17. Bölüm

Vaveyla Yazarı: 🖤 Ruhumuzdaki izler hep kalır...

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: 17. Bölüm

İZ'İN DOĞUM GÜNÜNE SON 6 GÜN

25 Şubat.

Doğum günüme son 6 gün.

Hayır, sil.

Öldüğüm güne son 6 gün.

Bir insan doğun gününde ölür müydü? Ben ölmüştüm. Doğum günlerim ölümle geçmişti. Bir doğum günümde ölümüne dayak yemişimdir, diğerinde işkencelere mağdur kalmışımdır. En sonunda ise tecavüze.

Doğum günleri benim için ölüm günüydü.

Gerçekleri öğrenmem üzerine odama çekilmiş ve çıkmamıştım. Beynimde ki sesleri susturmaya çalışmıştım ama olmamıştı. Bana güvenme diyordu. Küçük İz, bizi korumak için güvenme dedi bana.

Hayatım boyunca hep onu dinledim. Ama bu sefer dinlemedim onu. Güvendim. Belki yaptığımdan pişman olup daha fazla acı çekecektim ama güvenmiştim.

Ve... Çok korkuyordum. Kendime bile itiraf edemiyordum.

Güvenme, İz. Güvenme dedim sana. Sen kimseye güvenemezsin, sen yalnızsın. Kimseye güvenemezsin.

Odanın kapısı aniden açılınca hemen toparlandım yatakta ve tırnaklarımı yatağa sapladım. Kalbim hızla atarken gelen kişi babamdı.

Korkudan titremesi durdurmaya çalıştım. Beni görüp süzdü endişeyle. Derin bir nefes aldı.

"Kızım," dedi endişe dolu sesiyle. "İyi misin? Korkuttum mu? Özür dilerim." Diyerek yanıma ulaştı. "Seslendim sana defalarca... Ses etmedin. Kapını çaldım duymadın. Banyo seside gelmeyince endişelendim. Özür dilerim aniden girdim ama..."

Başımı iki yana salladım. "Duymadım," Dediğimde tedirginlikle bana baktı.

Kafamda ki seslerden babamın sesini duymamıştım. Duydurmamıştı.

Odada ki sandelyeyi çekip karşıma oturdu. "Kulaklığın mi vardı?" Diye sorup etrafa baktı. Başımı iki yana salladım. "Uyuyor muydun?" Yine başımı salladım. Kaşları çatıldı. Endişeyle bana bakarken hemen toparlanmasıyla bende toparlandım. Boğazımı temizledim.

"Bir şey düşünüyordum ondan duymadım. Yani bir şeyler düşünürken kimseyi duymuyorum ondan."

"Anladım, kızım."

"Önemli bir şey mi oldu?"

"Yok, hayır. Kahvaltı yapacağız, onun için gelmiştim."

"Birazdan gelirim," Dediğimde, başını sallayıp, ayağa kalktı. Bana son kez bakarak kapıdan çıktı.

AKSAY AİLESİ

Okan, kızının odasından çıkıp kapıyı kapattı. Gözlerini kapatıp, Derin nefesler aldı. Kalbi hala hızla çarpıyordu.

O kadar fazla seslenmişti ki kızına... Cevap vermemişti. Ses gelmiyordu içeriden, girmek zorunda kalmıştı. Aklında büssürü senaryo varken kızını sağlıklı bir şekilde görmek onu rahatlamıştı.

Çok fazla ölümden bahsediyordu. Hiç odadan çıkmayınca kendine zarar verdi sanmıştı. Aklı çıkmıştı geri kızını kaybedecek diye.

Merdivenlerden inip salona girdi. Yemek masasına oturmuş ailesini görünce gülümsedi.

Eşi Esra yemek masasının başına oturmuş, oğullarıyla konuşuyordu. Esra eşini görünce gülümseyen yüzü gitti.

"Hayatım," Diyerek ayağa kalktı. "Ne oldu? Bembeyaz olmuşsun."

"İyiyim, hayatım."

"Kızım," dedi tek nefeste. "Kızıma bir şey mi oldu?" Diyerek eşine tutundu.

Okan hızla başını iki yana salladı. "Hayır, hayır. Hayatım kızımıza bir şey olmadı. Odasında birazdan gelecek."

"Sana ne oldu o zaman?"

Yutkundu Okan. Ellerini karısından çekti. "Çok fazla seslendim ama ses vermeyince... Bir şey oldu sandım. Korktum. Esra'm, ben hayatımda en son bu kadar korktuğum zaman, kızımı kaybettiğim zamandı. Geri kaybettim sandım."

Esra, kocasına sarıldı hızla. "Hayır. Bir daha kaybetmeyeceğiz, kızımızı. Bir daha olmaz."

Okan da karısına sarılmasıyla masadan bir ses yükseldi.

"Oo! Aile var yalnız, ne oluyor?!" Aras'ın bağırmasıyla Okan ve Esra hemen toparlandı ve masada ki yerlerine yerleştiler.

"Annem ve babamı lütfen tek bırakmayalım," Diyen Aras'ın sözleri biter bitmez başka bir ses geldi.

"Niye?" Diyen sese çevirdiler başlarını.

Biricik kızları.

Herkesin yüzünde bir gülümseme oldu.

İz, Aras'ın yanına gidip oturdu.

"Niye olacak, Sisterım. Sence de açık değil mi?" Diyerek eliyle abilerini ve kendilerini gösterdi.

İz, dayanamayıp güldüğünde kızmaya hazırlanan Okan kelimelerini yuttu. Kızı güldüyse kızamazdı.

"Oğlum," Diyerek uyardı Esra. "Ne var işte, kocaman aileyiz işte."

"Anne istersen biraz daha doğurup, futbol takımı kurardın. Ne güzel kocaman aile işte."

Esra ve Okan harici herkes güldü. Çocuklarının gülmesiyle onlarda güldü.

"Abartma, oğlum sende. Ne var 5 kardeşsek?" Dedi Emre.

Aras düşündü. "Abi şimdi 7-8 çocuklu aileri düşününce daha iyi tabi." Annesi ve babasına döndü. "Anne keşke abimgil yerine sadece İz ve beni doğursaydın daha mutlu bir aile olabilirdik." Üzüntüyle Aras.

"Oğlum eğer öyle bir şey olsaydı emin ol sadece Bora ve Emre abin olurdu." Okan oğluna gülerek bakarak.

Göz devirdi Aras. "Baba hala abimgili çöpten bulduğumuzu söylememek için geç değil." Dediğinde herkesin gülümsemesi bir anlık durdu. Herkesin gülebileceği bir cümleydi aslında ama artık değildi.

