4. bölüm / 6
Kanla Yazılan Aşk3. Bölüm - Gösterilmeyen Yaralar
Bölümler 6Şu an: 3. Bölüm - Gösterilmeyen Yaralar
Yeni bölüm sizinle. İyi okumalar. 🤍
Hastanede uzun süre kalmıştım. Üstüne yolun uzunluğu eklenince eve oldukça geç dönmüştüm. Saat 23.26'ydı. Babamın uyumuş olması için dua ederek anahtarı kapıya soktum ve çevirdim.
Kapı açıldı.
İçeri girer girmez mutfaktan tabak, çatal ve ocakta kaynayan su sesi geliyordu. Kapıyı kapatıp odama ilerlerken babamın geldiğimi fark ettiğini anladım.
"Yıldız, gel buraya."
Sesindeki sinir iliklerime kadar işledi.
Korkarak yanına gittim. Yüzü sertti. Elini masaya bir anda vurdu. Masadaki bardak yere düşüp kırıldı. Geriye bir adım attım.
"Neredeydin Yıldız? Ben sana bu eve akşam beşten sonra gelmeyeceksin demedim mi? Saat 23.28!" diye bağırdı.
"Baba anlatabil..."
"Bana yine bahane uydurmayı bırak Yıldız!"
Ocaktaki kaynamış su dolu çaydanlığı aldı ve üzerime doğru gelmeye başladı. Ne yapacağını anlamıştım.
Koşarak odama gittim. Yatağa girdim, yorganı kafama kadar çektim. Babam odaya girdi, yorganı üzerimden çekti. Sırtım ona dönüktü.
Hiç beklemediğim bir anda kaynar suyu sırtıma boşalttı.
Acı içinde inledim.
Yetmedi. Çaydanlığı sırtıma bastırdı.
Bu kez çığlık attım.
Sırtım yanıyordu... hem de feci şekilde.
Ablam bağırma seslerime uyanıp odaya koştu. Yanımıza gelip babamı itti. Babam hiçbir şey söylemeden odadan çıktı.
Ablam sırtıma bakıyordu. İçinin gittiğini hissediyordum.
"Abla sen git uyu," dedim. "Birazdan krem sürerim."
Sesim bile acıdan titriyordu.
"Hayır," dedi. "Seni biliyorum. Öyle deyip sürmezsin. Ben süreceğim."
Odadan çıktı. Uzun süre gelmedi. Yaklaşık on beş dakika sonra elinde kremle geri döndü.
"Neden bu kadar uzun sürdü?" dedim.
"Kremin yerini unuttum," dedi.
Kremin kapağını açtı, eline sıktı ve sırtıma yavaş yavaş sürmeye başladı.
"Yarın akşam nişanın varmış," dedi. "Babam öyle söyledi."
Şok olmuştum.
"Abla, ne nişanı ya? Bugün tanıştık Demir'le."
"Biliyorum güzelim," dedi. "Ama babam bana öyle dedi."
Kremin kapağını kapatıp komodinin üzerine koydu.
"Takma kafana. Hadi uyu. Sabah erken kalkıp elbise bakmaya çıkacağız."
Saçımdan öpüp odadan çıktı.
Ağlamak istiyordum ama babam duyar diye ağlayamıyordum. Sırtım hâlâ acıyordu. Zor da olsa uyudum... ama aslında sonsuza kadar uyumak istiyordum.
Saat 09.16
Annemin sesiyle uyandım. Her şey gerçekti. Bugün nişanlanacaktım.
"Kalk Yıldız," dedi. "Öğlen oldu. Elbise bakacağız, daha çok işimiz var."
Yataktan kalktım.
"Tamam anne, üstümü değiştirip çıkarız."
Lavaboya gidip yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım. Odama döndüm, dolabımı açtım. O sırada telefonum çalmaya başladı. Bilinmeyen bir numaraydı. "Fatura aramasıdır," deyip kapattım.
