5. bölüm · İsfad Kısa Hikayeler

"Yol Arkadaşı"

z 🫶🏻

"Benum ellere yok sözum kader bu gülmedi yüzum
Geçmez mi yar sana nazum
Bu cani sana kurban eylerum
Ben sana beni yoldaş eylerum..."

Daha düne kadar düşman gözlerle bakıyorduk birbirimize, şimdi nikah masasında göz göze gelmeyi bekliyoruz... Beklediğimizden de değil de... Barış için işte.

İçinden geçirdiği cümleler Fadime'nin yüzünde buruk bir tebessüm oluşturmuştu. Gelinlikli haline baktı aynadan, birazdan yalnızca soyadını değil hayatını değiştirecek salona doğru yürüyecekti. Hem de yanında İso Furtuna ile birlikte...

Farkına vardığı gerçeklik tebessümünü yüzünde soldurdu aniden. Evleniyordu. Kabul etmek istemedi bir an. Sonra abisini düşündü, ailesini düşündü. Esme'yi düşündü. Onun gibi olmayacaktı değil mi? O da Furtuna geliniydi. Kendisi de Esme'nin yaşadıklarını yaşayacak mıydı?

Hırsla kafasını iki yana salladı genç kadın. Onun başka bir sevdası yoktu, paraya pula merakı yoktu, İso'ya ilgisi yoktu... Esme gibi olmaz, olamazdı. Derin bir nefes aldı.

"Unit bunları kızım! Senun evliliğun sadece kağıt üzerinde kalacak! Ebedi olmaz başka türlüsü!"

"Herhalde olmaz Tattara!"

Duyduğu sesle kendisini görmeye gelen abisi ve diğer Koçari'lere döndü Fadime. Gezep, Eleni, Esme ve Dursun'da Adil'in arkasından gelin odasına girmişlerdi.

"Abim!" diyerek sarıldığında herkes Fadime'nin kırgınlığını hissetmişti. Nesillerdir durmayan kan, şimdi de iki gencin hayatıyla oynuyordu.

Kendisine sarılan kardeşinin sesi Adil'in yüreğini sızlatmıştı. Yaşlı gözlerini kardeşinden saklamaya çalışarak konuyu değiştirmek istedi.

"Ne de yakışmuş gelinlik benim güzeller güzelu kardaşuma!"

Adil'in sesi her ne kadar ağlamaklı olsa da odadaki herkes hep bir ağızdan onu onaylayınca ortamın havası dağılmıştı birden.

"Fadime, çok güzel görünüyorsun ama hiç ağlama tamam mı? Hep gül sen."

Eleni'nin sözleri Fadime'nin içini ısıtmıştı. İlk defa bir kız kardeşi var gibi hissediyordu; bu his, hayatı boyunca hiç fark etmediği bir eksikliği de dolduruyordu sanki. Makyajını bozmadan buğulanan gözlerini silerek Eleni'ye döndü genç kadın.

"Ağlamiyrum ki minnak, bak güleyrum hatta!" dediğinde sahiden hiç olmadığı kadar sıcak bir şekilde gülümsemişti. Bu gülümseme herkesin yüreğine su serpmişti.

Bu düğün, esasen barış güvercini olmalıydı, Fadime'yi hiç bilmedikleri bir ateşin içine atmaksa söz konusu olan, Adil başta olmak üzere hiçbir Koçari buna izin vermezdi.
Esme öne çıkarak Fadime'nin ellerini tuttu. Aralarında ne yaşanmış olursa olsun onun daha yirmi beş yaşında bir genç kadın olduğunun farkındaydı. Bu evlilik yükü ona ağır gelecekti ve bunu Esme çok iyi biliyordu.

"Fadime... Ne olursa olsun, kavga da etsek, bana düşman da olsan bir ablan var o konakta. Yalnuz hissedersen kenduni gel yanuma. Ne için olduğu fark etmez. Ha bir de, orada ben varken sağa kimse hiçbir şey edemez, tamam mı?"