🖤

İZ AKSAY

Herkesin susmasıyla Aras'ın bakışları beni buldu. Sertçe yutkundu.

"Şey, yani, ben." Ne diyeceğini bilmeyerek, saçmalıyarak bana baktı. Ben ise sözünü kestim.

"Suyu uzatır mısın?"

Gözlerini kaçırdı. "Hı-Hı," Diyerek suyu uzattı. Masada sessizlik sürerken herkes kahvaltısını yapmaya başlamıştı.

Bir şeyler yerken nedense bütün gözler üzerimde hissediyordum.

"Bir şey diyeceğim," Diyerek bakışlarımı tabağımdan ayırdım. Çatalı tabağa yaslayarak onlara baktım.

"De, kuzum," Dedi annem.

Babam konuştu. "Bir şey mi oldu, kızım?"

"Sorun mu var?" Diye sordu Bora.

"Hayır," dedim ve dikleştim. "Şey diyecektim..."

Hepsi bana merakla bakarken çok sitreslenmiştim, gereksiz yere.

"Kabul ediyorum, yani psikoloğa gitmeyi." Gözlerimi kaçırdım. Çatalımı alarak hemen ağzıma salatalık attım.

"Ne?" Dedi Emre. "Kabul ediyor musun?"

"Hı, hı, ediyorum."

"Kararını değiştiren ne oldu, kızım?'' Dedi Okan.

Ona baktım ama diyecek bir şey bulamadım. Aslında diyeceğim çok set vardı ama onlara diyemedim.

Nasıl diyeyim onlara, kafamın içinde susmayan ses beni deli ediyor, geçmiş peşimi bırakmıyor diye. Diyemezdim. Ben diyemezdim.

"Bir şey değiştirmedi." Rahatça konuştum. "İstemiyor muydunuz, zaten? Kabul ettim işte." Ayağa kalktım. "Ben okula hazırlanayım. Size afiyet olsun." Odama doğru çıkmaya başladım.

Okul formamı giydim. Okula hiç gidememiştim bile. Okul formasının etekli olması beni rahatsız etse de umursamadım.

Psikoloğa gitmeye karar vermiştim. Kendim için, ailem için yaptığım ilk şeydi.

Hazırlanıp aşağı kata indim. Okul formasıyla koltukta oturan Aras'ı gördüm. "Günaydın, Sisterım!" Koşarak yanıma geldi. "Hazır mısın, gidelim mi?''

"Evet, hazırım."

"Yürüyelim mi, yoksa arabayla mı gidelim?"

Omuz silktim. "Fark etmez."

"Her şeye fark etmez dersen işimiz var seninle."

Gözlerimi devirip kapıya doğru ilerleyecektim ki bize seslenen annem ile durdum. "Gidiyor musunuz?" Diye sordu.

"Evet," Dedim.

"Çıkıyoruz şimdi anne."

"Babangil işe çıkacak şimdi, bıraksınlar sizi."

Aras bana döndü. "Olur mu sistırım?"

"Olur," Diye mırıldandım.

Merdivenlerden inen Okan, Bora ve Emre geldi. Üstlerinde takımelbise olduğunu söylememe gerek yoktu bence.

"Hazır mısınız çocuklar?" Diye sordu Okan.

Başımızı salladık.

"Hadi çıkalım," Diyerek kapıya ilerledi Bora. Hepimiz kapıdan çıktık. Esra kapıda durup bize baktı. Kocaman gülümsedi.

Kocasına baktı ve ikisi aynı anda birbirine sarıldı. Okan karısının saçından öptü.

"İyi işler, hayatım." Diyerek ayrıldı kocasından.

"Sağ ol, hayatım."

Sonra Bora ve Emre'ye sarıldı ve iyi işler dedi.

Daha annesi ona sarılmadan gidip annesine sarıldı Aras. "Küçüğüm diye en sona beni saklamanı kınıyorum anne."

Güldü annesi. "Eşek sıpası seni!" Dedi. "İyi dersler oğlum."

"Teşekkürler, mother!"

Kollarımı göğsümde birleştirmiş onlara bakarken bakışları beni buldu. Aras'tan ayrıldı ve benim karşımda durdu.

"Sarılabilir miyim? Eğer istemezsen sarılmam," dedi büyük bir özlemle.

Hazır mıydım, annemin bana sarılmasına? Yıllar önce sarılmasını, beni kurtarmasını beklemiştim. Şimdi sarılsa her şey çözülür müydü? Bana sarılır mıydı?

Sen onların kızı değilsin, İz. Sen İz'sin. Sana sarılmaz, onun kızı değilsin. Seni çöpe attı.

"Tamam, sarılmam." Bana baktı ama hala evet dememi bekliyordu. "Sarılmayayım mı?"

Bir şey demeden ona baktım. Bana yaklaştı. Elini kaldırmasını refleks olarak geriye adımladım. Eli havada dondu.

Sana vuracaktı İz. Bak, gör. Sarılmasına izin vermediğin için sana vurmak istedi.

Hayır.

Yanağıma koyacaktı elini.

Elini indirdi. Zorla gülümsemeye çalıştı. "İyi dersler, kızım."

Sertçe yutkundum ve başımı salladım. Arkamı dönüp ilerlemeye başladım.

Arabaya bindik. Bu sefer farklı bir arabaydı ve arabayı şoför değil, Okan sürüyordu.

Yan koltuğunda ise Bora, arkada Aras, Emre ve ben vardım.

"Okula gitmekten nefret ediyorum!" Dedi uykulu gözlerle Aras. Masada ayık, okula giderken ise uykulu oluyordu.

"Artı bir," Dediğimde Bora'nın bakışları beni buldu.

"Eski okulunda notların nasıldı?"

"Siz onu da öğrenmişsinizdir."

"Evet."

"O zaman niye soruyorsun?"

"Senden duymak istedim."

"Kötü."

Aras lafa atladı. "Bizim ailede genetik mi bu durum acaba?"

Aras'a baktım. "Niye ki?"

"Ortaokuldayken Emre ve Burçak abimin notları çok kötüydü. Hatta ne kötüsü? Berbattı!"

Emre Aras'a baktı sertçe. "Ben en azından düzelttim, sen kendine bak. Sınıfta kalabilirsin."

"Hep sen mi kalacaksın, birazda ben kalayım."

"Aras!"

Bora konuyu değiştirdi. "Genetik değil, Aras. Sizin geri zekanızdan, o." Ya da öyle sanmıştım.

