7. bölüm · İsfad Kısa Hikayeler
"Misafir"
"Kuzu sesi değil de Fadimem, ömürler biter..."
Furtuna konağında hafif bir telaş vardı. Zarife kapının önünde bekliyor, Esme saçlarını örüyor, Fadime ise ayakkabısının bağını bağlayıp yeniden çözmekle meşgüldü. Aslında beklediği şey ayakkabısı değil, içindeki huzursuzluğun geçmesiydi.
"Haydi artuk saat kaç oldi hala çıkamaduk evden!"
Zarife'nin söylenişleri Fadime'yi daha da gererken zaman kazanmak istercesine eğildiği yerden kalkarak telaşla söze atıldı.
"İso gelmedi onu bekliyruk, biz hazuruz yoksa."
Zarife, gelininin söylediklerini tartmak istercesine genç kadını baştan aşağı süzdü. O sırada kadınların dikkatini dağıtan şey kapının çalınması olmuştu.
Fadime, Zarife'nin bakışlarından uzaklaşmak adına kapıya yöneldi. Bir yandan da "Birisini mi bekliyorsunuz?" diye sormayı ihmal etmedi.
"Yok kızum kimi bekleyecez?"
Konağın açılan kapısının ardından genç, sarışın ve ellerinde tencere tutan bir kız göründü. Hevesle içeriye adım atan genç kızı gören Fadime'nin kaşları çatılmıştı.
"İsmail evde mi?" dedi nefes nefese, gözleri umutla parlıyordu.
Zarife kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Sen kimdun kızum?"
Kız, üzerindeki bakışlarla olduğu yerde kıpırdandı.
"Ben... şey... lise arkadaşıyım. Uzun zamandır görüşemedik de..."
Fadime sessizce kızı süzdü. Baştan aşağı. Giydiği siyah bedenini saran elbisesinin üzerinde beyaz balıkçı yaka bir kazak vardı. Üzerine aldığı ceket ve ayağındaki topuklu çizmelerle oldukça güzel görünüyordu.
"İsmail evde mi?" diye yineledi kız, bu kez ilk seferine göre daha çekingendi sesi.
Zarife cevap verecekti ki Fadime gülümseyerek öne çıktı.
"Evde," dedi sakin ama keskin bir sesle. "Ama müsait değil."
Kız anlamamış gibi baktı.
"Ben kısaca bi' merhaba diyecektim sadece. Bir de yemek getirmiştim."
Fadime başını hafif yana eğdi.
"Yemek mi, o niye?"
"Sarma yapmıştım."
Başını eğerek gülümsediğinde sözlerine devam etti kız.
"Lisedeyken çok severdi benim sarmalarımı. O yüzden elim boş gelmek istemedim."
Fadime iyiden iyiye gerildiğini hissediyordu. Daha birkaç gün önce kendisi dememiş miydi o "yavuklum yok" diye?
Genç kadın bir anlık sinirle söze girdi:
"Lisenin üstünden çok zaman geçtu. E, İso'nun da zevkleri değiştu bilema. Artuk sarma yemeyi sevmiyor."
Kızın yüzündeki ifade yavaş yavaş değişirken Fadime'de kollarını kavuşturdu. Kızın gözleri Fadime'nin parmağında gelen güneşle yansıyan alyansa takıldı.
"Anlamadım, siz nişanlı falan mısınız?"
O sırada İso ağır adımlarla merdivenlerden aşağı iniyordu. Konuşmaları duymuştu ama belli etmemeye çalışıyordu. Yine de dudaklarının kenarında beliren o belli belirsiz gülümseme kaçmamıştı.
Kızın gözleri merdivenlerdeki İso ve Fadime arasında gidip geldi.
"Ha, yok, evlenduk biz."
Zarife, kızın gözlerindeki bakışı fark ettiğinde ara girmesi gerektiğini anladı. Yumuşak ama tartışmaya yer bırakmayan bir sesle konuştu:
"Artuk öğrendun. Hadi yoluna bak kızum."
Kız hiçbir şey diyemediğinde sessizce evden çıktığında Fadime'de hiç beklemeden kapıyı kapatmıştı.
Bir an sessizlik kaldı geriye.
Çok geçmeden Fadime, montunu almak için içeriye döndü. O sırada kendisini izleyen İso'yla göz göze geldi. Genç adam merdivenin son basamağında durmuş, olan biteni izliyordu.
"Ne bakaysun?" dedi Fadime, montunu giyerek. "Geç kalduk."
İso başını iki yana salladı, hafif bir sırıtışla:
"Hiç," dedi. "Karum öyle güzel konuşti ki ondan gözlerimi alamadum."
Fadime, bu sözleri yanıtsız bıraktığında hızla evden çıktı.
