18. bölüm / 22
İzler Kalır/Gerçek Ailem18. Bölüm
Bölümler 22Şu an: 18. Bölüm
- 1 1. Bölüm2.554 kelime
- 2 2. Bölüm1.469 kelime
- 3 3. Bölüm1.338 kelime
- 4 4. Bölüm3.076 kelime
- 5 5. Bölüm9.520 kelime
- 6 6. Bölüm6.441 kelime
- 7 7. Bölüm2.384 kelime
- 8 8. BÖLÜM2.384 kelime
- 9 9. Bölüm4.003 kelime
- 10 10. Bölüm2.733 kelime
- 11 11. Bölüm1.828 kelime
- 12 12. BÖLÜM4.068 kelime
- 13 13. Bölüm3.430 kelime
- 14 14. Bölüm3.320 kelime
- 15 15. Bölüm2.632 kelime
- 16 16. Bölüm2.145 kelime
- 17 17. Bölüm5.009 kelime
- 18 18. Bölüm4.225 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 19. BÖLÜM3.184 kelime
- 20 20. BÖLÜM3.327 kelime
- 21 21. BÖLÜM3.133 kelime
- 22 22. BÖLÜM4.146 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Haklısın," dedi bir kez daha. "Ben kızını koruyamayan bir babayım. Aciz, güçsüz, iğrenç bir babayım. Kızımı koruyamadığım gibi bulamadım da. Hala da koruyamıyorum..."
Gözlerim doldu. Benim mavi gözlerim dolmuştu onun ise kahve. Babama benzemiyordum görünüş olarak da. İstediği olmuştu babamın. İstediği gibi kızı, karısına benzemişti.
"Haklı olmak sana geçmişi telafi etmeyecek, eline bir şey geçmeyecek."
"Geçmeyecek," dedim.
"Geçmeyecek," dedi gözlerime bakarak. "Her şeyi telafi etmek istiyorum. Bu dediğim belki bencillik olacak ama kızımı istiyorum. Sana yemin ediyorum bulacağım, yemin ederim. Özgürce nefes almayacaklar." Başını eğdi. "Belki bu zamana kadar aldılar ama bundan sonra değil. İzin vermeyeceğim, sana yemin ediyorum." Bana baktı tekrar. "Nefeslerini keseceğim. Senin nefes alabilmem için her şeyi yaparım, yapacağım."
Gözlerimden yaşlar süzüldü. "İnanmak istemiyorum sana. İnanırsam bana çok kızar."
Kaşları çatıldı. "Kim?"
"Küçük, İz... Çok kızar bana. Çok... Sana inanmak istemiyorum, güvenmek istemiyorum, sevmek... Hiç istemiyorum. Bana çok kızar. O çukurdan tek başıma çıktım. Sen yoktun ben kendim çıktım. Tek başıma yaptım. Şimdi sana inanırsam ona ne olacak? O seni affetmez ki... Ben affederim, güvenirim, severim belki ama... O yapmaz. O yapmazsa ben hiç yapamam."
Gözünden bir damla yaş süzüldü. "Onun beni affetmesi için ne yapabilirim peki?" Sesi titredi. Benim gibi.
Çenem titredi.
Affeder misin, İz? Duydun mu, onu? Ne yapsa affedersin. Ne olur affet. Duyuyorsun beni küçük, İz. Biliyorum. Susma, konuş. Hani sen saklanmazdın? Niye susuyorsun?
"Bilmiyorum... Ama affetmez sanırım. Niye affetsin ki?"
"Haklısın," dedi başını sallayarak. "Niye affetsin..."
"Ama... İsterdim." Anlamayarak bana baktı. "İsterdim. Affetsin isterdim."
Bir damla yaş daha aktı. "Hiç mi imkanı yokmuş? Sorsana ona. Beni, bizi affetmesinin hiç mi imkanı yokmuş."
Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Zamanı geriye alabilir misin? O kadar güçlü müsün? Çok değil, 5 yıl öncesine alamaz mısın? Unutturamaz mısın?"
"5 yıl önce," dedi sesi titrerken. "Ne oldu? Ne yaptılar kızıma? Niye sürekli 5 yıl önce diyor? Doğu gününde ne yaşadı?"
Sertçe yutkundum. Tüm vücudum titriyordu. Ona nasıl anlatabilirdim ki? Nasıl diyebilirdim?
"Bilmem." Bakışlarımı kaçırdım. Çenem titredi.
"Sorar mısın ona? Babasına anlatamaz mı? Belki bir çaresini bulur babası."
"Bulamaz ki." Ayakta duracak gücü kendimden bulamıyordum artık.
"Babalar her şeyin çaresini bulur. Bulurum olmaz mı?"
Acıyla güldüm. "Babalar her şeyin çaresini bulurlar mı, bilmiyorum. Hiç babam olmadı."
"Özür dilerim. Baban yanında olamadığı için."
"Dileme. Acıtmıyor artık."
"Acıt mıyor mu?"
Başımı iki yana salladım. "Eskisi kadar değil." Hala acıtıyor.
"Sarılsam acısı geçer mi?"
"Acımıyor dedim ki."
"Gözlerin tam tersini söylüyor ama. Sarılsam geçer mi, kızım?"
Ağlarken güldüm. "Sarılmak için bahane üretiyorsun."
O da güldü acıyla. "Babalar sarılınca acılar geçermiş, inanmıyorsan dene."
Yutkundum. Geçer miydi? Sarılsam, başımı göğsüne koysam, kokusunu içime çeksem, geçmiş acıtmaz mıydı canımı? Babalara sarılınca acılar geçiyor muydu?
"Ya geçmezse?"
Başını yana eğdi. "Dünyam başıma yıkılır."
