4. bölüm · Kalbin İkinci Şansı

Onla Şans

Lidya Demir

---

Atlas’in bakış açısından:

Telefonumu masanın üzerine bıraktım. Aklımda hâlâ Leyla vardı. Karşımda, ofis koltuğuna yayılarak oturan arkadaşım Arif, meraklı bakışlarını üzerimden çekmiyordu.

Leyla ile olan buluşmam… açıkçası böyle olmasını beklememiştim. Güzel bir kadın; akıllı, anlayışlı. Onu dinlemek keyifliydi, tebessümü insana iyi geliyordu. Ama… bir kızı olması, hatta daha önce evlenmiş olması… istemesem de zihnimde bir ağırlık yapıyordu. Sahiplenmekten değil, belki de–

“Ee, Atlas, nasıl buldun kadını?”
Arif’in sesi düşüncelerimi delip geçti. Başımı kaldırıp ona baktım. O rahat rahat geriye yaslanmış, kollarını iki yana bırakmıştı. Ben ise dirseklerimi masaya dayamış, parmaklarımı çenem altında kenetlemiş halde Leyla’yı kafamdan atmaya çalışıyordum. Arif’in sorusuna gelecek olursak, Arif ile Süsen birliktelerdi yani bu işin içinde de Arif vardı.

“Çok güzel,” dedim kısa ve net.

Arif kaşlarını kaldırdı. “Sadece çok güzel mi?”

“Yani…” dedim, bakışlarımı masanın üzerindeki dosyalara kaydırarak. “Tam bana göre. İstediğim her şeye sahip ama… bekar anne.”

Arif’in yüzünde hafif bir bilmişlik ifadesi belirdi. “Evet, Süsen bana demişti.”

Kaşlarım çatıldı. “Bana niye söylemediniz o zaman?” Sesim fark etmeden yükseldi.

Arif derin bir nefes alıp içini çekti. “Söyleseydik de hayır mı diyecektin? Neredeyse otuz yaşına gireceksin, hâlâ bekârsın. Ama sana bir şey söyleyeyim mi? Bence başka kadın bulalım sana.”

Sözleri içime bir buz parçası gibi oturdu. Başka kadın mı?
“Hayır. Ben ona şans vermek istiyorum.”

“Tamam, sen bilirsin ama…” dedi ve klasik uyarısını yapmaya hazırlanıyordu ki, sözünü kestim.
“Tamam, tamam, anladım. Birazdan çıkacağım zaten.”

“Yani beni kovuyorsun?” diye gülümsedi. “Tamam, anlayacağımı anladım.”

Koltuğundan kalkıp hızlı adımlarla kapıya yöneldi. Ofisin kapısı kapanırken, dudaklarımın arasından hafif bir homurtu çıktı.
“Artist ya…” diye kendi kendime mırıldandım.

Kapı kapandıktan sonra ofis sessizliğe gömüldü. Aklımda tek bir şey vardı: Leyla.

O akşamı baştan sarmaya başladım. İlk karşılaştığımız an… Konuşurken gözleri zaman zaman uzaklara kayıyor, sonra tekrar bana dönüyordu. Sanki kelimelerinin arasında gizli, görünmeyen bir dünya vardı.

Kızını anlattığında sesindeki değişimi fark etmiştim. Yüzünde, hafif ama gururlu bir tebessüm belirmişti. Belki de en çok o an etkilenmiştim– Ne düşünüyorum ben? Bunun üstüne bir ilişki kurmak… kolay değildi. Arif’in sözleri hâlâ kulağımda çınlıyordu: “Başka kadın bulalım sana.”

Sandalyeye geri yaslandım, gözlerimi kapattım. Leyla’nın sesi zihnimde yankılandı. Belki de bu yüzden vazgeçmek istemiyordum. Çünkü yıllardır, bana böyle hissettiren kimse olmamıştı.

Gözlerimi açtım, ofis hâlâ aynıydı ama içim… sanki biraz daha karışıktı.
“Tam bana göre,” diye fısıldadım kendi kendime. “Ama…”

“Bi bu eksikti…” diye geçirdim içimden. Başka bir adamla yatmış bir kadınla olmak… Neden böyle negatif düşündüğümü bilmiyorum ama zihnimde bir cümle daha dönüp duruyordu: Onun kızı bize engel koyacak.

Derin bir nefes aldım, parmaklarım istemsizce masanın kenarını tıklatıyordu. Bu düşünceler beynimde dolaşırken bir anda elim telefona gitti. Hangi cesaretle olduğunu bile anlamadan, ekranı açtım. Parmaklarım kendi kendine mesaj kutusunu buldu.

Leyla’nın adını gördüğümde kalbim hafif hızlandı. Bir an duraksadım, ne yazacağımı düşündüm. Sonra fazla düşünmeden parmaklarım klavyede kaydı:

–Uyanık mısın?

Mesajı gönderdikten sonra ekrana bakmaya devam ettim. Sanki cevap gelene kadar bekleyecektim.