"Düzgün konuş kardeşlerinle," Diye uyardı Okan.

"Ayıp abicim! Ayrıca İz'in de kötüymüş! Ona da geri zekalı demiş oldun."

"İz'in notları iyi. Kötü olsaydı da ona değil, size demiş olurdum."

"Ben bütün çocuklarımı eşit seviyorum diyen babamın, kızına gösterdiği şov!"

"Her ebeveyn çocuklarını eşit sever,'' Dedi, Okan arkasını kısa bir saniye ona dönerek.

Aras sessizce, "hehe," dediğini ben ve Emre duydu.

Bana döndü. "Az önce kötü demedin mi?"

"Kötü zaten."

"En son sınavın neydi?"

"Matamatik."

"Kaç aldın?"

"50."

"Oha! Aramızda ki en zeki çocuk çıktı! En küçük diye mi acaba? Senin yaşındayken abimler ve ben 20 falan alıyorduk."

"Ben 95 alırdım," Diye böbürlendi Bora.

Gözlerini devirdi Aras. "Tamam abi en çalışkan, en zeki sensin! Tamam kanka, sensin!"

Güldü Bora.

Okulun önüne geldiğimizde araba durdu.

Okan yani babam arkasını dönerek bize baktı. "Dikkatli olun, derslerinizi dinleyin, bir şey olursa da haber verin."

Başını salladı Aras. "Tamam baba." Arabanın kapısını açıp indi. Bende inecektim ki Bora, "İz," dedi.

Durup ona baktım. "Hı?"

"Derslerini dinle sadece. Biri seni rahatsız ederse hemen Aras'ın yanına gidip, söyle. Tamam mı?"

"Çocuk muyum ben? İstersen dakika başı rapor vereyim? Okula gidiyorum farkında mısın?"

"Aynen. Keyfimden söylüyorum zaten. Gittiğinde gördük ne olduğunu."

Ne var kavga ettiysem? Gerçi kavga bile değildi. Çocuğu azıcık pataklamıştım sadece.

"Görüşürüz!" Diyerek çantamı koluma asıp sertçe arabadan indim. Okula doğru yürümeye başladık.

"Sisterım, seni rahatsız ederse sınıfta bana söyle tamam mı? Ben zaten teneffüslerde yanına gelirim."

"Çocuk değilim."

"Çocuk olduğundan değil zaten."

Derin nefes bıraktım. "Konuşmada yürü Aras."

"İkisini aynı anda yapabiliyorum. O kadarda mükemmel ve zeki bir insanım."

Ona baktım. "Allah kurtarsın." Mırıldandım.

"Pardon?" Diyerek yandan çapkınca bana baktı. "Sen az önce bu yakışıklı mı yakışıklı, zeki mi zeki abine ne dedin?"

"Bir şey demedim. Tamam mı? Konuşma."

"Ben greng flag bir erkek olduğum için susuyorum şimdi."

Başımı iki yana sallayarak güldüm. Okula girip sınıfının olduğu kata çıktık. Aras beni sınıfıma bırakıp öyle kendi sınıfına çıktı. Tabi çıkmadan önce sınıfta ki herkesi uyarması utanç vericiydi! Ata Berk'e bakmıştı ama sınıfta olmayınca küfredip gitmişti.

Cam kenarı sırama oturup pencereden bakmaya başladım. Melis yoktu. Daha gelmemişlerdi sanırım.

"Selam," Diyen sesle başımı çevirip baktım. Sarışın bir kızdı.

"Selam?'' Dedim sorarcasına.

Yanıma oturdu. "Sen Aksay ailesinin kızısın değil mi?"

Başımı salladım.

"Rüya Aksay?''

"İz'i kullanıyorum."

Kaşları havalandı. "Bende Ebru, bu arada." Şaşkınca güldü. "O zaman İz diyeyim sana."

"Ne istiyorsun, Ebru?"

"Tanışmak?"

"Bu sınıfta mısın?"

"Evet. Ama senin geldiğin gün okulda değildim. Görmemiş olman normal."

"Anladım." Deyip sustum.

"Sanırım tanışmak istemiyorsun?"

"Çok mu belli oldu?"

Güldü. "Yani... Biraz. Ama sorun değil," dedi sevimlice. "Bir şeye falan ihtiyacın olursa bana gelebilirsin."

"Sanmıyorum."

Gülümsedi ve ayağa kalktı. "Olsun, yine de aklında bulusun. Hoşça kal."

Yanımdan uzaklaşmasıyla sınıfa Melis girdi. Beni görünce somurtkan suratı neşe saçtı. "Aa!" Diye bağırarak yanıma hızlı adımlarla geldi. "Ay gelmişsin! Şu an çok mutlu oldum!" Çantasını koyarak yanıma oturdu. "Ee nasılsın? İyi misin?"

"İyiyim, Melis."

"Bende iyiyim."

Sanki evlerimiz karşılıklı değilmiş, hiç görüşmüyormuşuz gibi davranıyordu.

"İlk ders matamatik! Camdan atlayacağım sanırım." Eliyle saçlarını düzeltti. Sarı saçlarında yine küçük örgüler vardı ve onları boncukları süslemişti.

"Abartmasan mı?"

''Matamatik hiç sevmiyorum, hocasını daha fazla sevmiyorum. O adamın anlattığı Matamatik ölüm gibi!"

"Hiç ders dinleyesim yok benim de."

Bana söndü ve gülümseyerek sinsice baktı. "İşte bunu demeyecektin kanka!" Ayağa kalktı. "Kalk gidiyoruz!"

"Nereye? Ders başlayacak."

Gözlerini devirdi. "Ders başlamadan gidersek kimse bir şey diyemez."

"Emin misin?" Dedim abisini kast ederek.

Gülen yüzü soldu. "Ha, o mu? Aman boşver. Haberi bile olmaz abimin. Sen tabi senin abingilden korkuyorsan-"

"Ben mi?" Diyerek kendimi gösterdim.

Gülümsedi. "Bende öyle düşünmüştüm. Hadi kalk gidelim."

Ayağa kalktım. Sınıftakiler bize bakarken biz çantalarımızı bırakıp sınıftan çıktık.

"Sanırım biraz azar işitecegiz."

Koridorda yürümeye başladık. "Ben değilde sen korkuyo gibisin?"

"Ben mi? Asla."

"Bende öyle düşünmüştüm."

"Zaten sadece bir derse girmeyeceğiz, bir şey olmaz."

"Bence de."