Yanağımı ıstırdım. Kollarını iki yana açtı, bana baktı. "Deneyelim," dedi.
Bir adım ona yaklaştım. "Geçmezse seni döverim," dedim, kaşlarımı çatarak. Gözlerimde ki yaşları ne de sesimin titremesini geçirebildim. Küçük bir çocuk gibi konuştum, inandım.
Güldü. "Babalar dövülmez ama söz, geçmezse döv. Sesim çıkma-" sözünü tamamlanmasına izin vermeden kollarımı kaldırarak ona uzandım ve sarıldım. Başımı göğsüne koydum. Hızlanan kalbinin üstüne göz yaşım bulaştı. Biraz daha sıkı sarıldım. Gözlerim kapandı. Kokusu burnuma doldu. O an bütün her şey gitti aklımdan ve ben babama sarıldım. İlk defa.
Afallaması kısa sürdü. Bana sıkıca sarıldı, kaçıp gitmemden korkar gibi. Bir eli belimde beni sıkıca sararken diğeri saçlarımdaydı. Saçlarımı okşadı. Çenesini başıma yasladı.
Babama sarıldım. İlk defa ve son olmasın istedim. 17 yıllık hayatımda ilk defa kendimi güvende hissettim. Dünya şu an yıkılsa bana bir şey olmazdı. Yanımda babam vardı çünkü. İzin vermezdi. Başımı göğsüne koyduğum bir dağ vardı. Hiç gitmesin istedim.
Elleri saçlarımı okşadı. Benim saçlarımı. İz'in saçlarını. Kimse tarafından okşanmamış saçlarımı okşadı. Elleri saç diplerimdeydi ama çekmiyordu okşuyordu. Dövmüyor, sarılıyordu.
Derin nefes aldı. Kokumu içime çekti. Faha sıkı sarıldı. Gözlerim kapalı ona sarılırken her şeyi unuttum. Haklıymış. Babalara sarılınca her şeyi unutuyormuş insan. Acıları geçiyormuş. Geçti.
Ama yine de onu dövmek istedim. Geçtiği için, inandığım için. Sarıldığım için.
"Kızım, kızım..." dedi özlemle. "Güzelim, kızım, bebeğim, canımın içi..."
"Baba," dedim fısıltıyla.
"Babam," dedi hemen..
"Babam."
"Mis kokulum, babam. Söyle canımın içi. Babam..."
"Geçti." Sesim değil, bütün ev titredi sanki. "Geçti, baba."
Duraksadı. "Geçti mi?"
Başımı salladım. "Geçti. Haklıymışsın. Babalar sarılınca geçiyormuş." Ellerim hala onu sararken İstemeyerek başımı kaldırıp ona baktım. "Geri sarılmak istesem... Bulur muyum seni?"
Gözleri ışıldıyordu. "Bulursun. Sen bulamazsan ben seni bulurum. Artık bulurum, kokunu aldım."
"Bulursun." Onu değil kendimi ikna etmeye çalışıyordum.
"Bulurum."
Geri başımı yasladım. Hiç ayrılmak istemedim bu güvenli dağdan. Heo burada kalmak istedim. O da bunu istermiş gibi daha sıkı sarıldı.
"Çok üzüldün mü?" Dedim, gözlerim açıktı bu sefer ama kapatmak istemiyordum. Kapatırsam, ya giderse? Bulurdu beni ama yine de korktum. Bir elimle gömleğini sıkıca tuttuğumu ben bile fark etmemiştim.
"Neye?"
"Ben kaçırıldığımda. Çok mu üzüldün? Ağladın mı? Merak ettin mi beni?"
"Etmez miyim?... Hayatımın en kötü zamanıydı. Üzülmek, ağlamaktan fazlaydı. Canımdan can gitmiş... Merak etmez miyim?"
"Ettin yani?" İkna olmamışcasına.
"Ettim," Dediğinde zihnimden o ses yankılandı.
"Annen seni çöpe atmış, baban niye merak etsin?"
"Haberi yoktur," dedi küçük İz.
Güldü o kadın. "Aptal, ucube. Babanın haberi olmadan seni niye atsın? Baban senden kurtulduğunu sevinmiştir. Şu an sen onun aklına bile gelmiyorsun. Sensiz çok mutlu, hiç ağlamadı, üzülmedi, merak etmedi."
"Etmedi mi?"
"Etmedi."
Etmiş. Merak etmiş, üzülmüş, ağlamış hatta daha fazlası...
"Etmediğine çok emindim."
Başını iki yana salladı. "Olma. Burada seni bulmak için canını ortaya koyan ailen vardı. Seni merak eden, hiç görmemiş olmasına rağmen özleyen, merak eden..."
"Vardı."
"Hala var."
Derin bir iç çekti. "Kucağımdan kayıp gittin diyeceğim ama hiç kucağıma gelmedin ki..."
"Gelmedim." Hıçkırdım.
"Ben gelemedim. Kızımın yeni doğmuş fotoğrafını bile ilk ve son defa gördüm."
"Çöpün için de."
Acıyla yutkundu. Ademelması hareketlendi.
"Bende ilk ve son defa gördüm." Bir daha kimsenin o fotoğrafa bakmayacağını ikimiz de biliyorduk. Daha doğrusu bakamayacağına.
"Daha üstünde ki kanlar duruyordu..."
"Baktın mı fotoğrafa?''
"Baktım."
"Acıdın mı bana?"
Donakaldı. "Kendime acıdım. Bulamadığım için, engelleyemediğim için kendime acıdım."
"Fotoğraf ve mektup nerede? Attınız mı?"
"Duruyor."
"Bakma bir daha tamam mı?" Küçük bir çocuk gibi sordum. "Atalım gitsin."
