6. bölüm · İzler Kalır/Gerçek Ailem

6. Bölüm

🖤 Ruhumuzdaki izler hep kalır...

Herkese selam. Başlamadan önce oy kullanıp, bol bol yorum yapmayı unutmayın. Beni hem buradan hemde sosyal medyadan takip etmeyi unutmayın. WhatsApp kanalı linkini aşağı koyacağım, bölüm veya alıntı için oradan haber veriyorum.

(Tiktok: Ruhumuzdakiizlerr
İnstagram: Ruhumuzdakiizlerr)

Instagram: İzlerkalirgerceksailemaffical

İzler Kalır'ın offical hesabı.

WhatsApp kanalı linki

https://whatsapp.com/channel/0029VbCP12kDOQIQ4eJPoK3d

🖤

Telefonu savururcasına yatağa fırlattım ve zor bela ayağa kalktım. Hem karnımın ağrısı hem boğazım, ölüyordum resmen.

Lavaboya girip işlerimi halledip çıktım. Üstümde hala pijamalarım vardı. Ayağıma patiklerimi geçirip odadan çıktım.

Hala nemli ve dağınık olan saçlarımı umursamadan merdivenlerden inip salona indim. Fakat burada kimse yoktu, o sırada adını hatırlamadığım çalışan kadını gördüm.

O da beni bekliyormuş gibi, "İz hanım günaydın. Kahvaltınız hazır." Dedi masayı göstererek. "Başka bir isteğiniz var mı?"

Başımı iki yana salladım. "Yemek yemeyeceğim," dedim. "Neredeler?" Diye sordum hepsini kast ederek.

"Anne ve babanızın ufak bir işi olduğu için daha demin çıktılar. abileriniz ise ilk kattaki odadalar."

"İlk kattaki oda derken?" Dedim sorarcasına.

"Ee, şey benim demem doğru olmaz. Buraya gelirler birazdan zaten."

Başımı salladım. Kadın gözden kaybolduğu dakika merdivenlere koştum resmen. Bu ev dört katlıydı şu an zemin katta olduğum için birinci kata çıktım. Zaten odamdan inerken burayı görüyordum ama hiç ses gelmiyordu. Neden aradığımı bile bilmiyordum. Hiç halim yoktu ama ben meraklı biriydim.

Bu katta üç oda vardı. İkiside yan yanaydı. İki kapıya da yavaşça eğilip dinledim ve sağ kapıdan geldiğine inanarak odaya daldım. Evet kapıyı çalmadan direkt daldım. Belki bir özel alandı veya abi tayfalarının birisinin odasıydı. Belki de şu an asla müsait değillerdi!

Ama ben daldım içeri.

Kapıyı açar açmaz ilk önce Emre'yle göz göze geldim. Direkt kapının önündeydi. Gözlerim diğer taraflara kayarken, Aras, Bora ve Kaya vardı.

Oğlum bu Kaya'nın evimi yok? Evsiz mi lan bu çocuk, her gün, her saat bizde!

Hepsiyle de göz göze geldikten sonra sarışın bir kızla göz göze geldim. O kişi ise hesabını stokladığım Melis'ti.

Hepsi şaşkın gözlerle bana bakıyordu çünkü hiçbiri odaya birden benim dalacağımı düşünmüyordu. Gerçi bende düşünmemiştim.

Resmen hint dizilerinde ki bakışmalar yaşıyorduk.

Kapının önünde mal gibi dikilmeye devam ederken Melis konuştu. "Merhaba," dedi ve olduğu yerden benim karşıma geçti. "Ben Melis Kaya'nın kardeşiyim." Dedi sevimlice. Kız ne yapacağını bilmez şekilde elini uzattı. "Sende İz olmalısın menmun oldum."

Uzattığı eline bakıp ona baktım ve elini sıktım. "Bende.' Dedim.

Daha demin kızın hesabına bakmıştım ve hala abisiyle benzerlik yoktu. Melis sarışın ela gözlüyken, Kaya esmer siyah gözlüydü.

Kesin ikisinden biri üvey!

Aras bana baktı ve gülümsedi. "Sisterım sen uyumuyor muydun?" Diye sordu sevimlice.

"Akşama kadar mı uyuyayım Aras?"

Doğru dercesine başını salladı.

"Ne yapıyorsunuz siz burada?" Dedim hepsine bakarak.

"Hiç oturuyorduk," dedi Emre.

Omuz silktim. "İyi oturun o zaman deyip arkamı dönüp adım atacağım sıra Bora'nın sesi geldi.

"Nereye?" Demesiyle geri önüme döndüm.

"Odama."

"Kahvaltını ettin mi?"

"Hı,hı ettim." Dedim yalan söyleyerek.

"Anladım etmemişsin."

"Aç değilim."

"Yemek yemek için aç olmana gerek yok."

"Var! Aç değilsem neden yiyeyim?"

"Bilmiyorum, onu sen söyle İz?"

"Neyi?"

"Neden yemediğini?"

"Neyi yemediğimi?"

"Yemeğini."

"Aç değilim dedim ya!" Dememle Bora derin nefes alıp, bıraktı. Herkes gülerek bize bakıyordu.

"Ne?" Dedim onlara bakarak. "Komik mi?" Dedim sorarcasına.

Aras, "Sisterım sana bir soru sorabilir miyim?" Dedi.

"Hayır."

"Tamam söylüyorum," dedi benim hayır dememe rağmen. "Pijamaların ve patiklerinle benden on üzerinden on aldın." Dedi gülerek.

Anlık üstüme baktım. "Eyvallah."

"Eyvallah."

"Harbi niye üstünü değişmedin?" Dedi Emre.

"Niye değişeyim?" Dedim. "Çok istiyorsan sen değiş. Senin üstünde de takım elbiseden başka bir şey görürüz belki." Dedim alayla.

Herkes yine gülerken, Mal mısınız niye her ota boka gülüyorsunuz dememek için kendimi zor tuttum.

"Boş konuşmayın bi' ya." Dedi Bora.

Geldiğimden belli odaya göz ucuyla bile bakmadığım için kapının girişinden gözüme çarpan pembe duvar kağıdıyla kaşlarım çatıldı. Hepsi odayı gördüğümü, görmüş ve bana bakıyorlardı.

Kaşlarım çatılırken beşik görmemle kaskatı kesildim. Düşündüğüm şey olamazdı değil mi?

Hayır hayır, şu an en son istediğim şeydi bu odaya girmek ve ben kendi ayaklarıyla gelmiştim. Geniş oda da beşik, dolap, küçük bir oyun alanı,
yerlerde fotoğraflar, oyuncaklar...
Burası... Yutkundum sertçe.

Burası benim odamdı.

Hayır İz, Rüya'nın odası.

Mal gibi hala odaya bakarken, hemen kendi halime bürünerek toparlandım.

"İyi o zaman, size iyi oturmalar." Sanki odayı hiç görmemişim gibi odadan çıkacakken birinin kolumdan beni yavaşça çekerek, odanın ortasına çekti. Kim olduğuna bakarken Aras olduğunu gördüm.

"Ne yapıyorsun aptal!" Dedim ona bağırarak. "Ne diye çekiyorsun ya!" Dedim sitemle.

"Canınını mı acıttım?" Diye sordu ürkekçe, yaptığına hemen pişman olarak.

Başımı iki yana salladım. "Gideceğim, içeri çekiyorsun."

Arkamda yerini alan Bora'nın konuşmasıyla ona döndüm. Hangi ara arkama gelmişti,

"Kaçacak mısın gerçekten?" Diye sordu.

"Şifreli konuşmak hoşunuza mı gidiyor?"

"Gerçeklerden kaçacak mısın? Görmemiş gibi mi yapacaksın gerçekten, ha?"

"Ne yapmamı bekliyorsun? Yani ne yapayım? Duygulanıp şuraya ağlayayım mı? İstediğin tepki tam olarak ne? Ona göre davranayım." Dedim sinirle.

"Ben sana öyle bir şey demedim, İz." Dedi. "Sadece erteleleyebilirsin ama unutma ki her şekilde gerçeklerle yüzleşeceksin."

Kollarımı göğsümde birleştirdim ve aramızda ki mesafeyi kapattım.

"Hangi gerçeklerden bahsediyorsun acaba?" Dedim ciddi bir şekilde. "Ne gerçeği mesela? Nasıl bir gerçekmiş? Merak ettim bak."

