15. bölüm / 17
İsfad Kısa Hikayeler𝘐𝘯𝘵𝘪𝘮𝘪𝘵é
Bölümler 17Şu an: 𝘐𝘯𝘵𝘪𝘮𝘪𝘵é
- 1 "Mektup"1.933 kelime
- 2 "Meydan Okuma"1.902 kelime
- 3 "Kıskançlık"3.481 kelime
- 4 "Teselli"2.287 kelime
- 5 "Yol Arkadaşı"3.175 kelime
- 6 "Ölüm ve İhanet"3.314 kelime
- 7 "Misafir"1.388 kelime
- 8 "Yalan"2.927 kelime
- 9 "Sevgili" (+18)1.825 kelime
- 10 "Sevda"792 kelime
- 11 "Taş Köprü"2.712 kelime
- 12 Taş Köprü P2~Yüzleşme2.438 kelime
- 13 L'Aube696 kelime
- 14 Korku1.092 kelime
- 15 𝘐𝘯𝘵𝘪𝘮𝘪𝘵é1.750 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 "Aramızda"1.293 kelime
- 17 "Aramızda"1.313 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"İkimiz birlikte mi baksak, düşmanlık çıksa geriye kalacak o kadına?"
Söylediğim her kelime zihnimde tekrar tekrar yankılanıyordu. Söylemiştim ama nasıl olacaktı ki? Ne diyecektim mesela? Hiç düşünmeden konuşmuştum, içimden öyle gelmişti o an. Ama şimdi...
Şimdi, yayladaki taş evin dört duvarı arasında, kuzineden yükselen yanan odunların çıtırtılı sesleri eşliğinde televizyonun rastgele bir kanalında oynayan eski filmi izliyorduk. Ne zamandır televizyon açık, ne zamandır adını bile bilmediğim karakterlerin isimleri yankılanıyor evde hiçbir fikrim yoktu.
"Ne kalıyor ki geriye düşmanlık çıkınca?"
Zihnimi meşgul eden tek düşünce buydu. Başka bir şey düşünemiyordum bile. Bu sessizlik İso'ya fazla gelmiş olacak ki art arda aldığı derin nefeslerle sıkıntısını belli ediyordu.
"Fadime,"
"Hm?"
"Uyusak mı?"
Bezgin sesiyle sorduğu soru bu kez benim derin bir nefes almama sebep olmuştu. Konuşamıyor olmam en az beni ettiği kadar onu da rahatsız ediyordu.
"Benim uykum yok gibi. Sen uyu..."
Verdiğim cevap onu mutlu etmemişti ama başka bir şey söylemek de istemiyordum.
"İyi geceler o zaman?"
"İyi geceler."
Uzandığı koltuktan kalkarak yatak odasına doğru ilerledi. Hemen arkasından ben de otutur pozisyona geldim koltukta ama peşinden gidemedim. Ne diyecektim ki?
"Ben sana aşığım ama söyleyemiyorum." mu diyecektim?
Omuzlarım düşmesine engel olamadım o an.
"Fadime!"
Bana seslenen İso ile kaşlarım çatılmıştı. Hemen arkasından gelen gürültüyle birlikte hızla yerimden kalkıp yatak odasına ilerledim.
Açık duran kapıdan geçerken seslerin nereden geldiğini aradım gözlerimle. Gardırobun önünde yere dağılmış yorgan ve yastıklar, yastıkların hemen yanındaki ahşap sandığın açılmış kapağı, sağa sola fırlatılmış gibi duran terlikler ve yatağın yanında yere oturmuş, elinde hasır bir sepetle beni bekleyen İso'yu görmemle gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Koskoca odayı iki dakikada savaş alanına çevirmişti resmen.
"İso, ne oldu burada?"
Bana çevirdiği bakışları önce odada gezindi sonra muzip bir ifadeyle yeniden gözlerimi buldu.
"Kusura bakma ya, ben fark etmedim odanın ne kadar dağıldığını..."
Masum sesi yüzümde bir tebessüm bırakırken sıkıntıyla nefes verdim.
"Neyse, hallederiz onu; gelsene bak ne göstereceğim sana!"
Eliyle tuttuğu sepeti işaret ettiğinde içindeki oyuncak araba ve silahları gördüm. Merakla yanına giderken ben de tıpkı onun yaptığı gibi terliklerimi çıkarıp serdiği yer yatağının boş köşesine oturdum.
"Fadime, hani biz her şeyi konuşabiliyoruz ya..."
Aldığı derin nefesin ardından bakışlarını oyuncak sepetine indirdi.
"Evet," devam etmesi için onu onayladığımda sepetin içinden küçük sarı renkli bir araba aldı eline sonra sözüne devam etti.
