20. bölüm / 20
İzler Kalır/Gerçek Ailem20. BÖLÜM
Bölümler 20Şu an: 20. BÖLÜM
- 1 1. Bölüm2.554 kelime
- 2 2. Bölüm1.469 kelime
- 3 3. Bölüm1.338 kelime
- 4 4. Bölüm3.076 kelime
- 5 5. Bölüm9.520 kelime
- 6 6. Bölüm6.441 kelime
- 7 7. Bölüm2.384 kelime
- 8 8. BÖLÜM2.384 kelime
- 9 9. Bölüm4.003 kelime
- 10 10. Bölüm2.733 kelime
- 11 11. Bölüm1.828 kelime
- 12 12. BÖLÜM4.068 kelime
- 13 13. Bölüm3.430 kelime
- 14 14. Bölüm3.320 kelime
- 15 15. Bölüm2.632 kelime
- 16 16. Bölüm2.145 kelime
- 17 17. Bölüm5.009 kelime
- 18 18. Bölüm4.225 kelime
- 19 19. BÖLÜM3.184 kelime
- 20 20. BÖLÜM3.327 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Umutları suya düşmüştü Aksay ailesinin. Hepsi istemeyerek de olsa vazgeçtiler.
Okan, "çocukları yataklarına götürelim,'' Dedi.
Emre iç geçirdi. "Baba, şunlara bak..." Omuz omuza uyuyan kardeşlerini gösterdi. "Nasıl ayırıp götüreceğiz? Ayrıca Aras uyanık olsa ayırdığımız için bizi burnumuzdan getirirdi."
"Oğlum bende istemiyorum ama böyle yatamazlar ki."
"Yatsınlar," Diye konuşan Bora'ydı. Gözler Bora'ya döndü. "Kalsınla-'' sözünü tamamlayamadan bir ses duyuldu:
"Anne..." Herkesin bakışları yerde uyuyan kızlarına gitti.
Bir ses daha geldi. ''Anne, gitme..."
Esra sertçe yutkundu. Kızının dudaklarından çıkan Anne kelimesini duymak için kaç zaman beklemişti?
17 yıl. Koca bir 17 yıl. İz'in annesiz, Esra'nın kızı olmadan geçen 17 yıl.
Esra, kızına doğru adımladı hızla. Uyuyordu. Uyurken mi sayıklamıştı? Yere çöktü. "Annem." Elliyle kızının yüzüne gelen saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı.
"Anne," dedi, bir kez daha.
Esra ne yapacağını bilmez eşine baktı. Dört çocuk daha büyütmüştü ama sanki şu an yeni anne olmuştu.
Esra ellerini kızının yüzünde dolaştırdı. Eli dondu. "Ateşi var..."
"Ne?" Dedi, Okan ve yere çöküp, elini kızının alnına koydu. 'Cayır cayır yanıyor bu kız!"
"Anne,'' diye mırıldandı Aras. Eliyle gözlerini ovdu. "Ne oluyor ya...?" Omzunda uyuyan kardeşini gördü. Uykusu hemen açıldı. Rüya değilmiş. Kardeşiyle berber uyumuştu.
"Ateşi var, hastaneye gidelim," Diyerek eşine baktı Esra.
''Ateşi mi var?" Kardeşinin başı omzunda olduğu için fazla haraket etmeden yüzüne dokundu. "Fazla sıcak anne?''
"Arabayı hazırlasınlar hemen." Oğluna dönerek Okan.
"Anne," Diye tekrar mırıldandı, İz.
"Anneciğim, buradayım."
Okan kızının kucağına aldı ve hemen arkalarında duran koltuğa yatırdı.
Esra hemen yanına çöktü. "Burdayım, kızım."
"Gitme... Anne gitme."
Elini kızının yüzüne koydu. "Bir yere gitmiyorum. Buradayım, bebeğim. Annen burada kızım."
"Anne, iyi mi kardeşim?" Diye sordu tedirginlikle Aras.
Annesi oğlunu duymadı. Şu an tek ilgilendiği, duyduğu kişi kızıydı.
Bora, Aras'ın omzuna elini attı. "İyi olacak abim. Merak etme."
Okan kızını kucağına aldı. "Hadi hastaneye gidiyoruz hemen." Oğullarına döndü. ''Siz evde kalıyorsunuz."
"Ne demek siz evde kalıyorsunuz?" Dedi Aras. "Tabi ki geleceğiz."
