21. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: 🖤 Ruhumuzdaki izler hep kalır...

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: 21. BÖLÜM

Lavobadan çıkıp kapıyı açtığımda göz göze geldiğim kara gözler...

Geriye adımladı. "İyi misin?"

"İyiyim, hadi gidelim."

Başını salladı.

"Bitti mi işleri acaba?" Diye sordum.

Odadan çıkıp hastane koridorunda yürümeye başladık.

"Arayayım ben," Diyerek eli cebinde ki telefona gitti.

"Boşver zaten Aras dışarıdadır."

"Araba hazır değilse çıkmayalım üşütürsün geri."

Sende mi bakışı attım ona.

Dışarı çıktığımızda soğuk hava yüzüme tokat gibi çarptı.

"Hava buz gibi ve senin üstünde sadece pijamanın var. Ayakkabın bile yok." Eliyle geri içeri çekmeye başladı. "Yürü içeride bekliyoruz."

"Hava almak istiyorum ya! Bunaldım."

"Hava buz gibi." Kapının önünde o dışarı ben içeri tarafta durmuş, bütün çıkışı kapatıyorduk.

Üstüme doğru yürümesiyle normal olarak geriye adımladım. İçeri girip kapıyı kapattı.

"Hava almak istemiştim sadece..."

"Sonra alırsın havanı. Daha hastaneden çıkmadan geri mi hasta olmayı düşünüyorsun?'' Dedi kızgınlık. "Bekle ben arayayım neredelermiş." Eli, siyah deri ceketinin cebine gitti.

Kapıyı kapatmamak adına kenara çekildik. Kaya telefonu kulağına götürdü. O konuşurken ben etrafa bakmaya başladığımda ela gözleri görmemle kaşlarım çatıldı.

Sinir bozucu hemşire!

Sırtını duvara yaslamış, sırıtarak bize bakıyordu.

Gözlerimi hemşireden çekip dışarı çıktım. Yanımda ki Kaya afallamasından sonra hemen peşimden çıktı. Telefonu eşofmanının cebine koyarken aceleciydi.

"Ne yapıyorsun, kızım sen?''

"Sıkıldım ya, Hava alacağım diyorum ona bile izin gerekiyor! Ne biçim bir ailesiniz siz?"

Başını iki yana sallayarak hızlı adımlarla yanıma geldi. Hastane kapısının biraz uzağında duruyorduk.

Hızla ceketini çıkarıp bana yaklaştı.
"Ne yapıyorsun?"

"Üşüyeceksin." Eğilerek, ceketi koluma geçirmeye çalıştı.

"Sen üşüteceksin. Ayrıca birazdan gideriz zaten, gerek yok."

Beni duymamazlıktan gelip ceketi giydirdi. En sonunda da fermuarı boğazıma kadar çekti.

Ceketinden kokusu yayıldı burnuma yayıldı. Hafif rüzgardan saçım önüme gelirken; gözleri saçıma takıldı.

Belimden tutup beni havaya kaldırmasıyla ağzımdan tiz bir çığlık çıkarken, ellerimle kollarına tutundum. Saniyeler içinde yönlerimizi değiştirdi ve beni yere bıraktı.

Şok içinde ona baktım. "Ne yapıyorsun?" Dedim kızgınlıkla.

"Rüzgarı tersine çeviremeyeceğim için seni çevirdim." Elleri hala belimdeyken göz kırptı.

Dudaklarım aralandı ama bir şey demeden, ellerimi kaslı kollarından çektim; çekmemle beraber belimde ki eller geriye çekildi.

Zaten rüzgar çok hafif vardı. Birkaç tutam hariç önüme gelen saçlarım olmamasına rağmen bu temas saçmaydı. Saçlarım artık önüme değil, arkama geliyordu.

"Rahatsız mı oldun?" Diye sordu tedirginlikle.

Olmuş muydum? Hayır olmamıştım ve sıkıntı da buydu.

Cevap alamayınca yutkundu. "Özür dilerim-" sözünü kestim. "Olmadım," dedim hızla.

Kafamı kaldırmış gözlerine bakarken bakışları beni buldu.

O sırada bir ses kulağımıza doldu.

