3. bölüm · İzler Kalır/Gerçek Ailem

3. Bölüm

🖤 Ruhumuzdaki izler hep kalır...

"Hadi sofraya geçelim." Esra'nın sözleriyle beraber herkes ayağa kalktı.

"Hadi abicim gel." Deyirek bana baktı Emre.
Güldüm. Hem de sesli bir şekilde. Ayağa kalktım onlar gibi.
"Tabi canım, gidelim oturalım sofraya gülüp, eğlenelim," dedim sinirle. "Hiç bir şey yaşanmamış gibi devam edelim," dedim. "Hayatımın içine etmemişsiniz gibi davranalım." Hepsinin gözlerine baktım tek tek.
Bana doğru adımladı Bora. "İz, hayır, tabiki konuşacağız ama ilk önce yemeğini yemen lazım, zaten hiç bir şey yememişsin."

"Ah! Ne kadar düşüncelisin sen ya!"
Dedim sesimi yükselterek.

"İz kızım, haklısın ama lütfen-" Esra'nın cümlesini yarıda kestim:

"Ben senin kızın falan değilim!
Anla artık bunu!" Diye bağırdım.

"Gelin bir konuşalım, hiç bir şey göründüğü gibi değil İz." Dedi Okan.

"Ney değil ya?! Beni bir çöp gibi, çöpe atmanız mı göründüğü gibi değil?!" Dedim acıyla. "Sizden nefret ediyorum!" Tam başka bir şey diyecekken Bora konuştu.

"İz sakin ol, gerçekten sandığın gibi bir şey yok."

Sinirle kahkaha attım. "Ben gayette sakinim!" Dedim avazım çıktığı kadar bağırarak. "Bu mu yani? Gerçekten sandığın gibi değil deyince düzeliyor mu her şey?! Ha, düzeliyor mu?!'

Vücudum zangır zangır, titrerken elime gelen bir şeyleri fırlatmaya başladım. Delirmiştim!

"Ne değişti ha?! Ne değişti?! Küçükken gelip deseydiniz inanırdım ama şimdi değil! Şimdi değil..."

"Kriz geçiriyor!" Diye bağırdı Okan.

"İz, abicim sakin ol!" Diyen Bora'nın sesini işittim.

"Bir yerine bir şey olacak!" Dedi Emre.

"İz güzelim nefes al!" Diyen kişi sanırım Aras'dı

"Dur, kızım!" Diye beni tutmaya çalışan Kaya...

Ve annem.

Ayakta yere düştü düşecek hıçkırarak ağlayan annem.

Sarsak adımlarla karşısına dikildim. Parmağı mı ona doğru salladım.

"Sen benim hayatım da gördüğüm en kötü annesin," dedim kısık sesimle. Yüzümü buruşturarak ona baktım. İğreniyordum.

Kapıya doğru hızlı adımlarla ulaşmaya çalıştım. Nefes alamıyor, başım dönüyordu. Arkama bakmadan çıkarken, içeride bir enkaz bırakmıştım.

Kapıdan çıktığım da korumalar önü mü kesti. Tam bir şey diyecektim ki Kaya'nın sesini duydum:

"Haberleri var, benle." Diyen sese döndüm. Kaya'ydı. Öfkeyle ona baktım ama bir şey yapacak mecalim bile yoktu.

Korumalar çekilir çekilmez zor adımlarla evden uzaklaşmaya başladım.

Arkamdan geldiğini işitiyordum ama ağzımı açarsam diyeceklerimden sapacağımın farkındayım.

Evde uzaklaşınca bir duvarın dibine çöktüm. Gözümden yaşlar akıyordu.
Silmedim akmaya devam ettiler.
Kaya gelip yanıma oturdu. Bir şey demedi. Ben ağladım o ise sadece yanımda durdu.

Ağlamam durduğunda, boş boş sokağa baktım.a

"Niye ağlamıyorsun." Ne kadar zamandır sessizliğini koruyan Kaya konuşmuştu.

"Söz vermiştim..." Nefesim kesildi sanki, konuşamadım.

"Kime?"

"Kendime," burnumu çektim. "Bir daha onlar için ağlamayacaktım," dedim kısık bir sesle. "Tutamadım."

"Hep oluyor mu bu Peki?"

"Ney?"

"Kriz," dedi. "Geçiriyor musun hep?" Bakışlarını üzerimde hissetsemde ona bakmadım.

"Hayır, tabiki. Deli miyim ben?"

Ona dönüp baktığımda göz göze geldik.

Siyah gözleri, mavi gözlerimde oyalandı. "Gözlerin çok kızarmış."

"Normal değil mi?"