Bora ise sanki ona denmemiş gibi evin kapısına gitmişti bile. Okan oğullarına engel olamayacağını anlayınca vazgeçti. Hepsi apar topar evden çıktı.
Herkes arabaya bindi. Korumalar arkalarından gelirken istikamet hastaneydi. Okan kucağında kızıyla çaresizce duruyordu.
"Patiklerini çıkartalım, yanıyor," dedi Esra ve kızının patiklerini çıkardı.
Okan elini kızının alnına koydu. "Çok fazla ateşi..." dedi çaresizce. "Havale geçirecek resmen! Arabayı daha hızlı sür!" Diye bağırdı önde ki şoföre.
"Baba," dedi, İz.
"Babam..."
"Acıyor," Diye mırıldandı.
"Neren acıyor bebeğim? Söyle neren acıyor, kızım, çaresini bulurum."
"Buldun ki zaten."
Donakaldı Okan. O sırada araba hastanenin önünde durdu. Hızla arabadan inip acile girdiler.
Bora ve Emre hemen doktoru çağırmaya başladılar. Hepsinin eli ayağı birbirine dolanmıştı. Okan kızını sedyeye yatırdı ama İz kalan son gücüyle babasının elini tuttu.
"Gitme," dedi, yarı açık bilinciyle. Mavi gözleri babasını buldu.
"Gitmiyorum bir yere, kızım. Buradayım." Kızının elini daha sıkı tuttu.
İz'in gözleri kapandı ama babasının elini sıkıca tutmayı bırakmadı.
🖤
İz'i hastane odasına yatırmışlardı. Havalenin eşiğinden dönmüştü.
Hemşire yanlarına geldi: "Hastanın alerjisi olan bir ilaç var mı?"
Bütün aile birbirine baktı. Hiçbiri bu cevabı bilmiyordu. Kızlarının hastane kaydı bile yoktu bunca zaman. Hiç mi hastalanmamıştı?
"Bilmiyoruz," dedi Okan.
Şaşkınca baktı adam. "Hastanın ailesi değil misiniz?" Diye sorguladı.
"Ailesiyiz," Diyen Bora'ydı. "Yeni bulduk kardeşimizi." Kısa ve özetle açıkladı.
"Anladım. Hastane kaydı-"
"Yok." Bora'nın kesin bir dil ile söylediğinde başını salladı.
Serumu taktı hemşire ve aileye döndü. "Bir kaç dakikaya kadar herhangi bir uyarı vermezse vücut, sıkıntı yok."
Başını salladı Bora.
Hemşire başında bekledi. Bir sıkıntı olmadığını anlayınca aileye döndü. "Herhangi bir alerjik durum gözükmüyor ama eğer fark ederseniz hemen seslenin. Ayrıca hastanın üstü kalın çıkarırsanız daha iyi."
"Tamam, teşekkür ederiz," dedi Emre.
"Geçmiş olsun."
Pijamalar ile yatan İz'e baktı Esra. "Okan yardım et üstünü çıkartalım."
Ayağa kalkıp uyuyan kızlarının pijama üstünü dikkatlice çıkardılar. Seruma dikkat ederek içinde geçirip kenara koydular üstü. Okan yanında ki sandelyeye oturdu. Siyah atlet ile kalan kızına bakarken bir an durdu Esra.
Kollarından omuzlarına doğru çizik izleri vardı. Çok fazlaydı. Atletinin açık bıraktığı teninde küçük izler ve morluklar vardı fazla belli olmasada. Sol göğsüne inen tarafta ucu belli olan izi gördü Esra. Elleri titreyerek atleti hafifçe biraz indirdi. Yanık iziydi. Daha aşağı iniyordu iz. Sertçe yutkundu Esra ve eşine döndü.
Okan ne olduğunu anlamazca eşine baktı sonra ise kızına. Gözleri kollarında ki çizik izlerinden sonra morlukları ve sadece ucu gözüken ne olduğunu anlamadığı ize gitti.
"Yanık izi," dedi Esra kocasını anlamış gibi.
Bora kardeşinin diğer başucunda otururken gözleri kardeşini buldu. Sertçe yutkundu. Mavi gözleri kardeşinden uzaklaşıp, onun harici her yere baktı.
"Ne yanık izi?" Diyerek ayaklanıp kardeşinin yanına gitti Emre. Gördüğü izler ile durdu. Aras yanlarına gelmiş dolu gözlerle bakıyordu.
Aksay ailesi olduğu yerde kaldı.
"Canı yanmışmıdır?" Diye mırıldandı Emre.