"Sana göstermek istedim bunları.. Çocukluğum bunlarla geçti benim."
Bu küçük itiraf tüylerimin ürpermesine sebep oldu. Benimle çocukluğunu paylaşıyordu..
Sepetin içindeki diğer oyuncaklara baktı, elindeki arabayı bırakıp yerine sepetin köşesinde kalan misket torbasını aldı. Torbanın ağzını biraz aralayıp birkaç misket eline döktü.
"Bunları, birinci sınıfta arkadaşım Halil'le oynarken kazanmıştım.. O zamanlar büyük işti ha böyle avuç avuç misket almak."
Bakışlarında gezinen bulutları gördüğümde çocukluğumuzun üstünden ne kadar zaman geçtiğini anladım, sadece yıllar değildi geçen...
"Sen kesin hile hurda yapmışsındır!"
Duyduklarıyla hakarete uğramış gibi baktı gözlerime.
"Canım karım, ayıp ediyorsun..."
Kendimi tutamayıp gülmeye başladığımda o da katılmıştı gülüşüme. Sonra rengi solmuş, ipi koptu kopacak gibi duran topaca uzandı. Biraz önceki dağılan bulutlar yeniden inmişti bakışlarına.
"Bu,"
Kısa bir nefes aldı devam etmeden önce.
"Babamın bana hediyesiydi... çok seviyordum bununla oynamayı, yeri ayrıydı yani. Ondan sonra bir daha almadım elime gerçi..."
Babalarımızın gölgesini ilk kez bu kadar üzerimizde hissettim. Mezarlığa gittiğimizde bile bu kadar ağır değildi geçmiş...
Buraya düşmanlığı unutmaya gelmiştik, yeniden aramıza mesafe girmesini istemiyordum. Sepetin içinde gözüme çarpan oyuncak silahı aldım elime hiç düşünmeden.
İso'ya doğrulttum ardından.
"Geçmişin yaralarını deşmekten tutuklusun İsmail Furtuna, kaldır ellerini!"
Sahte bir sitemle söylediğim sözlerle İso sanki çok ciddi bir şey yapıyormuş gibi ellerini ağır hareketlerle havaya kaldırmaya başladı. Ben zafer edasıyla gülümserken o ise bir an da sepetin içindeki diğer silahı aldı bir eli hala havadayken. Ne olduğunu anlamadan kendi silahını bana çevirdi ve ateş etme sesini taklit ederek beni vurdu.
Oyununa ayak uydurmak için vurulmuş gibi yaparak başımı arkamdaki yatağa bıraktım.
"Çift tabanca gezen birisi için çok yavaşsın, Fadime Furtuna..."
Soyadına yaptığı vurgu bu kez rahatsız etmemişti. Yüzümdeki gülümsemeyi bozmadan kaldırdım kafamı.
"Avans verdim Furtunacuk, hemen havalanma."
Cümlemi bitirir bitirmez ben de onu vurmak için parmağımı silahın tetiğine götürüp, onu taklit ederek ateş etme sesi çıkardığımda an da kalbini tuttu.
"Ah, karım beni kalbimden vurdu!.."
Acı dolu nidasıyla birlikte başını yana doğru eğerek gözlerini yummuştu.
"Bir de bayıl istersen İso?"
Kahkaha atarak başını kaldırdığındaki bakışları midemde boşluk hissi bırakmıştı. Bir an, kısacık bir an sadece gerçekten evliymişiz gibi hissettim.
Gülümsemem fark ettiğim gerçekle biraz bozulmuş olmalı ki İso'nun da bakışı değişmişti.
O an hiç düşünmeden söze girdim.
"Hani sen, mezarlığa gittikten sonra yüzüme bakmadın ya..."
Çatılan kaşlarıyla dinliyordu beni.
"Ben..." elim saçlarıma gitti, karıştırdım hafifçe. Bunu daha kolay söyleyebileceğim hiçbir yol yoktu sanki.
"Ben sana çok alışmışım.. Ama o günden sonra sen sanki yanımda değil gibiydin," söylediklerim kulaklarıma vardığında kendime daha da şaşırıyordum. Duraksarsam bitiremeyecektim cümlemi, devam ettim hiç düşünmeden.
"Sen yanımda olmayınca seni bulmam gerekiyormuş gibi hissediyorum..."
Bakışlarım şimdi İso hariç her yerdeydi. Bir şey söylemiştim ama nereye varmak istiyordum, emin değildim.
"Fadime, hani biz buraya düşmanlık çıkınca ne kalıyor görmeye geldik ya.."
Sesiyle bir kez daha gözlerine çıkardım bakışlarımı. Usulca başımı salladım.
"Ben nasıl yapacağımızı buldum galiba."