"Kantine inelim diyeceğim ama nöbetçi hoca görürse ne yapacağız?''

"Yalan?" Dediğimde bana baktı.

"Kendimi şu an suça sürüklenen çocuk gibi hissediyorum."

"Bunu benim demem lazım. Sen beni suça sürüklüyorsun."

"Neyse ya. Yaptık bir şey bari okuldan kaçalım."

Şaşkınca ona baktım. "Sen normalde de böyle misin yoksa bana mı özel bu?"

"Seninle daha fazla gaza geliyorum, diyelim."

Başımı iki yana salladım. ''Kaçalım."

🖤

"Ya, Melis! Kafanda var mı senin? Güvenlik yokken kapıdan çıkacaktık işte rahatça. Ne diye tırmanıyoruz biz?"

"Ne var ya? Sanki hiç tırmanıp okuldan kaçmadın?"

"Olabilir."

"Farkındayım."

"Burada kaldığımızın da farkında mısın?"

"Farkındayım. Nasıl atlayacağız?"

Zor bela tırmanmıştık duvara ama üstünde kalmıştık. Geri yüksek olduğu için diğer tarafa geçememiştik. Duvarın tepesine bağdaş kurup oturmuştuk öylece.

"Şöyle düşünelim, en azından arka tarafta olduğumuz için kimse bizi böyle görmeyecek."

Melis'e baktım tersçe. "Evet, o yüzden de kimse yardım edemeyecek."

"Doğru," dedi. "Ay, İz! Burası baya yüksek ben korktum. Benim yükseklik korkum var!"

"Benim anlamadığım hapishanede miyiz biz? Ne diye okulun duvarları bu kadar yüksek?"

"Arka tarafın ki daha uzun çünkü öğrenciler kaçmasın diye."

"Ve sen bizi buradan kaçırmaya çalıştın."

"Olabilir."

"Tabi, olabilir."

"Bafk çekirdek falan olsaydı, en azından sarardı."

"Cidden ya. Boş boş durmazdık."

"Güzel tarafından bakalım kanka, manzara güzel."

"Abart, Melis."

Ofladı. "Nasıl ineceğiz?"

Duvarın diğer tarafına baktım. "Bu tarafta inelicek çıkıntı bile yok! Bildiğin tuzak kurmuşlar." Ofladım. "Çıktığımız gibi ineceğiz artık."

"Çıkmak kolaydı! İnmek zor olacak..." eliyle arkasıni gösterdi. "Ah, keşke şuradan iki yakışıklı, kaslı beyefendi gelsede kurtarsa bizi... Fazla romantik olmaz mıydı? Ay hayatımın aşkıyla böyle tanışmak isterdim."

Gözlerimi devirdim. "Kurtulmak için erkek kişisi bekleyeceğine zekanı kullanıp inebilirsin. Ayrıca romantiklik anlayışın sıfır."

Eliyle tırnaklarına baktı. "Kanka tırnaklarımı yeni yaptırdım. İnerken fazla hasar alırlar."

"Of Melis!"

"Allah'ım, ne olur böyle yakışıklı, kaslı, centilmen iki tane erkek gönder bize. Böyle tanışıp, flörtleşmek romantik olur-" Melis lafını bitirmeden duvarın diğer tarafında iki farklı ses duyuldu.

"Yardım lazım mı?" Melis ile başımızı hemen sesin geldiği yere çevirdik. Okulun dışında sırtlarını ağaca yaslamış iki erkek vardı. Melis'in duaları kabul olmuştu. Yakışıklı, kaslılardı. Tek sorun bu kişiler abisi ve Aras'tı.

"Oha!" Melis kocaman açtığı gözlerle onlara baktım. "İnanamıyorum, ben şok! Sanırım dua ederken fazla yanlış bilgi verdim." Bana bakarak söylemişti. "Allah'ım yanlış anlattım. Yakışık, kaslı olsun dedim ama bu asla abim ve abimin arkadaşı değildi."

"Şaka gibi bir gün oluyor..." Diye mırıldandım.

"Sisterım! Orada havalar nasıl? İyi mi?"

"Çok iyi!"

İkisi de kahkaha attılar.

"Dilek kapın açıkmış abicim," dedi Kaya. Saçlarını salaş bırakmış, üstünde okul forması vardı.

"Abi siz ne zamandır oradasınız?"

"Çıktığınınızdan belli olabilir."

"Oha ama! İnsan bir yardım eder, sese eder ya!"

"Kendi başınızın çaresini bakın. Bizene."

"Ne kadar kötü bir abisin!"

Aras, "Siz eteklerle nasıl çıkmaya başardınız oraya?" Dedi.

Ona baktım itici bir şekilde. "Bir kadın isterse yapamayacağı bir şey yoktur."

Bıyık altından güldü. "Belli oluyor Sisterım. Yalnız sanırım şu an ihtiyacınız var."

Melis ile aynı anda, "Hayır, yok!" Dedik. Birbirimize bakıp güldük. Melis elini yumruk yapıp bana uzattı. Bende aynı şekilde yaparak tokuşturdum.

"Bizim bunlarla işimiz var," dedi başını iki yana sallayarak Kaya.

"Pardon da sizin okulun dışında ne işiniz var?" Diye sorduğumda kara gözleri beni buldu.

"Sizin duvarın üstünde ne işiniz var?"

"Buranın manzarası güzel."

Güldü. Gamzesi belli olduğunda gözlerim oraya takılı kaldı.

"Manzara güzel mi bari?"

Manzara olmaması dışında bir sıkıntı yoktu.

"Baya iyi!" Kollarını göğsünde bağladığı için kol kasları belirgindi.

Gözlerim nereye baktığına baktığında daha fazla sırıttı. Dudaklarını yaladı.

"Manzaran baya baya iyi," dedi dudaklarını ısırarak.

Gözlerim onun gözlerine bakarken şaşkındım. Dudaklarım aralandı. Gözlerimi kaçırdım. Utanmıştım!

Gamzesini belli edecek kadar genişçe gülümsedi. Hayvan herif! Dalga geçiyordu resmen benle.

"Ne manzarası, ne diyorsunuz lan?'' Aras'ın araya dalmasıyla ona baktım.

Melis araya girdi. "Vay çakallar. Demek sizde okuldan kaçıyordunuz?"

"Biz abiyiz," dediler aynı anda. "Abiler kaçabilir."

"Aramızda sadece iki yaş var," dedim.

Aras, "bu abiniz olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor," Melis'e baktı. "Yakışıklı, kaslı ve centilmen erkek istiyordun değil mi? Yine şanslı kızsın, ha."