"Yanmıştır,'' Dedi Aras kardeşine baktı. Sonda ise gözleri izlerin üstünde durdu. "Parmağımın ucu kesildiğinde bile ortalığı ayağa kaldırmıştım... Senin parmağın yandığında 2 hafta boyunca kremle gezmiştin."
Esra ayağa kalktı ve oğullarını eliyle dışarı sürükledi. ''Hadi dışarı siz."
Kimsenin itiraz edecek mecali olmadığı için çıktılar. Bora ise koltukta durmaya devam etti.
Esra oğullarının arkasından
dolan gözlerini havaya kaldırdı. Gülümseyerek yatağa, kızının yanına oturdu.
"Adı gibi vücududa izmiş." Mırıldandı Esra. "Kendi adı, vücudu, geçmişi... Hepsi izlerler dolu." Eşine döndü. "Bu hikayenin sonunda bize de iz bırakıp gitmez, değil mi?"
Okan sustu. Hayır, bırakmaz diyemedi. Çünkü o İz'di. Bırakır, yapardı. Yapamaz diyemedi kimse.
"Hiçbir iz bulamadın mı daha?" Diyerek başını kaldırıp karşısındaki babasına baktı.
Oğlunun yüzüne bakamadı. Başını iki yana salladı.
"O kadar da güçlü değilmişsin baba."
Başını yere eğmiş bir şekilde, oğlunun dediklerini duyan Okan'ın kalbine hançer gibi saplandı.
"5 gün sonra 17 yıl oluyor, baba." Babasının suçunun olmadığını belki de en iyi Bora biliyordu. Bu onu suçlamak değil, gerçekleri söylemekti ona göre.
"Niye bu kadar gizli geçmiş?" Aniden ayağa kalkıp babasına doğru adımlamasıyla Esra, "Oğlum," dedi ama duymadı.
Bir dizini kırıp yere çöktü. "Bana bak, baba." Okan bakamadı. "Baba yüzüme bak!" Dudaklarını kemirdi. "Niye bakmıyorsun yüzüme?"
"Bakacak yüzüm yok," Diye mırıldandı titreyen sesiyle.
"Suçunun olmadığını biliyorsun, baba. Biliyorsun... Eğme başını. Güçlü olacaksın anladın mı beni? Kendin için değil, annem için değil, bizim için değil, kızın için. Ona bunu borçlusun baba. Kızın onca şeye rağmen güçlükle duruyorsa sen hayli hayli duracaksın!"
Başını kaldırıp oğluna baktı. Bora, babasının yüzünü görünce yutkundu. Küçükken kahramanı olan babasından eser yoktu.
"Yıllardır yetmedi gücüm. Her haltı denedim olmadı. Artık ne yapacağımı bilmiyorum... Kızımı bile yeni bulmuş bir babayım ben, onu kaçıranları nasıl bulayım?..."
"Beraber bulacağız, tamam mı? Beraber. Hepsi hak ettikleri yeri bulacak ama ilk önce senin güçlü olman lazım. Düşmanlar dışarıda özgürce nefes alırken sen burada bulamıyorum Diyerek oturamazsın."
"Her şeyi araştırdık, denedik en iyi sen biliyorsun."
"Biliyorum baba. Pes etmek yok demedik mi? Dedik. Şimdi kaldır o omuzlarını ve kızına bak." Gözleri kızını buldu. Bora göz ucuyla kardeşine baktı. "Bak, bulduk. Şimdi sen kızını buldun ama onu yaşatmak istemiyor musun?"
Oğluna döndü. "O nasıl söz? İstiyorum, her şeyden çok hem de."
"O zaman onları bulacağız. Yaşamasına engel olan, ailesinden koparan kişileri bulup hak ettiklerini yaşatacağız. Kardeşimin yaşaması, özgürce nefes alabilmesi için."
"Bulacağız," dedi Okan.
Ayağa kalktı Bora. "İzmir'e gideceğim. Sonuçta orada büyümüş."
"Baktık ama bir şey yoktu."
"Çöpten birinin bulup yetimhaneye verdiğini biliyoruz. Gerekirse o kişiyi bulacağız, yetimhanede tekrar araştıracağız. Aklına gelen gelmeyen her şeyi. Tekrardan..."
"Beraber gidiyoruz."
"Hayır." Sert bir sesle Bora. "Sen burada kızının yanında duruyorsun, ben gidiyorum."
"Tehlikeli," dedi Okan ayağa kalkarak. "Seni tek göndermem."
