3. bölüm · Kalbin İkinci Şansı

Kabullenmek

Lidya Demir

---

[Evde]

Komşum kapıyı açtı ve Selin’i bana uzattı.

Neslihan, hafif yorgun bir gülümsemeyle, “Sonunda geldin de benden aldın bunu,” dedi.

Selin’i kollarına alır almaz, minik bedeninin hıçkırıklarla titrediğini hissettim. Küçük elleri, elbisemde sımsıkı yapışmıştı; sanki bırakacak olsam hemen kaybolacakmış gibi.

Sırtını yavaşça okşarken yumuşak bir sesle fısıldadım:
“Şşşt, bebeğim… Buradayım. Annen burada. Tamam.”

Başını kaldırıp bana baktığında gözleri hâlâ ağlamaktan şişmişti.
"Anne… seni özledim…” dedi, sesi ince ve kırılgandı.

O an içimdeki bütün yorgunluk, tek bir damla sevgiyle silindi. Onu daha sıkı sardım, saçlarını parmaklarımın arasından geçirerek okşadım.

Başının üstüne bir öpücük kondurdum.
“Biliyorum, bebeğim… Anne de seni çok özledi.”

“Uyumak istiyorum…” dedi neredeyse fısıltıyla.

Sesindeki yorgunluk, ağlamanın ardından gelen o tükenmiş hâl… Çok iyi tanıyordum.

“Tamam tatlım,” dedim. “Önce güzel bir banyo yapalım, pijamalarını giyelim. Sonra seni mis gibi yatıracağım.”

Başını hafifçe salladı. Onu kollarımda taşırken, zihnim çoktan annelik rutinine dönmüştü. Banyoya girip onu küvetin yanındaki küçük tabureye oturttum. Suyu açtım, içine biraz köpük banyosu döktüm.

“Haydi bakalım, soyunalım. Sıcacık su seni rahatlatacak,” dedim, hâlâ yumuşak bir tonla.

Selin gözlerini üzerimde gezdirdi. Sonra yavaşça kıyafetime bakarak sordu:
“Anne, neden bugün güzel giyindin?”

Onun masum sorusuna hafifçe gülümsedim. Küçük omuzlarından başlayarak kıyafetlerini nazikçe çıkardım, her parçayı bir kenara bırakarak.

“Bugün güzel görünmek istedim sadece,” dedim, bakışlarımı ondan ayırmadan. “Annenin güzel olmasına izin yok mu?”

Selin’in dudakları sevimli bir gülümsemeyle kıvrıldı.
“Çok güzelsin, anne.”

O minicik iltifatı kalbimi öyle bir ısıttı ki… Günün bütün yorgunluğu, gerginliği o an silindi. Dudaklarımda sıcak bir tebessüm belirdi, küçük kızımın gözlerine bakarken içimde şefkat dalga dalga yayıldı.

Onu yıkarken parmaklarım saçlarında, hareketlerim yumuşak ve sakindi.
“Teşekkür ederim, tatlım. Ama biliyor musun? Sen çok daha güzelsin… Benim en güzel kızımsın.”

Tam o sırada telefon çaldı. Ekranda bilinmeyen bir numara belirdi. Belli ki Atlastı.

Bir an, bu akşamki yarım kalan buluşmamız aklıma geldi. Onu tamamen unutmuş, Selin’in ihtiyaçlarına gömülmüştüm. Derin bir nefes alıp ellerimi çabucak kuruladıktan sonra telefona cevap verdim.

“Alo?”

“Leyla? Eve vardın mı?”
Sesindeki endişe hemen hissediliyordu. Bu, içime hafif bir suçluluk bıraktı.

“Evet, yeni geldim. Kusura bakma… Kızımın bana ihtiyacı vardı,” dedim yumuşak bir sesle.

Karşı taraftan derin bir nefes duyuldu.
“Anlıyorum. Peki, o nasıl? İyi mi?”

Gözlerim küvette oynayan Selin’e kaydı. Köpüklerin arasında kaybolmuştu, az önceki ağlama krizinden eser yoktu. Onu böyle görmek, bütün yorgunluğuma değiyordu.

“Artık iyi. Sadece biraz anne kucağına ihtiyacı vardı,” dedim hafif bir gülümsemeyle.

Atlas, alaycı bir sıcaklıkla güldü.
“Belki benim de vardır.”

Gözlerimi devirdim, dudaklarımda belli belirsiz bir gülüşle.
“Şimdi senin de mi anne kucağına ihtiyacın var? Tam bir yapışkan bebek gibisin.”