Karnım deli gibi ağrırken konuşmakta güçlük çekiyordum.

"İz, yapma." Dedi acı çekiyormuş gibi.

"Neyi yapmayayım?"

Derin nefes alıp verdi. "Bak seni hiçbir şey için zorlamıyoruz-" Cümlesinin bitmesine izin vermeden sertçe kestim lafını.

"Hiçbir şeye zorlamıyorsunuz?" Dedim alayla. "Beni buraya zorla getirmiş biri olarak fazla iddialı bir cümle oldu yalnız."

"Neyse ya," Deyip kollarımı indirdim. "Boşver gitsin, sonuçta gerçeklerden kaçamayız." Dedim onu beni buraya zorla getirdiğini ima ederek. O kadar çok canım yanmıştı ki onun da canını yakmak istedim. Hepsinin hatta.

"Neden hepiniz bu odadasınız?" Diye sordum.

"Arada sırada buraya geliyoruz." Dedi Aras ürkekçe.

Kafamı ona çevirdim. "Neden?" Diye sordum sonra hemen devam ettim. "Dur ben söyleyeyim," dedim. "Sizin olayınız bu ya, zaten." Dedim sinirle.

Onlara bir şey demek istemiyordum. Suçlu değillerdi ama çok zoruma gidiyordu. Ben neler çekmiştim ama onlar mutlu bir ailede büyümüşlerdi.

Yedikleri yemedikleri arkalarındaydı. Ben defalarca aç kaldığımı hatırlıyorum. Onlar geceleri rahat yataklarında uyurken anneleri babaları masal anlatıyordu. Ben geceleri soğuk zeminde uyuduğumu, masal yerine hakaretler yiyerek uyuduğumu bilirim.

Onlar sevgiyle büyürken ben kimsesiz büyümüştüm. Onlar yağmuru severken ben yağmurdan nefret etmiştim. Benim özendiğim, yaşayamadığım her şeyi onlar yaşamıştı.

Onlar küçükken geceleri dayak yiyip hiç bayılmışlar mıydı? Hayır. Ama ben yaşamıştım. Böyle düşünmem bencillikti belki ama doğruydu.

Hepsi bana bakıyor ve cevabımı bekliyorlardı. "Neyse boşver zaten, ben kime ne anlatıyorum."

"Bir şey dediysen devamını getir." Dedi Aras sinirle. "Bizim ne suçumuz var?" Aras'ı ilk defa bu kadar sinirli görüyordum. "Annemle babamın ne suçu var İz? Hiç birimizin bir suçu yokken bizi suçlama artık." Dedi hüzünle.

Sinirle güldüm. Aras'ın karşısına geçtim. "Şu işe bak sen ya, kimse suçlu değilmiş, gerçekten!" Aras'ın kahverengi gözlerine baktım. "Çünkü tek suçlu benim di mi?!"

"Ben sana suçlusun demedim, İz?"

"Kimse suçlu değilmiş. Peki ya kim suçlu o zaman Aras? Sen söyle, suçlu kim? Benim tam olarak kimden hesap sormam gerekiyor?!" İkimizde bağırıyorduk. Zaten ağrıyan boğazım daha beterdi artık.

"Yeter artık neyin kavgasını ediyorsunuz?" Dedi Bora sesini yükselterek.

Ona döndüm sinirle. "Ne kavgada mı edemiyoruz bu evde?!"

"Saçma şeyler yüzünden kavga etmeyin-" sertçe sözünü kestim:

"Senin saçma dediğin şeyler benim yaşadıklarım! Sana göre tabi ki saçma şeyler!" Dedim sitemle ona bakarken. "Hepiniz el bebek, gül bebek büyüdüğünüz için size saçma gelir!"

"Konuşsana." Dedim Bora'ya bakarak. Hepsine baktım. "Az önce çok güzel konuşuyordunuz, yine konuşsanıza!" Geri Aras'a döndüm. "Evet, Aras söylemedin hala, kim suçlu? Sen değilsin, o değil. Kim o zaman?"

Hiçbiri hala bir şey demiyordu. Sinirle Kaya ve Melis'e döndüm. "Siz söyleyin ya, burada suçlu kim tam olarak?"

"İz yeter artık!" Diyerek bağıran Emre'nin sesiyle irkilip arkamı dönüp ona baktım.

"Ney yeter ya!? Ney yeter?!" Delirmiş gibiydim!

"Saçmalıyorsun artık! Alttan aldıkça her seferinde bizi suçluyorsun lan! Bizde çocuktuk lan, bizde!" Dedi avazı çıktığı kadar bağırarak.

"Emre bağırma!" Diye ona bağırdı Bora. Ben onları suçlarken o bana bağırmasına izin vermemişti.

"Yeter artık abi ya! Susmuyorum!" Bana yaklaştı kafamı kaldırarak ona baktım mesafemiz çok yoktu. "Suçlu mu arıyorsun, İz? Ben sana söyleyeyim!"

Yutkunup, öfkeyle ona bakmaya devam ettim.

"Bir suçlu arıyorsan artık biraz gerçekleri gör! Burada kimsenin bir suçu yok! Eğer arayacaksın seni çöpe atanlardan sor!" Dedi yüzüme bağırarak. "Seni bir çöp gibi çöpe atanları suçla!"

Kaskatı kesildim. Gözlerim dolmaması için çaba sarf ederken kalbim paramparça olmuştu. Kaç kere yüzüme vurulmuştu çöpe atılmam? Ben sayamamıştım ama ilk defa kalbimin bu kadar kırıldığını hissettim. Haklıydı. Suçlu değillerdi zaten. Suçlu hiç kimseydi.

Suçlu ne benim her gece dayak yediğim o kadın, ne de bana tecavüz eden o adamdaydı.

Suçlu beni çöpe atandaydı.

Ama... Hiçbiri karşıma geçip nasıl hayatta kaldın demedi. Çünkü beni gördüler. Yaşıyorum işte bir ruh olarak. Gerisiyle ilgilenmediler.

İkimizde sertçe yutkunduk.

Bora, "Emre kes çeneni artık!" Diyerek Emre'yi benden uzaklaştırmaya çalıştı ama Emre Abisini geri itti. "Emre dur artık!" D

"A-abi..." dedi güç bela abisine bakarak.

Dilim lâl olmuştu sanki. Boğazım düğümlenmiş, ayakta nasıl durduğumu bilmiyordum. Emre bana bakıyor, bir şey demek istiyor ama diyemedi. Çenesi titredi.

"Emre sus artık," dedi Bora yalvarır gibi.

"Hayır susmasın," dedim Bora'ya bakarak. "Sen dememiş miydin az önce gerçeklerden kaçamayız diye," Emre'ye baktım. "Gerçekleri hatırlattığın için teşekkür ederim," dedim yutkunarak. "Hiç unutmadığım gerçekleri yüzüme vurduğun için, herkes gibi, teşekkür ederim. Yine unutamadım gerçekleri."

Odadan hızla çıktım. Merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. Gözlerim dolmuştu, önümü göremiyordum b adam akıllı bile. Gözümden yaşlar süzülürken tutunarak çıkmaya çalıştım. Ellerim titriyordu. Hatta tek ellerim değil, direkt ben titriyordum.

Bana iki yıl gibi gelen merdivenleri bitirdiğimde odaya girip kapının üstündeki anahtarı hemen çevirip, kapıya yaslanarak yere yığıldım. Gücüm kalmamıştı artık.

Gözlerimden durmak sızın yaşlar akarken geçmişin perdesi gözümün önüne gelip duruyordu.

Emre'nin sesi çınladı zihnimde.

Seni bir çöp gibi çöpe atanları suçla!

Suçlu kimdi? Beni bir çöp gibi, çöpe atan kimdi?

Suçlu çok yakınımızdaydı...

🖤

Kapının arkasında ne kadar kaldım bilmiyorum. Bora gelmişti odaya. Kapının arkasına çökmüş, durmuştu bir süre. Kapıyı açmamıştım, o da gitmişti. Ne Aras, ne de Emre gelmişti. Zaten gelmelerini de istemiyordum.