Sinirli yüz hatlarıyla Aras'a baktı, Kaya.

"Gel, İz inelim biz. Buranın havası kaçtı."

"Nasıl ineceksin acaba oradan?" Dedi Aras.

"Bir kadın isterse her şeyi yapar,'' Dedi benim gibi. "Ne tarafa inelim kanka?'' Dedi bana dönerek.

"Başladık bir işe bitirelim bari."

"Bitirelim."

"Atlayalım."

"Atlayalım."

Başımızı salladık ikimizde.

"Saçmalamayın düşersiniz!' Dedi Kaya.

"Düşsek, tutmayacak mısınız?" Dedim Kaya'nın siyah gözlerine bakarak.

Mavi gözlerime baktı. Yutkundu. "Tutarım, yani tutarız." Toparlandı hemen.

"He, tutarız! Atlayın bana ne be!'' Demesiyle Aras'a şaşkınca baktık.

"Abi sen beni tutarsın değil mi?'' Melis hüzünle.

"Az önce ahkam kesiyordunuz, ne oldu?''

"Ee! Susun be!" Diye bağırdı, Melis. "İneriz biz."

"Aynen ineriz."

"Kanka şimdi birimiz inersek diğeri ona destek olur alttan. Ben senin için kendimi ve tırnaklarımı feda ederim.''

"Bence ben ineyim sen öyle in. Ne dersin?"

"Niye ki?"

"Senin tırnağın şimdi bir yere çarpsa beni boşverip tırnağını kontrol etmen çok olasıklı."

Kınayarak bana baktı. "Aşk olsun ama!"

Gülümsedim sevimlice. "Şimdi ben atlayayım sonra seni indiririm."

Tedirgince bana baktı. "Şey... Buradan bodoslama atlarsan büyük ihtimalle bir yerini kırarsın ama."

"İlk defa olmaz en azından."

"O zaman anca beraber kanca beraber. Aynı anda atlayalım."

"Olmaz sen dur. Ben indikten sonra in."

"Olmaz seni tek bırakmam."

"Sanki uçurumdan atlatacaklar, şunlara bak." Aras'ın konuşmasıyla sertçe ona baktık. Sustu.

"El ele tutuşup atlayalım." Melis'e baktım.

"Fazla romantik olur sanki? Yanında sevgilin veya hoşlandığın çocuk olsa çok okeydi."

"Ah keşke... Neyse erkeklere güven olmaz zaten. Yanımda aşık olduğum çocuk olsa büyük ihtimalle ilk beni atardı. Erkeklere güven olmaz."

"Katılıyorum," dedim.

"Tersten mi atlayacağız, düz mü?"

"Ters atlarsak kafamızın yarılması daha yüksek."

"Durun durduğunuz yerde." Kaya bıkkınca. O benim tarafımdayken, Aras Melis'in tarafındaydı.

"Size ihtiyacımız yok," dedim. "Kendimiz ineriz."

Aras araya girdi. "Aynen Sisterım. Sonra bir yerlerinizi kırarsanız, bizimkiler ağzımıza sıçarlar."

"Düzgün konuş," dedi Melis. "Bir de centilmenim diyor!"

"Kesin sesinizi," dedi Kaya. "Aras tür indirelim şunları."

"Biz biblomuyuz? Tut, indirelim şunları ne ya? Kaba herif." Ağzımın içinde.

"Ben mi kabayım? Hayatında görüp görebileceğin en nazik adamım."

"Aynen reis," dedim. "İnan senden daha nazik, centilmen erkekler var."

"Çok tanıyorsun sanırım erkekleri?"

"Sorun mu?"

"Yok canım, ne sorunu," dedi ağzının içinde. "Ata Berk mi?"

"Centilmen, nazik olan?"

"Genel olarak söylemiştim ama sanırım sizden daha fazla nazik."

"Sisterım susar mısın? Kardeşimin ve en yakın arkadaşımın erkekler hakkında konuşmasını dinlemek değil, duymak bile istemiyorum."

"Off ne uzattınız!" Dedi Melis. "Hadi inelim artık, sıkıldım."

"Gel tutayım seni abicim," Diyerek kollarını açtı Aras.

"Git kendi kardeşini tut," dedi Kaya.

"Noldu kıskandın mı, abisi!"

"Aras delirtme beni!"

"Delirsen ne olur, aşk bahçem?"

"Ya sabır."

"Amin!" Diye lafa atlayan bendim.

"Okul bitti, biz hala inmedik." Melis bana bakarak.

"E inelim diyorum iki saattir."

"Tek başınıza inemezseniz," dedi Aras.

"İneriz," dedik aynı anda.

Aras ve Kaya yer değiştirdiler. Ellerini uzattı Aras. "Gel Sisterım."

"Çekil kendim inerim."

"Kırarsın bir yerini. Uca doğru gel ve kendini abinin kaslı kollarına bırak."

"Abicim yaklaşsana?" Kaya'nın sesini duyunca başımı onlara çevirdim.

"Abi uca gelemem. Ya düşersem?"

"Abim, ben buradayım ya? Düşersen tutarım."

"Ya tutamazsan?"

"Niye tutamayayım Melis?"

"Ne bileyim, o kadar büyüdün mü ki sen?"

"Ne saçmalıyorsun, Melis? Zaten okuldan kaçmanın hesabını anneme verirsin."

"Bende seni söylerim. Ayrıca inmek istiyorum artık."

"Gel uca diyorum sana."

"Abi gelemem. Ortada gayet iyiyim."

"Melis oradan seni nasıl tutayım?"

"Al işte dedim sana! Tutamazsın."

Aras araya girdi. "Kız haklı, kanka. Sen benim kadar kaslı değilsin, tutamazsın."

Kaya tersçe Aras'a baktı. "En son spor salonunda uyuyordun Aras."

"Tamam da sabahın köründe spora beni de sürüklersen uyurum heralde."

"Aynen." Geçiştirdi Aras'ı. "Melis geliyor musun yoksa gideceğim."

"Beni bırakıp mi gideceksin abi?'"

"Gel o zaman Melis."

"Melis," dedim. Bana baktı. "Direkt atlıyordun en son. Şimdi ne diye korkuyorsun?"

"Aşkım o zaman gaza gelmiştim. Şimdi korku geldi. Abime de güvenmiyorum, şimdi bana ceza olsun diye tutmayabilir."

"Aras tutsun."

"Abisi dururken Aras ne alaka?'' Kaşlarını çatarak Kaya.