Fadime şaşkınlıkla Esme'ye baktığında usulca kafasını salladı. Bu sözlere bu kadar ihtiyacı olduğunu bilmiyormuştu meğer. Sımsıkı sarıldılar birbirlerine, yaralarını da sarmak istercesine.

Kendilerini izleyen Eleni çoktandır sessizce ağlıyor, Gezep gözyaşlarını saklamaya çalışıyor, Amirum Dayi ise çareyi arkasını dönmekle buluyordu. Adil'de gördüklerine dayanamamış olacak ki derin bir iç çektikten sonra söze girdi.

"Tamam da ayrilun hadi! Hem deduğu gibi siz nasılsa aynı konakta kalacaksinuz..." bu sözlerin altında kendisine gönderme yapılan Esme, Fadime'den ayrılarak Adil'e dönmüştü fakat Adil hiç bozmadan devam etti sözlerine:
"Bi' izun verin de biraz da biz sarılalum! Hem benum Fadimemle konuşacaklarum var."

Bu sözlerin üzerine herkes gözyaşlarını silmiş ve abi kardeşi yalnız bırakmak için odadan çıkmıştı. Kapı kapandığında Adil, güçlükle yutkundu. Sözlerini seçmeye çalışıyordu. İçinde bulundukları durum her geçen saniye ağırlaştığından ikilinin yüreğine batıyordu.

Nihayet kendisini hazır hissettiğinde kardeşinin gözlerine baktı Adil.
"Fadimem, ne olursa olsun sen bu barıştan daha değerlisun benim içun. Ne zaman için boğalur, ne zaman daralursan çıkıp geleceksin evine, anlaştuk mu?"

"Biri beni boğaltsun da görsun dünya kaç bucak! Sen hiç merak etmeyesun abim." Genç kadının sözleri, ikisini de güldürmüştü ama biliyorlardı ki Fadime girdiği yoldan kolay kolay dönmezdi. Abisini bir daha riske atmamak için bir ömür evli kalması gerekiyorsa bunu yapardı.

Adil sözlerine devam etti: "Ha bir de, o sari kafaliya söyle bir daha öyle benum karşuma geçip de elini melini tutmasun ben delleniyrum sonra. Tamam mı?" Fadime gülerek onayladı abisini. Ortamı yumuşatmak için elinden geleni yapıyordu ikisi de. Yoksa ne Adil'in bu nikaha rızası vardı ne de Fadime'nin İso'da gönlü...

O sırada açılan kapıya döndüler; artık zamanı gelmiş olacak ki İso kapıdan kafasını uzatmış, izin istercesine bakıyordu ikiliye.
"Gel, İso gel." Adil'in sesiyle genç adam içeriye girdi fakat karşısında gelinlikle duran Fadime'yi gördüğünde gözlerini alamamıştı.
Aslında gelinlik Zarife'nin fikriydi. Fadime, gelinlik istemediğini söylemiş fakat Zarife: "Ne olursa olsun, bu düğün barış düğünü. O yüzden o gelinliği giyeceksun!" diyerek diretmişti. Üst kısmında güpürlü bir korse, ara ara gözüken güpürlerle sade bir kabarıklığı olan etekleri, düşük omuzları ve dantelli kolları olan bir gelinlik giyiyordu Fadime.

İso, tepeden tırnağa kelimenin tam anlamıyla melek gibi görünen kadına baktı. Yüzünde yayılan istemsiz tebessüm aklına tek bir soruyu getiriyordu: "Zorunlu olduğumuz için değil de sevdiğimiz için evlenseydik seninle nasıl olurdu hayatımız?"

Adil'in boğazını temizlemesi genç adamı daldığı düşüncelerden çıkartmıştı. Gerginlikle elini ensesine atarak utangaç bir ifade ile: "Hazır misun?" diye sordu.

Fadime son bir kez daha aynaya baktı, eliyle gelinliğin bel kısmını düzeltti, derin bir nefes aldı: "Hazırum galiba."