"Kızımın tek fotoğrafını mı atayım?"
"At. Zaten çöpten gelen bir fotoğraf. Gitsin."
Bir şey demedi. Yavaşça ondan ayrıldım. İstemeyerek ellerini benden çekti.
"Odama gideceğim," dedim yine yaptığım en iyi şeyi yaparak. Kaçtım. Hızla arkamı döndüm. Diğerlerine hiç bakmadan merdivenlerden hızla tırmandım. En üst kata çıkıp odama ulaştım. Kapıyı hızla kapattım ama ayaklarım daha fazla dayanamadı. Kapının önünde çöktüm. Kalbim hızla çarpıyordu.
Babama sarılmıştım. İlk defa. Son defa olmasın lütfen.
Salak, İz, aptal, İz. Beni dinlemedin. Güvenme dedim, sevme dedim. Dinlemedin. Gör bak üzülen sen olacaksın. Her şey başına yıkılacak. İzle ve gör.
Hayır olmayacaktı. İstemiyordum. Yıkılmayacaktı. Gülümsedim, elimi kalbime koydum. Babam vardı. Sarıldım, geçti.
🖤
Kapımın çalmasıyla gel dedim. Odaya giren Bora'ydı. 2 saat falan olmuştu babama sarılmamın üzerinden. Hiçbirini geri görmemiştim çünkü odamdan çıkmamıştım.
"Abim," dedi. "Gelebilir miyim?'' Diye geri sordu. Başımı salladım. Çalışma masama oturmuş bir şeyler karalıyordum. Çekmeceyi açıp oraya koydum.
"Ne oldu?"
"Seni merak ettim. Bir bakayım dedim. Ne yapıyorsun?"
Omuz silktim. "Oturuyorum öyle."
Başını salladı. Masamın başında dikilmiş duruyordu.
"Randevu aldık," Demesiyle hafifçe gerildim. Bunu fark etti. "Psikoloğa gitmek kötü bir şey değil."
"Biliyorum," dedim, kafamı kaldırmadan masaya bakarken.
"Sorun ne o zaman?"
"Anlatmak. Soru soracak sürekli. Cevaplamak istemiyorum ki..."
İç geçirdi. "İstemediğin şeyleri söyleme abim. İstediğin zaman anlatırsın. Zamanla..."
Başımı salladım. "Peki." Kafamı kaldırdım. "Ne zaman?"
"Bugün," dedi. "Bir şeyler yiyip çıkarız."
Başımı kaldırıp ona baktım. "Hemen mı?"
"Ertelemek istemedik. Ama istiyorsan-"
"Gerek yok."
Dondu bir an ve başını salladı. "Hadi gel inelim."
Ayağa kalktım. Merdivenlerden indik. Odama çıkınca zor da olsa pijamalarımı giymiştim. Ayağımda ise ejderhalı patiğim vardı. Ev sıcakta olsa üşüyordum. Gerçi o geceden sonra hiç ısınamamıştım.
Salona geldiğimizde herkes sofrada oturuyordu.
Her zaman ki yerime geçip oturdum. Bir şeyler yemek istemiyordu canım. Aç da değildim.
"Hadi kızım, ye bir şeyler," dedi Esra.
Sofraya baktım. Her çeşit yemek vardı. "Aç değilim."
"Olmaz yiyeceksin bir şeyler. Doğru düzgün beslenmiyorsun, kanına baktırmamız lazım."
"Yiyorum ki," dedim masumca.
Kaşları çatıldı. "Gün içinde adam akıllı bir şey yemiyorsun. Ne seversin bilmiyorum, tabağına koyamadım o yüzden. Sevdiklerinden koy tabağına bolca, ye. Hatta bana söyle ben koyayım."
"Hayır, gerek yok. Kendim alırım."
"Peki," dedi. "Ye ama."
Başımı salladım. Zor da olsa bir şeyler yedim. Sonra ise odama geçip üstümü değiştirdim.
Korkuyordum.
Aşağı kata indim. Herkes hazırdı. Topluca mı gidecektik cidden?
"Hep beraber mi gideceğiz?" Diye sordum şaşkınlıkla.
Babam bana döndü. "Tabi ki de. Seni tek bırakmayız." Gülümsedi bana ve yanıma geldi. Elinde ki beyaz atkıyı boynuma doladı. "Bugün hava biraz soğuk. Üşüme."
Yutkundum ve gözlerimi kaçırdım.
"Biz gevurun oğluyuz çünkü," dedi Aras gözlerini devirerek. "Bizim götümüz donabilir tabi."
"Koca adamsın lan. Al bir zahmet."
Aras gözlerini kocaman açtı. "Anne!" Diye çığlık atmasıyla hepimiz kulaklarımızı kapatıp, yüzümüzü ekşittik.
"Ne oldu oğlum? Niye bağırıyorsun?" Diyerek yanımıza geldi. Merdivenlerin orada duruyorduk.
"Anne babam cidden bütün çocuklarını eşit seviyor."
"Heralde eşit seviyor oğlum. Bu muydu mesele yine?"
"Yine mi? Anne yazıklar olsun sana! Bu adan kızına ayrıcalık tanıyor, siz de susuyorsunuz." Babasının gözlerinin içine bakarak atkısını, şapkasını çıkardı. "Ben üşürüm baba. Tamam baba. Susa mısın, dinlemek istemiyorum. Tamam baba anladım ben seni. Tamam diyorum."
"Oğlum bir şey demedim zaten."
Aras gözlerini şokla açtı. "Yazıklar olsun... Sisterım görüyorsun değil mi? Anne eş seçimin çok kötü."
"Abicim bir şey soracağım," dedi Emre gülmemek için zor dururken. "Montunu niye çıkarmadın?"