Mavişim mavilendim kapına kilitlendim

Mavişim mavilendim kapına kilitlendim

Pat tutmuş yüreğim

Seninle geleyim

Sesin geldiği yöne, hastanenin kapısına döndük ikimiz de aynı anda.

Sarı civciv.

Elinde tuttuğu telefondan Mavişim çalıyordu. Bizim baktığımızı görünce dişlerini göstererek gülümsedi. Şarkı hala devam ederken bize doğru adımladı ve şarkıyı sesli bir şekilde söylemeye başladı.

"Mavi kız, kara çocuk gözleri boncuk boncuk!"

"Mavi kız, kara çocuk gözleri boncuk boncuk!"

"Ben sevdalı bir diken sen açmamış domurcuk!"

"Mavi kız, kara çocuk gözleri boncuk boncuk!"

İmayla bize bakıp şarkıyı söylüyordu resmen! Sesi de iğrençti.

Utançtan yerin dibine girebilirim şu an!

Kaya'nın önüne geçip hemşire bozuntusuna baktım.

"Ne halt ediyorsun sen ya?!"

"Mavi kız, kara çocuk diyorum." Arkamda ki Kaya'ya baktı göz ucuyla. "Üstünüze alınmayın, benim en sevdiğim şarkıdır!" Gözlerini kapatıp derin bir nefes çekti. "Nöbetteyken fav aktivemdir."

"Git ötede dinle o zaman!"

"Yok burası iyi."

Kaya arkamdan çıkıp yanıma geldi. "Senin hastayla, seninde hemşireyle ne alıp veremediğiniz var?''

"Onu bu sarı civcive soracaksın."

"Ayıp oluyor yalnız." Kaşlarını kaldırıp imayla bana baktı. "Mavi kız," Kaya'ya döndü. "Kara çocuk,'' geri bana döndü. "Gözleri boncuk boncuk!"

"Gebertirim seni!" Diye üstüne yürüyecektim ki Bora'nın sesini duydum.

"Ne oluyor orada?" Gözlerim onu buldu. Yanıma gelerek bana baktı. "Ne oldu abim?"

Ben daha ağzımı açamadan hemşire konuştu. "Abisi, kardeşin de her şeyi üstüne alıyor! Ne var yani sen mavi, sen kara çocuksan? Şarkı size mi özel? Cık cık."

"Ne anlatıyor yine bu lavuk?"

"Abisi lavuk çok kötü bir tabir ama!"

"Lan siktir git, elimden bir kaza çıkacak en sonunda.''

Hemşire gülümsemesini bozmadan arkamıza baktı ve köşeye kaydı. "Umarım hastanemizden menmun kalmışsınızdır!" Hızla arkama döndüğümde annem, babam, Emre, Aras, Funda, Ferit ve Melis vardı.

"Yine mi sen lan?" Diyerek korkunç olduğunu düşünerek adım atan Aras'ın, ejdarhalı kıyafetleriyle kimse ciddiye almadı.

"Senin derdin ne oğlum?" Dedi babam sinirle.

"Bir derdim yok beyefendi. Maksat hastalarımız hastanemizde menmun kalsın!" Arkamıza doğru adımlayıp annemgilin yanına geçtik.

Hemşire bozuntusu gülerek bize bakarken telefondan hala, Mavişim çalıyordu tekrar tekrar.

"Neyse geçmiş olsun hanımefendi," Diyerek bana baktı. "Size de iyi günler." Annemgile baktı sonra ise geri yanımda ki Kaya ile bana baktı ve arkasını dönerek, "Mavi kız, kara çocuk! Gözleri boncuk boncuk!" Bağırarak söylemeye devam ederken uzaklaştı bizden.

Utançtan yerin dibine girerken hızla arkamı döndüğümde babamla göz göze geldim. "Bu adam cidden hasta! Lütfen hemen buradan gidip bu adamı şikayet edelim!"

"Ne yaşadık biz az önce?" Diye sordu Ferit bey amca; oğlu ve bana baktı. "Siz ikiniz..."

"Yok öyle bir şey!" Diyerek konuştu Bora. "Saçma salak konuşup duruyor adam."