Yerden kalkıp elimi yüzümü yıkayıp, dolabı açtım. Slime ne geldiyse çıkarıp, giyindim. Beyaz rengi bir crop, krem rengi, bol paça pantolon ve üstümede beyaz kısa montumu giyip, önümü çektim. Ayakkabı bölümünden beyaz bir ayakkabıyı alıp giydim.

Saçlarım çok kısa olduğu için toplayamıyordum o yüzden onlar açık kalmıştı. Kapının kilidini indirdim ve kapıyı açtım. Saat kaç olduğunu bilmiyordum. Kaya'gil gitmiş miydi, buradalar mıydı bir fikrim yoktu.

Merdivenin son basamağından indiğim de direkr salin olduğu için tekli koltukta oturan Aras'la göz göze geldik. Bir saniye bile olmadan önüme döndüm diğerleri buradalar mıydı, bilmiyordum bile, çünkü bakmamıştım.

Kapıya doğru adımladım. Hava almak istiyordum, uzaklaşmak istiyordum buralardan. Korumalar veya onlar beni bırakmazlarsa yapacaklarımın sınırı yoktu.

Hastalıktan ölüyordum ve deli gibi donuyordum. Kalın bir şey arayacak durumda olmadığım için ne bulduysam gitmiştim.

Kapıyı açtım. Kimseden bir çıt çıkmıyordu. Bu şaşırtıcıydı. Ta ki arkamdan bir ses gelene kadar...

"Şişt, nereye?"

Ya sabır!

Cehennemin dibine!

Bir şey demedim. Arkamı bile dönmedim. Kapıdan bir adım atıp çıktığım da göz göze geldik.

"Sanırım bu durumda bende geliyorum."

Zaten yedi yirmi dört benim yanıma geliyordu bu mal çocuk!

Gelen kişi Kaya'yaydı.

"Hava alacağım gelme." Dedim mırıldanarak. Ve kapıyı kapatacakken izin vermeyip tuttu. Omuz silktim ve arkamı dönüp yürümeye başladım.

Arkamdan geldiğini anlayınca çılgına döndüm yine mi ya!

"Amacın ne senin?" Diyerek arkamı dönüp durdum. Daha evin caddesindeydik.

"Bir amacım yok."

"Şaka mısın sen ya? gelme peşimden." Dedim sinirle ona bakarken.

"Ben gelmezsem abilerin gelir yalnız, emin misin?" Diye sordu.

"İstemiyorum. Yalnız kalmak istiyorum."

"Normalde gidebilirsin tabiki ama şu an olmaz."

"Nedenmiş acaba?" Diye sordum.

"Kaçabilirsin, kaçırılabilirsin veya başını bir şey gelebilir."

Derin nefes aldım. "Kaya cidden şimdi değil. Lütfen, yalnız kalmaya ihtiyacım var."

"İz yapma..." dedi yalvarır gibi.

"Ney yapmayayım?" Diye sordum.

"Bakma öyle." Dedi. "Kıyamam." Dediğinde sertçe yutkundum. Ağzımı açıp bir şey demek istedim ama diyemedim.

Kıyamadım mı?

Kaşlarım çatılırken ona baktım. Kendini hemen toparladı.

"Her neyse gitme işte tek."

Bir şey demeden geri yürümeye devam ettim. Kimseye bir şey anlatacak halim yoktu. Yalnız bile kalamıyordum. Eskiden çok kalırdım.

Bilmediğim, nereye gittiğimi hakkında gram fikrim olmadığı sokaklardan geçtim. Kulağımda kulaklığım şarkı dinleyerek yürüyordum. Kaya da arkamdan geliyordu.

Caddelerde, sokaklardan geçerken gördüğüm çöp konteynerına göz ucuyla bakıyordum.

Herhangi bir çöp işte.

Beni hangi çöpe atmışlardı acaba? Nerenin çöpüne layık görmüşlerdi, mesela? İnsanlar doğduğu hastaneyi merak ederlerken, ben hangi çöpe atıldığımı merak ediyordum.

Sahi kim bulmuştu beni mesela? Kim kurtarmıştı? Keşke kurtarmasaydı. Ölür giderdim işte. Herkes kurtulurdu benden.

Ama atladığım bir şey vardı benden kurtulmak isteyeni geç, kurtulmak isteyecek bir ailem yoktu.

Aile.

Benim hiç ailem olmamıştı.

Ben birini sevmeyi bilmiyorum. Ben bir insanı sevdiğimi nasıl anlarım onu bile bilmiyordum. Çünkü sevecek kimsem olamayacak kadar kimsesizdim.

Ne batmıştı bana? Sevilmek mi?

Hayır.

Kimse beni sevemez. Dünya bile sevmemiş beni atmış bir çöpe. Dünyanın bile sevmediği bir kızı kim severdi? Kimse.

Gündüz vakti olduğu için her yerde insanlar vardı. Bir park görmemle oraya girip bir banka oturdum.Tabiki de Kaya'da yanıma oturdu.

Parkta oynayan çocukları izlemeye başladım.

Bazılarını anneleri veya babaları salıncakta sallıyor, bazıları arkadaşlarıyla oynuyor, bazılarını ise annesi kaydıraktan kaldırıyordu.

Ben hiç parkta oynamamıştım.

Beni annem hiç kaydıraktan kaydırmamıştı. Babam hiç salıncakta sallamamıştı.

Ben yaşamamıştım ki.

Bir kadın ve elini tuttuğu küçük bir kız çocuğuyla banka oturdu. Kız 3 veya 4 yaşında olmalıydı düz siyah saçları, mavi gözleri vardı. Sanırım baya ağlamıştı. Gözleri ve burnu kıpkırmızı olmuştu.

Çok güzel bir çocuktu. Çocuk bir şey dedi annesine, annesi çantasına baktı ama ney arıyorsa bulamamıştı. Çocuk ağlamaya başlayınca annesi susturmaya çalıştı bir şeyler deyip ikna etmeye çalıştı ama yapamadı.

O sırada Kaya ayaklanıp kısa mesafedeki banka doğru adımladı. Kaşlarımı çatarak onu izlerken gidip kadına bir şeyler dedi. Kadınla bir süre konuştuktan sonra bankın önüne eğilip çocuğa bir şeyler demeye başladı.

Sonra ise arkasını dönüp eliyle beni gösterdi. "O abla da senin gibi çok ağlıyor biliyor musun?" Dediğini duymuştum sadece. Ne yapmaya çalıştığını gram anlamamıştım.

Kaya yerden kalkıp kızı kucağına aldığında kaşlarım çatıldı. Ne yapıyorsun bakışı attığımda buraya gelip geri yanıma oturdu.

Kucağında ki çocuğa sonra ise Kaya'ya baktım. Bakışlarım ikisi arasında gidip gelirken, "Ne yapıyorsun sen?" Diye sordum.

"Çok tatlı bir bebek değil mi?" Diye sordu.

"Milletin bebeğini niye aldın?"

"Annesi markete gitti."

"Neden?"

"Bu tatlı kızın maması bitmiş."

"Neden sana emanet etti? Tanımadığı birine çocuğunu bıraktı yani?" Dedim şaşırarak.

Çocuktan gözlerini çekip bana baktı. "Ne kadar güvenilir biri olduğumu öğrenince bıraktı, napsın kadın." Dedi alayla.

"Manyak mısın sen? Ya başına bir şey gelirse çocuğun?" Dedim. "Annesi çocuğuyla beraber gitseymiş."

"Parktan gitmek istememiş, ağlamış baya, karnı da acıkınca başka çözüm bulamadı kadın. ve de tanıdık biri." Demesiyle ikinci şokum geldi.

"Tanıdık mı?"

"Annemin arkadaş gruplarından birinin kızının kızıymış kadın. Beni görmüşmü ney. Tanıdı, bende teklif edince kabul etti."

Başımı salladım. Kız küçük kollarını Kaya'nın boynuna dolamış göğsüne yatmış ve çipil çipil gözlerle bana bakıyordu. Ağzındaki emziğiyle çok tatlıydı.

Kaya çocuğu oturur pozisyona getirdi. Kız elini Kaya'nın boynundan çekip eliyle benim gözlerimi gösterdi.

Kaya bana baktı. "Evet Güneş, ablanın da gözleri de senin gibi."

İsminin Güneş olduğunu öğrendiğim çocuk Kaya'ya bakıp emziğini çıkarıp eline aldı. "Abla." Dedi.