“Ben sadece… endişelendim,” dedi. “Bir şey olursa beni ara, tamam mı?”

Kısa bir an duraksadım, onun bu korumacı tavrını hem tuhaf hem de hoş buluyordum. Daha yeni tanışmıştık, ama bana ve kızıma bu kadar önem veriyordu.

“Tamam,” dedim hafif bir gülüşle. “Ama ben iyiyim. Bekâr bir anne olabilirim, ama kendi başımın çaresine bakabilirim.”

“Hım, biliyorum…”

Atlas’in sesi birden kesildi. Arka planda başka insanların konuştuğunu duydum. O an, nerede olduğunu merak ettim.

“Leyla, gitmem gerek… iyi geceler.”

“İ-iyi geceler, Atlas…”

Telefon kapandığında içimde hafif bir boşluk hissettim. Konuşmanın bitmesini istememiştim. Ama o duyguyu bastırdım, yeniden Selin’e döndüm. Onun kahkahaları, telefonun ardından kalan sessizliği yavaşça doldurdu.

Telefonu lavabonun üzerinde bıraktım. Derin bir nefes alıp Atlas’i aklımdan silmeye çalıştım.
Ama olmuyordu.
O arkadaki sesler… Kimindi? Neredeydi şu an? Yanında kimler vardı?
Her ne kadar kendime “önemseme” desem de, beynim sorularla doluydu.

Küvetten gelen su sesi ve Selin’in kahkahaları odanın sessizliğini bölüyordu. Minik elleri köpükleri havaya fırlatıyor, sonra baloncuklar patladıkça gülüyordu. Onu izlerken, elim aynanın önündeki pamuğa uzandı. Makyajımı silmeye başladım. Rimel, günün yorgunluğuyla karışmış, göz altlarımı hafifçe karartmıştı.

Tam o sırada hafif bir koku burnuma çarptı.
Duraksadım.
Bu… lale kokusuydu.

Ellerime baktım, sonra parmak uçlarımı burnuma yaklaştırdım. Koku hâlâ oradaydı.
Ve o an bir şey zihnimde şimşek gibi çaktı.

Restoranda unuttuğum lale buketi…

Nasıl olur da aklıma gelmez? Onu masanın kenarına bırakmıştım. Belki garsonlar çoktan kaldırmıştır… ya da…
Ya başka biri aldıysa?

İçimde ani bir huzursuzluk kıpırdadı. Atlas neden hatırlatmadı ki? Masada otururken görmüştü. Belki o da fark etmedi… ya da fark etti ama söylemedi.

Bir an aynaya baktım. Yüzümde yorgunluk, kirpiklerimde rimel lekeleri, elimde hâlâ lalelerin kokusu…
Kendi kendime fısıldadım:
“Kahretsin…”

“Anne, bitti.”

Selin’in ince, tatlı sesi banyodan yükseldiğinde başımı o yöne çevirdim. Buharın arasından, havluyu sımsıkı vücuduna sarmış şekilde çıktı. O an kafamdaki lale buketi ve Atlas'i bir kenara koydum, çünkü o anda bütün ilgimi o çekmişti. Gözlerim yumuşadı, dudaklarımda farkında olmadan sıcak bir gülümseme belirdi. Suyu kapattım ve ona doğru birkaç adım attım.

“Oh… çok güzel kokuyorsun,” dedim, sesim neredeyse bir fısıltı gibiydi. “Hadi, uyuma zamanı.”

Elini hafifçe tutup odaya doğru yönlendirdim. Daha önceden yatağın üzerine onun yumuşacık, desenli pijamalarını bırakmıştım. Selin giyinirken sessizce onu izledim; hareketleri hâlâ çocuk saflığında, ama bir o kadar da huzur vericiydi. Onu yatağına yatırdığımda göz kapaklarının çoktan ağırlaştığını fark ettim.

Ben de hızlıca banyoya geçtim, suyun altındaki kısa bir rahatlamadan sonra pijamalarımı giyip odanın sessizliğine geri döndüm. Selin çoktan derin bir uykuya dalmıştı; yüzünde huzurlu bir ifade, nefesleri ise düzenliydi. Onu izlerken dudaklarımın kenarında tatlı bir tebessüm belirdi.

Yavaşça yanına uzandım, yorganın altındaki sıcaklığa karıştım. O an, bütün günün yorgunluğu sanki silinip gitmişti. Tek duyduğum Selin’in sakin nefesleri ve odanın huzurlu sessizliğiydi.