Ben merakla bakışlarımı yüzünde gezdirirken; o, elimdeki silahı alarak kendi elindeki silahla birlikte tekrar sepete koydu. Hemen ardından bacağımın üzerinde duran elimi tutarak bakışlarını gözlerime sabitledi.
"Kapat gözlerini..."
Ben tereddütle bakarken hafifçe tuttuğu elimi sıktı. "Güven bana." der gibiydi. Derin bir nefes alarak dediğini yaptım. Gözlerimi kapattıktan sonra bu kez onun nefes sesini duydum.
"İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun? Deli gibi yağmur yağmıştı o gün..."
"İlve abla, elma şekeri alalım mı?"
Yedi yaşındaki Fadime'nin sesi yankılandı kulağımda.
O soruyu sorduktan sadece birkaç saniye sonra çamurlu suyla ıslanmıştım tepeden tırnağa. Daha ne olduğunu anlayamadan sarı saçlı bir çocuk karşıma geçip kahkaha atmaya başlamıştı.
Hatırladıklarımla yüzümde beliren tebessüme engel olamadım.
"O gün soyadımı hiç öğrenmeseydin yine de elinde taşla kovalar mıydın beni?"
Kovalar mıydım sahi?
"Kovalamazdım."
Aynı nefes sesini duydum yine. Sonra İso devam etti sorularına.
"Komşu köylerin birinde düğün vardı. Koçariler de Furtunalılar da gitmişti o düğüne hatırlıyor musun?"
"Müsaade var mı Koçari kızı, gireyim mi sağ koluna?"
Hayal gibi birkaç anı vardı o düğünden aklımda kalan. Yine de başımı salladım.
"O gün Koçarili olmasaydın beni silahla tehdit etmek yerine sağ koluna girmeme izin verir miydin?"
"Verirdim." Koçarili olmasaydım eğer.
"Lise mezuniyetini hatırlıyor musun?"
"Furtuna uşağı, seni gebertirim duydun mu beni? Bir daha dokunmayacaksın Büşra'ya!"
O sözümün üzerine bütün mezuniyeti mahvedecek bir kavga çıkmıştı. Hastanede bitmişti birçok kişi için o gün...
"Hatırlıyorum."
"O gün Furtunalı olmasam seni o kavganın arasından çıkardığım için teşekkür eder miydin bana?"
"Ederdim."
Bir süre duraksadı.
"Sen Koçari, ben Furtuna olmasaydık ve ben sana evlenme teklifi etseydim, kabul eder miydin?"
Gözlerimi açtığımda onun çoktan beni izlediğini gördüm. Nefesim kesilir gibi hissettiğim o an ikimizde aynı anda titrek bir nefes verdik.
Ben Koçari olmasaydım, sen Furtuna olmasaydın yine evlenmek isterdim seninle.
Bu düşünce bütün bedenimin titremesine yetmişti bile. Gözlerimin ıslandığını hissediyordum. Cevap verecek gücü başta bulamadım kendimde, başımı yukarı aşağı hareket ettirdim. Sonra fısıltı gibi çıkan sesimle cevap verdim gözlerimi gözlerinden ayırmadan.
"Ederdim."
Dudakları hafifçe kıvrılırken derin bir nefes aldı.
"İşte, düşmanlık bizden gidince geriye kalan bu Fadime. Sadece sen ve ben."
Bir hayal gibi geliyordu söyledikleri. Düşmanlık çıksa aramızdan, sadece biz olsak... İmkansız bir hayal gibi. Şerif Furtuna hâlâ dışarıdayken, insanlar hâlâ evliliğimizin gerçek olduğuna inanmazken...
"Ama... dışarıdaki kimse bizi sadece Fadime ve İsmail olarak görmeyecek İso."
Duygularımı kendime saklayarak bir yere varamamıştım. O çocukluğunu sererken karşıma ben de en azından korkularımı anlatmalıydım.
"Furtunalılar Koçari'ye ihanet etti Koçari de Furtuna'nın canına kıydı. Kimse mutlu olamadı ki... Bizi hep düşman bilecekler, biz bile..."
Sesimin git gide kısıldığını fark ettim cümlemin sonuna varana kadar. İso'nun tepkisiz hali, dalgın bakışları canımı yakıyordu.
Gözlerini benimkilerden kaçırırken "bitti" dedim kendime. Daha başlamadan bitti.
"Kimse bizi sadece biz olarak görmeyecek,"
Tuttuğu elimi iki eliyle avuçları arasına alarak baktı gözlerime. Hafifçe eğdiği başıyla bana bakarken yüzümde gezinen gözleri geçtiği yerde umut bırakıyordu sanki.
