5. Bölüm - Geleceğe Bir Adım

Vaveyla Yazarı: Melisa .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5. Bölüm - Geleceğe Bir Adım

Yeni bölüm karşınızda. İyi okumalar dilerim. 🤍

Demir Arslan

Yıldız’ı bıraktıktan sonra doğruca bir bara gittim. Sahnenin en iyi görüldüğü masaya oturdum ve garsona bir absinthe söyledim.

İçeceğin gelmesini beklerken yanıma Ceren geldi.

Ceren… Liseden eski sevgilim.

Beni aldattığı için ayrılmıştık. Ben onu çoktan unutmuştum ama o beni unutamamıştı. Gittiğim her barda beni bulur, yanına sokulurdu. Aklınca beni sarhoş edip kendine yaklaştıracaktı.

Ama bilmediği bir şey vardı.

Bir dönem içkiye sığınmıştım. O dönemden sonra ne içersem içeyim, artık hiçbir şey beni sarhoş etmiyordu.

Ve bu beni rahatsız ediyordu.

Çünkü kötü bir gün geçirdiğimde, o günü unutmak istiyor; içip dağıtmak, başımı boşaltmak istiyordum. Ama olmuyordu.

“Ne var Ceren, yine geldin,” dedim soğuk ve mesafeli bir sesle.

“Evleniyormuşsun. Şaşırdım doğrusu. Benden başka kimse seni…” dedi ve yine konuyu kendine getirmeye çalıştı.

“Ceren, git başımdan. Yoksa iyi olmaz senin için.”

“Ne yapacaksın Demir, öldürecek misin?” diye güldü. “Ama sen hiçbir kadına el kaldıramazsın ki.”

Sabrım tükenmişti.

“Ceren, git dedim sana. Ne anlıyorsun sen?”

“Of tamam be, gidiyorum. Ama bu beni son görüşün olmayacak,” dedi gülerek ve yanımdan uzaklaştı.

Tam o sırada garson absinthe’imi getirdi. Bir yudum aldım.

Aklımda Yıldız vardı.

O acıya nasıl dayanmıştı?

Benim işkence ettiğim adamlar bile dayanamamıştı. Yıldız nasıl dayanmıştı? Nasıl bu kadar dik durabiliyordu, kimseye belli etmeden?

Bu sorular zihnimi kemirirken telefonum çalmaya başladı.

Arayan babamdı.

“Ne oldu baba?” dedim yorgun bir sesle.

“Üç gün sonra düğünün var Demir. Polat’la konuştuk. Yarın Yıldız’la nikâh tarihi almaya gidin. Bir de gelinlik falan bakarsınız. Neyse, yarın sabah detaylı konuşuruz,” dedi ve bana söz hakkı tanımadan kapattı.

Derin bir nefes aldım.

Elimdeki kadehi masaya sertçe bıraktım. Cam kırıldı.

Ayağa kalktım, masaya bir miktar para bıraktım ve bardan çıktım.

Yıldız Bozkurt

Dün gece olanlar hâlâ zihnimde dönüp duruyordu. Her şeyi anlatmıştım… her şeyi olmasa bile çoğunu.

O düşünceler arasında telefonum çaldı.

Demir arıyordu.

Açtım ama aklım hâlâ dündeydi.

“Yıldız, babamlar kararlarını vermiş. Üç gün sonra düğünümüz var. Hazırlan, nikâh tarihi alıp düğün için birkaç şeye bakmaya çıkalım,” dedi. Sesinden uykusuz olduğu belliydi.

“Tamam, ablamla geliyorum hazırlanıp,” dedim soğuk bir sesle.

“Tek sen hazırlanıp geliyorsun. Hadi, ben de hazırlanıp geliyorum. On dakikaya,” dedi ve telefonu kapattı.

Kalkıp hazırlanmaya başladım.

Düz beyaz bir tişört giydim, üstüne lacivert bir yelek geçirdim. Altıma çizgili mini eteğimi seçtim. Önündeki küçük yırtmacı seviyordum.

Aynada kendime bakarken korna sesi duydum. Demir gelmiş olmalıydı.