Hemen ardından mesaj geldi.
Mesaj Demir'dendi.
Hemen onu aradım.
"Hazırlan," dedi. "Ablanla gelip alacağım."
Ve telefonu yüzüme kapattı.
Bu tavrını anlamamıştım ama üzerinde durmadım. Hazırlandım. Üzerime beyaz bir crop, altına açık bej bol paça bir pantolon giydim.
Ablamın yanına gittim. Hazırlanmıştı, beni ve annemi bekliyordu.
"Demir de gelecekmiş," dedim.
"Canım damadımla tanışacağım yani," dedi annem gülerek.
Yanımıza geldi.
"Anne, sen evde hazırlık yapsan daha iyi olmaz mı?" dedim.
"Olmaz kızım," dedi. "Şimdi Yıldız doğru düzgün bir şey alamaz, sonra bizi rezil eder. Ben de geliyorum."
Camdan dışarı baktım. Annemin bu tavırlarına alışmıştım ama yine de gözlerim dolmuştu.
Bir süre sonra Demir geldi.
"Hadi gidelim, Demir geldi," dedim ve onları beklemeden ayakkabımı giyip aşağı indim.
Sürücü koltuğunun yanındaki koltuğa oturdum. Öne eğilip dirseklerimi dizlerime koydum, yüzümü ellerimle kapattım.
"İyi misin Yıldız?" diye sordu Demir.
Tam cevap verecektim ki annem ve ablam aşağı indiler. Annem benim kapımı açtı.
"İn, ben bineceğim oraya," dedi.
"İyiyim," dedim, dik durmaya çalışarak.
Ama babamın gece yaptıklarından dolayı dik duramıyordum. İnecekken Demir kolumdan tuttu.
"Siz lütfen arkaya oturun," dedi. "Yıldız'ın burada oturmasını istiyorum."
Annem bir şey demeden kapıyı kapatıp arkaya geçti.
"Eee damat," dedi annem. "Nerelisin, mesleğin ne? Tanışalım nişandan önce."
"İzmirliyim," dedi Demir. "Ve mafyayım. Siz nerelisiniz?"
"Biz ailecek İstanbul'uyuz."
Onlar konuşurken ben en yakın ve tek arkadaşım Eda'yla mesajlaşıyordum.
Yarım saat sonra...
Yol boyunca sırtımı koltuğa yaslamadan oturdum. Bir mağazanın önünde durduk. Önce Demir indi, annemin ve ablamın kapısını açtı. Ben kapımı ondan önce açtım. Arabadan inmeme yardım etti.
"Sırtına bir şey mi oldu?" dedi. "Bütün yol sırtını koltuğa yaslamadın."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Ben sırtımı yaslayarak oturmayı sevmiyorum," dedim. "O yüzden."
Yine aynı bakışı attı. İnanmamıştı. Ama üstelemedi.
Mağazaya girdik.
Annem elinde pembe, pullu ve kabarık bir elbiseyle yanımıza geldi. Arkasında görevli bir kız, onun da elinde birkaç elbise vardı.
"Yıldız hadi bunları dene, çok güzeller," dedi.
Demir'le birbirimize şaşkın şaşkın baktık.
"Anne, sakin ol," dedim.
"Yıldız, beni sinirlendirme. Hadi dene," dedi bir anda sertleşerek.
Demir araya girdi:
"Yasemin Hanım, Yıldız küçük çocuk değil. Kendi elbisesini kendisi seçsin. Siz de isterseniz siz seçin."
Annem elindeki elbiseyi görevliye bırakıp gitti.
"Teşekkür ederim," dedim Demir'e.
"Olması gerekeni yaptım. Hadi git elbise seç."
Elbiselerin olduğu yere yöneldim. Demir arkamdan geliyordu.
Yeşil ve krem tonlarında, kabarık olmayan elbiselere bakıyordum. Birkaç tane seçip denedim. Annem uzaktan gizlice bakıp "olmaz" diyordu. Demir en sonunda başka bir mağazaya geçmeyi teklif etti. Kabul ettim.