Üzerinde ki monta baktı Aras. "Götüm mü donsun abi? Onu mu istiyorsun?"
Hepimiz gülmeye başladık.
🖤
Gelmiştik. Ben kapının bir ucundayken, ailem bir ucundaydı.
"Tanıştığıma memnun oldum, İz.''
"Bende."
Karşılıklı koltuklara oturmuş duruyorduk. Psikoloğun adı Şenel'di. Kadın, 40'lı yaşlarında, esmer, ortalama kilo da biriydi. Kahverengi saçlarını topuz yapmış sıkıca, elinde ise kahvesi vardı.
"Bir şeyler içer misin?"
Başımı iki yana salladım.
"Peki," Diyerek söze girdi. "İlk günden seni sıkmayacağım, merak etme. Buraya neden geldiğini biliyor musun?"
Salak değilim, heralde biliyorum yani!
"Evet."
"Kendini tanıtmak ister misin, bana?"
"İstemem."
"Tamam o zaman. Yetimhanede büyümüşsün. Ailen öyle söyledi. Tabi senden duymak isterdim."
"Evet."
"Ailen ile aran nasıl? Sevdin mi onları?''
"Konuştuklarımız aramızda mı kalacak?"
Kalmayacaktı.
"Tabi ki."
"Bilmiyorum."
"Duygularından emin değilsin yani."
"Eminim," dedim ona bakarak.
"O zaman sorun ne peki?"
Bakışlarım yere düştü.
"Anlatmak zorunda değilsin. Daha yeni tanıştık sonuçta. Başka şeylerden konuşalım ister misin?"
"Fark etmez."
"İzmir'den gelmişsin. Sevdin mi Ankara'yı."
"Yani," Diye mırıldandım. "İzmir'den daha fazla sevdim."
"İzmir'i sevmiyor musun?"
"Hayır."
"Sebebini sorsam sana?''
Derin nefes bıraktım. "Belli değil mi? İzmir'e ait değildim."
"Peki nereye ait hissediyorsun kendini?"
Duraksadım. Bakışlarım yerdeydi. "Hiçbir yere sanırım."
"Neden böyle düşünüyorsun?"
"Bilmiyorum."
"Sence bir insan bir yere kendini ait hissetmek için ne yapmalı?"
Alayla güldüm ve ona baktım. "Bence bir insan bir yere ait hissetmek için bir şey yapmamalı. Zaten oraya aitse hisseder. Elbet bir süre sonra anlar, hisseder."
"Haklısın," dedi başını onaylarcasına sallarken. "Peki senin bana anlatmak istediğin bir şeyler var mı?"
"Bir şeyler anlatmayı sevmiyorum."
"Çiz o zaman veya yaz."
Kaşlarım çatıldı. "Aynı şey değil mi? Bir şeyleri anlatamayınca insan ya çizer, ya da yazar."
"Sen hangisisin peki?"
Duraksadım. Sessiz kaldım. O konuştu.
"Ben anlatamayacak kadar kötü olduğumda veya istemediğimde, korktuğum da çizerim. Hislerimi kağıda dökerim."
"Konuşmak istemiyorum bunu."
Arkasına yaslandı. "Nasıl istersen. Abinler ile aran nasıl peki? Seni çok sevdikleri belli. Onlara karşı neler hissediyorsun?"
Bakışlarım kapıya takıldı. Kapının arkasındalardı.
"Saçmalık," Dediğimde kaşları çatıldı.
"Ne saçmalık?"
"Bu kadar çabuk beni benimsemeleri. Saçma, saçmalık. Tanıştığımızdan belli abim abim diye dolaşıyorlar."
"Bu seni rahatsız mı ediyor?"
"Sanırım..."
"Sebebini biliyor musun?''
Başımı salladım.
"Niye seni rahatsız ediyor? Sevmeleri mi, seni kabul etmeleri mi veya başka bir şey mi?"
"Baştan aşağı saçmalık!" Diye patladım sonunda. "Hayatında ilk defa gördüğü bir insana bu kadar kısa sürede bağlanmaları saçmalık!"
"Sana gerçek gelmiyor mu, bu bağlanma?'
Bakışlarım düştü. "Hem geliyor, hem gelmiyor. Bu kadar hızlı bağlandılarsa hızla vazgeçerler."
"Seni bırakmalarından korkuyorsun, ki bu çok normal. İlk önce şunda anlaşalım. Kardeş olmanız onların seni hemen benimsemesine sebep değil. Ama onlar küçüklükten belli kardeşlerini merak ediyor, özlüyor. Diyebilirsin ki görmeden neyi özlüyor diye. Ama onlar seni tanıyor. Aylar boyunca anne karnında seninle konuştular, bir şeyler anlattılar, sevdiklerini söylediler. En önemlisi en başından belli senin hayalini kuruyorlar."
"Bulsalardı o zaman." Küçük bir çocuk gibi omuz silktim. Bencildim belki de bu konuda.
"Anlıyorum seni ama ellerinden gelen her şeyi yapmışlar ve sonunda bulmuşlar."
"17 yıl sonra. Baya geç kaldılar."
"Haklısın... Ama bu onları suçlu yapmaz."
"Sürekli bana karşı onları mı savunacaksınız?"
"Hayır tabi ki de. Ben kimseyi savunmuyorum. Sadece gerçekleri söylüyorum." Elinde ki dosyaya bakıp köşeye koydu.
"İsminin anlamını biliyor musun?"
"Hayır."
"Hangisi olduğunu niye sormadın? Sana göre ismin ne?"
Duraksadım. "Ne saçma bir soru bu?"
"Cevaplamak zorunda değilsin. Sadece merak ettim. Sana en yakın gelen isim hangisi. İz mi, Rüya mı?"