Funda teyze sırıtarak oğlu ve bana baktı, sonra ise babamın yanında ki anneme. "Çok mu manifestledik, ne yaptık?"

Kıkırdadı annem. "Biz değil de, daha çok Kaya yaptı."

"Ne, ne yapmışım?" Benden farkı yoktu, o da kızarmıştı.

"Esra," Diyerek kıpkırmızı suratıyla eşine baktı. "Yüreğime mi indirmek istiyorsun? Yok öyle bir şey. Hadi arabalara, hava soğuk.'' Bana döndü. "Gel, kızım arabaya geçelim biz. Üşüyeceksin."

Arkamızı dönüp arabaya doğru yürürken, şoke olmuş şekilde babama bakıyordum. Konu başka yerlere gidince, kızını uzaklaştırmak olunca Okan Aksay...

Arkadan Aras'ın, "Kaya, yok öyle bir şey. Unut sen onu aşk bahçem. Tamam mı?" Dediğini duymamla arabaya bindim.

"Aklın falan karışmadı değil mi, kızım? Sen onları takma, babam."

Karşıma oturdu. O sırada arabaya bizimkiler bindi. Yanıma Bora ve Aras oturdu. Annem, babam ve Emre ise karşımıza.

"Ben kabul etmiyorum!" Diye yükseldi Aras.

"Neyi?" Diye soran bendim.

Yanımda oturan Aras, bedenen yan dönüp bana baktı. "Kaya'yı!''

"Oha, yavaş gel!" Diyen Emre'ydi.

"Etmezsen etme, bana ne?''

Gözlerini kocaman açtı. "Nasıl... Yani sizi-"

"Yaa off! Ben öyle bir şey mi dedim?"

"Etmezsen etme dedin? Yani, ne demek oluyor bu?"

"Senin arkadaşın bana ne demek oluyor! Neye kabul edip, etmediğinle ilgilenmiyorum demek."

"Ha ben kabul etmesem bile..."

"Aras! Kızımı sal. Demediği bir şeyi öğrenmek için ağzını arama, yırtarım o ağzını!" Esra kızgınlıkla. ''Ayrıca olsa bile sizi değil beni ilgilendirir."

"Beni de," dedi babam ve bana baktı. "Tabi yok ama öyle bir şey, olamaz-"

"Kes çeneni, hayatım." Eşine döndü. Babam yerinde gerildi. "Sen nasıl istersen hayatım." Arkasına yaslandı.

"Annem yargı dağıtıyor!" Bağırdı Aras. "Wow!'

"Sende kes."

"Tamam anne."

"Ben olsam şimdiye hepsini kapıya koymuştum!" Diyerek kollarımı göğsümde birleştirip arkama yaslandım.

Kıkırdadı annem. ''Dert ettiğin bu olsun, kızım. Sinirlendiğinde koy gitsin kapıya. Arada bende yapıyorum, iyi geliyor."

Dayanamayıp bende güldüm.

"Oha ama, oha ya!" Dedi Aras. "Bana kıyamaz Sisterım."

"Biraz daha susmazsan kıyarım."

Babam konuyu değiştirerek, "Araba ısınmadı sanki hala?'' Demesiyle, "Soğuk değil ki," dedim.

Bakışı bana döndü. "Soğuk, kızım-" Bakışları üzerimi bulduğunda kaşlarını çattı. Herkesin bakışı benim üstüme giderken ne olduğunu anlamayarak bende baktım.

Siktir! Kaya'nın ceketini vermeyi unutmuştum...

"Bu ceket kimin?" Diye sordu babam. Abimlere döndü.

"Benim değil." Aras üstünde ki montunu gösterdi.

"Benim deri ceketim değil," Diye mırıldandı Emre.

Babamın bakışı Bora'yı buldu.

"Baba sence o ceket benim gibi mi gözüküyor? Kolum sığmaz."

"Abartma istersen, Kaya da kasl-" Cümlesini dudaklarımdan çıkar çıkmaz sustum.

Boku yemiştim cidden.

"Ne dedin sen? Kaya da mı, kaslı? Bizim Kaya? Onun ceketi mi?" Üstümde bana bosbol olan ceketi gösterdi gözleriyle.