Ona baktım. "Hani Aras da abisiydi? Sürekli o senin abin, şu senin abin diyorsunuz birbirinize," konuşmasına izin vermeden devam ettim. "Aras koş git Kaya'nın yanına. İkiniz bir tutun garanti olsun."

"Bu ikisinin yan yana ıq'leri düşüyor, daha beter olur." Tedirgince Melis.

"O zaman kendin in."

"İnenmem.'"

"Melis şimdi ben seni atacağım artık."

"Tamam atlıyorum. Abi tut beni!"

"Hadi Melis!"

Melis uca geldi. Kaya kollarını kaldırıp bacaklarından tuttu. Melis kendini bıraktığında abisinin kafasına tutundu sıkıca.

Sonunda Melis indiğinde ilk isi tırnaklarına bakmak oldu. "Oh, çok şükür!" Bana baktı. "Hadi İz sende gel!"

Gözlerimi devirdim. Sanki keyfimden inmiyordum.

"Hadi gel Sisterım."

"Ben kendim mi inseydim acaba?"

Gözlerini kıstı. "Ne dedin sen az önce? Abin varken kendin niye inesin?''

"Aras heran kendinle beraber beni de düşürecekmiş gibisin."

"Aşk olsun Sisterım."

Uca geldim iyice. Aras bacağımdan tuttu. Kendimi bıraktığımda omuzlarından tutundum sıkıca.

Bir eli bacaklarımdayken diğerini sırtıma koydu. Kucağındaydım artık. Geriye çekilip yavaşça indirdi ve ellerini çekti. Ayaklarım yerle buluşunca ellerimi ondan çektim.

Sonunda inmiştik.

"Ee şimdi nereye gidiyoruz," Diye sordu Melis.

"Eve gidiyoruz abicim."

"Ne? Boşuna mı kaçtık ya? Hem siz cidden okuldan eve gitmek için mi kaçtınız?"

"Yoo, gezicektik," dedi rahatça Aras.

"Ee niye eve gidiyoruz?"

"Sizin okuldan kaçmanız planda yoktu."

"Geri zekalı! Ya beraber gezelim ya da biz İz ile tek gezeriz. Hatta tek gezelim değil mi?"

Başımı salladım. "Kesinlikle tek gidelim."

"Nereye tek gidiyorsunuz?"

"Sizin olmadığınız bir yere," dedim.

🖤

"Biz niye bu kadar bahtsızız?" Diye Melis'e katıldım. "Okuldan abimgille takılmak için kaçmışız."

"Sus Melis," dedi Kaya.

"Sen sus. Haklı kız."

"Konuş be İz'im!" Diye bağırdı Melis.

Bir kafede oturmuş kahve içiyorduk.

"Bizim bunlarla işimiz var," dedi Kaya.

"Cidden..."

"Siz niye kaçtınız okuldan?" Diye sordum.

İkisi aynı anda, "Matamatik dersi vardı," dediler.

"Siz niye kaçtınız?" Diye sordu Kaya.

Bu seferde biz aynı anda, "Matamatik dersi vardı," dedik.

Herkes bir anda gülmeye başladı.

"Şaka gibiyiz ya!" Dedi Aras.

"Okuldan boş boş oturmak için mi kaçtık?" Dedi Melis.

"Ne yapmak istersin abicim?"

"Ne bileyim böyle eğlenceli, aksiyonlu bir şeyler. Yaşlılar gibi takılıyoruz."

"Ne yapsak ki?" Diye düşündü Aras.

"Yapacak bir şey yok ki," dedi Kaya.

"Var," dedi Aras. "Kalkın gidiyoruz."

🖤

"Tırnaklarım kırılmasın diye mücadele ediyoruz sabahtan belli ve Aras'ın bizi getirdiği ormanı, elime verdiği silahı aşamayacağım."

"Seni yendiğimde ağla sarışın."

Melis ile ikimiz ne olduğunu bilmiyorduk ama Aras bize oyunu anlatmıştı. İkişerli gruplara ayrılıp elimizde ki boyalı tüfekle vurmaya çalışacaktık.

"Kim kim takım olacak?" Diye sordu Kaya.

"Kızlar vs erkekler?" Dedi Melis.

"Siz güçsüz oluyorsunuz ama?" Diyen Aras'a ölümcül bakışlar attık. Onlardan daha iyiydik.

"Abi- kardeş olsun, olmaz mı?" Diyen Kaya'yı onayladık.

Üstümüzde kamuflaj vardı. Onların takımı yeşil, bizim ise kırmızıydı.

Oyun başladığında dağıldık. Aras ile ikimiz elimizde silahla etrafa bakarken durup Aras'ın yamuk olan kaskını düzelttim.

"Dikkatli ol Sisterım. Arkamda kal yine de. Ben seni korurum."

"Sen ilk önce kendini koru."

"Abiyle nasıl konuşacağını hiç bilmiyorsun Sisterım.''

Gözlem yerine çıkıp etrafa bakındık ama gözükürde kimse yoktu.

"Aslında kalabalık daha iyi oynanır," dedi Aras. "Sisterım sağ tarafa bakar ol, ben soldayım."

"Onları vurup bayrağı almamız lazım."

"Farklı yerler gidelim işte."

"Olmaz, ayrılmayalım."

"İlla ayrılacağız Aras. Böyle oynayamayız."

"Dikkatli ol ama."

"Tamam sende."

"Ben diğer taraflara gidiyorum," Diyerek etrafa baktı ve koşarak uzaklaştı. Gözden kaybolmuştu artık.

Gözlem yerinden ayrılmayı düşünmüyordum şahsen. Aras arayıp bulabilirdi.

Etrafa bakarken uzun boylu, tanıdık birini görünce sırıttım. Onu vurdum. Arkasına kırmızı boya bulaştı. Sesi duymasıyla önüne baktı. Kafamı kaldırıp ona baktım.

"Arkamdan vurdun beni."

Kenara tutunarak fazla yüksek olmayan yere yaslandım.

"Arkanı iyi kollasaydın."

Hızla geri önünden de vurdum. Boya tam sol göğsünün üstüne bulaştı.

Eli kalbine gitti. "Şimdi de beni kalbimden vurdun," dedi hayretlerle.

"Kalbini korusaydın, sende o zaman."

Basamaklardan inip karşısına geldim.

"Arkamdan vurdun yetmedi kalbimden vurdun beni."

Gülümsedim. "Abartmasan mı? Oyun sadece."

"Oyunda bile kalbimden vurdun beni."

"Ne dedin sen?"