Başını salladı Kaya. "Evet abla."

"Abi, abla." Dedi onay almak istercesine Kaya'ya baktı. Kaya başını salladığınpda güldü.

"İsmi ne?" Diye sordu Kaya'ya bakarak yine.

Kaya bana bakarak konuştu. "Kendisi söylemeli bence." Demesiyle Güneş'in gözleri bana döndü.

Derin nefes aldım. "İz." Dedim ona gülümseyerek. O da bana gülümsedi sonra geri Kaya'ya dönüp, "Sen mi ağlattın?" Diye sordu. Ama daha çok sen yerine şen çıkmıştı ağzından.

Kaya bana baktı. Sonra ise tebessüm edip başını iki yana salladı. "Hayır ben ağlatmadım."

Bana dönerek, "Kim ağlattı seni o zaman?" Dedi kelimelerin bazılarını yanlış diyor veya yutuyordu kelimeleri.

"Kimse ağlatmadı beni."

Kaşlarını çattı. "O zaman neden ağladın ki?" Diye sordu geri.

"Ağlamadım ki," dedim ve Kaya'ya baktım. "Bu abi sana yanlış demiş." Dediğimde güldü.

Kaya'ya baktı sonra geri bana. "Ama bana çok ağlıyor demişti."

Kaya'ya baktım, dudaklarımı sertçe ıstırdım. "Çocuğa çok güzel şeyler diyorsun gerçekten. Hem ağlamadım ben nereden çıkarıyorsun?" Dedim sertçe.

Derin bir iç geçirdi. "O kadar farkında değilsin ki İz... Döktüğün göz yaşlarından haberin yok." Demesiyle sertçe yutkundum.

Ne yapacağımı bilmediğim zamandı ki Güneş imdadıma yetişmişti.

"Ağladın mı? Ağlamadın mı?" Dedi kafası karışmış gibi.

Ona eğilerek, "Çok az," Dedim.

O da bana yaklaşarak, "bende çok az ağladım." Demesiyle güldüm ve ben gülünce o da güldü.

"Ne kadar benziyorsunuz." Diyen Kaya'nın sesiyle kafamı kaldırıp ona baktım.

"Anlamadım?"

Saçlarıma baktı, "Saçlarınız," dedi ve gözlerime baktı. "Gözleriniz... Ağlamanız bile aynı," Dedi iç geçirerek. "O kadar güzelsiniz ki..." Demesiyle şaşkın gözlerle ona baktığımda ne dediğini yeni fark etmiş gibi toparlamaya başladı.

"Yani şey, yanlış anlama Güneş'e diyordum yani..." Diye toparlamaya çalıştı ama daha beter batırmıştı.

Birbirimize bakarken Güneş'in konuşmasıyla ikimizde ona döndük:

"Yoo, tek bana demedin ki," Dedi tatlı çıkan sesiyle. Mavileriyle bir bana bir Kaya'ya bakıyordu.

Kaşlarımı çatarak Güneş'e baktım. "Abi senin yanına geldiğin de sana ne dedi Güneş?" Diye sordum.

Kaya panikle, "Bir şey demedim ki. Nereden çıkarıyorsun sen bunları, küçük hanım?" Dedi.

Kaya'nın kucağından kollarını bana uzattığında alıp kendi kucağıma oturttum. Kulağıma eğilip konuşmaya başladı.

"Dedi ki bana çok ağlıyormuşsun, kıyamıyormuş. Sende ağlarsan annen sana da kıyamaz dedi bana. Bi de seninde gözlerin onun gibi okyanusu andırıyor dedi." Nefes almadan konuştuğu için derin nefes alıp geri bana yaklaştı.

"Hayatımda gördüğüm en güzel kız olabilir dedi sana." Demesiyle bakışlarım Kaya'ya gidip sertçe yutkundum. Güneş geri çekilince hemen kendimi topladım.

"Hım, demek öyle dedi?" Dedim.

Başını salladı Güneş. "Evet."

"Ne bakıyorsunuz ikinizde mavi mavi ya, ne dedim sanki?" Demesiyle güldüm.

"Bizim mavilerimizde ne var ki?" Diye sordu Güneş. Kaya'nın bana dönmesiyle bende ona döndüm. "Evet ne varmış bizim mavilerimiz de?" Dedim bende Güneş'e uyarak.

"Ya sabır, ya sabır," Dedi elini burnuna götürüp sıkarken. Geri bize baktı. "Bir şey demedik sakin."

Güneş bana döndü. "Bizim mavilerimize çirkin dedi!" Diye bağırarak eliyle Kaya'yı gösterdi. Dudaklarım şokla araladım ve yine uyum sağladım.

"Ne demek çirkin dedi!" Dedim abartılı bir şekilde.

"Lan, ne zaman çirkin dedim!" Diye isyan etmesiyle Güneş'le birbirimize bakarak güldük.

Kaya sonunda aklı yetmiş gibi, "Siz, var ya siz," Dedi bize gülerek.

"Cevaplamadın hala ama."

"Neyi?" Diye sordu.

"Ne varmış mavilerimiz de?" Diye sordum alayla.

Bana aniden yaklaşarak gözlerimin en içine baktı. "Yaşam gibi," dedi derin sesiyle. "Gözlerine baktığımda yaşıyormuş gibi hissediyorum." Demesiyle olduğum yerde kaskatı kesildim.

"Senin sevmediğin bir çift mavi gözüne ben ömrümü feda ederim." Demesiyle boğazım düğümlendi. Dilim lâl olmuştu sanki. Konuşmak istedim ama konuşamadım.

Nefeslerimiz birbirine değerken, "Öpüşecek misiniz?" Diye soran Güneş'le ikimizde aniden çekildik.

"Ne şeyi yavrum, saçmalama!" Diye cırlamamla Güneş güldü.

"Bir şey olmaz ki, utanma. Hem birbirine aşık olan insanlar öpüşebilir ki." Demesiyle ikimizde şok olduk.

Kaya gözlerini kocaman açarak Güneş'e baktı. "Sen nereden biliyorsun?! Senin yaşın kaç çocuğum?" Dedi Kaya ne yapacağını bilmez halde.

"Ne var ki, annemle babamda öpüşüyor. Sonuçta evli insanlar öpüşebilir."

"Yok sen yanlış anladın, yok öyle bir halt," Dedim panikle.

"Anneme diyeceğim sizi," Dedi gülerek.

"Ney diyeceksin?" Diye sordum.

"Öpüştüğünüzü." Demesiyle ağzımı kocaman açtım.

"Ne saçmalıyorsun sen, Güneş? Biz öpüşmedik, ne öpüşmesi, öpüşme ne, be!" Diye çemkirdim.

"Hem birini öpecek olsam niye yaşlı birini öpeyim?" Dedim bir şeyler sıralarken. Güneş gülerken, Kaya öyle mi bakışı attı bana.

"Ha, yani ben yaşlıyım? Öpüşecek olsan benimle öpüşmezsin?" Dedi alayla.

Dudaklarımı kemirirken yüzümü buruşturdum. "Niye biriyle öpüşeyim ya? İğrenç bir şey."

Kaşları çatıldı Kaya'nın. "Daha önce biriyle öpüştün mü?" Diye sordu.

"Ne alaka?"

"İğrenç bir şey dedin. Biriyle öpüşmeden nereden bilebilirsin?" Diye sordu çatık kaşlarıyla. "Neresi iğrenç hem?" Diye sordu.

Kaşlarımı havaya kaldırarak, "Sen sanırım baya tecrübelisin, her gün biriyle öpüşüyormuşsun gibi?" Dedim imayla.

"Ne alaka kimseyle öpüşmedim."

Omuz silktim. "Bana ne bundan. Öpüşedebilirsin." Dedim umurumda olmadığını göstermek için ama zaten umrumda değildi.

"Sen kiminle öpüştün?" Dedi kendini kasarken.

"Özel hayatım seni ilgilendirmez." Dedim ona bakarak.

"İz..." dedi yutkunarak.

"Kaya..." dedim onun gibi.

"Salak! Öyle bakma ya! Kiminle öpüşeyim bu yaşta? Mal." Sinirle konuşmamla, Kaya rahat bir nefes alırken ona ettiğim kelimeleri umursamamıştı bile.