"Evet, onun ceketi."

Sabır diler gibi eliyle yüzünü sıvazladı. "Ayıptır sorması abiciğim; Kaya'nın ceketi niye senin üstünde?"

"Ceketim yoktu."

"Ceketin yoktu ve o da sana ceketini verdi?" Ben daha ağzını açamadan Aras, "Ay ne romantik!" Dedi.

Arkasına yaslandı Bora. "Neyse. Olabilir sonuçta.''

"Bence de." Rahatça Emre. ''Kardeşim üşüyeceğine Kaya üşüsün.''

Aras yerinden doğruldu. "Pardon da benim aşk bahçem niye üşüyor? Ben onu ısıtırım ki."

Aras'ı duymamazlıktan geldik.

Karşımda oturan babama baktım. "Kaçırıyormuş gibi arabaya bildirdiğine için unuttum vermeyi."

"Kızın dediğine bak,'' Dedi Aras, babamın konuşmasına izin vermeden. ''Alo, uyan abim uyan! Babam seni kaçırmasa başkaları alıyordu!''

"Ne alması ya?! Mal mıyım da ben alınıp, satılıyorum?!"

"Salak salak konuşma Sisterım!"

Gözlerimi devirdim sadece.

"Ne kadar iyi bir çocuk görüyorsunuz değil mi?" Dedi gururlu bir anne gibi Esra.

"Annem zaten damat olarak almaya çok müsait," dedi Aras. "Tamam anne alacağım damat olarak Kaya'yı kendime."

"Sus, eşek sıpası seni!"

"Ben eşek sıpası oluyorsam sizde-"

"Girme o konulara Aras,'' Dedi Emre.

Aras bana döndü. "Sistırım çıkar hadi o ceketi. Ben sana kendi ceketimi veririm."

"Aras şimdi seni camdan sarkıtmamı istemiyorsan sus ve otur.'' Öksürmeye başladım.

Aslında hiç halim yoktu ama uyandığımda saçmaladığım şeyleri toparlamaya çalışırken daha da fazla batırmıştım.

"Ateşin yok değil mi?" Diyerek uzanıp elini alnıma koydu babam.

Alnımda hissettiğim el, küçükken hissetmek istediğim eldi.

"Yok gibi," diye mırıldandı kendi kendine.

"Yok ateşim, iyiyim."

"Sen nereden anlayacaksın acaba?"

Boş bir bakış attım. "Niye mal mıyım ben?"

Kaşlarını çattı. "O ne demek kızım?"

"Ateşim olup olmadığını anlayacak yaştayım demek."

"Kaç yaşına gelirsen gel, annen, baban ve abinler gibi anlayamazsın. Yoktur sanarsın sen ama vardır."

"Şimdi de babamın hayat dersi başladı," dedi elini alnına koyarak Aras.

"Sus, eşek herif."

"Ya ama yeter dayanamıyorum! Bana eşek derken kendinize hakaret ediyorsunuz!''

"Şoför, amca, abi bey, lütfen şarkı açar mısınız?" Diye seslendim. Bunu Dememle herkes sustu çünkü benim dilimde kesin çenenizi demekti.

"Mavişim mavilendim kapına kilitlendim

Mavişim mavilendim kapına kilitlendim."

Şarkıyı duymamla yok artık dercesine baktım. "Şoförün o sarı hemşire olmadığına emin miyiz?"

Önden şoför seslendi: "Değiştirebilirim isterseniz küçük hanım."

"Küçük hanım mı?" Korkuyla bizimkilere baktım. "Değil di mi?"

Gülerek başını iki yana salladı annem. "Değil, kızım korkma."

Rahatlayarak arkama yaslandım ama şarkı hala devam ediyordu. "Lütfen şarkıyı değiştirelim büyük bey!"

🖤

Eve girer girmez zorla odama çıkarılmış ve yatırılmıştım. Üstümde hâlâ Kaya'nın ceketi; buram buram kokusu geliyordu.

