10. bölüm / 17
KANLI DOLUNAY II: MÜHÜRLÜ TAHTFırtına Adasına Yolculuk
Bölümler 17Şu an: Fırtına Adasına Yolculuk
- 1 DİKKAT10 kelime
- 2 Yabancı Sancaklar ve Sisli Yollar286 kelime
- 3 Gümüş Mermiler ve İlk Saldırı392 kelime
- 4 Surlardan İnen Fırtına384 kelime
- 5 Savaş Konseyi ve Kara Harita341 kelime
- 6 Gümüş Kalede Ay Tutulması391 kelime
- 7 Kalbin Merkezinde287 kelime
- 8 Zehirli Deneyler ve Küller379 kelime
- 9 Küllerin Arasından Yükselen Fısıltılar454 kelime
- 10 Gümüş Uyanış ve Mahzendeki Sır574 kelime
- 11 Fırtına Adasına Yolculuk534 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Fırtına Adasında Karaya Çıkış ve Kadim Kapı548 kelime
- 13 Malakor’un Tahtı ve Son Mühür603 kelime
- 14 Barışın Kırılgan Gölgesi442 kelime
- 15 Güneşin Elçileri ve Altın Mühür505 kelime
- 16 Güneşin Gölgesinde Toplanan Ordular501 kelime
- 17 Yeni bölüm hakkında20 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sisli Vadi Malikânesi’nin limanından demir alan siyah zırhlı üç büyük gemi, dondurucu ve zifiri karanlık okyanus sularını yararak ilerliyordu. Gökyüzündeki dolunay, kalın ve siyah bulutların arkasında adeta lekelenmiş bir kan damlası gibi cılız bir ışık saçıyordu. Denizden yükselen devasa dalgalar güverteyi döverken, rüzgarın uğultusu adeta klanın geçmişindeki tüm ölenlerin fısıltılarını taşıyordu.
Luna, ana geminin en yüksek güvertesinde, rüzgara karşı dimdik duruyordu. Üzerinde hafif, hareket kabiliyetini kısıtlamayan ama antik rünlerle güçlendirilmiş siyah ve gümüş deri zırhı vardı. Başındaki gümüş ve yakut taç, denizden yükselen soğuk sprey damlacıklarının arasında kızıl bir kor gibi parıldıyordu. Kehribar gözleri, ufk çizgisindeki o karanlık, sisli karartıya kilitlenmişti: Leth-Corvin (Fırtına Adası).
Adrian, elinde koyu kırmızı şarap dolu gümüş bir kadehle yavaşça Luna’nın yanına adımladı. Omuzlarına attığı ağır kürk palto rüzgarda savrulurken, gözlerindeki altın sarısı halka fırtınanın karanlığında bir meşale gibi parıldıyordu.
"Savaşçılar alt güvertede hazır Luna," dedi Adrian, sesi dalgaların gürültüsünü aşarak Luna’nın kulağına ulaştı. "Elli seçkin Alfa kurt ve Sera’nın hazırladığı yirmi rün şifacısı... Hepsi senin tek bir emrini bekliyor. Ancak okyanusun ortasındaki bu ada, haritalarda bile yer almayan lanetli bir toprak parçası. Malakor’un mühürleri denizi bile zehirlemiş."
Luna kadehi almadan, parmaklarını güvertenin buz tutmuş ahşap tırabzanına geçirdi. Cildinin altından süzülen gümüşi damarlar, ahşaptaki buzu anında eritti.
"Biliyorum Adrian," dedi Luna, sesi fırtınanın tam ortasında şaşırtıcı bir dinginlik ve ezici bir güç taşıyordu. "Malakor sekiz yüz yıldır o adadaki gümüş tabutta uykudaydı. Ordo Argenteum ve Doğu klanları onu sadece bir efsane sandılar. Oysa o, bu dünyadaki tüm kurt kanını yok edip kendi gümüş ırkını kurmak isteyen asıl felaket. Clara’nın bale akademisindeki o ölümcül dansı, onun uyanışının ilk kıvılcımıydı. Ve o kıvılcım şimdi devasa bir yangına dönüştü."
O sırada, geminin ön tarafından devasa bir gürleme ve su patlaması yükseldi. Siyah suların içinden, gümüş rünlerle kaplanmış devasa deniz avcıları ve Ordo Argenteum’a ait zırhlı insansız deniz araçları fırladı. Geminin güvertesine ilk saldırı fırtınayla birlikte gelmişti.
"Saldırı altındayız!" diye bağırdı Sera, alt güverteden yukarı tırmanarak. "Gümüş dalgaları geminin omurgasını eritiyor!"
Adrian kılıcını kınından bir şimşek hızıyla çekti. "Sürü! Güverteyi koruyun!"
Klanın Alfa savaşçıları, devasa kurt formlarına bürünerek güverteye tırmanan zırhlı avcıların üzerine atıldı. Çelik sesleri, kemik çatırtıları ve vahşi ulumalar fırtınalı denizin üzerinde yankılanmaya başladı.
Luna ise kılıcını bile çekmedi. Güvertenin en yüksek noktasına, ana direğin önüne doğru bir adım attı. Bedenindeki Clara’dan kalan antik rün gücünü ve kendi Alfa kanını aynı anda serbest bıraktı. Başındaki taçtan yayılan devasa kan kırmızısı ve gümüş renkli bir şok dalgası, geminin etrafındaki tüm suları ikiye yardı!
Gemiyi kuşatan gümüş kaplı yaratıklar ve avcı araçları, Luna’nın yaydığı bu ezici aura karşısında anında patlayarak okyanusun karanlık sularına gömüldü. Geminin ahşap omurgasındaki erime durdu ve rünler yeniden mavi renkte parıldadı.
Adrian, yanındaki son avcıyı da kılıcıyla yere serdikten sonra kanlı kılıcını indirip Luna’ya hayranlıkla baktı.
"Kalenin kapılarını yıktın, denizleri yardın Kraliçem," dedi Adrian, soluk soluğa Luna’ya yaklaşarak. "İşte Fırtına Adası."
Sis perdesi tamamen aralandığında, karşılarında devasa, sivri kayalıkların üzerine inşa edilmiş, simsiyah taştan yapılmış devasa bir şato belirdi. Şatodan gökyüzüne doğru uzanan gümüşi bir ışık huzmesi, dolunayı tam ortasından yarıyordu. Lord Malakor’un mühürlü tabutu açılmak üzereydi.
Luna, kılıcını kınından çıkardı. Kehribar gözlerindeki gümüşi halka alev alev yanarken, adaya doğru bir adım attı:
"Karaya çıkıyoruz Adrian. Sekiz yüz yıllık bu kehaneti ve Malakor’u o tabuta bir daha çıkamayacak şekilde gömeceğiz."
Bölüm etkileşimi
