8. bölüm · Kalbin İkinci Şansı

Sadece arkadaş?

Lidya Demir

---

Atlasın bakış açısından:

Leyla’yı kapının önünde uğurladıktan sonra arabayı sokağın başına kadar sessizce sürdüm. İçimde garip bir ikilik vardı: yumuşak bir mutluluk ve hafif, ince bir sızı. Elini tutuşumuz, omzuma yaslanması… hepsi sıcak bir hatıraydı; ama o sinemadaki adamın ağzından dökülen, kapalı bir odada yankı yapan tek bir cümle aklımda dönüp duruyordu: “Bu mu senin arkadaşın?”

Eve girdim. Anahtarlıkta metal bir tıkırtı, koridordan salona yayılan loş sarı ışık… Yorgunluğun üzerine çöken o tatlı ağırlıkla ayakkabılarımı gelişigüzel çıkardım, koltuğa uzandım. Bir kolum başımın arkasında, tavana bakıyorum.
“Demek ki beni sadece arkadaş olarak görüyor.”

Cümle, içimde bir kapıyı kapatır gibi tık etti. Ardından hemen başka bir ses itiraz etti: “Ama omzuna yaslandı, elini tuttu; o temasların tamamı neydi peki? Sıradan bir arkadaşlık böyle mi hissedilir?”

Kafamın içinde iki ses tartışıp dururken telefon titredi. Arif. Elbette. Her zaman zamanlaması şaşmaz.

"Alo?"

—Alo, Atlas, nasıl geçti?

Kısa bir sessizlik. Neresinden tutup anlatmalı?
"Güzel geçti." ,dedim. Kelime ağzımdan çıkarken yavan geldi. Bir akşamı tek heceye sığdırmak gibi.

—Oğlum, sen ne kadar soğuk adamsın? Detay anlat. dedi Arif.

İç çektim.
"Başını omzuma koydu, elini tuttum..."

Telefonun öbür ucunda hevesli bir kahkaha patladı.
—Bak işte! Bu ilişki evliliğe gitmezse kolumu keserim. dedi.
Abartısına rağmen neşesi bulaşıcıydı.

Bir an sustum. Sonra, ağzımın kenarında beliren gülümsemeyle birlikte içimdeki ince sızı kendini hatırlattı.
—Arif… beni arkadaş olarak tanıttı.

—Nasıl yani?

Gözlerimi tavandan ayırıp karşı duvardaki saate baktım; ibreler sakince yürüyordu, bense yerimde sayıyordum.
"Sinemada, bir adam benim koltuğa oturdu… Adam “Bu mu senin arkadaşın?” dedi. Leyla da itiraz etmedi. Yani... beni 'arkadaş' olarak tanıttı.

Arif bir süre sustu. Onun suskunluğu bile karakterliydi; hızlı hüküm vermez, önce tartardı.
—Ne alaka lan, dedi sonunda. —Belki “sevgilim” demeye hazır değildir. İlk gece, kalabalık, gereksiz bir muhatap… Belki orada tartışma büyümesin diye kestirip attı.

Sözleri makuldü; ama insanın aklı makule, kalbi ise şüpheye çalışır.
"Bilmiyorum… ama kafama takıldı." dedim.

Koltuğun kumaşında parmaklarımı gezdirdim. Avucumda Leyla’nın elinin sıcaklığını aradım; yoktu. Sadece hatırası vardı.
—Bak, dedi Arif, —Bazen kelimeler geriden gelir. Davranış önden gider. Kız sana yaslanmış, elini bırakmamış. Beden dili “yanındayım” demiş. Belki dili henüz yetişemedi.

Gülümsedim.
"Şair Arif." dedim.

—Gece gece seni toparlamak bana kaldıysa, paşa paşa dinleyeceksin, dedi.

Telefonu kulağımdan çekerken Leyla’nın sinema salonundaki bakışı geldi aklıma; perdeden yansıyan ışık gözlerine düşmüş, dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrılmıştı. O küçük, utangaç gülümseme… İçimde bir şeyleri usulca onaran bir an.

"Haklı olabilirsin." dedim. "Belki de acele etmeyeyim."

—Aferin, diye homurdandı. —Yarın bir kahvaltı ayarla. “Arkadaş” meselesini de şakaya vurarak aç, bak tepkisine. Kaçmıyorsa, korkmuyorsa… anlarsın.

Telefonu kapattım. Salonda kısa bir sessizlik sonra Leyla ya mesaj attım.

"Eve vardın mı?"