"İz tabi ki de. İsmim İz."
"Rüya ismini sevmiyor musun?''
"Rüya'yı sevmiyorum."
Kaşları havalandı. "İsmini mi yoksa-"
"Direkt Rüya'yı sevmiyorum. Hiç sevmiyorum. Rüya başka biri ben başka biriyim ki.
"İz, Rüya da sensin ama. Rüya'dan başka biri gibi bahsediyorsun ama o sensin. Rüya başka biri değil, sensin."
Sertçe yutkundum. "Rüya onların kızı, ben değilim ki."
Başını iki yana salladı. "İkisi de sensin. İz'de onların kızı, Rüya da. İkisi de sensin."
"Hissetmediğin birini, kendin olarak kabul edemezsin."
"İz'i hissediyor musun?''
"İliklerime kadar."
"O zaman Rüya'yı da hissediyorsun. Çünkü ikisi de sensin."
"Değil ki..."
"Sana bunu düşündüren ne?''
"Bitirebilir miyiz, seansı artık."
"Tamam, öyle olsun. Sadece senden istediğim bir şey var. Ödevin hatta. Diğer görüşmemize kadar iyice düşünmeni istiyorum. İz ve Rüya'yı. Rüya'yı senden ayıran şey ne? Bunu düşün. Eğer dile getirmek istemezsen kağıda dökebilirsin."
Başımı salladım. Ayağa kalktık.
"Tanıştığıma çok sevindim."
"Bende," dedim nezaketle.
Kapıdan çıktık. Çıktığım an koltuklarda oturmuş kapıya bakan ailemi gördüm.
Beklemişlerdi.
Ayağa kalktılar hemen.
Annem, "Kızım," dedi. "İyi misin?"
Başımı salladım.
"Biraz sohbet ettik sadece," dedi Şelen. "Diğer görüşmemizde görüşmek üzere." Bana baktı. "Kendine iyi bak İz."
Konuşma bittiğinde otoparka indik. Arabaya bindik. Arabayı şoför sürüyordu. Benim yanımda Aras ve Emre vardı. Karşımda ise Esra, Okan ve Bora vardı.
"Nasıl geçti? Bir sıkıntı yok değil mi?" Diye sordu Emre.
Başımı salladım. "Yok." Arkamızdan gelen arabaları fark ettim. Gelirken fark etmemiştim. "Korumalar mı?"
"Evet kızım," dedi, babam.
Eve geldiğimizde arabadan indik. Eve girerken biz Aras ile caddede durdu. Gelen ardı ardına miyav sesiyle Aras, "nereden geliyor?" Diye sordu.
İkimiz de etrafa baktık.
Bora, "Neyi bekliyorsunuz, gelsenize?''
"Abi kedi miyavlıyor."
"Havlasa mıydı Aras? Heralde miyavlayacak."
"Abi tanıdık bir miyavlama sesi ama."
"Sokakta ki kedilerin miyavlama sesini mi analiz ediyorsun abicim? Ruh hastası mısın? Hastaneye mi kapatalım seni?"
"Oha ama abi! Abart biraz daha! Sözleriyle beni Burçak abimin yanına gönderirdi, artık tımarhaneye!"
Kıkırdadım.
"Gecikmeden gelin," Diyerek içeri girdi Bora, Aras'ı takmadan. Dışarıda koruma dolu olduğuna güverek girmişti.
Hala gelen sesle geri etrafa baktık. "Nerede bu lanet olası kedi?" Diye sordum. Hava kararmıştı. Sokak lambası fazlaca aydınlatsa da bulamadık. "Niye bu kadar fazla miyavlıyor? Bir şey mi oldu acaba?"
"Bilmiyorum ki! Pisi pisi! Nerede lan bu hayvan?"
Bizim bahçenin önüne baktık ama yoktu. Ses oradan gelmiyordu.
Aras bana döndü anında. ''Lan yoksa... Yine be kızım. Hızlı adımlarla Kayagilin bahçesine girdi. Sese git gide yaklaştık. En sonunda ise küçük ağacın arkasında duran siyah kediyi gördük.
"Sen ne arıyon lan burada?"
"Kediye hesap mı soruyorsun yoksa bana mı öyle geliyor?"
Bana baktı göz ucuyla. "Ne var yani? Hafif küçük kediyi kucağına aldı. "Kaçırıyorum seni. Koş! Kucağında kediyle bahçeden çıktı. Onun arkasından koştum.
"Ne yapıyorsun?!"
"Bağırmasana Sisterım. Koş eve!" Aralık duran kapıdan geçti ardından beni bekledi. Bende girdiğimde kapıyı kapattı.
"Niye kediyi eve getirdin?"
Sinsice güldü. "Birilerine ders olsun diye."
Salona girdi kucağında kedi ile. Arkasından gittim.
Oha bir dakika bu kedi Kaya'nın kedisi miydi? Evet İnstagram da fotoğrafı vardı... Ve Aras kediyi çalmıştı.
"Kimin kedisi bu Aras?"
"Aşk bahçemin.''
"Kaya'nın mı?"
Bana baktı. "Benim başka aşk bahçem var mı ki?''
"Bir dakika Kaya'nın kedisi değil mi bu?'' İlk fark eden Emre oldu.
"Ta kendisi."
"Ne arıyor oğlum burada?'' Dedi Esra.
"Yine mi kaçırdın kediyi lan?" Dedi Bora.
"O da sahip çıksaydı hayvana. Açmış yine camı, kedi napsın atmış kendini dışarı. İyilik yaptım ona."
"Git haber ver çocuğa," dedi Okan.
"Yarın veririm."