"Ha? Bir şey demedim."

"Öyle olsun."

"Yenildim sana karşı."

Kaşlarım havalandı. "Zoruna mı gitti?"

Güldü ve cıkladı. "Hoşuma gitti."

"Vurdum seni. Niye hoşuna gitsin?"

"Sana ilk defa vurulmadım, Yüra."

Kaşlarım havalandı. Kalbim hızla atarken daha ben bir şey diyemeden bir anda kolumdan tutup beni arkasına aldı. Ben daha ne olduğunu anlayamadan o geri vurulmuştu.

Melis beni vuracakken izin vermemişti ve benim yerime vurulmuştu.

Sanırım biraz etkilenmiştim...

"Abi!" Diye bağırdı Melis. Kaya'nın arkasından ona bakarken bir anda Aras çıktı ve Melis'i vurdu.

Melis çığlık attı. "İnanamıyorum! Vuruldum! Hepsi senin yüzünden abi!"

"Ben ne yaptım?"

"Kaybettik! İz'i vuracaktım sonra ise gidecektim. Elendik şu an! Kendin vurulduğunu yetmezmiş gibi beni de vurdurdun!"

"Sisterım!" Diyerek koşarak yanıma gelmeye başladı. Kaya'nın arkasından çıkıp yanına gittim. "Kazandık! Vurmuşsun!"

"Vurdum."

"İşte kardeşlik gücü işte!" Kaya ve Melis'e baktı. "Ne oldu? Sesiniz çıkmıyor."

Melis silahını kaldırdı ve abisine geri ateş etti. Kaya'nın karnına yeşil boya bulaştı. Büyük ihtimalle acıtıyordu çünkü yüzünü buruşturup inledi.

"Bir süre konuşma benimle Kaya!" Melis bağırarak abisine yaklaştı.

"Kaya ne? Abinim ben senin."

"Abimsen beni koruman lazımdı! Vuruldum senin yüzünden!"

Kaya Melis'e bir şey demedi. Melis daha fazla sinirlenip çığlık attı. "Sen niye kendini İz'in önüne atıyorsun?"

Aras hemen Kaya'nın karşısına geçti. Bende onun yanına gittim. "Sen niye kendini attın önüne? Hayırdır Kaya?"

"Hepiniz karşıma geçip neyin hesabını soruyorsunuz? Refleks olarak, ne var bunda?"

"Refleks olarak?" Dedi Aras kaşlarını kaldırarak.

"Evet."

"Reflekslerin niye benim kardeşimde çalışıyor?"

"Senin benim kardeşimde olduğu gibi."

Gerildi Aras. "Evet. Bende önüne geçerdim refleksle."

"Sorun yok o zaman."

"Yok."

Melis araya girdi. "Abi Aras'ın nasıl bir refleksi olabilir? Ayrıca adam beni vurdu! Önüme mi geçecekti?"

"Harbi lan! Sen niye benim kardeşimi vurdun?''

"Neyi tartışıyorsunuz ya?" Diye konuştum. "Oyun ya bu. Heralde vuracaktı. Oyunun amacı bu. Susunda gidelim."

Oradan çıkıp üstlerimizi değiştirdik. Eşyalarınızı koyduğumuz alana geldik. Telefonlarımızı elimize aldığımız anda gelen bildirimle hepimiz birbirimize baktık.

"Annem ve babam 30 kere aramış," dedi Melis kısık sesle.

"Beni de," dedi Kaya.

Aras boğazını temizledi ve elimde ki telefona baktı. ''Sanırım rekor bizde. Annem 10, babam 20, Emre abim 30, Bora abim ise 45 kere...''

Ölüm sessizliği.

"Bence aramayalım." Öneri sunan Melis'e Kaya'nın bakışından sonra sustu.

"Melis'e hak veriyorum." Bu sefer Kaya bana baktı. Aras be ikisi aynı anda aradılar.

"Bizi hiç dinlemiyorlar," Diyerek yanıma geldi Melis. Kollarını göğsünde bağladı benim gibi. Kalçamızı yasladığımız yerde, harıl harıl bir şeyler konuşan Aras ve Kaya'ya bakıyorduk.

"İyiyiz anne. Kaçamak yaptık sadece," dedi Kaya bıkkınlıkla. "Anne ne yapayım ben mi dedim babama işten çıkıp eve gelsin diye... Tamam anne geliyoruz."

"Anam, sorun yok, sakin." Aras'a döndük. Kaya telefonu kapatmış Aras'a bakıyordu. "Baba iyiyiz, evet. Yanımda tabiki de... Abi mal mısın? Okuldan kaçtığımızı size söyleseydik ne mantığı kalıyordu?" Telefondan yükselen sesle Aras yerine sindi. "Tamam abi. Haklısın. Hım hım. Veremem İz'e. Geliyoruz." Telefonu kapattı ve, "sıçtık," dedi. "Hayatımızın ta ortasına sıçtık."

"Küfür etme," Diye uyardı Melis.

Aras bize baktı. "Okulda çantalarımız olup biz olmayınca haber vermişler. Bizi arayıp ulaşamayınca da çıldırmışlar biraz. Babam ve abimler işten çıkıp eve gelmişler, bizi aramışlar."

"Bizimkilerde," dedi Kaya. "Hadi gidelim bakalım."

"O kadar merak etmişler, bari biraz daha eğlenseydik." Aras'a ölümcül bakışlar artı Kaya.

Aslında gelip alacaklardı bizi ama taksiyi önceden cağırıp geldiği için istememiştik. Yine de geleceklerdi ama Aras engel olmuştu.

Evin önündeydik. Evin önünde ki küçük cadde de eve bakıyorduk Aras'la. "Hazır mısın Sisterım?"

"Hı, hı," Diye mırıldandım. Kaya ve Melis'te arkalarını dönmüş kendi evlerine bakıyordu. Kendi aralarında konuştular ve bize döndüler.

"Hadi gidelim bakalım," Dedi Kaya.

"Gidelim," dedi Aras acıyla.

Herkes arkasını dönüp evine doğru gitmeye başladı. Melis ve Kaya evlerine girdiler ama biz Aras'la kapıda durduk.

"Sisterım beni koru tamam mı?"

Güldüm. "Kapıyı çal, Aras."

Gözlerini devirdi. "Aras ne ya? Abinim ben senin. Abin olabilmek için tut, 2 yıl önce doğ ama kardeşin sana adınla seslensin. Dayanabilirsen dayan Aras Cabbar." Kendi kendine konuşuyordu.