Adil, bir kadeşine bir müstakbel damadına baktı. İsteksiz adımlarla odadan çıkıp kapıyı kapattığı anda pişman olmuştu bile onları yalnız bıraktığına. Tekrar içeriye gireceği sırada kapının yanında bekleyen Esme, Adil'in bunu yapacağını biliyormuş gibi kapı koluna uzanan elini tuttu ve Adil'e engel oldu.
Adil, şaşkın bakışlarla Esme'ye döndü.

"Napaysun ula? Kardaşumu o uşakla yalnız mı bırakacağum?"

"Ula bir dur. Belki onlarun da konuşacaklaru var? Birazdan karı koca olacaklar..." Esme söylediği sözün ne kadar hatalı olduğunu Adil'in gözlerini tehditkar bir ifadeyle açmasıyla fark etmişti.

"Yani kağıt üzerinde tabii."

Adil'in sakinleştiğini gördüğünde sözlerine devam etti: "Hayde gel biz de diğerlerunun yanuna gidelum. Geldiklerun de karşılamış oluruz hem de."

İkna olmuş gözlerle kendisine bakan adamın koluna giren Esme, misafirlerin olduğu salona doğru ilerlemeye başladı.

Adil'in odadan çıkmasından sonra iki genç de ne yapacaklarını bilemez şekilde gözlerini odada gezdiriyordu. Olduğu yere çivilenmiş gibi hisseden İso, aralarındaki gerginliği kırmak için Fadime'ye doğru birkaç adım attığında karşı karşıya gelmişlerdi. Kendisine doğru gelen genç adama doğru kaldırdı kafasını Fadime.

"Ula bağa bak, sakın herkesin içunde bir rezillik çıkartma yoksa Allah şahidum seni vururum! Duydun mu?"

Hiddetle konuşan genç kadın İso'yu şok etmişti. Daha biraz önce kedi gibi uysal olan o değildi sanki... Sinirle gülümseyerek ellerini sakallarına götürdü, yukarıya doğru bakarken "Allah'ım sen sabır ve bağa..." diyerek ellerini kavuşturdu.

Bu hareketin üzerine Fadime'de ellerini açarak "Allah'ım sen bu gaybanayı tez vakitte al başumdan" diyerek İso'yu taklit etti.

Genç kadının bu hareketi İso'nun hoşuna gitmişti. Kendisine yöneltilen ilk soruya cevaben yine gülümseyerek konuştu: "Kendi düğünümde rezillik çıkartacağumu nereden çıkardun Çeyrek Mafya? Ama bence sen ettuğun dualara dikkat et."

Genç kadının boyuna yakınlaşmak için eğildiğinde göz kırparak sözüne devam etti: "Sonra çok pişman olursun gittiğume..."

Fadime iyiden iyiye sinirlenirken bunu fark eden İso, sanki evlenmekten vazgeçme fikri genç kadının aklına gelmeden önce nikahın kıyılmasını ister gibi "Hayde, hayde geç kalacağuk!" diyerek konuyu değiştirmek istedi.
Derin bir iç çeken Fadime, karşısındaki adama ayak uydurmuş ve kendisine uzattığı eli tutarak odadan çıkmışlardı. Attıkları her bir adımda iki gencin nabzı da yükseliyordu. Heyecan, korku, endişe, şüphe... Hepsini bir arada hissetmek en çok da Fadime'ye ağır geliyordu fakat artık dönemezdi bu yoldan. İlk ve son kez adımladı geçtiği yolu. Tıpkı Koçari soyadıyla son adımlarını attığı gibi...

Geniş salonun kapısı açıldığında İso Furtuna ve Fadime Koçari alkışlar eşliğinde masalarına doğru yürümeye başlamışlardı. Romantik müzikler, kalabalık, gürültü derken iki genç de kalbinin sesini bastırmaya çalışıyordu.

