Bölümler 23Şu an: Görünmez Düğüm
- 1 Uçurumun Kıyısında994 kelime
- 2 Sessiz kabul653 kelime
- 3 Kızıl Gözlerin Gölgesi454 kelime
- 4 Hayaletin oyunu394 kelime
- 5 Nefes Kadar Yakın737 kelime
- 6 Sekiz Yolun Ortasında642 kelime
- 7 Kural Dışı Emir560 kelime
- 8 Sayfalar Ardında Saklanan625 kelime
- 9 Vicdanın Sınırı471 kelime
- 10 İçten çökenler493 kelime
- 11 Söylenmeyenler519 kelime
- 12 Karanlığın Teklifi793 kelime
- 13 Uyanan Kan604 kelime
- 14 Derinlerdeki Bağ674 kelime
- 15 Kuzey Kulesindeki Fırtına628 kelime
- 16 Mahzendeki Zincirler873 kelime
- 17 Keyifsiz Ziyaret763 kelime
- 18 Huzurlu bir gece961 kelime
- 19 Görünmez Düğüm519 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Kırık Bağlar, Yeni Sırlar983 kelime
- 21 Yaklaşan Fırtına1.243 kelime
- 22 Karanlığın Oyunu848 kelime
- 23 Gecenin İçindeki904 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mihat koridora çıkarak kapıyı ardından yavaşça kapattı. Gecenin bir yarısında kimseyi uyandırmak istemezdi. Onun da ötesinde, doktorla görünmesinin ne gibi dedikodulara sebep olacağını tahmin edebiliyordu. Kesinlikle iyi sonuçlanmazdı. İnsanlar onların…
Genç adam başını sertçe iki yana salladı. Neler düşünüyordu. Yine de kendini gülümsemekten alıkoyamadı. Basamaklardan inerken resmen sırıtıyordu. Ayakları sert zemine bastığında yatakhane kapısında birini gördü. Tüm o garip hevesi bir anda kaçtı. Van sırtını kapıya dayamış, kollarını göğsünde kavuşturmuş, sinirden parıldayan gözlerle ona bakıyordu.
Mihat yutkunarak yaklaştı. Kapının önüne geldiğinde Van direkt söze girdi. “Neredeydin?” Mihat bir süre sustu. Arkadaşının ses tonu normal değildi. Üstelik hiç olmadığı kadar gözleri kızarmış, göz altlarını mor halkalar kaplamıştı. Onu yatıştırmak için sakince, “Depoya mal taşıyordum.” dedi.
Büyü mühendisi dudaklarını yalayarak başını yana çevirdi. Derin bir nefes çektikten sonra yüzünü tekrar karşısındakine döndü. Bakışları daha da sertleşmişti. “Herkes uyurken, neden sen iş yapmaya devam ediyorsun ki?”
Mihat dudaklarına bastırdı. İçinden bir şey olmuş. Çok garip davranıyor, diye düşündü. Fakat sebebi aramadan önce uydurduğu bir yalanı söyledi. “Beni bilirsin, hızlı sinirlenirim. Serserinin biri laf attı. Kavga ettik. Cezaya kaldık.” Van titreyen dudaklarla kafasını aşağı yukarı hareket ettirdi. İçinden, senin sinirin saman alevi gibidir. Kimseyle kavga edecek kadar kin tutmazsın, dedi. Sonra kollarını iki yana bıraktı. “Peki, neden yukarıdan geliyordun? Bildiğim kadarıyla depolar şatonun altında.”
Alt Birlik askeri eliyle ensesini kaşıdı. “Biraz fazla yoruldum herhâlde, başım ağrıyordu. İlaç almak için hasta odasına gittim. Şansım yaver gitti ve doktordan birkaç ağrı kesici aldım.” Van yalanları dinledi ve güldü. “Mihat, alt birlik askerlerine ağrı kesici verilmez. Bize sadece biraz haşhaş sütü verirler, o da gerçek bir ağrıyı kesecek kadar olmaz. Ayrıca buraya gelirken sırıtıyordun, canın yanmıyordu.”
Genç asker sustu. Zihninde bir savunma arıyordu. Her söylediğime bir kulp buldu. Ama asıl mesele bu değil. Ona bir şey olmuş. Mithat’ın ağzı aralandı. Bakışları arkadaşının gözleriyle buluştuğunda midesi büküldü. Gözleri, diye düşündü. İşte o zaman Van’ın hasta odasına geldiğini anladı.
Nefesi kesilirken fısıltıyla sordu. “Sen bizi-”
Van araya girdi. Kan çanağına dönmüş gözlerinden birkaç damla yaş dökülüyordu. Zorlanarak konuştu. “Arkadaş değil… kardeş olduğumuzu sanıyordum.”
Mihat yutkundu. Söylediği yalanlar boğazını sıkıyor, sakladığı gerçekler genzini yakıyordu. Ağzını kapalı açmaya çalışsa da ne diyeceğine emin olamıyordu. Öne doğru bir adım atıp açıklama yapacaktı ki arkadaşı hemen yana çekildi.
“Bugün biraz daha yalan duymak istemiyorum. Yalnızca tek bir şey var. O da artık seninle benim yetimhanedeki o masum çocuklar olmadığımız.”
Mihat yüzünü buruşturup arkadaşının yanına sokuldu. Onu omuzlarından yakaladı. “Öyle bir şey yok, Van. Biz hâlâ onlardanız. Bu değişmedi. Ve değişmeyecek.” Van başını eğdi. Hıçkırıklar eşliğinde ağlarken, “Değiliz.” dedi. “Biz sadece aptalız. Birilerinin işlerini yapmakla görevli birer aptal.”
Mihat dişlerini gıcırdattı. İçinde bilmediği bir öfkenin ateşi yanıyordu. Onlar yalnızca tek bir şeyi koruyordu: lanet hayatlarında onlara verilen yegâne umudu, canlarını. Göğsü sıkışırken tutuşunu iyice sıkılaştırarak Van’ı sarstı. “Bana bak lan!” Arkadaşı ıslanmış yüzünü yavaşça kaldırdı. Kıpkırmızı kesilmişti.
Mihat onun perişan hâlini izleyerek duraksadı. Sonra kısık bir tonda kelimeleri ağzından çıkardı. “Van… o çocuk olmana gerek yok. Sen benim için hep aynısın. Kardeşimsin.” Yorgun mühendis baştan aşağı titredi. Gözlerini bir anlığına kapayıp sakinleşti. Tekrar ona baktığında derinlerinde can çekişen ruhu görünüyordu. Geriye çekilip arkadaşından uzaklaştı ve hantalca ilerleyerek odaya girdi. Gece burada son bulmuştu.
Bölüm etkileşimi
