3. bölüm / 17
KANLI DOLUNAY II: MÜHÜRLÜ TAHTGümüş Mermiler ve İlk Saldırı
Bölümler 17Şu an: Gümüş Mermiler ve İlk Saldırı
- 1 DİKKAT10 kelime
- 2 Yabancı Sancaklar ve Sisli Yollar286 kelime
- 3 Gümüş Mermiler ve İlk Saldırı392 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Surlardan İnen Fırtına384 kelime
- 5 Savaş Konseyi ve Kara Harita341 kelime
- 6 Gümüş Kalede Ay Tutulması391 kelime
- 7 Kalbin Merkezinde287 kelime
- 8 Zehirli Deneyler ve Küller379 kelime
- 9 Küllerin Arasından Yükselen Fısıltılar454 kelime
- 10 Gümüş Uyanış ve Mahzendeki Sır574 kelime
- 11 Fırtına Adasına Yolculuk534 kelime
- 12 Fırtına Adasında Karaya Çıkış ve Kadim Kapı548 kelime
- 13 Malakor’un Tahtı ve Son Mühür603 kelime
- 14 Barışın Kırılgan Gölgesi442 kelime
- 15 Güneşin Elçileri ve Altın Mühür505 kelime
- 16 Güneşin Gölgesinde Toplanan Ordular501 kelime
- 17 Yeni bölüm hakkında20 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Vadiyi saran sis, her zamankinden daha ağır ve keskin bir kükürt kokusu taşıyordu. Sisli Vadi Malikânesi’nin güney surlarında nöbet tutan muhafızlar, ormanın derinliklerinden gelen ritmik mekanik sesleri ve çalıların çatırtısını duyduklarında saat gece yarısını çoktan geçmişti.
Luna ve Adrian, haber gelir gelmez malikânenin yüksek kulesindeki ana gözetleme terasına çıktılar. Luna’nın üzerindeki zümrüt yeşili elbisenin kumaşı rüzgarda savrulurken, kehribar gözlerindeki o gümüşi halka karanlıkta alev alev yanıyordu.
"Geldiler," dedi Adrian, elini belindeki gümüş kaplama kılıcın kabzasına götürerek. Sesi, yaklaşan fırtınanın habercisi gibi sert ve pürüzsüzdü.
Ağaçların arasından sıyrılan siluetler yalnızca Doğu klanının iri kurtları değildi. Siyah, mat zırhlar giymiş, ellerinde gümüş alaşımlı ateşli mühimmatlar taşıyan Ordo Argenteum avcıları, Doğu Alfa’sı Lord Vane’in devasa kurt ordusuyla yan yana düzen almıştı.
"Gümüş mermiler ve yırtıcılar..." dedi Luna, başındaki gümüş ve yakut tacı hafifçe düzelterek. "Bize karşı melez bir cephe kurmuşlar."
Tam o sırada, surların altındaki vadiden kulakları tırmalayan boğuk bir gürleme yükseldi. Siyah zırhlı avcılardan biri, tüfeğini gökyüzüne çevirip gümüşi bir işaret fişeği ateşledi. Fişek havalandığı an, vadideki tüm kurtların ve insan şifacıların sinir sistemini hedef alan, yüksek frekanslı bir ses dalgası etrafa yayıldı.
Surlardaki bazı genç muhafızlar acıyla başlarını tutarak dizlerinin üzerine çöktü. Kurtların keskin duyuları bu frekans karşısında felç olmak üzereydi.
"Duyularımızı kilitlemeye çalışıyorlar!" diye bağırdı Sera, kule merdivenlerini hızla tırmanarak. "Rün korumasını devreye sokmalıyız Luna, yoksa kimse dönüşemeyecek!"
Luna bir adım öne çıktı. Başındaki taç, tepedeki kanlı dolunayın ışığını doğrudan emerek alnına yakıcı bir sıcaklık yaydı. Çıplak ellerini kulenin dondurucu taş tırabzanlarına dayadı. Cildinin altından süzülen gümüşi damarlar, kollarından taş duvarlara doğru tıpkı canlı bir sarmaşık gibi yayılmaya başladı.
Bu, Clara’nın günlüğündeki antik formüllerle kendi Alfa kanını birleştirerek oluşturduğu Toprak ve Kan Rünüydü.
"Bu vadiye izinsiz basan her ayak..." dedi Luna, gözleri tamamen gümüşi bir aleve dönüşürken. "...bastığı toprağa gömülür!"
Luna ellerini taş zemine sertçe vurdu.
Malikânenin surlarından aşağıya doğru devasa, gümüş renkli bir şok dalgası yayıldı. Toprak büyük bir uğultuyla yarıldı; ilerleyen avcıların ve kurtların altındaki zemin çökerken, Luna’nın yaydığı rün dalgası havadaki yüksek frekanslı sesi bir anda yuttu. Surlardaki muhafızlar üzerlerindeki baskıdan kurtulup yeniden ayağa kalktılar.
Ordusunun en ön safında devasa siyah bir kurda dönüşmüş halde duran Lord Vane, Luna’nın sergilediği bu tek hamlelik ezici güç karşısında geriledi. Kırmızı gözlerinde ilk kez derin bir tereddüt çaktı.
Adrian, Luna’nın yanına adımladı ve kılıcını kınından çekti.
"İlk hamlelerini boşa çıkardın Kraliçe," dedi Adrian, dudaklarında tehlikeli, gururlu bir tebessümle. "Şimdi av sırası bizde."
Bölüm etkileşimi