"Böyle daha güzel gözüküyor gözlerin," dedi, daha derinden bakarak. "Ama eminim ki gülerken daha güzeldir."

Affalladım. Beklemiyordum.
Bir şey demedim ona bakmaya devam ettim sadece.

"Okyanus gözlü küçük kız.." Diye fısıldayarak önüne döndü.

"Okyanus gözlü küçük kız?" Diye sordum anlamayarak.

Okyanus gözlü küçük kız mı?

"Noldu hoşuna gitmedi mi?" Dedi alayla.

"Okyanus sevmem." Yüzümü buruşturarak.

"Gözlerin peki?"

"Gözlerim ne?"

Bana baktı bir kez daha. Siyahları mavilerimle buluştu.

"Gözlerini seviyor musun?"

"Hayır." Dedim net sesimle.

Kaşları çatıldı. "Neden?"

"Çok soru soruyorsun Kaya." Dedim bıkkın sesimle.

"Kaya mı?"

"Adın Kaya'ya hani."

Güldü. "İlk defa dedin adımı garipsedim."

"İyi bir daha demem."

"Onun için demedim İz."

"Ne yapayım?"

"Hadi bana soru sor, çok soru soruyorsun dedin birazda sen bana sor."

"Ne sorayım?"

"Ne bileyim kızım, merak ettigin bir şey varsa sor."

"Kaç yaşındasın?"

"18."

"Bana küçük kız deyip duruyordun. Heralde otuz yaşında bu adam demiştim."

"Haha, çok komik." Dedi somurtarak.

Güldüm. "Komikti."

Gözleri gülüşüme takıldı bi süre. Farkettiğimde hemen gülüşüm silindi. O da toparlandı hemen.

"Gidelim mi artık hava soğuk hasta olursun."

"İstemiyorum." Dedim sertçe. "Ayrıca sana ne benim hasta olmamdan."

"Seni düşünende suç."

Göz devirip, ayağa kalktım. Benimle beraber o da kalktı.

"Nereye yolculuk bakalım?"

Derince bir nefes bıraktım. Bu adama ne zaman bırakacaktı peşimi?
"Yeter gerçekten ya! Beni salar mısın abicim artık."

O kadar dediğim şeyden tek duyduğu şey 'abi' kelimesi gibi, "Abi mi?" Dedi

Anlamayarak, "Ne?" Dedim.

"Abi dedin." Sanki ciddi bir konuşmuş gibi.

"Lafın gelişi dedim." Kendimi açıklamak ister gibi.

"Sevmedim," dedi. "Yakışmadı, söyleme bir daha."

"Yemin ederim tek akıllı yok!" Diyerek yürümeye başladım. Kısa bir sessizlik olmuştu ama Kaya gene bozdu.

"İz bir şey soracağım?"

Delirecektim! "Seninde soruların bitmiyor ya."

"Haklısın." Duraksadı ve bana baktı.

"Bu şiddet olayı hakkında–" Başlayan cümlesini hemen kestim.

"Öyle bir şey yok. Konuşmak istemiyorum Kaya." Sertçe konuşmamla bir şey demedi. Zaten ne diyecekti? Diyemezdi.

Yürümeye devam ettik. Evin ters yönüne doğru giderken yanımda hiç tanımadığım bir adam vardı. Ve o adam, onların yakınıydı. Ve benim yakınımda olması büyük bir sorundu.

Kaçıp gitmek istiyorum. Her şeyden kaçmak çok mu zordu?

"Noldu acıdın mı?" Dedim bir anda.

Durdu ve bana döndü. Onun durmasıyla bende durdum.

"Saçmalama istersen, neden acıyım sana?" Dedi sertçe.

Omuz silktim ve yürümeye devam ettim.

"Seni çöpe atana kişi annen değil." Bir anda söylediği şey yüzünden aniden durdum.

"Ne diyorsun sen?"

"Doğruları," dedi. "İzin vermediğin için açıklayamadılar, sana İz."

"Küçük kız çocuğu değilim artık Kaya. Bankda oturup, annem beni çöpe atmadı diye avutmuyorum arık kendimi."

9 YIL ÖNCE...

Küçük kız banka oturmuş annesini bekliyordu yine. Hiç pes etmeden her gün akşama kadar burda beklerdi.

Yanına birinin oturduğunu hissetti. Kafasını kaldırdığında, çocuklardan sorumlu olan bakıcı vardı.

Onu görünce İz'in gözlerinde korku oldu. Bu kadın çok iyi birisiydi. Bütün çocuklar kadını çok severdi. Ama birisi hariç.

İz.