Güneş'in varlığını tamamen unutmuştuk! Ona baktığımızda gülerek bize baktığını gördük.

"Kaya abi çok belli ettin," dedi gülerek. "Direkt seviyorum seni deseydin, daha az belli ederdin!" Demesiyle kahkaha attı.

Bu velet sabahtan belli ne iması yapıp duruyordu?

Küçücük çocuğa maskara olmuştuk!

Güneş cümlesini bitirdiği zaman daha biz konuşamadan annesi geldiğinde susmak zorunda kalmışık.

"Ay, çok teşekkür ederim çocuklar." Dedi kadın yanımıza gelerek. "Baya sıra vardı geciktim. Umarım üzmemiştir sizi?" Demesiyle Kaya gülümsedi.

"Yok, ne üzmesi oturup konuştuk işte." Bizde ayağa kalkarak kadının karşısına geçtik. Güneş'i kadına doğru uzattığımda kucağına aldı.

"Teşekkür ederim yeniden sizi meşgul ettim." Dedi ikimize bakarak. Başımızı salladık ikinizde.

"Bize de eğlence oldu işte," Dedi Kaya. Kadın gülümseyip bana baktı ve elini uzattı.

"Gülsem ben. Teşekkür ederim." Dedi gülümseyerek.

Elini sıktım kadının. "İz bende. Rica ederiz," Ellerimiz birbirinden ayrılınca ikimize baktı.

"Kaya güzel kızı kapmışsın bakıyorum da," Demesiyle ikimizde birbirimize baktık.

"Yok, hayır yanlış anladınız siz." Dedim kadına dönerek.

"Ay, pardon ikinizi yan yana öyle görünce sevgilisiniz sanmıştım."

Sorun yok diyerek ikisiyle de vedalaşıp parktan çıktık.

İkimizde yolda yürürken konuşmuyorduk. Kaya yanımdaydı. Konuşmasa bile yanımda olduğunu biliyordum.

Hayat hep bana karşı acımasız olmuştu. İnsanlar bir şeyler için yaşardı. Hedefleri, sevdikleri, ailesi ve kendileri için...

Ben ne için yaşayacaktım peki? Benim bu hayatta tutunabilecek hiçbir şeyim yoktu. İlk başta ailem. Travmalarla büyümeyi ben istememiştim, mecbur bırakılmıştım. Beni kollayan, koruyan ailem olmamıştı. Abimler demek biraz garip geliyor ama abimler anne kucağında ısınırken ben soğuk zeminde kendime sarılarak ısınmaya çalışmıştım.

Her şeyden nefret ediyordum ama en fazla bu hayatı yaşamaktan. Bu hayatı bana kimler verdiyse onları hiçbir zaman affetmeyeceğim. Hiçbirini.

Adımı kim koyduysa doğru koymuş.

Adım İz.

Adım gibi İz bırakacağım onlara.

Daldığım düşüncelerden Kaya'nın sesiyle kurtuldum. "Nereye gidiyoruz."

Nereye gittiğimi hakkında en ufak fikrim bile yoktu. Tek bildiğim buradan uzaklaşmaktı.

"Cehenneme. Gelecek misin?"

"Bilmem, bir düşünmem gerek," Dedi alayla.

"Ne o, sadece lafta mı varsın, Kaya bey?"

"Hangi lafmış o İz hanım?"

"Cevaplamadın hala."

"Neyi?" Diye sordu.

"Ne varmış mavilerimiz de?" Diye sordum alayla.

Sesimi kalınlaştırmaya çalışarak, "Senin sevmediğin bir çift mavi gözüne ben ömrümü feda ederim," Dedim omu taklit ederek.

Genişçe güldü hıyar herif. "Ömrümü mü feda etmemi isterdin senin için?"

"Yo, sen bana değil gözlerime ömrünü feda ediyordun yalnız." Dememle dudaklarını ıstırtı. Gözlerim bir anlık dudaklarına kaysa da geri önüme döndüm.

"Ha, bir de şey var Hayatımda gördüğüm en güzel kız olabilir Demiştin. böyleydi dimi?"

"Buldun ya fırsatı. Geç dalganı."

"Tamam ya şaka yaptık. Hem anlıyorum ben seni." Dememle bana baktı.

"Neyi anlıyorsun?" Dedi merakla.

"İşte Güneş'in morelini yerine getirmek için demişsindir. Dikkatini dağıtmak için falan."

"Böyle mi düşündün?" Diye sormasıyla ona baktım. Artık gülmüyor düz bir ifadeyle bana bakıyordu.

"Yani... Ne bileyim öyle değil mi sonuçta? Yoksa neden yarım saat içinde bin beş yüz tane iltifat edersin?"

"Güzel olduğun için." Demesiyle ona bakan gözlerim kısıldı.

Alnını kaşıdı ve göz temasını kesti. Önüne döndü. Yürümeye devam ederken ben konuştum:

"Ne yani gerçek miydi?"

"Güzel olman mı?" Dedi bana geri dönerek.

"Güzel mi buluyorsun beni?"

"Evet."

"Evet ne?"

"Güzelsin İz," Dedi derin nefes alıp verirken. "Güzelsin işte. Oldu mu?" Diye sordu.

"Eyvallah, koçum," Dememle güldü.

"Eyvallah," Dedi gülerek.

"Sen baya baya sabahtan belli bana yürümüşsün, farkında mısın? Hatta Ne yürümesi, uçmuşsun!"

"Abartma iki iltifat ettik işte,'' Dedi. "Sanki hiç iltifat almadın." Demesiyle önüme döndüğümde zihnimden yine o ses yankılandı.

Gözlerine bak çok güzel.

Kendisi daha güzel.

Küçük değil mi ama?

Yok be ne küçüğü, küçük olsa bu kadar güzel mi olur?

Zihnimde canlanan o sözleri hatırlayınca sertçe yutkundum.

Geçmişi unutmak sandığımdan daha zordu. Unutulmuyordu. Unutmak istiyordum. Her şeyi.

Bir şey demeden devam ettim yürümeye. Ben sustuğumda o da susmuştu.

Telefonu çalmasıyla açıp kulağına götürdü.

"Efendim Bora abi?" Demesiyle Bora olduğunu anlamıştım.

"Nerdesiniz?" Diyen Bora'nın sesi ulaştı kulağıma.

"Yürüyoruz öyle."

"İz, iyi mi?"

"Yanii, nasıl olması gerekiyorsa öyle diyelim."

"Ne zaman geleceksiniz?"

"Hiçbir fikrim yok. Boş boş yürüyoruz işte."

İstemiyorsa gidebilirdi. Sanki onu burada zorla tutuyordum. Özgürdü sonuçta. Aslında kaçmak çok kolay olabilirdi tabi sadece Kaya olsaydı.

Yanımda tek Kaya olsaydı eminim bir şekilde kaçardım ama arkamızdan bizi gizlice takip eden korumalarla imkansızdı.

Haklarını yememek gerekiyordu çünkü baya iyi takip ediyorlardı. Eminim ki Bora bizim nerede ne yaptığımızı zaten biliyordu. Hatta Kaya bile fark etmiş olabilirdi korumaları.

Kapıda görmesem takip ediliyoruz sanırdım ama onlar olduğunu biliyordum. Gerçi her şekilde takip ediliyordum.

Kaya'dan bir adım uzaklaşsam korumalar etrafımı sarardı. Önümde, arkamda, sağımda, solumda. Her yerde korumalar vardı.

"İyi çok yakınında durma sende," dedi Bora kıskanıyormuş gibi.

"Ne?" Dedi Kaya şaşkınca.

"Çok yaklaşma işte oğlum."

Derin nefes aldı Kaya. "Tamam abi." Sanırım bu deliliklere alışmıştı.

"Aferin," dedi. "Dikkat et kardeşime. Sonuçta o da senin kardeşin. Hasta zaten üşümesin daha fazla eve gelmek istemiyorsa size veya kafeye falan gidin işte, bir şeye."

Ne kadar düşüncelisin Bora.

"Tamam abi merak etme sen." Demesiyle telefonları kapattılar.

"Emir büyük yerden. Duymuşsundur," Dedi bana bakarak.

"İstemiyorum bir yere tıkılıp kalmak."

"Tıkılıp kalmayacaksın zaten." Kalıyordum ama.

"Açık havada durmak istiyorum."