Masaya geçtiklerinde nikah memuru, vakit kaybetmeden konuşmasına başlamıştı.
"Öncelikle bu güzel günde Fadime ve İsmail çiftinin mutluluğuna eşlik eden herkese hoş geldiniz demek istiyorum."

Alkışlar yükselirken Fadime'nin heyecanlı fakat umursamaz davranmaya çalışan sesi doldu İso'nun kulaklarına.
"Aman ne mutlu..."

Gülümseyerek yanında oturan genç kadına yöneldi İso: "Şşt, gülümse biraz da."
Sahte bir sitemle söylediği sözler üzerine Fadime gerçekten de gülümsemişti.

"Gelinle damadı tanıyalım o halde. İsminizi şahitler önünde bir kez daha söyler misiniz?"

Kendisine uzatılan mikrofona doğru yüzündeki gülümsemeyi bozmadan yaklaştı genç kadın: "Fadime Koçari."

Benzer şekilde yine gülümseyerek mikrofonu eline alan İso'da ismini söyledi: "İsmail Furtuna."

Şahitlik edecek olan Oruç ve Gezep'te isimlerini söylediğinde dışarıdan bakan hiç kimse bu evliliğin sahte olacağını düşünmezdi. Nikah merasimi olağan akışında devam ederken, zaman o meşhur soruya geldiğinde ağırlaşmaya başlamıştı.

"Siz Sayın Fadime Koçari, hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan, hür iradenizle İsmail Furtuna'yı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"

Fadime derin bir nefes aldı. Sesinin titremesine engel olmaya çalışarak kısa ve net bir şekilde "Evet." dedi.

"Siz Sayın İsmail Furtuna, hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan, hür iradenizle Fadime Koçari'yi eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"

İso'da aynı netlikle cevapladı kendisine yöneltilen soruyu: "Evet."

Alkış sesleri yükselirken, iki gencin de içlerinden kalkmasını bekledikleri yük git gide ağırlaşırken sıra şahitlere gelmişti.

"Sizlerde şahitlik ediyor musunuz?"

"Ediyoruz."

"Evlenmek istediğinizi sesli bir şekilde benim ve şahitlerin huzunda beyan ettiniz. Ben de bana verilen yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum."

Alkış sesleri bir kez daha yükselirken imzalar atılmıştı. Fadime kendisini güç bela ikna eden Esme'nin sözlerini hatırladığında, İso imzasını attığı sırada ayağına basmayı da ihmal etmemişti. Hırsla ayağına basılan İso şaşkınlıkla Fadime'ye dönmüştü. "Delirdun mi sen?" der gibi bakan genç adama Fadime'nin yanıtı gözleriyle en ön masadan kendilerini izleyen Esme'yi işaret etmek olmuştu. İso, yengesine baktığında o da omuzlarını silkmişti. Bu sahne herkesi güldürdüğünde alkış sesleri bir kez daha yükselmişti.

Nikah memurunun sesi yeniden duyulduğunda, Fadime evlilik cüzdanlarını almıştı fakat hemen ardından İso'nun hiç hesap etmediği bir gerçekle karşılaştılar. "Gelini öpebilirsin."

İso'nun zihninde dönen soruların haddi hesabı yoktu. En son tokalaşmayı bile düşünmüştü çünkü biliyordu ki Fadime istemediği bir şey yaparsa kendisini hiç çekinmeden vurabilirdi. Tüm bunlar birkaç saniye içinde yaşandığında İso, şüpheyle Fadime'ye baktı. Başka çaresi olmadığı için onaylayan bakışlarıyla kendisine bakan karısını görünce genç kadının yüzünü avuçları arasına aldı, eğilerek alnından öptü.
Düşmanlık bitmişti işte. Barış zamanıydı iki aile için. Bu barış, iki gencin hayallerine, hayatlarına ve yüreklerine mâl olmuştu...

Düğün merasimi bitmiş artık eve gitme zamanı gelmişti. Adil bir kez daha sarıldı kardeşine. Fadime'yi o Furtuna konağında bırakmak istemiyordu fakat artık o da bir Furtuna olmuştu. Fadime Furtuna olmuştu biricik kardeşi.