Kapıyı çalmak için elimi kaldırdım ama kapının açılmasıyla elim havada kaldı. Kapıyı açan babamdı.

Dikkatle bize baktı, ikimizi de süzdü. İyi olduğumuzu anlayınca kenara çekilip geçmemizi bekledi. Kapıdan geçip salona ulaştık. Herkes ayakta durmuş bize bakıyordu.

"Ayakta karşılamanıza hiç gerek yoktu," dedim.

"Evet, hiç gerek yoktu."

"Geçin oturun," dedi, Okan yani babam.

Aras ile birbirimize baktık. İkimizin de yüzünde sıçtık tepkisi vardı.

Yan yana oturduk onlarda karşımıza.

"Okuldan kaçmışsınız,'' diye söze girdi direkt Okan. "Yetmemiş haber bile vermemişsiniz."

"Haber versek ne anlamı kalıyor baba?'' Diyen Aras babasının bakışı görünce yerine sindi. "Baba ilk defa okuldan kaçmıyorum." Bana döndü. "Emin ol Sisterım da ilk defa kaçıyordur."

Arkasına yaslandı rahatça Okan. "Tamam o zaman sıkıntı yok. Olabilir sonuçta değil mi? Doğru. Hiç sıkıntı yok."

Rahatça arkasına yaslandı Aras. "Bence de ya." Alayla.

"Kes çeneni Aras!" Diye uyardı Bora.

"Siz olayın ciddiyetini anlamıyorsunuz sanırım," Diye olaya giriş yaptı Esra. Ciddiyetle konuşmaya devam etti. "Biz sizi tek başınıza dışarı çıkarmayı geç, okula göndermeye korkuyoruz. Siz gidin haber vermeden, tek başınıza okuldan kaçın. Korkmayın, endişelenmeyin diye sustuk ama buraya kadar."

"Anne," dedi Aras sessizce ama geri sustu.

Okan konuştu. "Başınıza bir şey geldi diye burada öldük. Kaybettik sandık. Geri aynı acıyı yaşayacağız diye aklımız çıktı." Aras'a baktı. "Oğlum nasıl haber vermezsin ya? Kızımızı bizden alan kişiler hala dibimizde, evimize giriyorlar. Bu kadar aptalca bir karar nasıl alıyorsunuz?"

"Baba." babası Aras'ın sözünü kesti. "Sus Aras. Bizi dinle sadece." Köşesine sindi Aras.

"4 saat boyunca neler yaşadık haberiniz var mı?" Dedi Bora. "Aklımız çıktı lan. Bu kadar mı düşüncesizsiniz?"

Aras ile ikimiz onlar harici her yere bakıyorduk.

"Bize bakın, yüzümüze bakın." Esra'yı ilk defa bu kadar sert görüyordum. "Saatlerce kafayı yedik. Ya karşınıza çıksaydı? Ya birinize bir şey olsaydı? Nasıl dayanırdık biz?" Alayla güldü. "Tabi yaşadık aynı acıyı bir kere daha yaşamak bize koymaz mı sanıyorsunuz?"

Geldiğimizden belli konuşmayan Emre konuştu. "Korumalar olmadan evin dışına çıkmanıza izin veremiyoruz. Bunlar gidip gezmişler! Rahatlığa bak ya."

"Bir daha," dedi Okan bize bakarak. "Bizden habersiz okuldan kaçmayı geç, camdan dışarı elinizi çıkarmayacaksınız."

"Anlamadım?'' Kaşlarımı kaldırarak. "Oldu başka? Bence ne yapın biliyor musunuz? Beni kaçıran kişiler yerine bizi hapishaneye atın. Daha kolay sonuç ta di mi?" Sinirle devam ettim. "Gücünüz anca bizi kısıtlamaya mı yetiyor?"

"Hayır tabi ki," dedi Esra. "Sizi korumaya çalışıyoruz."

"Koruma anlayışınız, baya kötüymüş. Şöyle bir baktım da zaten bir halta da yaramıyor."

"İz," Diye uyardı Bora.

"Ne?" Okan ve Esra'ya baktım. "Yalan mı ya? Yalan bir şey mi var? Siz çocuklarınızı bile korumayan bir anne ve babasınız. Bunu size kimse demedi mi? Ben diyorum o zaman. Niye hala dışarıda onlar? Niye hala özgürce nefes alıyor o insanlar? Söyler misiniz bana? Niye 17 yıl boyunca bulamadınız? Beni, onları..."

İkisi de sustu. Ne diyeceklerdi ki? Koruyamamışlardı.

"Onlar özgürce nefes alırken, ben niye alamıyorum? Söylesene baba?" Dediğimde kelimeler benden değil, başkasından çıkıyordu sanki. "Neden alamıyorum ben nefes?" Anneme döndüm.

"Sen söyle? Kızını daha kucağına alamadan kaçıran, bir çöp gibi çöpe atan insanları niye bulamadın? Niye korumadın beni? Ben niye yıllar boyunca annem beni çöpe attı olarak bildim? Niye senden, ailemden ayrı büyüdüm? Söylesene anne?"

Anne, baba.

Annem ve babam.

Onlara ilk defa anne ve baba dedim.

Canım acıyordu. Niye bulamadılar beni? Ben niye onlarsız büyüdüm? Niye bu kadar acı çektim? Beni ailemden koparan kişiler niye hala dibimde? Beni niye hala koruyamıyorlar?

"17 yıl olacak, 6 gün sonra. Niye beni bu kadar beklettiniz? Koruyamadınız, tamam. Ama niye bulamadınız?"

Onlara baktım beklenti içinde. Konuşsunlar istedim. Bulamadıkları için geçerli bir sebep versinler istedim. Hiçbiri bir şey demedi ama. Dünyam yine başıma yıkıldı. Yüzüme bile bakamadılar. Niye eğmişlerdi, başlarını? Utanmışlar mıydı? Benim kadar olamazdı.

"Anladım," dedim ayağa kalkarak. "Anladım," dedim bir kez daha. Tam gitmek için haraket edecekken babam seslendi.

"Rüya," dedi.

Rüya. Ben Rüya değildim. İz'dim. İz olacaktım.

Bana ilk defa Rüya dedin, baba. Bana verdiğiniz isimle seslendin. Ama ben niye o isime ait hissetmiyorum?

Ayağa kalktı. Karşıma geçti. "Haklısın." Karşımda yıkılmış bir adam vardı. O adamı kızı değil, İz yıkmıştı. Ben yıkmıştım. Kızı.

Bölüm sonu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

458okunma 28beğeni 7yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.