"Tek olmayacağım baba, adamlarda olacak.''
"Olmaz oğlum."
"Olur baba. Olur. Şimdi otur kızının yanına." Kalktığı koltuğa gidip tekrar oturdu. "İz'den bir şeyler öğrenebilseydik daha kolay olurdu," Diye mırıldandı.
"Psikolog zorlamayın dedi. Kendini hazır hissetmesi gerekiyormuş."
"O kadar vaktimiz yok."
🖤
İZ AKSAY
Çok yorgundum. Hem ruhen hem bedenen. Hatırladığım en son şey Alvin ve sincaplar izlediğimdi. Gözlerimi açtığımdaysa bir hastane odasındaydım.
"Uyandı, sanırım." Diyen bir ses duydum ama kimin olduğunu ayırt edemedim.
Gözlerimi açtığımda başımda dikilen annemle göz göze geldim. Benim gibi mavi olan gözleri kıpkırmızıydı.
"Kızım," dedi. "İyi misin?"
Başımı salladım. İlkokul çocuğu gibi yan yana oturan aile üyelerinin gözleri üzerimdeydi.
"Senin için çok endişelendik," dedi babam. Gözlerim onu buldu. "Ne oldu bana?" Sesim kısık çıktı. Boğazımı temizledim.
"Senin ateşin bizim de tansiyonumuz yükseldi, Sisterım." Gözlerim Aras'ı buldu.
"Ateşim mi çıktı?"
"Ne ateş ama! Düşmek bilmedi yani."
Hala üşüyordum ama eskisi gibi değil. Küçükken ateşim çıktığında yanımda ne annem ne babam ne abim vardı. Kimsem yoktu. Kimsesiz bir kız çocuğu ateşlerde yanarken yanında ilaç verecek kimse yoktu. Küçük İz o iğrenç yatakta hastalıkta ölürken kimsesizdi. Şimdi ise yanında ailesi vardı. Benim ailem. Küçük İz'in değil.
"İyi misin, kızım? Nasıl hissediyorsun kendini?" Başucumda duran babama ulaştı gözlerim. "İyiyim," dedim.
"Korkuttun bizi," dedi Emre.
"Aklımız çıktı" dedi Bora.
"Abi olmayan aklın çıkmaz merak etme," Diyen tabi ki Aras'tı.
"Sana şurada bir söverim Aras!"
Aras cilveli bir bakış atıp, kıvırdı. "Yiaa, kükre bakayım nasıl kükrüyorsun yakışıklım?"
"Aras!" Diyen babasını duyunca hemen düzeldi. "Efendim daddy?"
Hastane odalarını sevmiyordum, boğucu geliyordu. "Eve gitmek istiyorum," Diye mırıldandım.
"Bebeğim, serumun bitmek üzere ondan sonra gideceğiz." Annem, elimi tutarak. Tuttuğu eline ve ona baktım. Rahatsız olduğumu sanarak elini çekti.
Dışarıya baktığımda havanın aydınlanmaya başladığını gördüm. "Sabah olmuş, saat kaç? Ne zamandır hastanedeyiz?"
"Yedi olmak üzere saat. İki saat falan oldu geleli herhalde," dedi Emre.
Üstümde siyah atletimle kaldığımı kolumda ki seruma bakarken fark ettim. Koluma bakarken bir an durdum. Gözüken izlerimi görmüşlerdi.
Annem, "Havale geçiriyordun az kalsın; üstünü çıkarmak zorunda kaldım."
Yataktan doğrulamaya başladığımda hepsi bir ayağa kalmasıyla dirseğimin üzerinde durdum.
"Yardım edelim," Diyerek yatağın başına geldi ve doğrulttu yatağı Bora; sonra ise belimden ve sırtımdan destekleyerek doğrulttu ve yastığı başlığa yasladı. Arkama yaslandığımda ellerini çekti yavaşça.
"Rahat mısın, bir yastık daha koyayım mı?"
"Gerek yok." Başımı iki yana salladım.
Baş hareketi yaparak yerine geri oturdu. Diğerleride yerlerine oturmuştu.
"Güçsüz kalmışsın hep. İlk hastaneye gittiğimizde de vitaminsiz olduğunu söylemişti doktor. Bir de üstüne üşütmüşsün," dedi sakince Bora. "Bundan sonra yemeklerini aksatmak asla yok ve ekstra olarak vitamin takviyesi alacaksın."
"Doktorun bir kanser demediği kalmış. Ne biçim bir doktor?"