"Saçmalama," Diye araya girdim. "Gidip versene hayvanı."
"Hayvan deyip durmayın kıza ya. Adı var onun."
"Adı ne?" Diye sordum.
"Kara Bihter."
"Ne?"
"Kara Bihter, diyorum Sisterım? Kulakların mı tıkandı?"
"Kara Bihter mi?"
"Anlamamazlık falan mı var kardeşimde?" Diye ailesine baktı.
"Kedinin adını ilk öğrendiğimde bende aynı tepkiyi verdiğim için bir set diyemiyorum,'' Dedi Emre.
"Kara Bihter ne ya? Başka isim mi bulamamış?"
"Git onu Kaya'ya sor."
Güldüm. "Şaka gibi ya. Çok komik."
Herkes benim gülmeme baktığında hemen sildim. Utanmıştım.
"Gel Sisterım, Kara Bihter ile odamıza çıkalım."
Gülerek peşine takıldım. 2. Kata gelmiştik. Bu katta üç oda vardı. Biri Aras'ındı diğerleri kimindi bilmiyorum.
Aras odasının kapısını açıp geçmemi bekledi ve kapıyı hafifçe aralık bıraktı. Geniş oda hemen cam kenarında yatağı vardı. Yatağının bir kısmına kadar camı boyandı benim ki gibi. Hemen diğer tarafında duvara çerçeve ile asılmış Galatasaray forması vardı. Küçük komidin gibi bir şeyin üzerin de ise Galatasaray ile ilgili biblo, aksesuar falan vardı. Biraz ilerde banyo olduğunu düşündüğüm kapı vardı. Diğer tarafta ise çalışma masası ve dolabı vardı.
"Ay sen odama ilk defa geliyorsun! Bak burası benim mağaram. Nasıl buldun?''
"Güzelmiş," dedim gözlerimi hala etrafta gezdirirken. Ona baktım. "Galatasaray'lı olduğunu bilmiyordum."
Ayıplarcasına bana baktı. "Başka ne olacaktım? Bizim yedi sülale Galatasaray'lı. Tabi onlar olmasa da olurdum da. Neyse sen hangi takımlısın Sisterım."
"Tutmuyorum."
Gözlerini irileştirdi. ''Duymamış sayıyorum Sisterım. Geç otur. Kendini yatağa bıraktı. Ayaklarını bağcık yaparak oturdu, ben de onu taklit ettim.
Ortamıza kediyi bıraktı.
"Kaya malının aklı çıkmıştır."
"Bu yaptığın hainlik."
"Neresi hainlik ya? Ben ondan daha iyi bakıyorum hem, Kara Bihter'e."
"Lütfen şu adı deme ya. Sinirim bozuluyor,"
"Ama adı o. Hatta kulağına bile fısıldadık.
Gülerek kediye baktım. Rahatça yattı. Siyah gözleri yabancılık çekmeden etrafa baktı. "Miyav," dedi bana bakarak.
"Aa sizi tanıştırayım! Kara Bihter, bu benim kardeşim İz. Sisterım bu da Kara Bihter."
Kara Bihter bir kez daha miyavladı.
Simsiyah tüyleri ve gözleriyle asil duruyordu. Ona bakarken nedense Kaya'ya bakıyormuş gibi hissettim.
"Ne tatlı bir şeysin sen ya?" Diyerek elimi başına götürüp, sevmeye başladım. Hemen başını eğip sevmeme teşvik etti. "Yicem! Tipe bak şunun. Ne tatlısın sen ya."
"Hiç sahibine çekmemiş tatlılık konusunda."
"Tatlı ki," Diye mırıldandım.
"Ne dedin Sisterım?" Diyen Aras'a döndüm hemen.
"Ha? Bir şey demedim. Kara Bihter ile konuşuyorum."
"Sevdi seni. Sevmediğine saldırıyor, sevdiğine sevdiriyor kendini. Uysal bir kedi."
İki elimle suratını sıkıştırdım acıtmadan. "Tipe bak!'' Ayaklanip kucağıma gelip yattı. Bir koluma yatırıp, diğer elimle sevmeye devam ettim.
"Kara Bihter tarafından da satıldım. Cidden dayanabilirsen dayan Aras Cabbar."
"Şuna bak ya?" Aras'a baktım. "Sana hak verdim. Kesinlikle Kaya'ya haber vermeyelim. Bizde kalsın. Hem demek ki sevmemiş, kaçmış yani..."
Kaya'nın adını duyunca Kara Bihter miyavladı bana.
"Niye miyavlıyor? Ona mı gitmek istiyorsun?" Miyavladı. "Burada kal olmaz mı?" Geri miyavladı. "Bu evet demek mi?" Miyavladı. "Evet olarak algıladım bebeğim."
"Yazıklar olsun. Kara Bihter ile konuştuğun gibi benimle bile konuşmadın."
"Kedi misin sen Aras?"
"Abinle konuşman için kedi mi olmam lazım."
Gözlerimi devirdim. "Çarpıştırma konuları."
Kara Bihter'e baktım. Siyah gözleri parlak parlak bana bakıyordu.
"Kız mı, erkek mi?"
Kız olduğunu biliyordum.
"Kız."
"Güzelliğinden belli. Sanırım baban seni aldığında geri gelip seni kaçırabilirim."
"Bundan sonra bizimsin Kara Bihter!" Dedi Aras. Kara Bihter Aras'a hırladı ve benim kucağıma daha fazla yayıştı.
Hayretlerle baktı. "Sana aldığım ödül, yaş mamalara yazıklar olsun... Bu ihanetini unutmam Kara Bihter. Gör bak bakayım bir daha sana o pahalı mamaları alıyor muyum?''
"Kediye ne anlatıyorsun, Allah aşkına ya?"