"Kendine dikkat edeceksun tamam mı?" Şefkatle söylenen sözler Fadime'nin yüreğini okşamıştı. "Ne olursa olsun abim var yanımda" diyebiliyordu. Bu, genç kadın için paha biçilemez bir nimetti. Daha sonra sırasıyla Gezep, Eleni ve Dursun ile sarıldılar, vedalaştılar. Bu veda bir ayrılık değildi elbet ama ilkti. Zor olan da buydu.

İso, elini Fadime'nin beline koyarak yumuşak bir sesle konuştu: "Hazır musun gitmeye?"
"Hazurum."

Genç adam kafasıyla onayladı Fadime'yi. Bakışları Fadime'den ayrıldığında kendisine bakan Adil'i gördü. Adil'in bakışları her zaman olduğundan farklıydı. Öfkeyle bakan gözler yoktu bu sefer. "Sana güvenmek istiyorum" der gibi bakıyordu Adil. "Kardeşim sana emanet" der gibi bakıyordu. İso'da adeta "Bana güvenebilirsin" diyerek bakmıştı Adil'e. Çünkü değil Fadime'ye zarar vermek, bunu aklından geçirecek olanı pişman ederdi İso bundan sonra. Ne olursa olsun, her şeyden önce Fadime artık onun karısıydı.

"Hayde bittiyse vedalaşmanız gidelum artık."
Zarife'nin sözleri Fadime'yi istemsizce germişti. Ne olurdu sanki biraz daha ailesiyle zaman geçirse? Biliyordu istediği zaman evine, köyüne gidebilirdi ama yine de üzerinde oluşan baskıdan hiç hoşlanmamıştı genç kadın.

Bu gerginliği fark eden İso, annesine bakarak konuştu: "Ana, tamam da! Acelemiz yok sonuçta."

Daha sonra biraz çekingen biraz da endişeli bir şekilde Fadime'ye döndü. Genç kadının bakışları İso'ya çok yabancı gelmişti. Kendisine çok kez kızgın, öfkeli bakmıştı fakat ilk kez bakışlarında şefkat arayan bir küçük kız çocuğu görüyordu genç adam. Şaşkınlığını üzerinden attığında hiçbir şey söylemeden annesine döndü.
"Ana, siz gidin hayde. Biz de geliyruz zaten."

Oğlunun sözleri üzerine Zarife, daha fazla ısrar etmemiş, "Öyle olsun o zaman." dercesine başını sallayıp düğün salonundan ayrılmışlardı bütün Furtuna'lılar. Bakışları buluşan iki gencin arasında sözlerle ifade edilemeyecek bir duygusallık vardı. İso'nun merhametli bakışları, Fadime'nin ona karşı ördüğü duvarlarını çatlatıyordu. Tehlikeli bir şeydi bu. Düşmanlık bitmişti belki ama Fadime bu kadar kolay alamazdı dünyasına genç adamı. Bu sebeple duygusuz olmaya çabalayarak konuştu genç kadın: "Biz de gidelum artık."

İso, Fadime'nin yapmak istediğini anlamış gibi sessizce kafasıyla onayladı, arabaya doğru yola koyuldular.

Konağın kapısına geldiklerinde Fadime tereddütle baktı kapı eşiğine. "Ölsem adım atmam bu konağa." dediği günleri anımsadı. Kısacık zamanda neler değişmişti hayatında. Yaşananlar gözleri önünden bir bir geçmeye başladığında eli, kestiği saçlarına gitti.

Bu sırada kendisini izleyen İso, Fadime'nin aklından geçenleri tahmin edebiliyordu. Bu anı daha fazla zorlaştırmak istemedi genç kadın için. Yapacağı şeyden zararlı çıkacak olanın kendisi olacağını bile bile ani bir hareketle genç kadını kucağına aldı. Aniden ayakları havalanan Fadime, şaşkınlık ve korkuyla adeta çığlık atmıştı.