"Ağzından çıkana dikkat et, kızım," dedi babam.
"Hadi gidelim artık." Kalkmaya çalıştığımda yanımda oturan babam beni yavaşça geri oturttu.
"Daha serumun bitmedi. Ayrıca işine gelmeyen şeylerden kaçmak yok."
"İşime gelmeyen şeylerden herhalde gideceğim bu da kaçmak olmaz. Ayrıca hastane sevmiyorum, iyiyim işte."
"İtiraz istemiyorum."
"İyi, isteme bana ne?"
"Kızım, hastasın yeni kendine geldin. Biraz durda dinlen."
"İyiyim diyorum ya!"
"Şu an iyisiniz küçük hanım," Diyen sesini duymamla önüme baktım. Tanımadığım bir adamdı ama kıyafetinden anladığım üzere hemşireydi.
Yanıma gelip seruma baktı. "Bitmiş, çıkartıyorum."
"Sonunda."
Göz ucuyla bana baktı hemşire.
"Biraz sabırsız sanırım," dedi hemşire kolumdan serumu çıkartırken.
"Biraz az kalır," dedi iç geçirerek Bora. Hemen solumda oturan Bora'ya döndüm. "Anlamadım, pardon?"
"Ne yanlış bir şey mi dedim?"
Gözlerimi devirdim. Gıcık herif. Onu biraz daha gıcık etmek hoşuma giderdi.
Kolumdan serumu çıkaran hemşire doğrulamasıyla göz göze geldik. Ela gözlerine baktım. "Aa gözleriniz çok güzelmiş..."
Gülümsedi adam. "Teşekkür ederim küçük hanım."
'"Küçük deyip sonuna başka bir şey eklemekten vazgeçseniz daha yakışıklı olduğunuzu söyleyebilirim."
"İz," Diye kıskançlıktan kuduran Bora'nın sesi geldi ama bakmadım.
"Ayrıca küçük değilim; 17 yaşındayım."
Hemşire gülmemek için yanağını ıstırdı.
"Daha reşit bile değilsin, sistırım, ayrıca daha 17'ye girmedin bile! Abin yaşında ki adama ne diye iltifat ediyorsun?" Aras sanki adam burada değilmiş gibi konuştu.
Arkadan ona bakış attım ve geri adama bakıp süzdüm. ''Abartma, sizin kadar yaşlı değil." Adama baktım. "Yaşınız kaçtı acaba?" Diye sevimlice sordum.
"Oha," Diye anlık tepki verdi Emre ama hemen düzeltti. "Kusura bakmayın siz, kafası gidip geliyorda."
Elimle kendimi gösterdim. "Benim mi? Asla." Cevap vermesini bekleyerek adama baktım.
"24 yaşındayım hanımefendi."
"Aha bak! Ne kadar centilmen bir erkek..." Gözlerimi devirdim. "Kaya hıyarı gibi küçük kız diye gezmiyor..." Mırıldandım ama kimsenin duymadığını sandım.
Aras ayağa kalktı. "Hemşire erkek bey abi kişisi artık lütfen gider misiniz?
Kıskançlıktan kuduruyorum şu an. Bana iltifat etmeyi geç, küfürden başka bir şey demedi bunca zaman kardeşim! Ayıp, günah! İnsanların rızkına girmeyin lütfen!"
"Oğlum," Diyerek uyardı Esra ve eliyle oğlunu köşeye çekti. "Kusura bakmayın lütfen.''
Genişçe güldü hemşire. "Hiç sorun değil."
"Tabi olmaz," Diye sinirle mırıldandı Bora.
Pamuğa bir şey döküp kolumu temizledi hemşire sonra ise yarabandı yapıştırdı ve göz ucuyla bana baktı.
"Bence Kaya hıyarı biraz daha böyle devam ederse yenisini bul," Diyerek göz kırptı.
Şaşkınlıkla ona baktım. "Oha ne alaka yakışıklı hemşire abi bey kişisi?" Sonra başımı hızla iki yana salladım. "Ne diyorum ben ya?"
"Ne dedi o hemşire kılıklı kişi benim kardeşime?!" Diye arkadan bağırdı Aras.
Annem, babam ve Bora'nın duymamış olmasının imkanı yoktu!
"Kaya ha?" Kendi kendine konuşan babama baktım. Karşı duvara bakıyordu.
"Kaya ha?" Dedi aynı şekilde Bora.
Hemşireye sinirle baktım. "Şurada iki iltifat ettik hemen bozulun zaten. Erkek değil misiniz, hepiniz aynısınız!"