Zarife ve Esme ise birbirlerine baktıklarında gülümsemeden edememişlerdi.
⁓
Zarife önde, Esme yanında; iki kadın dükkânlara baka baka ilerlerken Fadime biraz arkada kalmıştı. İso ise bilerek yavaş yürüyordu.
"Bakayrum yetişemeysun?" dedi alttan alttan.
"Yetişirum da," dedi Fadime kısa kısa. "Yoruldum bilema."
Genç adam karısına yetişerek, hafifçe ona doğru eğildi.
"Eve gelen misafiri de bekletmeseydun keşke."
Fadime bir an duraksadı.
"O ne demek?"
Kendisiyle birlikte durmuş olan İso'ya baktı. Ardından genç adam yürümeye devam etti.
"Hiç," dedi İso omuz silkerek. "Kız kapıya kadar gelmiş. Hem sarma da etmiş, yazuk oldu."
Genç kadın adımlarını hızlandırarak İso'ya yetişti.
"Sen de yazuğun yanına gitseydun o zaman. Birlikte yerdunuz sarmaları!"
İso güldü. Sinir bozucu, rahat bir gülüştü bu.
"Karum beni kıskanurmuş da haberum yokmuş."
Fadime yeniden durdu. Zarife ile Esme çoktan öndeki zücaciye dükkânına girmişti.
"Ben mi kıskanacağum seni?" dedi, sesi alçak ama keskin. "Kenduni ne sandun sen?"
İso yüzünü ona doğru eğdi biraz.
"Az önce kapıda gözlerin ateş saçaydi ama."
"Sinirlendim!" dedi Fadime. "Ama kıza değul sana!"
İso'nun kaşları çatılmıştı. Anlamaz bakışlarla merakla sordu:
"Benum ne suçum vardı da kızaysun bana?"
Fadime derin bir nefes aldı.
"Ula sen bana iki gün önce demedun mi yavuklum yok diye?"
"E, yok ki zaten. Lisede takulduğum kızlardan birinin evime geleceğuni ne bileyim ben?"
"Kızlardan biri demek?" Genç kadın sabır dilercesine gözlerini yumduğunda istemsizce sinirlenmişti.
"O yüzsüz eski sevgililerun bir daha benim karşuma çıkmasun İso!"
"Beni görünce yüzü güldü ama," dedi İso özellikle. "O kadar da yüzsüz sayulmaz bence."
Fadime genç adamın yapmak istediğini fark ettiğinde birkaç adım geriledi. Umursamaz bir ifade ile konuştu.
"Güldüyse senin yüzüne güldü. Benum meselem değil."
İso, "anladım" dercesine başını salladı ağır ağır.
"Hee... ondan elun titredi kapıyı tutarken?"
Fadime biraz önce açtığı mesafeyi kapatırken öfkeyle "Ben sinirden titredum! Seninle alakası yok!" dedi.
"Benle alakası yoksa niye hâlâ bunu konuşayruk?"
Bu cümleye bir cevap veremedi genç kadın bir an. Sustukça daha çok kızdı kendisine ardından yükselttiği sesiyle cevap verdi kocasına:
"Susmaysun da ondan!"
Tam o sırada dükkândan çıkan Zarife seslendi:
"Uşağum siz gelmey misunuz?"
İso, gözünü Fadime'den ayırmadan cevap verdi:
"Geliyruk ana!"
Sonra Fadime'ye eğilip alçak sesle:
"Karum beni kıskanursa hoşuma gider ha." Dedi.
Fadime dişlerinin arasından konuştu:
"Bi daha de bakayum hoşuna gidiy mi..."
⁓
Alışveriş boyunca Fadime suskunlaştı. Esme bir şey sorduğunda kısaca cevap veriyor; Zarife bir şey gösteriyor, başıyla geçiştiriyordu. Ama gözleri sürekli İso'daydı. İso da bunu fark etmemiş gibi yapıyordu.
Çarşının kalabalığında bir ara bir genç kız İso'ya çarpıp özür dileyince Fadime'nin sabrı iyice inceldi.
"Önüne baksana biraz," dedi kızın arkasından Fadime.
İso hemen döndü.
"Kız ne yapsun, kalabalık işte."
"Tabii," dedi Fadime. "Herkes sana çarpsun zaten."
Yönünü yeniden önüne çeviren genç kadın hâlâ söyleniyordu kendi kendine: "Kılçuk..."
Bir süre sonra poşetler çoğalınca Zarife durdu.
"Biz Esme'yle konağa döneyruz. Siz gelecek misunuz?"
İso hemen atladı:
"Tamam ana, biz sonra geliruk."
Zarife'nin bakışı bir an Fadime'de durdu. Genç kadının yüzündeki gerginliği görmüştü.