Gelen sesler üzerine kapıya toplanan ev ahalisi gördükleri karşısında şaşkına dönmüşlerdi. Kendilerine bakan gözler Fadime'yi iyiden iyiye utandırığında İso'nun sırtına yumruklar indirmeye başlamıştı.
"Bıraksana ula! İndir beni!"

İso bu sözleri hiç umursamadan gülerek annesine döndü: "Adet yerini bulsun diye yapayrum, hiç bakmayın öyle."

Oruç'un kahkahasıyla herkesin şaşkınlığı gülümsemeye dönmüştü. İso'da bunu bir fırsat bilerek Fadime'yi odasına kadar taşımıştı. Odaya girdiklerinde kapıyı arkalarından kapatan Fadime olmuştu. Yeteri kadar rezil oldukları için birazdan çıkacak kavganın sesleri gitsin istememişti.

"Ula sen canuna mı susadın? Ne yaptuğunu sanaysin?" diyerek genç adamın üzerine yürüdüğünde İso, canını seviyorsa bir açıklama yapması gerektiğini anlamıştı.
"Dur, dur vallahi kötü bir niyetum yoktu. Sen öyle... Saçlarına gitti ya elun, ben de kafan dağılsun diye öyle şey ettum. Yoksa bana ne ula adetmiş, gelenekmiş.."

Şaşkın bakışlarıyla Fadime, o anı düşündü. Eğer İso kendisini kucağına almamış olsa oracıkta Koçari'ye dönmek isteyebilirdi. Yine de kendisine sormadan böyle bir şey yapmasına öfkelenmişti genç kadın.
"Ha benu düşünmek sağa kaldı yani öyle mi? Yanduk desene!"

"Bağa değil de kime kalacaktu çok pardon? Biz evlenduk farkinda misun sen?" Genç adam alyansını göstererek konuştuğunda Fadime'de kendi alyansını göstererek hırsla cevap verdi: "Bu var diye her şey kuraluna uygun mu olacak ula? Delirtme benu, sakın bir daha böyle bir şey yapma! Rezil olduk da herkese!"

"Kimseye rezil falan olmaduk, sen merak etme!"

"Hah, güya dedu bir şey!"
İso, yorgunlukla esnediğinde ikili saatin çok geç olduğunu yeni fark etmişti. Sadece düğün değil duyguları da çok yormuştu onları. Bunun farkına varan Fadime, hem İso'nun üzerini değiştirmesi için ona zaman vermek niyetiyle hem de saatlerdir tek lokma yemek bir yudum su boğazından geçmediği için mutfağa gitmek istedi.

"Ben su içeceğum, sen de git üstünü başınu değiştur."

İso, karşısında gelinlikle duran kadına bakıp gülümsedi. "Üzerindekiyle mi dolaşacaksun evde?"

Bunu duyan Fadime, çıkaramadığı hırsıyla İso'nun koluna vurmaya başladı.

"Sağa ne ula? Sağa ne?"

"Tamam da, demedum bişey!"
Fadime odadan çıkarak mutfağa doğru ilerledi. Gelinliğin etekleri yürümesini oldukça zorlaştırıyordu ama o, bunu düşünmemeye çalışıyordu. Mutfağa giren genç kadın, sinirle bardakları aramaya başladı. Çekmeceleri kontrol ediyor, dolapları rastgele açıyordu. Herkes odasına çekildiğinden gürültü yapmamaya çalışsa da başarılı olduğu söylenemezdi.

Bir an da "Ben n'apıyorum?" diye sordu kendisine. Üzerinde gelinlik, hiç bilmediği bir evin mutfağında, gecenin bir vakti bardak arıyordu. Genç kadının gözleri dolmuştu. Sadece su içmek istemişti oysaki...

