12. bölüm / 17
KANLI DOLUNAY II: MÜHÜRLÜ TAHTFırtına Adasında Karaya Çıkış ve Kadim Kapı
Bölümler 17Şu an: Fırtına Adasında Karaya Çıkış ve Kadim Kapı
- 1 DİKKAT10 kelime
- 2 Yabancı Sancaklar ve Sisli Yollar286 kelime
- 3 Gümüş Mermiler ve İlk Saldırı392 kelime
- 4 Surlardan İnen Fırtına384 kelime
- 5 Savaş Konseyi ve Kara Harita341 kelime
- 6 Gümüş Kalede Ay Tutulması391 kelime
- 7 Kalbin Merkezinde287 kelime
- 8 Zehirli Deneyler ve Küller379 kelime
- 9 Küllerin Arasından Yükselen Fısıltılar454 kelime
- 10 Gümüş Uyanış ve Mahzendeki Sır574 kelime
- 11 Fırtına Adasına Yolculuk534 kelime
- 12 Fırtına Adasında Karaya Çıkış ve Kadim Kapı548 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Malakor’un Tahtı ve Son Mühür603 kelime
- 14 Barışın Kırılgan Gölgesi442 kelime
- 15 Güneşin Elçileri ve Altın Mühür505 kelime
- 16 Güneşin Gölgesinde Toplanan Ordular501 kelime
- 17 Yeni bölüm hakkında20 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Siyah geminin alabora olmamak için direndiği devasa dalgalar, Fırtına Adası’nın sivri, kireçleşmiş siyah kayalıklarına çarparak metrelerce havaya köpükler saçıyordu. Geminin çıpası ağır bir gürültüyle karanlık sulara gömülürken, Luna ve Adrian liderliğindeki elli seçkin Alfa savaşçısı tahta filikalarla kayalıklara ayak bastı.
Ada, sanki canlı bir organizma gibi nefes alıyordu. Bastıkları siyah toprak, üzerindeki cıva rengi ince çatlaklardan gümüşi bir duman sızdırıyor; etraftaki bodur, yapraksız ağaçlar rüzgarda tıpkı feryat eden insan sesleri gibi gıcırdıyordu. Havadaki yoğun gümüş ve kükürt kokusu, normal bir kurdun ciğerlerini yakacak kadar asidikti.
Luna, karaya ayak bastığı an gözlerini hafifçe kıstı. Başındaki gümüş ve yakut taç, adadan yayılan bu kadim, tehlikeli enerjiye tepki vererek alnında sıcak bir baskı oluşturdu. Kehribar gözlerindeki gümüş halka giderek genişliyor, görüş alanındaki tüm rün akışlarını net bir şekilde seçebilmesini sağlıyordu.
"Toprak bile bizden nefret ediyor," dedi Adrian, kılıcını kınından çıkarıp yanına adımlarken. Omuzlarındaki kürk paltoya sinek gibi yapışan gümüş zerrelerini eliyle sildi. "Bu adadaki hava, kurt kanını doğrudan hedef alıyor Luna. Savaşçıların dönüşüm gücü yarı yarıya baskılandı."
"Çünkü Malakor tam da bunu istiyor," dedi Luna. Sesi, kayalıklara çarpan fırtınanın uğultusuna meydan okurcasına duru ve berraktı. "O, kendisini mühürleyen kurt soylarının gücünü kırabilmek için bu adayı bir gümüş zindana çevirmiş. Ama benim kanım bu gümüşü bir zehir olarak değil, bir basamak olarak görüyor."
Luna kollarını hafifçe iki yana açtı. Clara’nın günlüğünden zihnine kazınan o kadim rün fısıltısını yüksek sesle mırıldanmaya başladı.
Clara’nın yarım kalan ritmi, Kraliçe’nin iradesiyle birleşti.
Luna’nın zırhının altındaki gümüşi damarlar alev aldı ve bastığı siyah toprağa doğru bir ağ gibi yayıldı. O an, adadaki o baskıcı, ciğerleri yakan gümüşi aura bir anda kırıldı. Luna, etraftaki zehirli enerjiyi kendi bedeninde bir süzgeç gibi işleyerek arkasındaki elli Alfa savaşçısının üzerine koruyucu bir gümüş kalkan olarak yaydı. Kurtların kısıtlanan gücü ve keskin duyuları anında geri geldi; vadiyi inleten gururlu homurtular yükseldi.
Sera, elindeki rünik pusulayı kontrol ederek öne çıktı. "Bariyer kırıldı Luna! Ama şatonun girişindeki devasa mühür kapısı için zaman tükeniyor. Ay tutulması zirve noktasına ulaştığında Malakor’un tabutundaki son gümüş kilit de eriyecek."
İlerlemeye başladılar. Şatoya çıkan dik taş merdivenler, yüzyıllar önce buraya gömülenlerin kemikleri ve parçalanmış gümüş zırhlarıyla doluydu. Her adımda, geçmişin kanlı anıları taşlardan yukarı doğru soğuk bir buhar gibi yükseliyordu.
Devasa siyah şatonun önüne geldiklerinde, karşılarına yüksekliği otuz metreyi bulan, üzeri baştan aşağı cıva işlemeli yılan ve kurt figürleriyle kaplı Gümüş Mühür Kapısı çıktı. Kapının tam ortasında, birbirine kenetlenmiş sekiz kilit mekanizması ve tam merkezinde boş bir yuva duruyordu.
Adrian, kılıcının ucuyla boş yuvayı gösterdi. "Bu yuva... Bir taç şekline sahip."
Luna bir adım öne çıktı. Başındaki gümüş ve yakut tacı yavaşça çıkardı. Taç, ellerinin arasında sanki kendi kalbi atıyormuş gibi sıcak ve canlı bir ritimle titreşiyordu.
"Bu taç sadece bir statü sembolü değildi Adrian," dedi Luna, gözleri tamamen gümüşi bir aleve bürünürken. "Bu taç, Malakor’u sekiz yüz yıl önce buraya mühürleyen ilk Kraliçe’nin anahtarıydı. Ve şimdi o mühür, bu savaşı bitirmek için açılacak."
Luna, tacı kapının ortasındaki boş yuvaya yerleştirdiği an, tüm ada devasa bir depremle sarsıldı. Kapıdaki cıva renkli rünler kan kırmızısına dönüştü ve sekiz kilit büyük bir gürültüyle sırayla patlayarak açıldı.
Devasa siyah kapılar ağır ağır geriye doğru süzülürken, şatonun içindeki karanlığın ortasından devasa bir cıva ışığı ve sekiz yüz yıldır uyuyan o buz gibi ses yankılandı:
"Sonunda... Kanımı tamamlayacak olan o kraliçe geldi..."
Luna, Adrian’ın elini sıkıca kavradı, kılıcını çekti ve içeriye ilk adımı attı.
Bölüm etkileşimi