Yatağımın yanında ki boy aynasına ulaşıp kendime baktım. Bana baya bir bol olduğu için kollarını katlamıştım ama geri açılmıştı. Ceketin boşluğuna bakıp elimi kaldırıp salladım. Dudaklarımda adını bilmediğim bir tebessüm oluştu.

Gözlerim aynanın hafif arkasında kalan boydan cama gitti. Karşıda ki pencereden Kaya'nın odası gözüküyordu. Bunu düşününce başımı iki yana salladım silmek ister gibi. Ayndan, odanın kapısının aralandığını gördüğümde kapıya döndüm hemen.

"Babacım," Diyerek araladığı kapıdan bana baktı. "Kapını çaldım ama duymadın."

"Ha, şey duymadım."

"Gelebilir miyim?"

"Gelebilirsin."

Odaya girip kapıyı aralık bıraktı. "Niye hala yatağına yatmadın?"

"Banyoya gireceğim."

"Annen çorba yapıyor. Onu ye, biraz da dinlen. Ondan sonra girersin."

Annem bana çorba mu yapıyor? Bana? Küçük İz'e?

Hayır, Rüya'ya yapıyor sana değil.

Zihnimin içinde ki küçük İz, uzun zamandan sonra ilk defa konuştu.
Tek bir an bile konuşmadığı zaman olmadığı için uzundu bu süre.

"Hastaneden geldik. Üstünü değiş ve yatağına uzan, kızım."

Babama doğru adımlayıp karşısında durdum.

"Pis hissediyorum... Duşa gireyim, sonra yatarım."

Kaşları çatıldı. "Benim mis kokulu kızımın pis olma imkânı var mı?"

En büyük pislik, kendi kızı olduğunu bilse hala böyle der miydi?

Demezdi.

Hikayenin başında ne demiştim... Pislenmiş kızı kimse istemez.

Pistim. Neredeyse her gün duşa girmek istiyordum. Ama pislenmiş hissi hiç geçmedi. Belki de ömrüm boyunca geçmeyecekti.

Umarım o kadar yaşamazdım.

"Yok, duşa gireyim ben," Diye mırıldandım.

"Peki, sen bilirsin ama sıcak suyla duşunu al. Çıkıncada hemen üstünü giyin, üşütme." Uyarır gibi bir sesle.

Yutkunarak onu onayladım.

"İstersen anneni çağırayım yardım etsin?"

"Gerek yok."

"Peki. Fazla oyalanma yemek yiyip, ilaçlarını alman gerek."

"Tamam, oyalanmam."

Bana son kez bakıp odadan çıktı ve kapıyı örttü. Birkaç dakika kapıya baktım. Sonra banyoya ilerledim. Aynadan üstümde ki ceketi görünce, ceketin fermuarını indirirken banyodan geri çıktım. Ceketi üstümden çıkarıp yatağa bıraktım. Ceketi çıkarmama rağmen hâlâ Kaya'nın kokusu burnumdayd.

Banyoya girdim. Aynadan kendime bakarak üstümde ki kıyafetleri büyük bir yavaşlıkla çıkarıp, yere attım.
İç çamaşırlarımla kaldım. Zaten berbat görünüyordum, şimdi daha da kötüydüm. Zaten beyaz olan tenim, bir ölüden farksızdı. Gözlerim daha da solmuştu. Vücudumdaki izler ise ilk günkü gibi canlı duruyordu.

Zaten vücudumda izler olduğunu biliyorlardı. Şimdi çıplak gözle görmüşlerdi. Acıdılar mı bana? Ben acınacak biri miydim? Omuzlarım çöktü. Pistim de zaten. Acımışlarda. Aniden yanağıma sol yanağıma tokat attım. Aynadan kendime bakarken başım diğer tarafa düştü. Yanaklarımı ıstırdım. Ağlamamak için zor duruyordum.

Titreyen elim yanağıma uzandı. Beyaz tende hemen kendi belli etmişti. Kızarmıştı.

Aynadan çektim bakışlarımı ve iç çamaşırlarımı da çıkarıp duşa girdim. Sıcak su saçlarımdan vücuduma akarken rahatladım. Saçım kısa olduğu için hemen yıkamıştım. Vücudumu defalarca lifle bastırarak yıkadıktan sonra duştan çıktım. Bütün vücudum kıpkırmızıydı. Gözlerimi daha fazla vücudum da dolaştırmadan bornozumu giydim. Saçlarıma havlu sardı ama fazla tutmadı.