Gözyaşlarına engel olamadığında, hüzünle yere çöktü. Abisi içindi tüm bunlar, düşmalık bitsin diyeydi ama şimdi kendisini attığı kuyunun ne kadar derin ve karanlık olduğunun farkına varmıştı. Duygularının ve elbisenin yükünü taşıyamamıştı daha fazla.

Kapının kenarına yaslanmış şekilde kendisini izleyen İso'dan habersizce gözyaşlarını sildi, toparlanarak ayağa kalktı. Genç adamın yüreği sızlamıştı gördükleriyle, sarıp sarmalamak istemişti Fadime'yi. Fakat yapamıyordu. Bunun yerine yalnızca doğru dolaptan çıkardığı bardağa su koyarak genç kadına uzattı. Şaşkın bakışlarla kendisine bakan kadın, usulca aldı bardağı.

Göz göze geldiklerinde kadının bal rengi gözlerinde biriken yaşlar İso'nun yüreğine batıyordu sanki. Konuyu değiştirmek için İso, mutfak dolaplarına çevirdi bakışlarını.
"Bu dolapta bardaklar, buradakinde de tabaklar var. Çatal kaşıklar da ha şu çekmecede." Diyerek birkaç yeri işaret etti. Fadime başını onaylayarak aşağı yukarı salladığında İso derin bir nefes aldı ve mutfaktan çıktı. Fadime'de elindeki bardağa baktığında niye orada olduğunu hatırlamışcasına suyunu içti ve odalarına doğru ilerledi.

Odada yeniden bir araya gelen ikili arasında adını koyamadıkları bir gerginlik vardı. Fadime bu gerginlikte daha fazla durmak istemediği için evinden getirdiği kıyafetlerin olduğu valize ilerledi, içinden birkaç parça kıyafet aldı ve odanın içindeki banyoya girdi. Genç kadının hareketlerini izleyen İso, sessizliği bozmadan ona ayak uydurdu. Banyonun kapısı kilitlendiğinde genç adam kendisini yatağa bıraktı. Bu evlilik tahmin ettiğinden çok daha zor olacaktı belli ki...

Fadime banyoda üzerini değiştirmiş, makyajını çıkartmış ve duş almıştı. Birkaç küçük rutinden sonra uyumak için hazırdı. O sırada aklına gelen soruyla bir müddet duraksadı.
"Acaba İso giyinmiş miydi?"

Dakikalardır banyoda durmasına rağmen yine de biraz daha bekledi genç kadın kapıyı aralamadan. Nabzı git gide yükselirken buna engel olamadığı için kendisine kızıyor, kızgınlığı gerginliğine gerginlik katıyordu.
"Yeter artık." diye düşündüğünde kapının kilidini çevirdi ve buz gibi ellerine rağmen sakinlikle kapıyı açtı.

Henüz üzerine tişörtünü giymemiş olan İso, tam olarak Fadime'nin görmekten çekindiği manzaraydı. Sırtı dönük olan İso aklındaki düşüncelerden dolayı kapının açıldığını ve Fadime'nin şaşkın gözlerle kendisine baktığını henüz fark edememişti.

Bu sırada Fadime'nin bakışları genç adamın sırtındaki yaralara takıldı. Farkına varmadan çattığı kaşları ile bu yaraların nasıl olduğunu düşündü kendi kendine. Fadime'nin zihninde bu sorular gezinirken İso arkasını dönmüş ve kendisine çatık kaşlarıyla bakan genç kadını fark etmişti nihayet. İkili göz göze geldiğinde İso, Fadime'nin sırtındaki yaralara baktığını anlamış; Fadime de yaptığı şeyin utancıyla hızla arkasını dönmüştü.

Nihayet tişörtünü giyen İso, genç kadına seslendi: "Dönebilursun. Kusura bakma su sesini duyunca daha geç çıkarsun diye düşünmüştüm."

Fadime cevap vermeden yalnızca kafasını salladı. Sormaya çekindiği şeyi İso anlamış olacak ki, genç kadını zorlamadan merak ettiği sorunun cevabını verdi.
"Seni kaçurmamın cezası o görduğun yaralar."