Çantamı alıp babama haber vermek için yanına gittim.

“Günaydın baba. Demir’le nikâh tarihi ve düğün için eşya almaya gideceğiz. Haberin olsun diye geldim,” dedim. Sesimdeki korku gizlenemeyecek kadar açıktı.

Babam yüzüme öfkeyle baktı.

“Bu etek ne be! Git değiştir başka bir şey giy! Utanmaz köpek!” diye bağırdı.

Tüylerim diken diken oldu.

Hiçbir şey demeden odama çıkıp üstümü değiştirmeye gittim.

Tam o sırada Demir aradı.

“Efendim,” dedim, sesim titriyordu.

“Geldim, seni bekliyorum. Sesin… ne oldu?”

“Yok bir şey, biraz yorgunum.”

“Yıldız, söyle. Ne oldu?”

“Of… Babam eteğime kızdı, üstümü değiştireceğim. Oldu mu?”

“Üstünü değiştirme. Ben hallederim,” dedi ve yine telefonu yüzüme kapattı.

Yatağıma oturdum.

Ben… üç gün sonra evlenecektim.

Bu cümleyi içimde birkaç kez tekrar ettim.

Zil çaldı.

Koşarak kapıya gittim. Açtığımda Demir karşımda duruyordu.

“Biraz babanla konuşacağım. Merak etme,” dedi ve içeri girdi.

Hiçbir şey diyemedim. Kapıyı kapatıp yanlarına gittim.

Demir, babamın yanına oturmuştu. Ne ara selamlaşmış, ne ara konuşmaya başlamışlardı; fark etmemiştim bile.

Bir süre sonra Demir ayağa kalktı.

“Yıldız tam da istediğim gibi giyinmişsin. Neyse, gidelim. Daha çok işimiz var. Biz gidiyoruz Polat amca, kendinize dikkat edin.”

Babam başıyla onayladı.

Demir’le birlikte evden çıktık. O sürücü koltuğuna geçti, ben yanına oturdum.

“Teşekkür ederim,” dedim. “Kombimi beğenmiştim, babam eteği değiştirmemi isteyince biraz üzülmüştüm.”

“Önemli değil. Sesinden belliydi zaten üzgün olduğun.”

“Sen bana sürekli yardım ediyorsun. Sen de benden bir şey iste. Yoksa kendimi kötü hissediyorum.”

“Sadece bana yalan söyleme. Gerisi çok da önemli değil.”

“Yalan söylemeyi sevmem zaten.”

“Hımm, güzel o zaman.”

“Anlaşıyor gibiyiz sanki,” dedim.

Tam o sırada araba durdu.

Önüme baktığımda belediyenin evlendirme dairesinin önündeydik.

“Evet, anlaşıyoruz,” dedi Demir ve arabadan indi.

Kapımı açmak için uzandığım anda benden önce davrandı. Kapıyı açtı, inmem için elini uzattı. Elini tuttum.

Görevliyle konuşup anlaştık.

Nikâh tarihi: 20 Temmuz, saat 20.00.

İçimde iki zıt duygu vardı.

Mutluydum… çünkü babamdan kurtulacağımı düşünüyordum.

Mutsuzdum… çünkü neredeyse hiç tanımadığım bir adamla evlenecektim.

Evlendirme dairesinden çıkıp gelinlik bakmaya gitmek için arabaya bindik.

“Önce gelinlik mi bakalım, yoksa salon mu?” diye sordu Demir.

“Gelinlik bakalım,” dedim.

“Peki,” dedi ve arabayı çalıştırdı.

Gelinlikçi çok uzakta değildi, beş-altı dakikalık yoldu sadece.

Bu sefer ne oldu bilmiyorum; ne Demir konuştu, ne ben. Sadece yanımızdan geçen arabaların sesi vardı.

Mağazaya girdiğimizde hemen gözüme çarpan gelinliğin yanına gittim.

Göğüs kısmından aşağı doğru taşlarla süslenmişti. Kabarıktı ve arkaya doğru uzayan uzun bir kuyruğu vardı. Taşları ışıkların altında pırıl pırıl parlıyordu.