Kadınlar, bindikleri arabayla uzaklaştığında sessizlik çöktü.
İso, genç kadının elindeki poşetlerin çoğunu alırken konuştu:
"E şimdi söyle bakayum... hiç kıskanmadun mu sen beni?"
Fadime için bu soru artık son nokta olmuştu.
"Yeter İso ya! Her şeyi oyuna çeviriysun! Yok o baktı yok bu güldü, bana ne ya? Bana çevirup durma lafı!"
İso şaşırdı ama geri adım atmadı.
"Ben bi şey yapmayrum ki, sen kendi kenduni ele veriysun."
"Ben kimseyi kıskanmam!" dedi Fadime. "Hele seni hiç!"
"Yalan söyleme bari Fadime Furtuna..." dedi İso sakince.
Fadime'nin ise duyduklarıyla tüm bedeni sinirden kaskatı olmuştu adeta.
"Furtuna olunca yalan söyleme özelliği yüklendu herhalde bana da!"
Tam o anda gök gürledi. İkisinin bakışları da aynı anda tamamen griye dönen gökyüzünü buldu.
İlk damla Fadime'nin yanağına düştü.
Sonra bir tane daha.
Sonra bir sürü.
Koşarak arabaya doğru ilerlediler fakat yalnızca birkaç metrede bile çoktan sırılsıklam olmuşlardı.
Nefes nefese arabaya bindiklerinde İso, elindeki poşetleri arka koltuğa bıraktı. Yağmur camlara vurduğunda çıkan sesten başka bir ses olmadı bir süre arabada. Dışarıdan gelen koşuşturma sesi boğukça duyuluyordu sadece.
Genç adam bakışlarını Fadime'ye çevirdiğinde titrediğini fark etti. Soğuktan mı, sinirden mi emin olamamıştı. Islanan saçlarının ucu boynuna yapışmış, pek bir şey göremese de camdan dışarı bakıyordu.
İso kaloriferi açtı. Ardından tereddütle arka koltuğa uzandı yeniden. Oradaki ceketini alıp yavaşça Fadime'nin omuzlarına bıraktı.
Genç kadın önce tepki vermedi. Sonra ceketin iki yanından tuttu. Tuttuğu kumaş parçalarını birbirine yaklaştırmaya çalıştığında fark etti ne kadar üşüdüğünü.
Arabada buğu yükselirken İso direksiyona yaslandı. Ona bakmıyordu.
"Üşüdün mü?" diye sordu.
"Yok." dedi Fadime. Sesi yumuşak olmaktan ziyade daha çok yorgundu.
Birkaç saniye geçti aradan.
"Sabahki kız..." dedi İso, gözleri hâlâ camdayken. "Gelmez bir daha."
Genç kadın hemen cevap vermedi.
"Beni ilgilendirmez." dedi sonra.
İso başını hafifçe salladı.
"İlgilendirdi ama."
Fadime'nin gözleri İso'yu buldu.
"İso..." dedi uyarı gibi.
"Tamam.." dedi hemen. Cümlesini devam ettirmeden sustu genç adam.
O sırada yağmur hızlandı. Göz gözü görmeyecek kadar kötüleşmişti hava aniden.
Arabanın içi ısınmaya başlamıştı ama Fadime hâlâ kollarını göğsünde tutuyordu. İso bunu fark etti.
"Fadime..."
Bu kez kavga etmek için değildi seslenişi. Genç kadının bakışları İso'yu bulmadı ama devam etmesi için dinledi.
"Ben... seni zor durumda bırakacak bir şey yapmam."
"Zaten yapmadın," dedi kısık sesle Fadime. "Ben kendime kızdım."
İso kaşlarını çattı.
"Niye?"
Fadime gözlerini kapadı bir an.
"Çünkü... umurumda olmaması gerekiyordu."
Yine duyulan tek şey yağmur damlalarının camlara çarpan sesiydi.
İso'nun gözleri hâlâ Fadime'nin üzerindeydi. Merakla bakıyordu genç kadına.
"Bazen oluyor demek ki..." dedi.
Fadime cevap vermedi. Omuzlarındaki cekete biraz daha sığındı.
Yağmur camdan akarken İso'nun direksiyondaki eli radyoyu buldu.
"Yağmur biraz dinsin, öyle gideruz."
Fadime yavaşça kafasını salladı. Ardından genç adam radyoyu açarak bir şarkı bulmak için kanalları karıştırdı bir süre. Çok geçmeden birinde durdu.
"Lambanın şavkına da Fadimem, sevgilim yazar..."
Şarkının ve yağmurun sesi, ikisinin nefesi...
Arabada başka hiçbir şey yoktu.