Banyodan çıkıp kapısını kapattım. Dolaptan bulduğum en kalın pijamamı çıkarıp giydim. Ayaklarıma çorabımı giydikten hemen sonra patiklerimi giydim.

Saçımda ki havlu zaten düşmüştü. Makyaj masamda ki tarağı alıp saçlarımı taramaya başladım. Saçlarım çok fazla dökülüyordu. Ucunda ki suyu sıkarken bile ellerime saçlarım geliyordu. Dipten kopan saçlarımı umursamayıp, temizlemedim bile. Masaya fırlatır gibi attıktan hemen sonra kapım tıklandı.

"Gel," Dediğimde kapı açıldı. İçeri Bora girdi. "Müsait misin?'' Diye sordu her zaman ki gibi gel dememe rağmen.

"Evet."

İçeri girip kapıyı daha fazla aralandığında arkasında, elinde tepsiyle duran annemi gördüm. Onun arkasında ise babam, Emre ve Aras çıktı.

Artık şaşırmıyordum bile.

Bora abim, yatağıma ulaşıp açtığını yeni gördüm.

Emre abimin elinde ki kurutma makinasını, Babamın elinde tuttuğu ilaçlarım ve Aras'ın elinde tuttuğu peluş ejdarhayı yeni fark ettim.

"Babam, duşa girdiğini söylediğinde saçlarını kurutmayacağına hepimiz çok emindik." Elinde ki kurutma makinesini kaldırıp, salladı. "Onun için."

Babam elinde ki ilaçları, vitaminleri gösterdi. "İlaç içeceğine unuttuğuna hepimiz çok eminiz."

Aras elinde ki ejdarhayı gösterdi. "Sistırım bu benim küçüklük oyuncağım." Bana doğru yaklaşıp, karşıma geçti. "Hep hasta olduğumda onunla uyurdum." Hala ona bakarken, "Tamam, her zaman onunla uyurdum ama hastayken daha sıkı sarılırdım ve daha hızlı iyileşirdim.'' Elinde ki ejderhaya son kez bakıp bana uzattı. "Artık sende dursun. Seni iyileştirsin, sana iyi gelsin." Almamı bekledi.

Bir ona bir peluşa baktım. "Hâlâ onunla mı uyuyorsun?''

Dikleşti. "Hayır tabi ki. Artık büyüdüm."

"Yalan söyleme lan," Diyerek Aras'ın ensesine vurdu Emre abim. Aras'ın eli ensesine gitti ve abisini geriye ittirdi.

"Anladım, hâlâ onunla uyuyorsun.''

Gözleri umutsuzluğa kapıldı. "Tiksindin mi? Valla temiz. Ellerimle yıkadım. Ayrıca onunla uyumuyorum."

"Hayır tiksinmedim, niye tiksineyim?''

"Niye almadın o zaman?'' Gözleri benden kopup, peluşa bakarak indirdi.

"Senin küçüklüğünden belli seninleymiş. Ne kadar inkar etsende onunla uyuyorsun. Bana verme."

"Sana vermeyip ne yapacağım ki? Ayrıca küçükken sen yoksun diye onunla oynuyor, konuşuyor, uyuyordum. Artık sen varsın, ona gerek yok. Beni sürekli yanında istemiyorsun, derdini söylemiyorsun ama onunla konuşabilirsin."

Elindeki ejderhaya bir kolunu dolayıp karnına bastırdı.

"Çok iyi bir sırdaş hem. Bana bile söylemez. Bizi isteyene kadar onu kabullenip sarıl, konuş. Olmaz mı?"

Boğazım düğümlendi. Söylenecek ne çok şey vardı değil mi...?

"Sen..." dedim zorla. "Sen nasıl uyuyacaksın, o zaman? Hem o senin sırdaşınmış."

Omuz silkti. "Onun seninle olması beni daha rahat uyutur. Sen rahatlıkla uyursun."

"İyi o zaman."