Fadime, beklemediği açıklamayla anlamaya çalışıyordu İso'nun söylediklerini.
"Hani, sürünün altuna alttınız ya?"

Sorarcasına söylediği cümleyle Fadime hatırlamış gibi kafasını salladı. Üzülmüştü bir an. İso'nun gözünün önene konağa girerken elini saçlarına götüren genç kadın geldi bir an. Pişmanlıkla başını eğdi, yatağın kenarına oturdu. Derin bir nefes aldığında bugüne kadar yaşadıklarını düşünüyordu.

"Affetmezsun biliyrum da yine de özür dilerum."

Duyduklarıyla Fadime'de yatağa doğru ilerledi, İso'nun yanına oturdu. Aralarındaki mesafe belirgindi ama şimdi yaşananlara farklı açılardan değil aynı pencereden bakma fırsatı bulmuşlardı.

"Çok şey yaşaduk... Çok fazla kötü şey." cümlesini bitiremeden sesi titremeye başlamıştı Fadime'nin. İso'nun bakışlarında merhamet vardı, şefkat vardı. Bu bakışlar Fadime'yi bulduğunda çoktandır kendisine bakan yorgun gözlerle karşılaştı. Zaten zor bir gün geçiriyorlardı, daha fazla uzatmak istemedi.

Gözleriyle pencerenin önünde duran tekli koltuğu işaret ederek: "Ben koltukta uyurum, sen rahatça yat burada."
Fadime bir bahsi geçen koltuğa bir de yanında duran adama baktı. Kendisinin bile sığamayacağı koltukta mı uyuyacaktı? Vicdanı izin vermemiş, anlık bir tepkiyle itiraz etmişti: "Yok olmaz öyle. Dağdan gelup bağdakini mi kovacam?"

Üzerinde oturdukları yatağa göz gezdirdi, ikisinin de rahatça yatabileceği kadar büyüktü.
"Burada yataruz ikimizde."

İso kendisini zor tutuyordu genç kadına salça olmamak için. "Şimdi zamanı değil, fazla kaşınma." diyerek kendisine engel olduğunda yüzünde çoktan bir gülümseme peyda olmuştu. Bunu gören Fadime hemen söze atıldı: "Sakın! Aklundan bile geçirme."

Duyduğu tehditkar ses ile dudaklarını birbirine bastırıp, eliyle fermuar kapatır gibi bir hareket yaptığında Fadime'de fark ettirmemeye çalışarak gülümsemişti. Fakat İso bunun fark etmiş ve daha da keyiflenmişti.

Işıkları kapatmak için ayağa kalkan İso ile Fadime'de yorganı kaldırarak yatağa uzanmış ve üzerini örtmüştü. İso'da yatağın diğer tarafına benzer şekilde uzandığında bu barış evliliğinin en zor kısmını atlattıklarını hissediyorlardı.

Bir müddet sonra henüz uyumamış olan İso, içinde hissettiği rahatsızlıkla Fadime'ye dönerek genç kadının saçlarını izledi bir süre. Fadime'nin düzenli nefes alıp verdiğini gören genç adam, usulca yatağın içinde genç kadına yanaştı. Dirseği üzerinde doğrulduğunda boştaki eliyle Fadime'nin saçlarına belli belirsiz dokundu, bir müddet okşadı.

Fısıltıyla içinden geçenleri dile getirmekten alıkoyamadı kendisini...
"Bir daha bu saçlara kimsenun zarar vermesine izin vermeyeceğim, söz veriyrum ben yanında olduğum müddetçe seni bir daha kimse üzemeyecek."

Genç adamın sözlerini duyan Fadime'nin yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluşmuştu.

"Belki..." diye iç geçirdi. "Belki de bu yolda seninle birlikte yürümek o kadar kötü değildir..."

O gece; tüm konak sessizliğin içinde kaybolurken iki gencin kaderi, fısıltıyla söylenen birkaç cümle ile bambaşka bir yola evrilmişti...