"Hastasın zaten, iyice üşüteceksin. Üstünde ince zaten."

Omuz silktim.

"İz, hava daha çok soğuyor. Çıktığımız da biraz daha yumuşaktı ama şu an esiyor."

Yürümeyi bırakıp ona döndüm. "Kaya zaten yanımda geliyorsun bari zorlama ha?"

Karnımın ağrıdığını şu an anlamıştım ve hava biraz daha soğuyunca daha da ağrımaya başlamıştı. İki büklüm olmuştum resmen.

Yüzümü buruşturdum. Neden erkeklerde bu acıyı çekmiyordu ya?

"İyi misin sen? Yüzünü buruşturup duruyorsun?" Diye sordu.

"Ya, ben iki dakika önce sesiz ol demedim mi?"

"Hayır demedin, zorlama dedin."

"Ya sabır!"

AKSAY AİLESİ

İz gittikten sonra Bora'nın Emre'ye sövmesi sonucu, Emre'nin pişman olmasıyla son bulmuştu. Salona oturmuşlar ve sinirli halde Emre'ye bakıyorlardı.

Anne ve babalarına haber vermemişlerdi. Uzak yere gitmişlerdi, ne zaman geleceklerini hiçbiri bilmiyordu.

Emre dedikleri için perişan halde koltuğa oturmuştu. Gözleri doluyor ama ağlamıyordu.

Aras ise kendine kızıyordu. Üste çıkmaya çalışmıştı. Belki Emre'nin yaptıklarını yapmamıştı ama kardeşine böyle davranmamalıydı.

Yanına oturan Melis ona morel vermeye çalışıyordu. Normal bir zaman olsa Aras Melis'e yaklaşmaya çalışır, imalarda bulunurdu. Ama şu an yapmıyordu. Düşündüğü tek şey kardeşiydi.

Bora'nın şu an düşündüğü tek şey intikamdı. Kardeşini kaçıranlar, yardım edenler, şiddet uygulayanlar, yağmurdan korkmasına sebep olanlar... hepsisinin mezarını kendi elleriyle kazıyacaktı.

Bora bunları düşünürken beyninde kardeşinin cümlesi dolaşıyordu.

Dokunma.

Kim dokunmuştu kardeşine? Kim canını yakmıştı? Sinirden elleri titriyordu.

Kardeşlerinin yaralarını nasıl saracaklarını düşünürken, Emre yeni bir yara açmıştı. İçinden Emre'ye sövmeye devam etti.

Bora'nın aklına, hatta belki de lunaparkta olan herkesin aklına gelen cümlenin anlamını merak ediyordu.

Dokunma.

Hepsinin akıllarında aynı şey dönüyordu. Hiçbiri aklına getirmek istemiyordu, kabul etmek istemiyorlardı. Kardeşleri şiddetten başka şeylerde yaşamıştı.

Ve hepsinin en çok korktuğu, akıllarından geçirmek istemedikleri şeydi. Eğer öyle bir şeyse hiçbiri kardeşlerinin yüzüne bakamazdı.

Kendilerini suçlayıp dururlardı.
Onlar burada güzel bir hayat yaşarken kardeşleri...

Öyle bir şey varsa eğer, öldürmekten beter yapacakları kesindi. Kardeşlerinin çektiği acıların daha beterini çektirceklerdi.

Ama hiçbiri bu şeyi aklından bir daha geçirmedi. Olamazdı çünkü.

Ama olmuştu.

İZ AKSAY

Karşımdaki eve bakarken iç geçirdim. Gözlerim bahçede ki banka gitti. Onlar bankta kardeş kardeş oturmuşlardı. Ya da annesi ve babasıyla. Ben ise tek başıma.

Tek başıma onların gelmesini beklemiştim.

Yanımda Kaya vardı. Ne zaman kaçıp gitmek istesem dibimde bitiyordu. Normalde yakınlığı sevmiyordum, rahatsız oluyordum. Ve en önemlisi korkuyordum... Ama Kaya'ya baktığımda gözlerinde gördüğüm tek şey güvendi.

Tanımadığım bir adama güvenir miydim, ben? Hayır. Ama Kaya tanımadığı bir kıza güven veriyordu.

Kaya tam anlamıyla güven veriyordu ve ben birine güvenmekten korkuyordum.

Saatler sonra lanet olası eve gelmiştik. Hiçbir şey yememiştim. Hava kararmaya başlıyordu. Kaya bir şeyler yedirmeye çalışmıştı ama yememiştim. Yiyecek mecalim bile yoktu.

Evin kapısını Kaya'nın çalmasıyla açılması bir oldu. Kapıyı açan Melis'ti.

Melis bizi görür görmez derin bir nefes aldı. "Çok merak ettim sizi."

"Bir şey yok abim," diyerek kardeşini göğsüne çekip, saçını okşadı.

Benim saçımı niye kimse okşamamıştı?

Saniyeler içinde Aras'ın koşarak Melis'in yanından geçerek bana sarılması bir oldu. Resmen üstüme atlamıştı. Bir iki adım arkaya sendelendim. Aras beni göğsüne çekmiş bir eli belimde, diğer eli ise omuzlarımda bile olmayan siyah saçlarımdaydı.

Benim boyuma gelmek için eğilmesin gerekmişti. "Özür dilerim," Diyerek derin bir nefes aldı. Nefesini saçlarımın arasında hissediyordum. Ellerim iki yanda dururuyordu.

Sevilmek hissini hiçbir zaman bilmemiştim. Öğreten bir ailem de olmamıştı. Şu an bana sarılan, saçlarımı okşayan biri vardı.

Aras.

Abim.

Benim için korkan biri vardı. Hatta birileri. Benim bir ailem vardı. Abilerim vardı. Beni sevdiklerini göstermeye çalışan, hemde beni paramparça eden.

Özür dilerim fısıldaması asla kesilmezken beni hiç bırakmayacak gibi sımsıkı sarılıyordu. Ben sarılmayı bile beceremiyorum.

"Özür dilerim dediklerim için..." dedi bir kez daha kokumu içine çekerken. "Özür dilerim kardeşim... Özür dilerim, abim..."

Gözlerim dolarken ağlamamak için çaba sarf ediyordum.

Bu drama bir son vermek istiyordum. O yüzden geriye bir kaç adım atmamla Aras kollarını çekerek bana baktı.

O sırada Kaya ve Melis'in bize baktığını gördüm. Hiç kimse bir şey demeden içeri doğru adımladık. İçeri girdiğimde salona bakmadan direkt yukarı çıkmak istiyordum.

Emre'nin sanırım konuşacak bir şeyi olmadığı için sadece bana baktığını hissediyordum. Bora'yı görmemiştim. Zaten bakmamıştım bile. Kimseye bir şey demeden zor adımlarla yukarı doğru çıkmaya başladım.

İlk kata ulaştığım da göz ucuyla o odaya baktığımda kapının açık olduğunu gördüm. Dudaklarımı birbirine sıkıca bastırdım. İçerinin gözüken kısmın da Bora vardı. Çok sessiz adımlarla çıktığım için büyük ihtimalle birinin geldiğini duymamıştı. İçeride ne yaptığını merak etsemde girmeye cesaret edemedim.

Belki Bora içeride olmasaydı girerdim.
Geri merdivenlerden çıkacakken sesini duymamla olduğum yerde kaldım.

"İz," Demesiyle merdivenin daha ilk basamağından indim ve ona baktım.
"Gelir misin?" Aslında en iyisi belkide kaçmamaktı. Gerçeklerle yüzleşmekti.

İz, zaten saatler öncesi yüzleştin.

Derin nefes alıp ne yapacağımı bilmez dururken, bir anlık hızla odaya doğru ilerleyip içeri girdim.

Büyük pembe bir pufun üstünde oturuyordu. Simsiyah giyinmiş bir adamın pembe pufta oturması komik gözüküyordu.

Puf İki kişinin sığabileceği şekildeydi. Yana kayarak bana yer açtı ve eliyle gösterdi. "Gel otur." Demesiyle yanına gidip oturdum. Elinde tuttuğu pembe bir zıbın vardı. Sertçe yutkundum.