"Vereyim mi?'' Heyecanlandı.

Ellerimi uzattım. "Ver, bakalım."

Hevesle peluşu elime koydu. Kendime doğru çekip; elimde ki yeşil ejdarhaya baktım. Orta boyda, tatlı bir ejderhaydı. Dudaklarımda tebessüm oluştu.

Küçüklüğünden belli onunla olan, onsuz uyuyamadığı, derdini paylaştığı oyuncağını bana vermişti. Ben uyuyayım diye. Ben derdimi anlatayayım diye.

Karşımda ki kahve gözlere baktım. "Teşekkür ederim." Oyuncağı kendime yasladım.

"Rica ederim."

"Merak etme, iyi bakacağım ona. Ayrıca özlediğinde gelip, görebilirsin."

Kıkırdadı. "Benden daha iyi bakarsın, eminim. Allah razı olsun, gelirim arada görmeye.''

Bora eline aldığı Kaya'nın ceketiyle kapıya adımlarken, "Hey, ceketi alıp nereye gidiyorsun?''

Arkasını dönüp bana baktı. "Yakacağım ceketi."

"Yapamazsın ki."

Kaşları havalandı. "Nereden biliyorsun? Ben kıskanç bir abiyim."

"Kıskanç abi olmanla ne alakası var?''

"Ne alakası mı var? Kardeşim abilerinden ceket istemek yerine niye elin adamından alıyor."

"Kaya elin adamı değil ki."

"Ha, elin adamı olmaktanda çıktı iş?"

"Ne işi? Ben istemedim, Kaya kendisi verdi."

"Kaya deniliyor bir de," diye mırıldandı.

"Ne diyeyim çocuğa? Teyze mi?''

"Neresi çocuk, koca adam. Abin o senin."

Gözlerimi devirdim. ''Size demiyorum ona mı diyeceğim?"

"De."

"İyi. Canım abim derim ona."

"Canın abin?''

"Sen dedin abi de diye."

"Canım kelimesi gökten düştü sanırım?''

"Kıskanmaz mısın yani?" Diye sordum.

"Neyi?''

"Size değil de Kaya'ya abi desem, kıskanmaz mısın?"

Gerildi ama belli etmedi. "Seninle bu konu hakkında konuşmak istemiyorum abicim."

"Sen buna konuyu geçiştiriyorum, çünkü kıskanıyorum desene."

"Hasta olunca ayrı bi' açıldın sanki? Merak etme hastanedeki konuyu konuşacağız."

"Ne konusu? Hangi konu, ben konu falan bilmiyorum. Zaten çok hastayım." Elim başıma gitti. ''Ateşimde var zaten." Öksürerek açtığı yatağa adımlayıp oturdum.

Başını iki yana salladı. Dudakları kıvrıldı. "Bir de yalancı."

"Ne yalanı? Ben yalan kelimesini bile bilmem.'' Aras araya girdi. "Aynen Sisterım. Yalanlar söyleyende babamdı zaten."

"Susun artık," dedi annem yatağa otururken. "Çorbası soğudu artık."

Yatağın başlığına yaslandım. Ayaklarımı uzatırken annemde diğer tarafa geçti. Ben kapıdan taraftaydım.

Kapının yakınlarında duran Bora elindeki cekete baktı. Geri gidecekken seslendim.

''Sakın atma.''

"Sana inat atacağım abim."

"İyi at. Hesabını anneme verirsin." Meydan okuyan sözlerimle beraber kaşları havalandı.

Göz kırptı. "Annene veririz hesap."

Anne dediğimin ben bile farkında değildim. Bakışlarımı kaçırdığımda annemle buluştu gözlerim. Gözlerinin içi gülüyordu.

"İstersen kapıya koyabilirsin, bebeğim. Ne dersin?" Ciddi mi diye dikkatlice baktığımda gayette ciddiydi.

"Annemin bizi dışlamışlığı şaka mı?" Aras efkarlı sesiyle. "Sisterım tamam dese ciddili annem bizi kapıya koyacak. Baba izin vermezsin değil mi?''

"Karım ne derse o. Lafının üstüne laf söylemem."