"Anlamazdım, anlamazdın!"
"Bağırma, korkacak."
"Bu mu korkacak?'' Eliyle kediyi gösterdi. ''Kızım bu kedi bizi cebinden çıkarır, ne korkması?"
Omuz silktim. "Olsun." Bakışlarımı Kara Bihter'den ayırıp Aras'a baktım. "Kaya fark etmişmidir?"
"Muhtemel."
"Yaa... gidecek mi?" Kara Bihter'e baktım. "Boş ver babayı, ben sana daha iyi bakarım." Miyavladı. "Bu evet demek mi?" Bir kez daha miyavladı ve başını iyice yasladı. "Heheh işte bu kızım. İki kolumda bir bebek gibi sardım ve salladım. "Benim kızım ol!"
"Anlık Kara Bihter'in durumu; misafirliğe gelen yaşlı teyzenin sen benim kızım ol, demesiyle aynı. Travma kalacak kedi de."
Gözlerimi devirdim. "Senin kaçırmadan kalmadıysa ben de hiç kalmaz. Değil mi kızım?"
"Bizden fazla Kara Bihter'e sevgi göstermeni aşamayacağım sanırım."
"Ama şunun tatlılığına bak!"
"Ne yani beni kedi olsam mı seversin?" Diye düşündü.
"Ne alaka?''
Başını eğdi. "Hımm..."
Kara Bihter'in başından öptüm. Boynunu sevmeye başladım.
"Cinsi ne?"
"Sokak kedisi."
"Oyy seni sokakta mı buldular."
Aras bir küfür savurmasıyla ona baktım. "Yeter bu kadar," Diyerek, Kucağımdan almaya çalıştı ama vermedim.
"Ne yapıyorsun ya? Bıraksana hayvanı."
"Yeter bu kadar eve gitmenin vakti, Kara Bihter."
Aras'ın eline pati atmasıyla geriye çekildi Aras.
"Şam şeytanı seni! Seni bu günlere ben getirdim lan! Ne bu tripler? İyi ki dişisin yoksa seni döverdim."
"Kediyi mi kıskanıyorsun sen?''
"Ne alaka, abicim?"
Kıkırdadım. "Bugün burada kalsa olmaz mı?" Diye sormamla Aras, "öyle bakma abicim ama. Nasıl hayır diyeyim?" Dedi.
"Deme zaten! Vermiyorum benim olsun."
"Sanki oyuncak istiyor, istediğin kedi."
"Ne var yani?"
"Hiçbir şey yok Sisterım."
Kollarımdan sıyrıldı Kara Bihter.
"Ne oldu? Babaya mı gideceksin?"
"Baba da baba olsa," Diye hamurdandı. "Hayvan ne yaşadıysa evden kaçmış."
Kapıya bakıp miyavladı.
"Gitmek mi istiyorsun?'' Miyavladı. "Sürekli miyavlarsan seni nasıl anlayayım ama? Kedi dilim yok, Kara Bihter," dedim. "Bence git babanla konuş ismini değiştirsin. Küfür gibi isim."
Kapıya geri miyavlamasıyla bakışlarım kapıya kaydı.
Bir çift siyah göz.
Kapının pervazına yaslanmış, kollarını göğsünde bağlamıştı. Duştan yeni çıktığı belli olan ıslak saçları vardı. Saçlarını kendi haline salmıştı, anlından düşüyordu. Üstünde siyah eşofman ve tişörtü olan Kaya vardı.
Yüzünde ki gülümseme fazla belli olmayan gamzesini belli ediyordu.
"Kızım sanırım kendine anne bulmuş."
Afallamış bir şekilde ona bakarken o sadece gülümsüyordu.
"Ne işin var lan, senin burada?" Diyen kişi Aras'dan başkası değildi.
Kaya'nın bakışları Aras'a gitti. "Duyduğuma göre birileri kızımı kaçırmış, onu almaya geldim."
Aras şoke olmuş bir şekilde bana baktı. "Oha Sisterım! Ne diye kediyi kaçırdın?" Elini dudaklarına götürdü. "Çok ayıp, kınıyorum seni!"
"Ne? Ne saçmalıyorsun ya?! Yalancı seni!"
"Abiye yalancı denir mi hiç?"
"Yalancıysa denir!"
Kaşları havalandı ve sırttı. "Abin olduğumu kabul ediyorsun yani?"
"Konuyu karıştırma!"
Kara Bihter yataktan atlayıp babasına doğru gitti. Kaya yere eğilip kucağına aldı. Eliyle tüylerini okşadı.
"Babacığım gezmeye mi geldin sen?" Miyavladı. "Aklım çıktı, kızım. Bir daha kaçmak yok."
"Ruh hastası bu da ya!" Dedi, Aras eline alnına atarak. "Benim kardeşim gibi hayvanla konuşup, dert anlatıyor."
"Normal insanlar gibi," dedi, Kaya Aras'a itici şekilde bakarak.
Gözlerini devirdi Aras. "Annemgil haber verdi değil mi?"
"Bora abiciğim," dedi bastırarak, gıcık edercesine. "Aradı, sağ olsun."
"Abi değil, şeytan ya!"
"Laf ettirmem abime!"
"Senin abinde benim, dedem mi lan?"
O sırada Kara Bihter Kaya'nın kucağından atlayıp bana doğru geldi. Yatağa zıplayıp, kucağıma yerleşti.
Kaşları çatıldı Kaya'nın.
"İyi bari Kara Bihter sadece beni satmadı," Diyerek, bir oh çekti Aras.
"Oha," dedi anlık şokla Kaya. Kollarını indirip yanımıza geldi ve benim sol tarafım olan yatağın ucuna yanıma oturdu. Bir bana bir Kara Bihter'e baktı.