Gözlerini zıbından ayırıp bana baktı. "Biliyor musun, doğumuna daha bir hafta kala varken doğdun. Sabah olmak üzereyken doğdun," Dedi hüzünle. "Tabi haliyle uyuyorduk. Annem sancısıyla uyanıp babamı uyandırmış. Onlar hızla hastaneye giderken, annem sana hamile olduğu için hepimizle ilgilenemiyordu. Onun için bakıcı bir abla vardı. Bizi onunla bırakıp gitmişlerdi." Derin bir nefes aldı ve elindeki zıbına geri baktı.

"Annemin sesleriyle ben uyanmıştım. Bende geleceğim diye tutturmuştum. Kardeşimi ilk ben göreceğim Diye. Ama babam anannen ve dedenle gelirsin. sabah alırlar sizi dediği için gidememiştim. Heyecandan yerimde duramıyordum. Emre, Burçak ve Aras uyuduğu için onların haberi olmamıştı." Diyerek sertçe yutkundu.

"Beni almaya gelmişlerdi sonunda. Bana saatler gelmişti ama hastaneye gittiğimizde daha sen doğmamıştın bile. Herkes kapıda sabırsızca bekliyordu. Saatler geçti ama sen doğmadın. Sanki yaşanacakları biliyormuş gibi... Doğumun çok zor oldu. İkinizde hayatı risk taşıyordunuz. Sonra ise bir ses... Bebek ağlama sesi." İkimizde sertçe yutkunduk.

"Normalde ilk önce bebek çıkar sonra anne. İlk annem çıktı içeriden. Hepimiz onun başındaydık. Doktor annemi odaya alıp bebeği yıkandıktan sonra gelecek demişti. Oradan ayrılmak istemesemde babamın zoruyla ayrıldım. Annemi odaya aldılar. Kafasında bir kurdele, oda pembe, annemin kıyafetleri pembe..." Demesiyle gözünden bir damla yaş aktı.

Bora'nın ilk defa ağladığını gördüm. Kim için akmıştı bir damla yaş? Benim için miydi?

"Her şey pembe olduğu için çok sinirlenmiştim. Pembe kızlara, mavi erkeklere mi özel oluyor diye. Babama belki kardeşim pembe sevmeyecek demiştim. Belki mavi sevecek veya turuncu, yeşil, kahverengi, beyaz, gri, mor..." Demesiyle dudaklarım titredi.

Bana döndü. "Sahi, en sevdiğin renk ney abim?" Demesiyle sertçe yutkundum. "Benim en sevdiğim renk senin gözlerinin mavisi..."

Benim en nefret ettiğim renk gözlerimin mavisiyken abimin en sevdiği renk benim göz rengimdi.

Gözümden yaşlar akarken, dudaklarımı araladım ama konuşamadım en sonunda kısık sesle konuşmaya başladım.

"Pembe rengini sevmiyorum," dedim ve gözlerimi ondan kaçırarak ayırdım. "Belki de toz pembe bir hayatım olmadığı içindir. Ama mavi rengini hiç sevmiyorum," Dedim onun benimle neredeyse aynı olan mavilerine baktım. "Mavi rengi gözlerimden ise nefret ediyorum."

Bana şaşırmış hemde hüzünle bakarken yutkunup, "Peki. Mavi, pembe sevmiyorsun. Hangi rengi seviyorsun peki?"

İçim titredi. Benim en sevdiğim renk neydi? "Bilmem," dedim omuz silktim. "Hiç düşünmedim," Dedim. En sevdiğim renk yerine canım nasıl acımaz diye düşünmüştüm.

"Olsun, beraber buluruz. En sevdiğin rengi, yemeği, filmi, ve daha nicelerini..." dedi. "Olmaz mı?" Diye sordu küçük bir çocuk gibi.

"Ya, istemiyorsam?"

"Falaketim olur."

Mavilerine bakarken sadece sustum.

"Neden?" Diye sordu. "Neden istemeyesin ki?"

"Kendim hakkında bir şeyler düşünmek, duymak, bilmek istemiyorum."

Kaşları çatıldı. "Neden?"

"Sevmiyorum."

Kaşları çatıldı. "Neyi?"

"Kendimi."

Kaskatı kesildi. İkimizin de mavileri birbirine bakıyordu. Asla beklemediğim bir şey yaparak, başımdan tutarak beni kendine çekip sarılması oldu. İlk başta hareketi ile korkmuştum ama sonra beni göğsüne çekerek sardı.

Göz yaşlarım ona değerken elini saçlarımın arasından geçirdi. Normalde başkalarının eli saçlarıma çekmek için geçirirken, Bora saçımı okşamak için yapmıştı.

"Özür dilerim..." Dediğinde gözünden akan yaşları saçıma değiyordu. Ellerim iki yanda dururken sarılmak için hiç bir şey yapmamıştım.

"Özür dilerim koruyamadım. Özür dilerim, her şey için."

Yutkundum. Dudaklarım titrerken ağzımı açıp hiçbir şey diyemedim. Bir an hızla geri çekilip oturduğum yerden kalktım.

"Bu kadar dram yeter." Ayağa kalkıp karşıma gelip yaklaştı. "Abim..." dedi titreyen sesiyle. Bana doğru eğilip elleriyle yüzümü avuçlayıp, yanağımdan düşen yaşları sildi.

"Kaçma benden nolur..." Dedi. "Bağır, çağır ama sessiz kalıp bizden kaçma be, kızım."

Başımı yana eğdim. Titreyen, kısık çıkan sesimle konuştum. "Sen yapma asıl bunu..." dedim,yutkunarak.

"Neyi?"

"Bana böyle davranma işte... İstemiyorum."

"Nasıl davranayım?"

Omuz silktim. Ellerini yüzümden çekti. "İstemiyorum işte. Sizi, burayı."

"Haklısın abim. Haklısın. Bir anda çıkıp geldik hayatına. Ama bize hiç şans veremez misin? Hiç mi aile olamayız?"

"Ne o? Abim olmaya çok mu meraklısın?" Dedim alayla.

Kocaman gülümsedi. "Çoook," dedi uzatarak. "Çok istiyorum. Her şeyden çok. Zaten abinim ama bunu senin kabul etmen önemli."

"Biliyorum sizin bir suçunuz yok..."

"Ama?''

"Ama..." Dedim ama devamı gelemedi. Mavi gözlerimiz birbirine değdi.

"Söyle. Ama ne?"

Yutkunup, geri çekildim. "Aması falan yok işte," Dedim kızarmış gözlerimle. "Gidiyorum ben, hı." Diyerek omuz silkip odadan çıktım. Arkamda nasıl bir abi bıraktığım hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Sorusuna cevap vermeyip kaçmıştım. Zaten şu hayatta tek yaptığım şey bir şeylerden kaçmaktı. Ve ben yine bildiğim şeyi yaptım.

Merdivenlerden hızla çıkmaya başladım. Zaten ağlamaktan burnum tıkanmış bir de kaç kat merdiven çıkmaktan nefesim gitmişti artık.

Odama girip kapıyı kapatıp kitledim. Derin bir nefes alarak kapıya yaslandım. O sırada yatağımın üstündeki kırmızı bir kutu ve gül vardı.

Kaşlarımı çattım. Gözümde kalan yaşlarımı sildim elimin tersiyle. Yatağa doğru gelip boş ortasına oturdum.

Bunlar neydi?

Kurumuş dudaklarımı ıslatıp, kırmızı kutuya uzandım. Tereddüt ederek kutuyu açtığımda gördüğüm şeylerle bi' süre durdum.

Küçük kutunun içinde bir fotoğraf vardı. Yeni doğmuş bir bebek.

O bebek ben miydim? Sanırım...

Kaşlarım çatıldı. Nasıl..? Bunu buraya kim koymuştu? Beni kaçıranlar tabi ki.
Ellerim titrerken fotoğrafın arkasını çevirdim bir şey yazmıyordu.

Benim hiç küçüklük veya yeni doğmuşken olan bir fotoğrafım yoktu. Çünkü doğar doğmaz kaçırılmıştım. Kutunun içinde bir fotoğraf daha olduğunu görmemle onu aldığımda ise bir çöp poşetinin içinde, yeni doğmuş bir bebek...

Cidden bir çöp gibi çöpe atılmıştım.

Bir çöp poşetinde...

Ellerim titrerken gözlerimi fotoğraf karesinden alamadım. Nefes almam zorlaştı. Gözlerimden yaşlar durmadan akarken kırmızı gül'ü elime aldım. Çiçeğin içindeki notu gördüğümde sertçe yutkundum.