Beş saat sonra...
Saate baktım. 15.56 olmuştu. Acele etmeye başladım. Nişan 20.00'deydi ve hâlâ elbisem yoktu.
Yine birkaç elbise seçip gizlice anneme gösteriyordum. Demir sonunda durumu fark etti ve beni kenara çekti.
"Niye gizlice annene gösteriyorsun? Elbiseyi annen mi giyecek?"
"Hayır, ne alakası var?" dedim. "Kimseye göstermiyorum."
"Yıldız, beni kandırma," dedi. "Annen mi giyecek bu elbiseyi? Bunları sonra konuşacağız. Şimdi beğendiklerini bana göster, ben alacağım. Evde seçersin."
"Gerek yok, ben alırım."
"Yıldız, hadi seç. Ben alacağım."
Sesi gittikçe daha baskınlaşıyordu.
En sonunda kabul ettim. İki üç elbise seçtim, Demir aldı.
Nişandan yarım saat önce...
Yeşil renkli, ince askılı, yırtmacı dizimin bir karış üstünde biten elbiseyi giymiştim. Hafif ama parlak bir makyaj, saçlarım salık...
Odamda ben, ablam, ablamın arkadaşı Sevda ve Eda yemek yiyorduk. Demir ve ailesi gelmeden önce son kez bir aradaydık. Herkes elbisemi övüyordu.
Yemekten sonra annemlerin yanına gittik.
"Acaba Yıldız'ın suratına 'gelin' mi yazsak?" dedi annem.
Babam hariç hepimiz şaşkınlıkla ona baktık.
Annem bakışlarımızı anlamsız buldu.
"Benim canım kızım Betül gelinden güzel oldu. Gören gelin Betül sanacak, yalan mı?" dedi.
Boğazım düğümlendi. Çok canım yanmıştı.
Kalkıp mutfağa gittim. Dolaptan bir bardak aldım. Sürahiye uzandım ama elim titriyordu. Su bardağın dışına dökülüyordu.
Eda gelip sürahiyi elimden aldı. Sevda sandalyeyi çekip oturmama yardım etti. Ablam geldi, önümde eğilip beni sakinleştirmeye çalıştı. Eda suyu doldurup ablama verdi, bana içirmesi için.
Babam mutfağa geldi. Titrediğimi görünce sinirlendi. Ablama çekilmesini söyledi ve yüzüme kocaman bir tokat attı.
Tokadın sesi bütün evde yankılandı.
Gözlerimi kapattım. Gözyaşlarım akmaya başladı.
Ablam gözlerini kapattı. Eda ve Sevda ağızlarını elleriyle kapatmış bana bakıyorlardı.
"Alt tarafı ablan senden güzel oldu," dedi babam. "Bu kadar kıskanç olma Yıldız. Şimdi kendine gel. On beş dakikaya gelecekler."
Ve mutfaktan çıktı.
Annemin ve babamın bu davranışlarına alışmıştım... ama artık dayanamıyordum. Yirmi iki yıllık hayatımda her gün bana böyle davranmışlardı. Her seferinde titremeye başlıyordum.
Gözlerimi açtım. Ayağa kalktım. Ablamın odasına gittim. Makyaj masasına oturdum. Yüzümde hiçbir duygu yoktu. Ablamlar geldi, makyajımı düzeltmeme yardım ettiler.
Makyajım bittikten sonra salona çıktım. Camdan baktım.
Demir ve ailesi gelmişti.
"Geldiler," dedim... duygusuz bir sesle.
Ve bölüm sonu umarım beğenirsiniz. Bu bölüm diğerlerine göre baya uzun oldu. Diğerleri 700-800 kelime oluyordu bu 1282 kelime oldu. Kitappad'e yayınlıyorum şimdi. Öpüldünüz. 🤍
Bölüm etkileşimi