"Baba hanımcı olacağın mi tuttu? Oğulların sokakta mı yatsın? Hadi abimler neysede ben? Aras'ın Aras'ın?" Eliyle göğsüne vurdu. "En sevdiğin oğlun!"

"Şov yapma lan!" Aras'ın ensesine vurdu yine Emre.

"Abi valla yeter ama! Bu evden ne çekiyorum ben ya?! Abi sende o ceketi yakıyor musun, atıyor musun, ne yapıyorsan yapar mısın artık?!"

"Kes lan!''

"Oğlum ceketi atarsan sende evden atılırsın ona göre." Annesinin uyarısına karşı Bora yok artık dercesine baktı.

"Anne, çocuk muyum bende atacağım? İşlevi bittiğine göre sahibine gidebilir." Başka bir şey demeden odadan çıktı. Büyük ihtimalle ceketi aşağı falan götürecekti. Ya da korumaya bırakmasını söylerdi herhalde.

Emre, yatağımın yanındaki komidine oturmuş ve elindeki kurutma makinasını fişe taktı.

"Saçlarını kurutalımda, geri hastalanma."

"Ben kuruturum." Elindeki kurutma makinasını almak için uzandım ama vermedi.

"Sen yemeğini yiyorsun, ben kurutuyorum. Anlaştık mı?"

"Peki," Diyerek yaslandığım başlıktan sırtımı çektim. İleri gidip ona alan açtığımda arkama geçti.

Annem kucağında tuttuğu tepsiyle karşıma geçip oturdu. Kasedeki çorbayı karıştırmaya başladı.

"Tavuk suyu çorbası yaptım ama sever misin bilemedim. Hastayken en iyi çorba bu olur."

Hiç yemediğim çorbayı sever miydim bilmiyordum. Hastayken, karnım açken bana çorba yapan kimse olmamıştı.

Yetimhanenin yemekleri kötüydü ama onları yemezsen başka seçenek olmazdı. Kaç gece aç uyumuştum hatırlamıyorum. Yıllar önce bakıcı ile yollarımız ayrılmıştı, çünkü büyümüştüm, farklı bir yurda gitmiştim. Artık küçük kız değildim ve açlıktan ağlamıyordum.

Annem bana çorba yapmıştı. Kendi elleriyle hem de. Nefret ettiğim yemek bile olsa yerdim. Annem yapmıştı. Benim için.

"Sevmiyorsan hemen başka bir şey yapabilirim?"

"Yok, severim."

"Aç bakalım ağzını, o zaman," Diyerek kaşığı doldurduğu çorbayı dudaklarıma yaklaştırdı. Dudaklarımı aralayıp çorbayı içtim. Boğazımdan geçen sıcak çorba hiç hissetmediğim, tatmadığım duygulardı.

Arkamda abim saçlarım kurutmaya başladı. Parmakları sanki nadide bir parçaya dokunuyormuş gibi saçlarıma dokunarak kurutuyordu. Elleri saçlarımdayken korkmadım. Herkes gibi saçlarımı çekmedi. Aksine dokunmaktan, canımı acıtmaktan korkar gibiydi.

Annem, hiç içmediğim sıcak çorbayı yediriyor, abim ise nefret ettiğim saçlarımı kurutuyordu. Aras, çalışma masamın sandalyesine oturmuş, bana bakıyor; babam ilaçlarımın ölçülerini ayarlıyor, kapıya yaslanmış bizi izleyen ise Boraydı.

Tabii, kucağımda duran ejderhayı atlamamak gerekirdi.

Sevildiğimi hiç bu kadar hissetmemiştim.

Sende hissettin mi, İz?

Hissettim. Beni dinlemedin, güvendin onlara. Sen kazandın ama şimdilik. Yakında beni dinlemediğine pişman olacaksın.

Ben kazandım. Ailemi kazandım ve asla pişman olmadım, olmayacaktım.

Doğum gününe son
4 gün.

Bölüm sonu.

Sosyal medya hesaplarım.

Tiktok: Ruhumuzdakiizlerr
İnstagram: Ruhumuzdakiizlerr
Kitabın İnstagram hesabı: İzlerkalirgercekailemaffical

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

84okunma 12beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.