Selam, İz. Uzun zaman oldu seninle görüşmeyeli. Ailene kavuşmana inan çok sevindim, küçük bebeğim. Kim olduğumu sen hatırlamazsın tabi. Evet, aklına ilk gelen kişi. Sen beni hiç hatırlamasan da ben hep seninleydim. Her anında. İlk adımlarını bile bana atmıştın. İlk bana seslenmişin. İlk bana sarılmıştın, güzelim. Ailen seni hak etmiyor, İz'im. Senin tek ailen benim. Unutma, her zaman seni izlemiştim...

Ellerim titrerken doğru okudum mu diye kaç kere geri okudum. Buradaydı. Beni ailemden ayıran, beni çöpe atan kişi. Buraya girmişti. Odama.

Bedenim ful titrerken, sarsak adımlarla yataktan kalktım. Başım dönüyor midem bulanıyordu. Gözlerimden yaşlar akarken kapıyı açtım zor bela.

Şiddet gördüğümü biliyordu.

Ben tecavüze uğrarken bile beni izlemişti.

Her anlamda dediği buydu.

Ona sarılmışım...

Hayatımı maffeden kişiye ilk kelimemi söylemişim.

Büyük ihtimalle benim yanıma gelecek olan Bora'yı görmemle, dudaklarımdan benden kontrolsüz bir kelime çıktı.

"A-abi..."

Benim bu halimi görüp hemen yanıma koşup, beni tutmuştu. Abi dememe yoksa benim bu halime mi şaşırdığı tartışılırdı.

"Abim, iyi misin? Ne oldu?" Dedi korkarak.

Titrerken elimdeki not düştüğünde yere düşen kağıda sonra bana baktı ve eğilip notu aldı. Bir iki saniye sonra hızla bana döndü. Artık titreyen tek ben değildim.

"A-Abi..." Dedim dudaklarım büzüldü.
O sırada ne zaman geldiklerini bilmediğim Aras ve Kaya vardı ama ben onları bile göremiyordum.

Bora beni kendine çekip sıkıca sarıldı.

"Abim..." dedi iç çekerek.

Artık hıçkırarak ağlamaya başlamıştım.
Abimin göğsünde

İlk defa birine sarılırken ağlıyordum. Kollarımı bende ona dolarken ayakta duracak gücüm yoktu.

Hıçkırıklarıla beraber konuşmaya başladım. "A-abi canım çok yanıyor..."

Elini saçımda hissetmemle konuştu. "Abim... Geçecek bir tanem. Geçecek. Ben burdayım. Senin yanındayım. Kıyamam ben sana. Yanmasın canın abim..."

İLAHİ BAKIŞ AÇISI.

Aras ve Kaya ne olduğunu anlamaz şekilde bakarken Aras yere düşmüş not kağıdını görmesiyle yerden aldı.

Kafasında ne olduğuyla alakalı şeyler varken, kardeşine ne olduğunu da düşünüyordu.

Kağıdı okuduğunda, yıkılmıştı. Ne demek oluyordu bu? Hem sinirlenmiş hem içinde bir burukluk vardı. Kaya ne olduğunu anlamaz bir şekilde kağıdı elinden çekip aldı. Okuduğunda ise şok geçirmişti.

Kaya ve Aras hızla İz'in odasına girdiğinde yatağın üstündeki şeylere bakmaya başladılar. O sırada ise kardeşine sımsıkı sarılan Bora, artık kardeşinin kendini ayakta tutacak gücü olmadığını görünce kucağına aldı. İz hala abisinin göğsünde ağlamaya devam ederken bir yandanda eliyle tişörtünü kavramıştı sıkıca.

Bora hızla kardeşini aşağı kata indirdiğinde sesleri duyan Emre ve Melis ayaklanmıştı. İkisi korkmuş hemde ne olduğunu anlamaz şekilde bakıyorlardı.

"Abi ne oldu?!" Diye bağırdı Emre hızla kardeşinin yanına giderken.

O sırada merdivenlerden hızla inen Kaya ve Aras'ı gördüler. Ellerinde tuttukları şeylere anlam veremiyorlardı.

Emre hızlı Aras'a döndü. "Aras onlar ney?! İz'e ne oldu?!" Diye terör estiriyordu.

Bora kardeşini koltuğa yatırırken İz'i sakinleştirmeye çalışıyordu.

İz ise şu an hiçbir şeyi duymuyordu.

Kaya, Emre'ye özet geçerek konuyu anlattı. İz koltukta baygın yatarken hepsi çiçekleri ve fotoğraflara bakıyorlardı.

"Evimize kadar girip, kardeşimizin odasına nasıl koyabilir!" Diyerek patladı Aras.

"Evin dışında korumalar var, nasıl olabilir bu?" Dedi Emre.

"Bilmiyorum, bilmiyorum. Kahretsin!" Diye bağırdı Bora.

Kaya ise elindeki fotoğrafa bakıyordu. Derin bir iç geçirdi. Çöp poşetin de çöpe atılan bir bebeğe bakarken içinde bir şeyler koptu. Aklından, İz daha ne kadar acı çekecek diye düşündü.

"Kahretsin! Dibimizde! Resmen bizimle dalga geçiyor!" Bağırarak olduğu yerden kalkıp tur atmaya başladı Bora. Cebinden çıkardığı telefonuyla titreyen elleriyle mesaj yazmaya başladı. Güçlü bağlantıları vardı. Araştırmaya başlayacaktı. Belki parmak izi, kamera kayıtları veya her hangi bir şey. Tabi bunların düşünmüş olmalılardı ama uğraşacaktı. Hepsini bulacaktı.

Bora birilerine haber verirken, Emre ise doktoru çağırmıştı. Kardeşinin başında bekliyordu.

Aras ise elinde tuttuğu notu okuyup durdu. "Sizce kadın mı? Yoksa erkek mi?" Diye sormasıyla herkesin bakışları Aras ve elindeki nota döndü.

Aras başını kaldırarak abilerine baktı. "Abi," dedi. "Sizce İz ilk ne demiştir?" Dedi kısık sesle. "Annemi, yoksa abla mı demiştir? Ya da erkek ise baba veya abi mi demiştir?"

Hepsi de sertçe yutkundu. Hiçbiri bir şey diyemedi. Konuşamadılar. Kardeşlerinin ilk kelimesi neydi sahi?
Bilmiyorlardı.

Ve hiçbir zaman bilemeyeceklerdi.

Kaya eline bu sefer diğer fotoğrafı aldı. Bu sefer çöpte değildi. Bu fotoğraf ilk, daha yeni doğar doğmaz çekilmişti. Üstünde hala kanlar vardı çünkü.

Fotoğrafları kenara koydu. O sırada çalan kapıyla, Emre kapıyı açtı. Doktor içeri girerek İz'e müdahale etmeye başladı.

İZ AKSAY

Gözlerimi açmaya başlarken lambanın ışığı yüzünden gözlerim kısıldı. Karanlıkta kaldığım için ışık gözümü almıştı. Bütün vücudum resmen uyuşmuş gibiydi.

Mavi gözlerimi tam anlamıyla açtığımda başımda bekleyen Bora, Emre ve Aras'ı gördüm. Sonra ise o siyah gözleri...

Kaya.

Ne olduğunu anlamaz dururken konuşamayacak kadar boğazım ağrıyordu.

"Abim iyi misin?" Diye soran Bora'ya baktığımda başımı salladım.

İyi miydim? Bilmiyorum.

Doğrulmaya çalışırken Aras'ın yardımıyla doğruldum.

"İyi misin, nasıl hissediyorsun?" Diye sordu Aras.

Ağladığım için sesim kısık bir şekilde konuştum. "İyiyim," dedim sadece.

Öksürmeye başladığım da karnımın sancısıyla suratımı buruşturdum.

"Su getirsene Aras," dedi Bora. "Güzelim bak bana," dedi ve yere eğildi. Eliyle çenemi tutarak başımı kaldırdı.

Gözlerim onun gözleriyle buluştuğun da tedirgince bana bakıyordu. "İyi misin? Boğazın mı acıyor? Başka bir şeyin var mı?"

Sertçe yutkundum.

Demek ki neymiş... gerçekten beni merak eden abim varmış sanırım.