13. bölüm / 17
KANLI DOLUNAY II: MÜHÜRLÜ TAHTMalakor’un Tahtı ve Son Mühür
Bölümler 17Şu an: Malakor’un Tahtı ve Son Mühür
- 1 DİKKAT10 kelime
- 2 Yabancı Sancaklar ve Sisli Yollar286 kelime
- 3 Gümüş Mermiler ve İlk Saldırı392 kelime
- 4 Surlardan İnen Fırtına384 kelime
- 5 Savaş Konseyi ve Kara Harita341 kelime
- 6 Gümüş Kalede Ay Tutulması391 kelime
- 7 Kalbin Merkezinde287 kelime
- 8 Zehirli Deneyler ve Küller379 kelime
- 9 Küllerin Arasından Yükselen Fısıltılar454 kelime
- 10 Gümüş Uyanış ve Mahzendeki Sır574 kelime
- 11 Fırtına Adasına Yolculuk534 kelime
- 12 Fırtına Adasında Karaya Çıkış ve Kadim Kapı548 kelime
- 13 Malakor’un Tahtı ve Son Mühür603 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Barışın Kırılgan Gölgesi442 kelime
- 15 Güneşin Elçileri ve Altın Mühür505 kelime
- 16 Güneşin Gölgesinde Toplanan Ordular501 kelime
- 17 Yeni bölüm hakkında20 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gümüş Mühür Kapısı’nın gürültüyle açılmasıyla içeri süzülen duman, kalenin içindeki devasa taht salonuna yayıldı. Salonun mimarisi insan aklının sınırlarını zorlayacak kadar görkemli ve ürkütücüydü. Yüksek tavanları ayakta tutan devasa sütunlar, baştan aşağı donmuş cıva damarları ve kurutulmuş kurt kemikleriyle kaplıydı.
Salonun tam ortasında, yüksek bir taş kaidenin üzerinde yükselen, üzeri antik zincirlerle ve gümüş mühürlerle sarılı devasa bir tabut duruyordu.
Tabutun etrafındaki rünler, kan kırmızısı ve cıva rengi bir ışıkla dönerek parıldıyordu. Ay tutulması dışarıda tam tepe noktasına ulaşmış, kızıl ışık şatonun kubbesindeki devasa cam yarıktan doğrudan tabutun üzerine süzülüyordu.
Luna ve Adrian, ellerinde kılıçlarıyla salonun ortasına doğru adımladılar. Arkalarındaki elli seçkin Alfa savaşçısı ve Sera, salonun çevresini sararak olası bir pusuya karşı tetikte beklemeye başladı.
Tam o sırada, tabutun üzerindeki devasa zincirler büyük bir gürültüyle patlayarak yere döküldü.
Çat... Çat... Çat...
Tabutun ağır kapağı kendiliğinden yana doğru kaydı. İçinden yükselen yoğun gümüşi buharın arasından bir siluet ayağa kalktı. Sekiz yüz yıllık uykusundan uyanan Lord Malakor, üzerindeki asırlık zırhı ve tamamen cıva renginde parıldayan gözleriyle gözlerini doğrudan Luna’ya dikti.
"Sekiz yüz yıl..." dedi Malakor. Sesi, sanki doğrudan zihinlerin içinde çınlayan, buz gibi ve yok edici bir frekansa sahipti. "Beni bu taşın altına gömen ilk Kraliçe’nin kanı... Nihayet ayağıma kadar geldi."
Malakor, tabutundan dışarı yavaş bir adımla çıktı. Bastığı taş zemin anında gümüşi bir buz tabakasıyla kaplandı.
"Senin devrin sekiz yüz yıl önce bitti Malakor," dedi Luna. Sesi salonun devasa sütunlarında yankılanırken, kehribar gözlerindeki gümüşi halka devasa bir aleve dönüştü. "Ordo Argenteum’u ve klanları arkadan yönettiğin o karanlık oyun buraya kadar."
Malakor soğuk bir kahkaha attı. "Oyun mu? Ben klanları yönetmedim balerin. Ben o zayıf kurt soyunu temizlemek için bu gümüşü yarattım! Clara o ritüelde öldü çünkü bedenindeki kan zayıftı. Ama sen... Sen benim bu dünyaya bıraktığım en mükemmel eserimsin."
Adrian bir an bile tereddüt etmeden öne atıldı. Kılıcını devasa bir hızla Malakor’un boğazına doğru savurdu. Ancak Malakor, bir insanın göremeyeceği kadar hızlı bir refleksle Adrian’ın hamlesini sadece parmaklarının ucuyla yakaladı ve Adrian’ı salonun diğer tarafındaki taş sütuna doğru sertçe savurdu.
Adrian büyük bir gürültüyle sütuna çarparak yere kapaklandı.
"Adrian!" diye bağırdı Luna.
Malakor, elinde beliren gümüşi kılıçla doğrudan Luna’ya doğru fırladı. İki liderin kılıçları salonun ortasında devasa bir kıvılcım patlamasıyla birbirine çarptı.
Bu sadece iki savaşçının çarpışması değil, sekiz yüz yıllık kehanetin son perdesiydi. Luna, balerin geçmişinden gelen imkânsız esnekliği ve kraliçe kanının getirdiği insanüstü güçle Malakor’un kılıç darbelerini savuşturuyor, her dönüşünde kılıcını bir rün ateşiyle Malakor’un zırhına indiriyordu.
"Bana boyun eğeceksin Kraliçe!" diye gürledi Malakor, kılıcını Luna’nın göğsüne doğru bastırarak.
Luna, Malakor’un gözlerinin içine baktı. Dudaklarında Clara’nın hafızasından ve kendi sarsılmaz iradesinden doğan o zehirli zafer tebessümü belirdi.
"Ben kimseye boyun eğmem Malakor," dedi Luna, sesi tüm salonda çınlarken. "Ben bu tahtı kanımla kazandım!"
Luna, serbest kalan sol elini doğrudan Malakor’un zırhının ortasındaki gümüş çekirdeğe sapladı. Clara’nın günlüğünden öğrendiği ve kendi Alfa kanıyla birleştirdiği Son Mühür Rünü’nü serbest bıraktı.
Malakor’un bedeninden devasa bir gümüşi ve kızıl ışık fışkırdı. Kadim varlık acı dolu bir çığlık atarak geriye doğru çekilmeye başladı; zırhı ve bedeni Luna’nın rünü karşısında eriyordu.
Adrian ayağa kalkıp son gücüyle kılıcını Malakor’un sırtına sapladı. İki liderin birleşen gücü, Malakor’u yeniden açılan gümüş tabutun içine doğru devirdi.
Luna, kılıcını havaya kaldırıp doğrudan tabutun kapağına indirdi. Tabut devasa bir patlamayla sonsuza dek mühürlendi ve üzerindeki gümüş rünler tamamen kırılarak yok oldu.
Salonda buz gibi bir sessizlik hakim oldu.
Ay tutulması sona eriyor, gökyüzündeki kızıllık yerini şafağın ilk gümüşi ışıklarına bırakıyordu.
Adrian, soluk soluğa Luna’nın yanına geldi ve elini onun beline koydu. "Bitti..." dedi Adrian. "İmparatorluk artık güvende."
Luna, başındaki gümüş ve yakut tacı düzelterek Adrian’ın gözlerinin içine baktı.
"Savaş bitti Adrian," dedi Kraliçe Luna, dudaklarında zafer dolu bir tebessümle. "Şimdi bizim krallığımız başlıyor."
Bölüm etkileşimi