Kendisiyle alıp veremediği neydi bilmiyordu. Ama tek bir şey biliyor ki, o da bu kadının acımasızlığıydı.

Sürekli annesi hakkında şeyler söyleyip şiddet uyguluyordu.

"Annen seni çöpe atmakta haklıymış!"

"Sen aptalın tekisin İz!"

"Ne kadar çirkin bir bebeksen artık Annen seni çöpe layık görmüş!"

"Çöp kokuyorsun İz!"

"Annen seni canlı şekilde çöpe atmak yerine ölünü atsaymış keşke!"

Ve daha niceleri...

YILLAR ÖNCE

Büyüyordu artık İz. Ve hala annesi gelmemişti. Artık gerçekleri biliyordu. Ne kadar hala o banka oturup annesi onu alacakmış gibi beklerdi. Ama annesi asla gelmedi.

Ve İz'de büyümek zorunda kaldı.

Hayır. Aslında büyümedi ama bugün olanlardan sonra büyüyecekti artık. Ama o bunu bilmiyordu.

Ve artık annesini beklemeyecek, ona gidecekti.

Bugün bir karar almıştı. Yetimhaneden kaçıp, hem o kadından kurtulacak hem de annesini bulacaktı. Annesi eğer 'seni ben atmadım' dese direkt inanırdı. Çünkü buna ihtiyacı vardı.

Eşyalarını sessizce topladı.
Güvenlik görevlisini yerinde bulamadığım an kaçmıştı.

Karanlıktan biraz korkardı çünkü o kadın sürekli geceleri İz'i karanlıkta bırakıp o iğrenç cümleleri söyler ve döverdi. Sahi kimdi o kadın?

Sokak lambasının çok az aydınlattığı sokaklardan geçip durdu. Bugünü atlattıktan sonra kalacak yer bulup,sonra ise annesini bulacaktı.

Dakikalar sonra olacaklardan habersizdi.

Çok heyecanlıydı. Annesine kavuşucaktı sonun da. Yağmur yağmaya başlamıştı. Titremeye başladı. Üşüyordu ama dayanması lazımdı.

Sokağın sonunda ellerinde bira şişeleri olan üç adamla göz göze gelmesiyle durdu. Korkmuştu. adamlar İz'e bakıp bir şey demeye başladılar.

Arkasını dönerek, hızla yürümeye başladı. Hiç bilmediği sokaklardaydı ve kimse yoktu.

"Şişt küçük baksana buraya!" Diye seslendi biri. İz hızla koşmaya başladı. Kalbi hızla çarpıyor, yağmur görüşünü bulanıklaştırıyordu.

Arkasına bakmaya çalışırken ayağı taşa takılıp yere kapaklandı. Ve baş ucunda bir ses...

"Şimdi nereye kaçacaksın acaba?" Dedi adam ve İz'i sertçe ayağa kaldırdı.

"B-bırak beni, n'olur.." Dedi titreyen, kekeleyen sesiyle İz. Onu tutan adam kahka attı. Ve yanında ki diğer arkadaşlarına bakt. Bir andan da İz'i sertçe tutuyordu.

"Şuna bakın lan," dedi adam İz'i göstererek. "Gözlere bak." Dedi iğrenç sesiyle. Elleri İz'in saçlarına gidip okşadı. İğrenç elleri İz'in saçlarında dolaşırken İz saçlarından tiksindi.

Adamın arkadaşlarından birisi. "Yapma abi boş ver. Bırak gitsin, küçücük bir şey zaten." Dedi küçük kız çocuğuna bakarak.

"Güzel olduğunu değiştirmiyor," dedi acımasız bir şekilde."Gel bakayım sen benle."

"İstemiyorum..." Güçlükle konuştu İz. Yağmur sel gibi yağıyordu. Sırılsıklam olmuştu İz. Hem korkudan hem soğuktan titriyordu.

"Gözleri çok iyi bu kızın." Dedi adamın diğer arkadaşlarından biri.

İz'in çok sevdiği, okyanusu andıran gözleri... Çok sevdiği mavi gözleri...

Artık değildi.

O gün sokakta sesi hiç susmadı İz'in. 'Anne' diye bağırması asla durmadı.

Annesi asla gelmedi.

İz'i kurtarmadı. İz yalvardı ama adam durmadı.

Yağmur yağmaya devam etti.

O gecenin sonunda ıssız sokakların, buz gibi zeminin de yatıyordu ve üstüne yağmur yağıyordu.

Mavi gözleri, yerde duran solmuş mavi güle takıldı.

Ve İz o gün hem yağmurdan,
hem de annesinden nefret etti.

Ve de mavi güllerden...