"Sakin ol, şampiyon! Bir şey demedim." Ellerini havaya kaldırdı.
"Diyemezsin de zaten. Ayrıca gözlerin güzel değil, yakışıklı da değilsin!''
"Kızım!" Dedi annem ama omuz silktim.
"Anne susta gerçekleri desin," dedi Emre.
"Evli misin? Veya sevgilin var mı? Ben sana aynısını yapsam hoşuna gider mi? Ayrıca benim ağzımdan Kaya diye bir şey çıkmadı. Nereden uyduruyorsun? Hiç mi utanmıyorsun kardeşin yaşında ki kıza yalan yanlış şeyler söylemeye-"
"Kızım, bir dur nefes al." Araya girdi babam.
Nefes aldım. "Aldım, tamam devam edebiliri-"
Sırttı hemşire.
Elimle adamı gösterdim. "Ne gülüyorsun be? Gülünce daha da çirkin oldun hem!"
"Özür dileriz, lütfen aldırış etmeyin siz," Dedi annem.
"Ne özür diliyorsun ya? Daha gülüyor! Aile var burada canım! Aaa!"
"Tamam kızım sakin ol." Gülmemeye çalışan annem. Zaten gülen tek kişi annem ve hemşireydi. "Kimse Kaya falan demedi."
"Demedi ki zaten? Kaya kimki zaten? Ben tanımıyorum öyle birini."
"Anne sustur şu kızı yoksa gidip Kaya'yı bozacağım." Elini alnına koymuş sabır dileyen Bora.
"Niye oğlumu boğuyorsun, hayırdır?" diyen sesle gözlerimiz kapıyı buldu.
"Funda teyze?"
"Funda teyze ya?" Diyerek yanımıza ulaştı. Onun arkasından Ferit, Melis ve Kaya'yı gördüm. "Müsait miydiniz?"
"Evet, evet," dedi annem. "Sizin nereden haberiniz oldu?"
"Sabah işe giderken korumalardan duyduk. Hastaneyi söyleyince bizde gidelim dedik. Merak ettim.'' Ela gözleri bana döndü. "Merak ettik İz'i. İyi misin kızım?"
"İyiyim, sağ olun."
Babam ve annem ayaklandı. "Biz kapının önündeyiz, kızım," dedi annem. Başımı salladım. Annem, babam ve Funda ve Ferit dışarı çıktılar.
Kaya ve Melis yanımıza yaklaştılar.
Kaya'nın gözleri beni bulmadan önce yanımda ki abime baktı ve kollarını göğsünde birleştirip yaklaştı.
"Niye beni boğuyorsun Bora abi? Hayırdır?"
Varlığını hatırlatan hemşire bana yaklaşıp, "yakışıklı çocukmuş bak." Kocaman açılan gözlerim onu buldu.
"Kayamız da geldiğine göre, geçmiş olsun," Diyerek odadan çıkmaya hazırlandı hemşire.
"Dava edeceğim seni!" Şaşkınlığım yeni giderken.
Gülerek başını iki yana salladı. "Edebilirsiniz hanımefendi. Aşk karşısında benim boynum ince."
"Ne diyor bu lavuk?" Diyerek ayağa kalktı Bora. "Yetti ama! Sabahtan belli susuyoruz!"Kendi afallamamı bırakıp abimi tuttum bileğinden.
Hemşire denen şahıs arkasını dönüp kimseye laf fırsatı tanımadan Kaya'nın yanına ulaştı ve kulağına bir şeyler fısıldadı.
Kaya şaşkınca adama baktı. "Ne?" Adam arkasını dönüp kapıya adımladı. "Ne demek bu? Ne anlatıyorsun sen abicim?"
Arkadan, "geçmiş olsun!" Dedi.
"Pis insan seni! Dava edeyim de gör sen!" Diye seslendim arkasından. ''İftira ve hastaların özel hayatına müdahale ettiğin için seni mesleğinden ederim!" Adam sanki bilerek yavaş ilerlerken hala odadan çıkmamıştı. "Gözlerinde çok çirkindi! Ayrıca boyun çok kısa!"
Aniden önüne dönüp bana baktı. Abimi önüme çekmemle dengesini zor tuttu.
"İltifat olarak kabul ettim küçük hanım! Ayrıca boğazında şişmiş, bağırmasan daga iyi."
Kaşlarımı çattım. "Beni ne duruma soktuğuna bakar mısın lütfen! Hastaneyide seni de şikayet edeyimde gör sen!"