"Şaka mı bu?" Aras'a baktı. "Benim kucağımdan gidip, İz'in kucağına mı gitti?"
Başını salladı Aras. "Doğru gördün kanki. Bende aynı tepkiyi verdim. Bana bana, Aras'ına pençe attı! Senin kucağından inmiş çok mu?!"
Ben ise onlara bakmayıp Kara Bihter'le oynuyordum. Elimi yatağa koymuş bir oraya bir oraya getirirken Kara Bihter patisiyle yakalamaya çalışıyordu.
"Şunlara bak," dedi şaşkınlıkla Kaya.
"Al şu velet kedini, götür evine." Kıskançlıkla Aras.
"Hayır gitmesin," Diyen tabi ki bendim. İkisinin de bakışı bana döndü. Oyunumuzu durdurduğum için Kara Bihter bize bakmaya başladı.
"Annem nerede, annem?" Diyerek ayağa kalktı Aras. "Abim nerede? Abi!" Diye bağırarak odadan çıktı ama bağırdığı için sesi duyuluyordu. "Şu kızınıza bir şey deyin! Kara Bihter'i nüfusuna alacak ya!"
Başımı iki yana sallayıp güldüm.
"Sevmiş seni," Diyen Kaya'ya baktım. Yan yanaydı ve omuzlarımız birbirine değiyordu.
"Bende onu sevdim," Diyerek Kara Bihter'e baktım.
"Kızıma da kendini sevdirmişsin, inanamıyorum..."
Şaşkınlıkla ona baktım. "Ne alaka? Kızın kendi beni sevdi, ben bir şey yapmadım."
"Yapmana gerek yok, zaten. Sevilmeyecek gibi değilsin."
Kalbim hızla çarptı ve varlığını hissettirdi. Dudaklarım aralandı, o başını eğdi ve dudağını ıstırdı.
"Neyse." Konuyu değiştirmeye çalıştı. "Nasılsın sen?"
Boğazımı temizledim, toparlanıp. "İyiyim, sen?"
"Seni gördüm daha iyi oldum."
"Bende, yani iyi olmadım, kötü de olmadım a-ama." Elim ayağım birbirine dolaştı. Saçımı kulağımın arkasına koydum. "Susayım ben en iyisi."
Sırıttı. "Utandın," dedi, otuz iki diş gülerek. "Sabaha kadar konuş, dinlerim seni."
"Sıkılırsın o zaman."
Gülümsemesi silindi. "Bir ömür konuşsan, sıkılmam Yüra."
Afallamış, bir şey diyemezken ben, kurtarıcım Kara Bihter oldu. Miyavlayarak, aramıza girip, yatağa yattı.
"Kızım evimize gidelim mi artık?" Bana bakarak miyavladı. Kaya'nın bakışı bana kaydı. "Anne gelemez bizimle," Diyerek Kara Bihter'e baktı.
"Ne? Ne annesi?"
Elini yatağa yaslamış, ıslak saçlarıyla bana bakarken, daha yakışıklıydı. Hafif üzerime doğru yanaşmıştı.
"Annesi olarak seni seçmiş."
"Ne alaka?"
"Çok alaka."
"Niye sürekli, ne alaka dediğimde, çok alaka diyorsun?"
"Çok alakası var, çünkü."
Dudaklarımı yaladım. "Neyse, sus."
Güldü. "Biz kıza burada bir ömür konuş diyoruz o sus diyor. İdeal ilişki."
Kaşlarım çatıldı. "Ne ilişkisi?"
Elini yasladığı yataktan çekti ve doğruldu. "Ne, ne ilişkisi?''
"Ne ilişkisi?" Diyen farklı bir ses duymamızla anında kapıya döndük.
Kollarını göğsünde birleştirmiş Bora vardı. Bir gözünü kırparak ne iş anlamın da başını salladı.
"Bora abi," dedi Kaya. "Ne oldu?"
"Bende onu sana soruyorum aslanım. Ne ilişkisi."
Bir bana bir Bora'ya baktı. "Ne ilişkisi abi?"
"Ne ilişki?''
Lafın ortasına atladım. "Kedi ilişkisi."
Bana baktılar.
Kaşları havalandı abimin. "Kedi ilişkisi?''
"Evet." Başımı salladım. "Neyse Aras nereye gitti?" Soruyu değiştirdim.
"Bize, seni şikayet etmekle meşgul."
"Neyi şikayet ediyor ya?"
"Klasik Aras işte."
"Neyse ben artık gideyim," Diyerek ayağa kalktı Kaya ve Bora'nın yanına gitti.
Bende ayaklandım. Kara Bihter yerinden çok menmunmuş gibi ayaklanmadı.
"Kızım, gelsene?" Diyerek kedisine baktı. "Şişt! Kime diyorum, Kara Bihter? Kalksana."
"Yerini sevdi sanırım," dedim. Bana baktı. "Sanırım." Derin bir nefes bıraktı.
"Sizde yerinizi sevdiniz sanırım?" Diyen Bora'ya baktım sonra ise Kaya ile bana. Yan yanaydık ve omuzlarımız yine birbirine değiyordu. "Hala ayrılmıyorlar," Diye ağzının içinde bir şeyler hamurdandı. Eliyle bizi ayırıp ortamıza geçti.
"Bence Aras hastaneye seni kapatmalı," Diyerek söylendim. Bakışları anında bana döndü. "Ne dedin abiciğim, Anlamadım?"
Yüzümü buruşturdum. "Canım abim diyordum!"
Yüzünde gülümseme belirdi.
Sinirle bende güldüm ve bakışlarımı ondan çektim.
Bölüm etkileşimi
