16. bölüm / 17
KANLI DOLUNAY II: MÜHÜRLÜ TAHTGüneşin Gölgesinde Toplanan Ordular
Bölümler 17Şu an: Güneşin Gölgesinde Toplanan Ordular
- 1 DİKKAT10 kelime
- 2 Yabancı Sancaklar ve Sisli Yollar286 kelime
- 3 Gümüş Mermiler ve İlk Saldırı392 kelime
- 4 Surlardan İnen Fırtına384 kelime
- 5 Savaş Konseyi ve Kara Harita341 kelime
- 6 Gümüş Kalede Ay Tutulması391 kelime
- 7 Kalbin Merkezinde287 kelime
- 8 Zehirli Deneyler ve Küller379 kelime
- 9 Küllerin Arasından Yükselen Fısıltılar454 kelime
- 10 Gümüş Uyanış ve Mahzendeki Sır574 kelime
- 11 Fırtına Adasına Yolculuk534 kelime
- 12 Fırtına Adasında Karaya Çıkış ve Kadim Kapı548 kelime
- 13 Malakor’un Tahtı ve Son Mühür603 kelime
- 14 Barışın Kırılgan Gölgesi442 kelime
- 15 Güneşin Elçileri ve Altın Mühür505 kelime
- 16 Güneşin Gölgesinde Toplanan Ordular501 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Yeni bölüm hakkında20 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneş Klanı elçilerinin arkalarında bıraktığı küller, kabul salonunun soğuk mermer zemininde hâlâ tüterken, Sisli Vadi Malikânesi’nin üzerindeki hava adeta patlamaya hazır bir bombaya dönüşmüştü. Dışarıda, üç yıldır görülmeyen garip bir doğa olayı gerçekleşiyordu: Gökyüzündeki sis perdesi yırtılmış, yerini aşırı parlak, yakıcı ve gümüşi kurt gözlerini rahatsız eden kızıl-sarı bir güneş ışığına bırakmıştı.
Güneş Klanı’nın gelişi, sadece iklimi değil, vadideki atmosferi de baştan aşağı değiştirmişti.
Luna, harita salonundaki yüksek pencerenin önünde duruyordu. Üzerinde hafif zırh panelleriyle güçlendirilmiş, hareket kabiliyetini kısıtlamayan koyu zümrüt bir savaş kıyafeti vardı. Başındaki gümüş ve yakut taç, pencereden giren o dik Güneş ışınlarını kırarak odanın duvarlarına kan kırmızısı gölgeler düşürüyordu.
Adrian, elinde sekiz klanın liderlerinden gelen mühürlü mektuplarla içeri girdi. Ağır adımlarla Luna’nın yanına adımladı; yüzündeki ifade bir Alfa’nın taşıyabileceği en sert ve kararlı çizgilere sahipti.
"Kuzey, Doğu ve Alpler’deki tüm klanlar elçilerini gönderdi Luna," dedi Adrian, mektupları masanın üzerine bırakarak. "Güneş Klanı’nın uyanışı tüm yeraltı dünyasında yankı buldu. Eski lordların bazıları korkuyor; çünkü Güneş Klanı, kurt soylarının en kadim ve en acımasız ataları olarak bilinir. Ancak..."
Luna başını hafifçe Adrian’a çevirdi. Kehribar gözlerinin etrafındaki gümüşi halka, dışarıdaki kızıl güneş ışığıyla çakışarak alev gibi parıldıyordu.
"Ancak ne Adrian?"
"Ancak senin Malakor’u mühürlemen ve Ordo Argenteum’u yıkman, bu klanların gözünde seni sadece bir lider değil, sarsılmaz bir efsane yaptı," dedi Adrian. Dudaklarında gururlu, hafif bir tebessüm belirdi. "Hiçbiri Güneş Klanı’na diz çökmek istemiyor. Sekiz klanın tamamı, senin sancağın altında birleşmek için yemin etti."
O sırada Sera, elindeki devasa papirüs haritalarla içeriye adım attı. Yüzü yorgundu ama gözleri büyük bir stratejik keşfin heyecanıyla yanıyordu.
"Luna, Adrian... Güneş Vadisi’nin yerini tespit ettim," dedi Sera, haritayı masanın üzerine sererek. "Burası doğunun en uç noktasında, yeryüzünün ve gökyüzünün birleştiği çöl ve kanyon bölgesinde yer alıyor: Kızıl Kanyon (Aethel-Sol). Onların gücü doğrudan gün ışığından ve kadim ateş rünlerinden geliyor. Bizim vadimizdeki soğuk ve sis, onların en büyük düşmanı."
Luna haritadaki kanyon bölgesine parmağını bastırdı. Clara’dan kalan kadim bilgi ve kendi Alfa iradesi, zihninde yeni bir savaş stratejisinin şekillenmesini sağlıyordu.
"O halde savaşı onların evinde, onların en güçlü olduğu saatte kabul edeceğiz Sera," dedi Luna, sesi odadaki tüm kristal eşyaları titretecek kadar baskın ve kendinden emin çıkarak.
Adrian kaşlarını hafifçe çattı. "Onların en güçlü olduğu saat mi? Gün ortasında, güneşin tam tepede olduğu anda mı?"
"Evet," dedi Luna, gözleri alev alev yanarak. "Onlar bizim karanlıktan ve sisten güç aldığımızı sanıp bizi kendi gölgelerimize hapsetmek istiyorlar. Ama bilmiyorlar ki; benim damarlarımdaki ritim, ışığı da karanlığı da yakıt olarak kullanabilir. Güneşlerinin en tepede olduğu an, onların kibrinin en yüksek ve en kırılgan olduğu andır."
Luna arkasını dönüp salondaki devasa aynaya baktı. Aynadaki yansıması, bir zamanlar akademinin soğuk zemininde ayağı kanayarak dans eden o genç balerin değildi. Karşısında duran kişi, orduları peşinden sürükleyen, iki dünyayı birden diz çöktüren sarsılmaz bir Kraliçe’ydi.
"Adrian," dedi Luna, kılıcını kınından çıkarıp masanın ortasına saplayarak. "Sürünün tüm bayraklarını kaldır. Bütün klanlar Kızıl Kanyon’a yürüyor. Güneş Klanı’na, bu dünyada tek bir taht olduğunu ve o tahtta kimin oturduğunu göstereceğiz."
Adrian, Kraliçesinin önünde başını saygıyla eğdi ve kılıcını çekti. "Nasıl emrederseniz, Kraliçem. Fırtına doğuya yürüyor."
Bölüm etkileşimi