"Hastanenin sahibi babam yalnız?"
"Ne?" Bileğini tuttuğum abime baktım. "Bizim hastanemiz var mı?"
"Yok abicim ama ne alaka?''
"Yazıklar olsun! İnsan bi' kardeşine hastane alır!" Hemşire bozuntusuna döndüm. "Sende çık git şu odadan! Pis hemşire bozuntusu!" Adam en sonunda kahkaha atarak odadan çıktı.
Sinirle bileğini bırakıp abime döndüm. "Nasıl hastaneniz olmaz ya?! Zaten evinizde asansör bile yok! Kime ne anlatıyorsam!"
Melis ve Kaya ne olduğunu anlamaz bize bakarken Aras konuştu:
"Birazdan, Engin bana hastane al diyeceksin diye çok korkuyorum Sisterım."
Gözlerimi devirdim.
"Sabahı yedisinde, burada ne oluyor, Allah aşkına?" Dedi şaşkınca Kaya. "Ne yaşandı az önce?"
Sinirle ona döndüm. "Hatırlatıp durmasana! Bak geri sinirlendim. Pis erkek hemşire kişisi!"
"Rüyada falan olma olasılığım yüzde kaç?" Diye sordu Melis.
"Yüzde yüz olması ihtimal," dedi Kaya kardeşine bakarak.
"Deli hemşire ve kardeşimizle uğraştık bugünde, çok şükür." Emre'ye döndüm. "Katılıyorum hemşire deliydi! Oha kesin şizofren falan, hastaneye yatırsınlar."
"Valla çıldıracağım," Diyerek odadan çıkmaya başladı Bora.
"Sende anca çıldır!" Omzunun üstünden bana baktı. "Bugün sabır kotamı abin yaşında ki adama cilve yaparken doldurdun, abiciğim..." Göz ucuyla Kaya'ya baktı ve sen anladın der gibi baktı.
"Adam şizofren diyorum! Kafasından uydurdu bende çok şaşırdım burada! Ayrıca sen kardeşin yerine nasıl o hemşireyi savunursun?!"
"Kendim duymasam inanacağım..."
"Ya, ben öyle bir şey demedim diyorum!" Sinirle arkamdaki yastığı fırlattım ona. "Çık dışarı!"
Yastığı tuttu. "Çirkef seni."
Dudaklarım aralandı. "Bana mı çirkef dedin? Seni de şikayet edeceğim!''
"Abiler şikayet edilmez," Diyerek yastığı Emre'ye fırlattı. "Git arkasına koy."
"Yüzüme atmasan iyiydi abi." Bora odadan çıktı. Emre yastığı arkama koyarak odadan çıktı.
"Hastaneden kavulmasak iyi," dedi Aras.
"O sarı civciv hemşire mi kovduracak? Ben onu kovdururum, o kim oluyor?"
"Sisterım, adana etmediğin küfür kalmadı. İleride ki eşine bile sövdüm neredeyse. Ve şok şok... Adamın babası hastanenin sahibi..."
"O sarı civcivin babasının bile hastanesi varmış! Siz nasıl zenginsiniz ya?"
"Sisterım tamam sakin ol. Alacağız sana da hastane. Zaten bence abim odadan onun için çıktı. Hastane olacak bize!"
"Siz ne yaşıyorsunuz ya?" Dedi geldiğinden belli savaş alanında kalan Melis. "Sabah sabah ne yaşadım ben ya? Sen niye odadan çıkan yakışıklı hemşireye sövdün?"
"Neresi yakışıklı be? Yaşlı buruş buruş bir şeydi."
"Oha Sisterım! Adama ilk başta sulandın sonra ise sövdün. Hani bizden gençti?''
"Başım ağrıdı sus Aras."
"İki saattir bağırsın hanımefendi sonra ise bize sus desin."
Yaslandığım yerden doğruldum. "Hadi sende çık odadan.''
"Cidden edep medet kalmamış. İnsan abisini kovar mı?"
"Üstünde ejderhalı pijama ve patiklerinle seni ciddiye alamayacağım Aras.''
Gözleri anında üstünü buldu. "Siktir! İnanamıyorum, hepsi senin yüzünden oldu." Bana inanamayarak baktı. ''Geceden belli kaç kızla bakıştım haberin var mı senin? Diyorum ki bugün ayrı mı yakışıklıyım!''
"Ne yapayım? Bende aynı haltla çıkmışım? Burada kısmetimi kapattınız. Belki hayatımın aşkını burada bulacaktım."