Parmak uçlarımı kumaşın üzerinde gezdirirken Demir’in sesini duydum.

“Bu gelinliği deneme odasına götürür müsünüz?”

Arkama döndüğümde arkamda duruyordu.

“Sadece bakıyordum,” dedim.

“Olsun, dene. Beğenirsen alırız.”

“Sadece baktım ama alma niyetim yok.”

“Yıldız, alt tarafı deneyeceksin. Beğenmezsen almayız, başka bakarız. Hem sana yakışır. Adın gibi pırıl pırıl parlıyor. Hadi git dene.”

Biz konuşurken iki görevli kadın geldi, gelinliği alıp deneme odasına götürdü.

“Hadi, ben bekliyorum,” dedi.

Gözlerimi devirerek deneme odasına girdim.

Bir görevli yanımdaydı, gelinliği giymeme yardım ediyordu.

Bir süre sonra odadan çıktım.

Demir, karşıdaki koltuklarda beni bekliyordu.

“Çok güzel olmuş. Sen beğendin mi?” diye sordu.

“Beğendim ama belimden düşüyor,” dedim mutsuzca.

“O zaman alalım.”

“Belimden düşüyor dedim, duymuyor musun?” dedim.

“Biz alalım gelinliği,” dedi, beni duymazdan gelerek.

Yine göz devirdim ve deneme odasına geri döndüm.

Gelinliği çıkardım. Görevli paketlemek için götürdü.

Ben Demir’i beklemeden arabaya geçtim.

Demir de arkamdan geldi, arabaya bindi ve hemen çalıştırdı.

“Gelinlik nerede? Ve nereye gidiyoruz?” diye sordum.

“Düğün salonu bakmaya. Gelinliği düğünden önce mağazadan alırız,” dedi o kadar rahat bir sesle ki…

Hiçbir şey demedim. Camı açtım ve dışarıyı izlemeye başladım.

Yol boyunca konuşmadık.

Yirmi dakikalık yolun ardından büyük bir düğün salonuna geldik.

Arabadan inip içeri girdik.

Salon oldukça büyüktü. Tam ortasında aşağı doğru uzanan, sarıya çalan bir ışık vardı. Dekorasyon şıktı. Masalar yuvarlaktı, beyaz örtülerle kaplıydı. Siyah mumluklarla süslenmişti.

Gelin ve damat masası, zemine göre biraz yükseltilmiş bir platformdaydı. Dikdörtgen bir masaydı. Üzerinde parlak beyaz örtü, yukarıdan sarkan çiçekler ve aralarından geçen ışıklar vardı.

Duvarlarda yukarı doğru bakan sarı ışıklar yerleştirilmişti.

“Beğendin mi?” diye sordu Demir. “Hoşuna gitmeyen bir şey varsa değiştiririz.”

“Hayır, her şey çok güzel. Beğendim.”

“Zaten babamlar burayı çoktan tutmuş.”

“Ne kadar meraklılar evlendir...” diyecektim ki telefonum çaldı.

Arayan Eda’ydı.

“Neredesin kanka?” dedi.

“Demir’le düğün salonuna bakıyorduk. Ne oldu?”

“Bizim evin yakınında bir kafe açıldı, oraya gidelim diyecektim.”

“İşim bitti zaten, sen git, geliyorum.”

“Tamam, çabuk gel. Ne yaptınız merak ediyorum,” dedi ve kapattı.

“Ben seni bırakayım,” dedi Demir sakin bir sesle.

“Yok, ben giderim. Teşekkür ederim.”

“Bırakırım Yıldız, hadi arabaya geçelim.”

“Ben giderim, gerek yok.”

“Yıldız, uzatma. Ben bırakırım,” dedi bu kez daha baskın bir sesle.

“Peki,” dedim ve salonun kapısına yöneldim.

Arabaya bindim. Demir de arkamdan geldi ve arabayı çalıştırdı. Düğün salonundan uzaklaştık.

Ve bölüm sonu. Bir daha ki bölümde görüşmek üzere. 🤍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.