçede oyunlar oynarlardı. O da hep ateşe hükmeden bir elemantel göçebe olurdu. Çünkü rahibe ananın dediğine göre annesi bir ateş göçebesiydi. Mihat da ona inanıp hep mutlu olurdu. Belki de seçilmiş bir soya sahip olmak hoşuna gidiyordu. Sesindeki heyecanı saklamadan, “Nereden başlıyoruz?” dedi.

Arden gülümseyerek tahta kapının kulpunu tutup sertçe çekti. Kapı gümbürtüyle açılırken kadın konuştu: “O zaman önden buyur.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

50okunma 27beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…