"Düşman da diyecekler; doğru. Ama bir seyi unutuyorsun..."
"Neymiş o?" Titreyen sesime aldırmadan dinlemeye devam ettim.
"Bugüne kadar hiçbir Furtunalının Fadime Koçari gibi bir eşi olmadı. Bugüne kadar ben sana hiç ihanet etmedim. Bizden önce kimin ne yaptığı umrumda değil Fadime... Ha, sen bir gün canımı almak istersen onu bilemem..."
Alayla karışık söylediği son cümlesi, gülümsememi sağladı o an.
Onu taklit ederek aynı alayla sordum.
"Hiç korkmuyor musun, canını almamdan?"
"Bu can bir gün alınacaksa eğer, senin elinden olsun." Kısa bir nefes verdi. "Canın sağ olsun derim en fazla..."
Birimiz ölmek zorunda mıydı illa?
"Deme. Öyle deme yani. Ölmesin artık kimse.."
Hissettiğim korku baş gösterirken gevşek bıraktığım elini biraz daha sıkı tuttum.
"Tamam, demem."
Sesindeki güvenle birlikte bir anlık cesaretle boştaki elimi İso'nun yanağına çıkarttım. Yeni çıkmaya başlayan sakalları parmaklarıma batarken kalbim kulaklarımda uğulduyordu.
Şaşkın bakışları karşısında elimi çekmemek için sadece kendi elime odaklanmaya çalıştım. Aramızdaki mesafeyi biraz kapatarak yanağına uzandım usulca. Biraz önceki parmaklarımı rahatsız eden sakalları şimdi dudaklarıma batıyordu. Heyecanla yükselen nabzıma inat hareketlerimi yavaş tutmaya çalıştım.
Gözlerimi kapatırken dudaklarımı bastırdım tenine. Daha şimdiden yanaklarımın alev aldığını hissediyordum. Geri çekilirken İso'nun gülümseyişini gördüm.
Hiç beklemeden elleri arasındaki elimi dudaklarına götürdü ve ufacık bir öpücük bıraktı avcuma. Henüz tam uzaklaşamadan yaptığı bu hareketle gözlerimin dolduğunu hissettim. Anlık bir hareketle elimi ellerinden çekip kollarımı boynuna doladım.
Hemen ardından İso'nun kolları da benim bedenimi sarmalamıştı. Aramızdaki yakınlığın üzerine bu kez iyice yaklaşmıştım ona doğru. Bir süre ikimizde neredeyse nefes bile almadan bu şekilde kaldık.
İçimde adını bugüne dek koyamadığım o duygu bir kez daha baş gösteriyordu. Abime sarıldığımda da aynı his beliriyordu kalbimde:
Huzur.
İso'nun boynum ve saçlarım arasında bir yerde derin bir nefes aldığını duydum. Huylanarak hafifçe kıpırdandığımda aramızdaki mesafeyi açtı. Çok az geri çekildiğimde bu kez alınlarımız değiyordu birbirine. Bir elini belimden çekerek yanağıma getirdi.
İlk kez dokundu kendisine yasaklı bildiği yüzüme. İlk kez sildi tek hareketiyle daha akmamış gözyaşlarımı.
Mavilerinde kopan fırtınada kaybolan bir şeyler vardı. Gözlerini benden ayırmazken bir kez daha aramızdaki mesafeyi azalttı, azalttı. Soluklarımızın karıştığı o âna dek yakınlaştı...
Biraz açık biraz kapalı duran göz kapaklarım artık teslim olur gibi örttü tüm harelerimi. O sırada dudaklarımda hissettiğim baskı nefesimi kesmişti. Midemde tarifsiz bir his peyda olurken İso, bu ufacık öpücüğün ardından geri çekilmişti bile.
Merakla aralanan gözlerim, tereddütlü bakışlarını bulduğunda o adını bile koyamadığım histen cesaret alarak bu kez ben kapattım aramızdaki bir nefeslik mesafeyi.
Zaten boynunda duran parmaklarım saçlarına karışırken onun eli de yanağımdan çeneme, neredeyse boynuma doğru bir yol çiziyordu. O birkaç saniye, dünyanın etrafımızda dönmeye karar verdiği sonsuz bir an haline gelmişti.
Aynı ağır hareketlerle soluklanmak için birbirimize zaman tanıdığımızda mavilerindeki fırtınanın dindiğini fark ettim. Belli belirsiz bir gülümsemeyle kıvrılan dudaklarıma bakıp yanağım ve dudağım arasında bir yere bir öpücük daha bıraktığında sadece onunla olmayı ne kadar çok sevdiğimi itiraf edebildim kendime, sadece onunla olduğum Fadime'yi ne kadar çok sevdiğimi...
Bölüm etkileşimi