Benimde ejderhalı pijama altı ve patiğim vardı. Siktir ben atlet ile mi duruyordum hala? Benim gözlerim üstüme bakarken herkesin bakışı döndü. Aras yüzüme doğru pijama üstümü attı ve Kaya'nın önüne geçti.
"Bakma lan kardeşime."
"Sapık mıyım lan ben?"
"Hayır."
"Güvenmiyorsun o zaman bana?"
"Senden başka kimseye güvenmiyorum."
"Ne diye böyle konuşuyorsun oğlum o zaman?"
"Abilik şovu lan. Bozmasana.''
Üstüme pijamamı giydim.
"Giydin mi Sisterım."
"Sana ne?"
Arkadan bana baktı. "Ha giymiş." Kaya'nın önünden çekildi.
O sırada odaya Funda girdi ve yanıma yaklaştı. "Güzelim, annen ve baban taburcu işlemlerini halletmeye gitti. Abinler telefonla konuşuyor. Yardım edeyim sana hazırlan."
"Gerek yok hallederim ben."
"Ben hallederim, Funda teyze," dedi Aras.
"Peki, sana güveniyorum esmer çocuk."
Aras hızla Melis'e döndü. "Anana da mı alıştırdın kız?"
Kıkırdadı Funda ve Melis. Funda geri odadan çıktı.
"Gel kız seni hazırlayalım sonra ben arabayı ısıtmalarını söylemeye gideyim."
"Hazırlanacak bir şey yok Aras. Hazırım ki zaten." Yataktan doğruldum. "Yüzümü yıkayacağım, hazırım."
"Sen git söyle arabayı hazırlasınlar. Biz yanında dururuz," dedi Melis.
Aras bir süre durup düşündü sonra ise, "Tamam," dedi. Odadan çıktı.
"Geçmiş olsun, bebeğim," dedi Melis. Yardım etmek için yanıma yaklaşacakken odanın kapısı çaldı ve odaya babası Ferit girdi.
"Merhaba çocuklar." Bana baktı. "Geçmiş olsun, kızım." Melis'e baktı. "Gelmişken senin iğneni yaptıralım, gel hadi."
"İz'e yardım edecek-" abisine baktı. İmayla, "Abim yardım eder zaten. Ben hemen olup geleyim." Odadan fırlarcasına kaçtı.
Odanın kapısının kapanmasıyla Kaya ile baş başa kaldık.
"Ne iğnesi?"
"B12 iğnesi oluyor, önemli bir şey değil yani."
"Anladım," Diye mırıldandım.
Bacaklarımı yataktan sarkıtmamla hemen bir bacağını kırarak, önümde diz çöktü. Şaşkınlıkla ona bakakaldım. Yerde ki ejderhalı patiğimi alarak ayağıma giydir.
"Ne yapıyorsun, ben giyerim."
"Hastasın sen."
"Değilim, iyileştim."
Başını kaldırıp bana baktı. Dağınık saçları alnına düştü. Saçlarının doğal hali daha güzeldi.
"Olsun, eğilme sen; ben eğilirim."
Diğer ayağıma patiğimi giydirdi. "Teşekkür ederim."
Yerden kalktı. "Rica ederim." Elini uzattı.
"Bu ne için?" Dedim eline bakarken.
"Yardım için; kalkınca başın falan dönmesin. Destek alarak kalkman daha iyi."
"Abartmakta üstünüze yok," Diyerek gözlerimi devirdim ama yinede elini tutarak kalktım. Soğuk elim onun sıcak eliyle buluştu.
Kalkmam ile beraber burun buruna gelmemiz bir oldu. Kokusu hızla burnuma doldu ama o geri çekildi. Elim hala elinin içindeyken banyoya yönlendirdi beni. Lambayı açtı.
"Kapının önünde bekliyorum, bir şey olursa seslen."
Başımı salladım ama elimi bırakmadı.
"Ne oldu?"
Gözlerim ellerimizi buldu.
"Ha?" İkimiz de aynı anda ellerimizi çektik.
Dudaklarımı birbirine bastırdım ve lavaboya girip kapıyı kapattım.
Aynadan solmuş mavi gözlerimle buluştum. Elim refleksle kalbime gitti.
Daha da hızlandı. Dudaklarım aralanıp geri kapandı. Musluğu açarak yüzüme su çarptım.
Bilmediğim şey ise kapının arkasında, elini
Bölüm etkileşimi
